Genç Werther'in Acıları

8,3/10  (1.044 Oy) · 
3.457 okunma  · 
932 beğeni  · 
15.385 gösterim
Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.
(Tanıtım Yazısından)
Elif Kimya S. 
 12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Genç Werther'in Acıları, Goethe ' yi 25 yaşında şöhrete ulaştıran, kendi hayatından da esinlenerek 1774 yılında yazdığı kurgu mektuplardır. Yazıldığı dönem intihar salgınına sebep olmuş, gençleri intihara sürüklemiştir.


Goethe asistanlık yaptığı dönem, birlikte çalıştığı ve nişanlı olan bir kıza aşık olmuştur. Aynı tarihte arkadaşı olan Wilhelm yasak bir aşk yüzünden intihar etmiştir. Kendi yasak aşkını ve arkadaşının intiharını birleştirip bu mektupları ortaya çıkarmıştır. Kitapta Werther nişanlı olan Lotte ' ye aşık olmuş ve bu aşk zamanla saplantıya dönüşmüş. Aşkını ve acılarını arkadaşı Wilhelm e mektuplarla anlatmış. Yalnız Lotte nin tutarsız davranışları kitabı bitirene kadar beni çıldırttı. Werther e mi kocasına mı aşık bir türlü anlayamadım. Beni konusu ve akıcılığıyla etkileyen bir kitap ve tavsiye ederim.

Onur Erol 
 26 May 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okumak kimsesiz karanlık bir sahilde dolaşmak gibi gerçekten. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biri diyebilirim. Sayfalara post it yapıştırmaktan kitap şişti, kalınlaştı. Ne yazsam ne söylesem bu kitabı ve Werther'in acılarını size anlatamam. Alın ve okuyun. Beğenmezseniz bana getirin ben bir daha okurum :)

Nurhan Işkın 
28 Şub 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Genç Werther' in arkadaşı Wilhelm' e düşüncelerini, duygularını yazdığı mektupları...

Werther platonik aşk beslediği Lotte' nin nişanlı olmasından dolayı, hem ahlaki açıdan, hem dinsel ve vicdan açısından ona olan duygularını, sevgisini bir iç döküş niyeti ile mektuplara dökmüş. Duygularını, içsel çatışmalarını, çaresizliğin verdiği ızdırabı, kıskançlıklarını paylaştığı bu mektuplar, aşkın kutsallığını tekrar düşünmemizi sebep olacak...

Son bölümünü okurken,Werther' e birşey olmasın diye dua ederek okudum...

Muhteşem bir edebi eser. Werther ile düşünüp onu o kadar yanınızda içinizde hissediyorsunuz ki, bitmesini istemiyorsunuz...

İncecik bir kitap için söylenecek çok şey varsa ve söylenmişse, bir ülkede okurla buluştuktan sonra bir akım yaratmışsa bana söyleyecek söz ne kalır ki. Alıntı yapmak için daha ilk sayfalarda 1000Kitap'a girdiğimde boynum bükük çıktım, benden önce kitabın her yeri alıntılanmış.
Romana geçmeden önce çevireninde hakkını vermek gerekiyor, bence çok başarılı bir çeviriydi. Acılar ve coşkular çok sade ve yalın bir şekilde anlatılabilmiş ki kolay değildir böyle anlatabilmek, mektup şeklinde yapılan kurgu direk anlatıcının ruh halini yansıtmakta kolaylık sağlamış.
Kitabın içindeki bazı şeylere değinmemek için zor tutuyorum kendimi, değindiğim an kitabı özetlemiş olacağımın farkındayım. İnsanca ve insana özel sadece aşk meselesi değil farklı konularda vardı içinde, onlar üzerine bile konuşulabilir. Çeşmenin başında kaç kız kendine koca bulmuş, ya da kaç erkek kendine eş bulmuş muhabbeti sanki sadece bizde olurmuş diye düşünmüş olabileceğimi düşündüm bu konuya yazarımız değinirken. Çeşmenin başında hizmetli konumunda bir kıza yardım etmek isterken üst sınıftan biri olan Weither, bir Kont'un yanında çalışırken bulunmaması gereken bir davette bulununca kendisi aşağı sınıftan biri oluverdi. Bir aşkı etik olmayacak bir şekilde reddetti, yine etik olmayacak bir şekilde başka bir aşk yaşadı. Mektuplardan oluşuyor gibi basit bir izlenime girilmemeli ki çok başarılı bir kurgu.

