Genç Werther'in Acıları

8,3/10  (1.482 Oy) · 
4.815 okunma  · 
1.351 beğeni  · 
29.199 gösterim
Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.
(Tanıtım Yazısından)
  • Baskı Tarihi:
    2011
  • Sayfa Sayısı:
    126
  • ISBN:
    9786053603511
  • Orijinal Adı:
    Die Leiden des Jungen Werther
  • Çeviri:
    Mahmure Kahraman
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Elif 
 12 Ara 2016 · Kitabı okudu

Genç Werther'in Acıları, Goethe ' yi 25 yaşında şöhrete ulaştıran, kendi hayatından da esinlenerek 1774 yılında yazdığı kurgu mektuplardır. Yazıldığı dönem intihar salgınına sebep olmuş, gençleri intihara sürüklemiştir.


Goethe asistanlık yaptığı dönem, birlikte çalıştığı ve nişanlı olan bir kıza aşık olmuştur. Aynı tarihte arkadaşı olan Wilhelm yasak bir aşk yüzünden intihar etmiştir. Kendi yasak aşkını ve arkadaşının intiharını birleştirip bu mektupları ortaya çıkarmıştır. Kitapta Werther nişanlı olan Lotte ' ye aşık olmuş ve bu aşk zamanla saplantıya dönüşmüş. Aşkını ve acılarını arkadaşı Wilhelm e mektuplarla anlatmış. Yalnız Lotte nin tutarsız davranışları kitabı bitirene kadar beni çıldırttı. Werther e mi kocasına mı aşık bir türlü anlayamadım. Beni konusu ve akıcılığıyla etkileyen bir kitap ve tavsiye ederim.

Onur Erol 
 26 May 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okumak kimsesiz karanlık bir sahilde dolaşmak gibi gerçekten. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biri diyebilirim. Sayfalara post it yapıştırmaktan kitap şişti, kalınlaştı. Ne yazsam ne söylesem bu kitabı ve Werther'in acılarını size anlatamam. Alın ve okuyun. Beğenmezseniz bana getirin ben bir daha okurum :)

Semih 
 20 Eki 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Tarihsel olarak bu kitabın incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle küçük bir araştırma yaptığımda kitabın Goethe tarafından 1774 yılında tam iki haftada yazıldığı bilgisine ulaştım. Bu kadar kısa sürede böyle nitelikli bir kitabın yazılabilmesi bana imkansız gibi gelse de hemen hemen her yerde bulunan bu bilgiyi sizinle de paylaşmak istedim. Mümkün müdür gerçekten iki haftada böyle bir eser yaratabilmek?

Kitabın yazılmasından sonra Werther holiganları tarafından Almanya'da intihar olayları artmış ve bu yüzden kitap uzun bir süre yasaklanmış. Hatta o dönem Almanyası'nda kitabın okuyucuları kitaptan öyle çok etkilenmişler ki, kitaptaki ana karakter olan ”Werther gibi giyinme ” modası başlamış. Ortalığı mavi ceket ve sarı pantolon giyen gençler sarmış. Bu bilgi gerçekten çok hoş bir bilgi. Düşünün, bir kitabın bir insanın kılık kıyafetini nasıl değiştirebileceğini... İşte öyle etkileyici bir eser.

Roman, Werther’in arkadaşına yazdığı ve imkansız bir aşkı anlattığı mektuplardan oluşuyor. Dönemin gençlerinin kitaptan oldukça etkilenmelerinin sebebi ise kitaptaki bunalım halinin oldukça sarsıcı, gerçekçi ve çekici olmasıdır bana göre.

Konu ise şöyledir: Werther adındaki genç bir hukuk stajyeri, Lotte isimli bir kadına aşık olur. Bu aşk ıstırap ve acı doludur aynı zamanla imkansızlıklarla ve engellerle sarmalanmıştır. Çünkü Lotte nişanlı bir kadındır ve toplumsal kurallar Werther ile Lotte'nin birleşmesine imkan tanımaz. Burada karşımıza şöyle bir soru çıkabilir: Nişanlı veya evli bir kadına/erkeğe aşık olmak etik midir?

Werther’e karşı boş olmayan Lotte ise toplum normlarına karşı gelemez ve nişanlısıyla evlenir. Bu acıya dayanamayan Werther ise herkesin malumu olduğu üzere intihar ederek hayatına son verir.

Dünya Klasikleri arasında en önce okunması gereken kitaplardan biri olmasının yanında, konusunun özgünlüğü ve tarihsel açıdan insanları bu denli etkilemiş olmasıyla türevlerinden birkaç adım önde olan kitaptır. Mutlaka bir gün okunmalıdır.

YNT 
 16 Oca 16:26 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kentin kalabalığından bunalmış, sade bir yaşam sürmek isteyen bir genç adam Werther... İçinde duyumsadığı o sıkıntıdan kurtulmak için bir kasabaya yerleşiyor ve ilk izlenimlerini, alışma sürecini arkadaşı Wilhelm'e aktarıyor. Mektup tarzıyla yazılması karakteri tanımamız açısından oldukça iyi, düşüncelerini, hislerini çok daha iyi anlayabiliyoruz. Werther bir davette tanıştığı Charlotte adındaki genç bir kadına aşık oluyor ama aşkı karşılık bulmuyor ne yazık ki, Charlotte yalnızca bir dost olarak bağlanıyor Werther'e. Mektuplar yalnızca genç adamın ağzından yazıldığı için o nasıl görmek istiyorsa o şekilde görüyoruz ve ben Werther'in "beni seviyor" demesine rağmen Charlotte'nin onu sevdiğini düşünmüyorum, bir bağlılık, değer verme, belki içgüdüsel bir arzu... Charlotte'ye gittikçe artan tutkusu Werther'i büyük bir çıkmaza sokuyor zira Charlotte nişanlıdır ve yakın zamanda evlenecektir. Werther bu süreçte genç kadının nişanlısı Albert'i yakından tanıma imkanı buluyor, düşüncelerinin aksine iyi bir dost, iyi bir insan olduğunu fark ediyor ve vicdanı daha fazla sızlıyor... Yazdığı mektuplardan da anlıyoruz ki Werther işin içinden çıkamıyor. Evli bir kadına duyduğu tutkuyu ahlaklı olarak bulmuyor fakat kalbine de bir türlü söz geçiremiyor. "Niçin ben Werther? Niçin bir başkasına ait olan ben?" (syf 134)

Yaşanılanlar o kadar gerçek ki, basit bir olayı bu kadar güzel kılan da bu, sanki o mektuplar size yazılmış... Denildiğine göre zamanında Goethe de böyle umutsuz bir aşka düşmüş ve şu sözleri söylemiştir: "Beni çok etkileyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim!"

Werther, kendini doğanın bir zerresi olarak tanımlar ve insanın bazı şeyleri başarabilmesi için doğanın kurallarına uyması gerektiğine inanır. Resmi iyi olan Werther içgüdüleriyle hareket edemediği, toplum kurallarına uymak zorunda kaldığı için doğayı duyumsayışı zayıflar, genç adam resim yeteneğini kaybeder ve çevresini, varlığını, Tanrı'yı sorgulamaya başlar... Umutsuz bir aşkın genç adamı nasıl mahvettiğine, ruhsal durumunu nasıl bozduğuna ve Charlotte'yi nasıl saplantı haline getirdiğine, keder ve acı dolu mektuplarında yavaş yavaş tanık oluyoruz. Dünyaya bakışı değişen Werther daha önce "cennet" benzetmesi yaptığı doğada artık ölümü görüyor... "Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?" (syf 69)
Werther'in doğayı ruh haline göre algılaması bize şunu sorgulatıyor, bahsedilen ilişki yalnızca Werther'in hayal gücü mü acaba? Charlotte Werther'i gerçekten sevdi mi yoksa Werther mi öyle görmek istedi?

İşte Genç Werther'in Acıları... Tek kelimeyle ba-yıl-dım! Bu nasıl bir anlatım nasıl bir duygu aktarımıdır? "Lütfen Werther'e bir şey olmasın!" diye yazara yalvara yalvara okudum... Açıkçası başlarda biraz sıkılmıştım çok bir şey de beklemiyordum kitaptan, yanılmışım. O kadar güzel ki, bitirdiğimde bir kez daha okudum. Bazı yerlerde Werther'in hareketleri çok tuhaf geldi, kadın ona huzurum için evime gelme diyor bu hala vedalaşma, mektup yazma derdinde. Hiç mi gururun, kendine saygın yok be adam? Anladım ki hayatım yalanmış, ben hiç aşk yaşamamışım. :/ Yinede bu günden itibaren en sevdiğim erkek karakter ilan ediyorum Werther'i. Mutlaka okunması gereken bir eser, Werther'in acılarına ortak olun derim...