Esmeralda 
16 Şub 01:33 · Beğendi · 9/10 puan

‘’O kadar çok kendimle uğraşıyorum, yüreğimde öyle fırtınalar kopuyor ki, diğer insanları kendi hallerinde bırakmayı yeğliyorum; keşke beni de kendi halime bıraksalar..’’ Goethe, romantizmin en güçlü kalemlerinden. Romantizm, sadece romantizm değildir. Sadece kendi ruh dünyasına kapılmak değildir. İnsanların dertleriyle de ilgilenmektir. Yanlışları söylemektir. Doğruyu haykırmaktır. Goethe, dostu Wilhelm’e mektuplar yazarken sadece kendi dünyasına eğilmiyor. İnsanların bakış ve görüş açılarına da bakıyor. Dar dünyalarına, dar ufuklarına karşı yakınıyor. Aşk ve doğa kitaba hâkim. Biraz daha derine indiğimizde bambaşka bir dünya bizi karşılıyor. Kibir, kıskançlık, yetinmezlik, küçük dünyaların küçük dertleri, anlayışsızlık, makam ve mevki kavgası.. Yani yüzyılımızın değil insanlık tarihinin sorunlarına bir aşk yazarken bir mektupta yakınırken dile getiriyor.
Aslında ne kadar realist olsak, ne kadar realizmi savunsak, hepimiz birer romantiğiz. Hepimiz aşkın önünde diz çökecek kadar güçsüzüz. Biz aşkın önünde diz çökerken gözlerimiz ve algımız kapalı değil. İnsanların ve insanlığın sorunlarını diz çökerken tam dibimizde buluyoruz. Goethe, bunu başarılı bir anlatımla sergilemiştir.
Werther: Ressam ve gezgin bir filozof. Gezginliği kafasına göre yapmayan biri. Ya insanların tutum ve davranışlarına ya katlanacak ya da gitmeyi seçecek. Werther, gitmeyi seçer ve böylece bir gezgin olur. Ama nereye gitse hep aynı kavgalar ve hep aynı çekilmez insanlar. ‘’Her yerdeki gibiler! İnsan soyu bir kalıptan çıkmadır.’’
Werther, Lotte’yi bulur kendini kaybeder. Hatıralar, hatıralara karşı duyduğu derin hisler, derin hisleri depreştiren Lotte. Ve günden güne eriyip kaybolan kendisi. İçinden mektuplara düşen ahhlar..’’Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?’’ İşte mutluluk Lotte, mutluluğun kedere dönüştüğü yer yine Lotte. Zaten hep böyle olmuyor mu?
Ahh.. Aşk yaşarken bir de kendini kandırmalar eksik olur mu? Olmaz. Geride bıraktığın onca şeyi kendini geride bırakmadan nasıl ayrılabilirsin? Yaşadıklarını geride bırakmak, kendini geride bırakmak anlamına gelmiyor mu? ‘’Sevgili dostum, düzeleceğime söz veriyorum; her zaman yaptığım gibi yazgının önümüze çıkardığı her küçük kederi artık eveleyip gevelemeyeceğim ve geçmiş benim için geçmişte kalacak..’’
Herkes sevdalanır, herkes sever, herkes acı çeker.. Ama insana yakışır bir aşk yaşamak herkesin yapacağı bir şey değil. O yüzden efsane aşklar azdır ‘’Hangi aşk daha büyüktür? Dile düşen mi, yürek deşen mi?’’ Fuzuli, ‘’Mende Mecnun’dan füzun âşıklık isti’dadı var, Aşık-i sadık menem Mecnun’un ancak adı var’’ sözünü nasıl tartacağız? Werther, ‘’Asil ve genç bayım! Sevdalanmak insanca bir duygudur, ama insana yaraşır bir biçimde aşk duymamız gerekir’’ İnsana yaraşır bir aşk, mecnun olmak mı? Fuzuli gibi yürek deşen mi? Werther gibi yürek deşe deşe kaybolmak mı? İnsana yaraşır bir aşk..?