Nurhan Işkın 
28 Şub 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Genç Werther' in arkadaşı Wilhelm' e düşüncelerini, duygularını yazdığı mektupları...

Werther platonik aşk beslediği Lotte' nin nişanlı olmasından dolayı, hem ahlaki açıdan, hem dinsel ve vicdan açısından ona olan duygularını, sevgisini bir iç döküş niyeti ile mektuplara dökmüş. Duygularını, içsel çatışmalarını, çaresizliğin verdiği ızdırabı, kıskançlıklarını paylaştığı bu mektuplar, aşkın kutsallığını tekrar düşünmemizi sebep olacak...

Son bölümünü okurken,Werther' e birşey olmasın diye dua ederek okudum...

Muhteşem bir edebi eser. Werther ile düşünüp onu o kadar yanınızda içinizde hissediyorsunuz ki, bitmesini istemiyorsunuz...

ihtiyar 
30 Oca 2017 · Kitabı okudu · 2 günde

İncecik bir kitap için söylenecek çok şey varsa ve söylenmişse, bir ülkede okurla buluştuktan sonra bir akım yaratmışsa bana söyleyecek söz ne kalır ki. Alıntı yapmak için daha ilk sayfalarda 1000Kitap'a girdiğimde boynum bükük çıktım, benden önce kitabın her yeri alıntılanmış.
Romana geçmeden önce çevireninde hakkını vermek gerekiyor, bence çok başarılı bir çeviriydi. Acılar ve coşkular çok sade ve yalın bir şekilde anlatılabilmiş ki kolay değildir böyle anlatabilmek, mektup şeklinde yapılan kurgu direk anlatıcının ruh halini yansıtmakta kolaylık sağlamış.
Kitabın içindeki bazı şeylere değinmemek için zor tutuyorum kendimi, değindiğim an kitabı özetlemiş olacağımın farkındayım. İnsanca ve insana özel sadece aşk meselesi değil farklı konularda vardı içinde, onlar üzerine bile konuşulabilir. Çeşmenin başında kaç kız kendine koca bulmuş, ya da kaç erkek kendine eş bulmuş muhabbeti sanki sadece bizde olurmuş diye düşünmüş olabileceğimi düşündüm bu konuya yazarımız değinirken. Çeşmenin başında hizmetli konumunda bir kıza yardım etmek isterken üst sınıftan biri olan Weither, bir Kont'un yanında çalışırken bulunmaması gereken bir davette bulununca kendisi aşağı sınıftan biri oluverdi. Bir aşkı etik olmayacak bir şekilde reddetti, yine etik olmayacak bir şekilde başka bir aşk yaşadı. Mektuplardan oluşuyor gibi basit bir izlenime girilmemeli ki çok başarılı bir kurgu.

Esmeralda 
16 Şub 2017 · Beğendi · 9/10 puan

‘’O kadar çok kendimle uğraşıyorum, yüreğimde öyle fırtınalar kopuyor ki, diğer insanları kendi hallerinde bırakmayı yeğliyorum; keşke beni de kendi halime bıraksalar..’’ Goethe, romantizmin en güçlü kalemlerinden. Romantizm, sadece romantizm değildir. Sadece kendi ruh dünyasına kapılmak değildir. İnsanların dertleriyle de ilgilenmektir. Yanlışları söylemektir. Doğruyu haykırmaktır. Goethe, dostu Wilhelm’e mektuplar yazarken sadece kendi dünyasına eğilmiyor. İnsanların bakış ve görüş açılarına da bakıyor. Dar dünyalarına, dar ufuklarına karşı yakınıyor. Aşk ve doğa kitaba hâkim. Biraz daha derine indiğimizde bambaşka bir dünya bizi karşılıyor. Kibir, kıskançlık, yetinmezlik, küçük dünyaların küçük dertleri, anlayışsızlık, makam ve mevki kavgası.. Yani yüzyılımızın değil insanlık tarihinin sorunlarına bir aşk yazarken bir mektupta yakınırken dile getiriyor.
Aslında ne kadar realist olsak, ne kadar realizmi savunsak, hepimiz birer romantiğiz. Hepimiz aşkın önünde diz çökecek kadar güçsüzüz. Biz aşkın önünde diz çökerken gözlerimiz ve algımız kapalı değil. İnsanların ve insanlığın sorunlarını diz çökerken tam dibimizde buluyoruz. Goethe, bunu başarılı bir anlatımla sergilemiştir.
Werther: Ressam ve gezgin bir filozof. Gezginliği kafasına göre yapmayan biri. Ya insanların tutum ve davranışlarına ya katlanacak ya da gitmeyi seçecek. Werther, gitmeyi seçer ve böylece bir gezgin olur. Ama nereye gitse hep aynı kavgalar ve hep aynı çekilmez insanlar. ‘’Her yerdeki gibiler! İnsan soyu bir kalıptan çıkmadır.’’
Werther, Lotte’yi bulur kendini kaybeder. Hatıralar, hatıralara karşı duyduğu derin hisler, derin hisleri depreştiren Lotte. Ve günden güne eriyip kaybolan kendisi. İçinden mektuplara düşen ahhlar..’’Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?’’ İşte mutluluk Lotte, mutluluğun kedere dönüştüğü yer yine Lotte. Zaten hep böyle olmuyor mu?
Ahh.. Aşk yaşarken bir de kendini kandırmalar eksik olur mu? Olmaz. Geride bıraktığın onca şeyi kendini geride bırakmadan nasıl ayrılabilirsin? Yaşadıklarını geride bırakmak, kendini geride bırakmak anlamına gelmiyor mu? ‘’Sevgili dostum, düzeleceğime söz veriyorum; her zaman yaptığım gibi yazgının önümüze çıkardığı her küçük kederi artık eveleyip gevelemeyeceğim ve geçmiş benim için geçmişte kalacak..’’
Herkes sevdalanır, herkes sever, herkes acı çeker.. Ama insana yakışır bir aşk yaşamak herkesin yapacağı bir şey değil. O yüzden efsane aşklar azdır ‘’Hangi aşk daha büyüktür? Dile düşen mi, yürek deşen mi?’’ Fuzuli, ‘’Mende Mecnun’dan füzun âşıklık isti’dadı var, Aşık-i sadık menem Mecnun’un ancak adı var’’ sözünü nasıl tartacağız? Werther, ‘’Asil ve genç bayım! Sevdalanmak insanca bir duygudur, ama insana yaraşır bir biçimde aşk duymamız gerekir’’ İnsana yaraşır bir aşk, mecnun olmak mı? Fuzuli gibi yürek deşen mi? Werther gibi yürek deşe deşe kaybolmak mı? İnsana yaraşır bir aşk..?
Yürekleri ve utançları çocuk masumiyetinde olan Werther, ‘’Üstelik yüreğime hasta bir çocuğa bakar gibi bakıyorum: Her isteğine izin veriyorum. Ama bunu kimseye anlatma; bana sitem edecek insanlar yok değil çünkü..’’
‘’Ruhumuz ise yitmiş bir duyumun içinde..’’
‘’İnsanı gerekli kılan tek şey sevgidir kuşkusuz..’’
Bu dünyayı iki anlama ayıracak olursak biri ‘’Aşk’’ diğeri ‘’Diğerleri’’. Aşk geldiğinde bütün varlıklar anlamını yitirir ve hiç bakmadığımız görmediğimiz şeylere bakmaya başlar, onlara anlamlar yükleyerek hissederiz. ‘’Akşam gün doğuşunu izlemeyi tasarlıyorum ve sabah yataktan kalkamıyorum; gün boyunca ay ışığını bekliyorum, sonra da akşam, odamdan çıkamıyorum. Ne uğruna uyandığımı, ne uğruna uykuya yattığımı bilmiyorum..’’
‘’Ne gündüz ne gece kaldı benim için; bütün dünya çevremde yitip gidiyor..’’
Aşk yaşarken fark etmek, yalnızca bir şeyi fark edebilir insan, kaybolup gittiğini ve hiçbir şey yapamamak, yapmaya mecali kalmıyor ama kendine sözler vererek ayakta durmaya çalışmak. ‘’Farkındayım yazgım zorlu sınamalara gebe. Ama yılmamak gerek.’’ Ama yıldı…
Yılmak ne kelime, dağıldı, parçalandı, her parçası ayrı ayrı anılarda yavaş yavaş öldü. ’’Şu dağılmış halimi bir görseniz! Duyularım nasıl da hissizleşti! Yüreğim dolup taşmadığı tek bir an bile yok..’’
Werther, Lotte’nin nişanlısı Albert’e nasıl ihanet etsin o iyi yüreğiyle, iyi insana? Wilhelm, bütün ahlar onun suratına çarpıyor, üzülüyor, kederleniyor Werther için. Werther, kayboluyor, hem dış dünyada hem iç dünyasında yüreğinin bir yerlerinde bir zindana kilitliyor kendini. Artık ne bir başkası onu bulabilir ne de kendisi kendini bulabilir..
Keyifli okumalar...

TİRAJE 
02 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Şöyle bir bakayım diye elime almıştım kitabı. Sayfalar arasında gezindim. Sonra ilk sayfasında yazan " Ey güzel insan, sen de onun gibi bir tutkunun esiriysen, onun acıları sana avuntu olsun, eğer yazgından veya kendi hatandan dolayı bir arkadaş bulamıyorsan, bu küçük kitap dostun olsun" bölümünü okuyunca çok samimi bir davet gibi geldi bana ve okumaya başladım plansız bir şekilde - ki bir kitap okurken araya başka kitaplar giripte beni diğer kitabın havasından koparmasın.- Ama iyi ki okumuşum diyorum.

Aşkı anlatımı hayranlık uyandıracak derecede güzel. Onunla birlikte acı çekip, ümitlenip, seviniyorsunuz. Her sayfasında illaki sizi derinden etkileyecek cümleler gizli.

"Ölmek istiyorum" diyen o son ve beni "Sakın yapma" diye yalvartan karar ise çok üzüyor insanı.

"...Hele hele bana onu beğeniyor muyum diye sorulduğunda. -Beğenmek! Bu sözcükten ölürcesine nefret ediyorum. Tüm bilinci ve duyguları Lotte'yle dolu olmadığı halde onu beğenen ne tür bir insandır ki! Beğenmek!..."

Goethe'nin bu kitabı 1774 yılında henüz 25 yaşında iken ilk roman denemesi olarak yazdığını düşünürsek muhteşem bir yetenek.

Canavar Vasfi 
 10 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı üç defa okudum. Oda Yayınevinden iki kez, İş Bankası Yayınlarından bir kez. Son olarak bir defa da Can Yayınlarından okumayı düşünüyorum. Goethe’nin henüz 25 yaşında yazdığı bu kitabı üçüncü okuyuşumda - kitabın derin manasını tamı tamına idrak ederek – dehanın tezahürüne bir kez daha şahit oldum. Yaklaşık 120 sayfacık, insanın büyük sancısı üzerine yazılan şu roman, insanın kafasını karıştırmak yerine onu ufuksuz bir düşünce dünyasına bırakıyor. Düşünüyorsun, sorguluyorsun… Kafan karışmıyor bilakis açılıyor.

Karmaşık ve anlaşılması zor görünen şeylerin, insanlar üzerinde daha büyük bir etki bıraktığına defalarca şahit oldum. İnsan bir meseleyi kavrayamadığında, o meseleye büyük bir gizem ve anlam yüklüyor. Nice saçmalığa gösterilen saygı, dehanın saf güzelliğine gösterilmiyor. Dahiler ise bir meseleyi oldukça sade, basit ele alıyorlar. Ve asla saçmaladıklarına şahit olamıyorsun. Her yaptıkları basit fakat tesiri büyük şeyler olarak karşımıza çıkıyor. Ve ben de üçüncü okuyuşumda bunun farkına vardım. Şimdi sizlere bu kitabın duygu ve düşünce dünyamda yarattığı etkilerden bahsedeceğim. Kimi zaman yanılgıya düşmüş olabilirim. Eğer böyle ise şimdiden affınıza sığınıyorum.

Werther’i hep aşk sancısı çeken biri olarak düşünmüştüm. Ama onun tek sancısı aşktan mı? Esasında onun sancısı, tüm insanlığın ortak sancısı imiş. Yeni anlıyorum. Hepimiz ölüme yazgılıyız ve sonsuzluğu arzuluyoruz. İşte kitabın esas anlatmak istediği bu bana göre. Ve bunu aşmak isteyen insanın zavallı çabası ele alınıyor. Bu büyük yaraya ilaç ise yine insanın kendi ellerinden çıkıyor. Mesela dinler… Bize vaat ettikleri ölümden sonra sonsuz bir mutluluk değil midir? Sınırın bittiği yerden sonra, yeni ufuksuz bir yolculuk, yani cennet, haz dolu sonsuz mekan…

Sanat… Ölümden sonra yaşayacak eserler… Düşünün insanın sonsuzluk ve sınırları aşma arzusu olmasa kim bir eser meydana getirirdi? Ve aşk da bu sonsuzluk, ölümsüzlük iksirlerinden biri değil mi? Nice hikayelerde dağları delen, denizleri aşan aşıklar aslında bir ölümsüzlüğe koşmuyorlar mı?

İşte Werther, bu koşuda önüne çıkan duvara çarpmış ve felakete sürüklenmiş bir kahraman. Mutlu insanlara bakınız, hepsi hayatın kendilerine sundukları ile yetinenlerdir. Bunlar bir çaba göstermezler, herhangi bir şey üretme gayeleri yoktur, ruhları huzurludur, önlerine çıkan fırsatları değerlendirirken gerçekçi davranırlar, kendilerini üzüntüye atacak şeylerden kaçınırlar… Lakin sonsuzluğu arayan insan, bilinçten yoksundur. Onun yazgısı tabiata bir başkaldırıştır, meydan okumadır. Bu meydan okuma nispetince onları bekleyen felaketin miktarı belirlenir. Werther de böyle bir karakter.

Bakınız Werther bu hususta neler söylemiş:

“İnsanın faaliyet içindeki, araştıran yeteneklerinin engellenerek sınırlandığını görünce; tüm mesleklerin zavallı yaşamımızı uzatmaktan başka bir amacı olmayan gereksinimleri karşılamaya yaradığını ve bir de arasında sıkışıp kalınan duvarlara renkli figürler ve aydınlık manzaralar resmedildiği için meraklarımızla ilgili bazı noktalardaki tüm avuntuların yalnızca düşsel bir teslimiyet olduğunu gözlemlediğimde – bunların hepsi Wilhelm, beni dilsizleştiriyor.”

“Sonsuz olan yalnızca doğanın zenginliği ve büyük sanatçıyı yalnızca o yetiştiriyor.”

“Sevgili Wilhelm, insanda hem uzaklara gitmek, yeni keşifler yapmak, gezip dolaşmak, hem de sınırlamalara gönüllü olarak boyun eğmek, alışkanlıkların açtığı yolda ilerlerken sağa sola sapmamakla ilgili dürtüler konusunda çok kafa yordum.”

“ Ah gelecek neyse uzak da odur! Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz.”

“İnsan yazgısı, payına düşene katlanmaktan, sunulan kaseyi sonuna kadar içip bitirmekten başka nedir ki?”

“İnsan övgüler düzülen yarı tanrıdan başka nedir ki! Ne zaman gereksinim duysa, güçlerinden yoksun kalmıyor mu? İster sevinçten uçsun, ister üzüntüden ölsün, her iki durumda da, sonsuzluğun zenginliğiyle kendini yitirme özlemi duyup, o soğuk ve hissiz bilincine yeniden kavuşturulduğu anda engellenmiş olmuyor mu?”

Ve Lotte’nin Werther hakkındaki değerlendirmesi:

“Ah bir kez dokunduğunuz her şeye niçin önüne geçilmez bir sadakatle bağlanıyorsunuz, ruhunuz niçin bu kadar şiddet dolu?”

İşte sınırlara hapsolmak istemeyen insanın düşünce dünyası. Aslında bir bakıma yaşadığı şeyin farkında olan Werther yine de arzusuna engel olamıyor. Bu da hayatın bir cilvesi olsa gerek. İşte bu da yaşamı çekilmez kılan bir şey. İçinde bulunduğu sınırlardan çıkmak, etrafını ören dikenli telleri aşmak gayesi ile çırpınan insanın bir süre sonra yorulması. Bu durum da kitapta geçen şu olağanüstü örnekle anlatılmış:

“Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar, ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.”

Kimbilir, yaşama ve haz isteği ile çırpınan ve buna ulaşamayacağını anlayan bir insan için iyi bir seçimdir belki ölüm. “Madem ki son gelecek, erkenden geliversin” demek aslında sonsuz bir yaşam isteğinin belirtisidir. Ya hep, ya hiç… Bilemiyorum…

Peki son olarak insan elindeki ile yetinmeli mi, yoksa çırpınmalı mı? Kuşkusuz bu huzursuz ruhlar olmasa dünya tarihi bambaşka yazılırdı. Bugün sahip olduğumuz güzel şeylerin pek çoğu, sonsuzluğu arzulayıp, kutsal bir amaçla kendini heba eden insanların ürünü değil mi? Bilemiyorum… Hayattan öğrendiğim – bunu bana öğreten de benim Lottemdi- hayatın bize sundukları ile yetinmek ve anın mutluluğunu yaşamak huzurlu bir ruh için evladır. Lakin yine de ben bu kanaate tam katılmıyorum. İkisinin arasında müthiş bir denge sağlanmalı. Tüm acısına rağmen… Burada sözü bir kez daha Werther’e bırakalım:

“ Tanrı’nın bize her gün sunduğu güzel şeylerin tadını çıkaracak kadar kalbimizin kapıları açık olursa, başımıza gelecek kötü şeylere katlanacak gücümüz olur.”

Werther aslında her şeyin farkında. Ve aradığı aslında kendininkine eş bir ruh. Tüm bu yaşam sancıları ve kötü yazgıya, ancak Lottesi yanındaysa katlanabilir. Ama onun bu küçük isteği bile maalesef gerçekleşmiyor. Tanrı ona bunu çok görüyor. Zavallı Werther!

Eh bu kadar yeter! İçim şişti. Sözlerimi arabesk bir üslupla bağlamak istiyorum:

“Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım” :DDD
https://www.youtube.com/watch?v=gf1BykSMfYs

Bu son cümle ile içine ettim biliyorum. Zaten buralara kadar kimsenin okumayacağını biliyorum.O halde bir parça da ben içimi dökeyim. Ben de sonsuzluğu istedim. Lakin ben de o duvara takılıp kaldım. Fakat bir tesellim şu ki: umarım benim küçük Lottem beni asla unutmaz ve sonsuzluğa bir parçacık da olsa onun kalbinde yaşayarak ulaşırım. Ya da ne farkeder ki bu yoksul hayat bir gün bitecek elbet ve huzura ereceğiz. Onunla zenginleşmesini isterdim sadece.

Kitaptaki Ossian şiiriyle veda ediyorum. Hoşçakalın.

Niçin uyandırıyorsun beni bahar yeli?
Hem esiyor, hem de diyorsun ki:
Göklerin şebnemini yağdırırım!
Oysa yapraklarımın kuruması yakın,
Yakın yapraklarımı dökecek fırtına!
Yarın gezgin gelecek,
Gelecek ve tüm güzelliğimle beni görecek,
Kırlarda her yanda gözleri beni arayacak,
Ama bulamayacak.

Ossian

Genç werther'in acıları... İnce bir kitap olmasına rağmen hemen bitmiyor. Sindire sindire okumak, üzerinde düşünmek gerekiyor. Yeni bittiğinden hala daha sindirebildiğimi düşünmüyorum.

Kitap imkansız bir aşkı konu alıyor. Werther'in Lotte'ye olan saplantılı aşkını... Aşka pek inanmadığımdan olayın aşk bölümünü es geçtim ama genç werther'in acıları sadece bir aşk romanı da değil. Kitapta evli bir kadına aşık olmasından vicdan azabı duyan Werther sık sık çevresini, tanrıyı, varlığı sorguluyor. Zaten bu esere çarpıcılığını veren şey de bu sorgulamalar.

Werther'e göre sanatçıyı asıl yetiştiren şey doğa kanunları. Toplumsal ahlaka göre hareket etmek insanı aklı başında yapar ama kendini doğanın kanunlarına göre değil de toplumsal kanunlara göre sınırlayanlar hiçbir zaman üretken olamaz. Kendine ket vuran hiçbir sanatçı başarıyı elde edemez. Werther'in Lotte'ye olan aşkından suçluluk duyduğundan bu yana hiç resim yapamaması tesadüf değil yani. Nitekim ben de eseri okurken kendime sık sık "Binlerce yıldır içimizde oluşan, atalarımızdan gelen içgüdülerimiz mi; yoksa mantık mı?" diye sormak zorunda kaldım. Benim için bu sorunun cevabı hiç sekmeden mantık. Neyse ki ressam değilim. Werther'inki ise tahmin edeceğiniz üzere doğa.

Kitap Werther'in arkadaşına yazdığı mektuplardan oluştuğundan edindiğimiz bütün izlenimler Werther'in bakış açısıyla yazılmış, bundan diğer karakterlere olan bakışımız da biraz yoruma açık kalıyor. Ben ilk günden bu yana Lotte'nin her şeyin farkında olduğunu ve Werther'e içgüdüsel bir aşk duyduğunu düşünüyorum ama Lotte de toplumun sınırlandırdığı insanlardan, mantık daha ön planda. Kendine bile itiraf edemiyor çünkü seçimini çoktan yapmış. Nişanlısı Albert ile arasında sonsuz bir tutku, aşk yok ama sonsuz saygı, anlayış ve sevgi var. O sevgiyi seçiyor.

Bu kitabı okumadan aşk acısı intiharlarını saçma bulurdum. Bana pek soylu gelmezdi. Şimdi ise bu konuda biraz şüpheliyim çünkü problem aşk, yalnızlık, fakirlik -her ne olursa olsun- bunlar değil. Problem ertesi güne başlayabilme motivasyonu. Problem dünyevi meseleler değil, ruhsal olarak sağlıklı düşünme yetisini kaybetmek. İstediğimiz kadar aptalca bulalım, kişi bu konuma geldikten sonra bunun aptalca olduğunu söyleyerek iyileştirilemez.

Kitabı gerçekten çok beğendim. Birkaç sene sonra ikinciyi, hatta üçüncüyü okuyacağımdan emin olabilirsiniz. Yanlış yorumlarım varsa da affola.

umhn 
21 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

En üzüldüğüm şey gençlerin en güzel vakitlerini aptalca dertlerle geçirmekten yaşamamaya fırsat bulamamalarıdır.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe
Melike Sevinç 
16 Kas 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 102)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 102)
Hakan TEKİN 
21 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Dünyada çocuklar yüreğime tüm varlıklardan daha yakındır."

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 29)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 29)
Sadettin TANIK 
13 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Dünyanın bütün işleri sonuçta aşağılıkçadır. Başkalarına yaranmak, zenginleşmek ve ünlenmek uğruna didinen bir insan da bence kesinlikle bir budaladır.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe

(...) bazen bir anlığına beni yerimden sıçratıp kendime getiren bir cesarete kapılıyorum, o an - nereye gideceğimi bilsem, koşa koşa gideceğim.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, IX. Basım, Ocak 2015)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, IX. Basım, Ocak 2015)

"Tanrı'ya, onu bana bağışlaması için dua edemiyorum; ama yine de o sanki bana aitmiş gibi geliyor. Tanrı'ya, onu bana vermesi için dua edemiyorum; çünkü o bir başkasına ait."

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe
mavera 
04 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ah, bu boşluk! Göğsümdeki bu korkunç boşluk! Yalnızca bir kez, yalnızca bir kez yüreğime bastırabilsem onu..

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 109)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 109)
Muhammet TUNÇ 
05 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ben bir budalayım! Bu dünyada bulamayacağım birini arıyorum.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 13 - İlya Yayınevi (2001 baskısı))Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 13 - İlya Yayınevi (2001 baskısı))
164 /

Kitapla ilgili 3 Haber

Beyin Geliştiren On Kitap
Beyin Geliştiren On Kitap Edebiyatın tedavi edici, sağaltıcı bir işlevi olduğu varsayımına dayanan bir grup bilim insanı, roman okumanın insan beynini geliştiren bir etmen olduğunu kanıtladı.