Yürekleri ve utançları çocuk masumiyetinde olan Werther, ‘’Üstelik yüreğime hasta bir çocuğa bakar gibi bakıyorum: Her isteğine izin veriyorum. Ama bunu kimseye anlatma; bana sitem edecek insanlar yok değil çünkü..’’
‘’Ruhumuz ise yitmiş bir duyumun içinde..’’
‘’İnsanı gerekli kılan tek şey sevgidir kuşkusuz..’’
Bu dünyayı iki anlama ayıracak olursak biri ‘’Aşk’’ diğeri ‘’Diğerleri’’. Aşk geldiğinde bütün varlıklar anlamını yitirir ve hiç bakmadığımız görmediğimiz şeylere bakmaya başlar, onlara anlamlar yükleyerek hissederiz. ‘’Akşam gün doğuşunu izlemeyi tasarlıyorum ve sabah yataktan kalkamıyorum; gün boyunca ay ışığını bekliyorum, sonra da akşam, odamdan çıkamıyorum. Ne uğruna uyandığımı, ne uğruna uykuya yattığımı bilmiyorum..’’
‘’Ne gündüz ne gece kaldı benim için; bütün dünya çevremde yitip gidiyor..’’
Aşk yaşarken fark etmek, yalnızca bir şeyi fark edebilir insan, kaybolup gittiğini ve hiçbir şey yapamamak, yapmaya mecali kalmıyor ama kendine sözler vererek ayakta durmaya çalışmak. ‘’Farkındayım yazgım zorlu sınamalara gebe. Ama yılmamak gerek.’’ Ama yıldı…
Yılmak ne kelime, dağıldı, parçalandı, her parçası ayrı ayrı anılarda yavaş yavaş öldü. ’’Şu dağılmış halimi bir görseniz! Duyularım nasıl da hissizleşti! Yüreğim dolup taşmadığı tek bir an bile yok..’’
Werther, Lotte’nin nişanlısı Albert’e nasıl ihanet etsin o iyi yüreğiyle, iyi insana? Wilhelm, bütün ahlar onun suratına çarpıyor, üzülüyor, kederleniyor Werther için. Werther, kayboluyor, hem dış dünyada hem iç dünyasında yüreğinin bir yerlerinde bir zindana kilitliyor kendini. Artık ne bir başkası onu bulabilir ne de kendisi kendini bulabilir..
Keyifli okumalar...

Ebru F. 
02 Eki 02:09 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Şöyle bir bakayım diye elime almıştım kitabı. Sayfalar arasında gezindim. Sonra ilk sayfasında yazan " Ey güzel insan, sen de onun gibi bir tutkunun esiriysen, onun acıları sana avuntu olsun, eğer yazgından veya kendi hatandan dolayı bir arkadaş bulamıyorsan, bu küçük kitap dostun olsun" bölümünü okuyunca çok samimi bir davet gibi geldi bana ve okumaya başladım plansız bir şekilde - ki bir kitap okurken araya başka kitaplar giripte beni diğer kitabın havasından koparmasın.- Ama iyi ki okumuşum diyorum.

Aşkı anlatımı hayranlık uyandıracak derecede güzel. Onunla birlikte acı çekip, ümitlenip, seviniyorsunuz. Her sayfasında illaki sizi derinden etkileyecek cümleler gizli.

"Ölmek istiyorum" diyen o son ve beni "Sakın yapma" diye yalvartan karar ise çok üzüyor insanı.

"...Hele hele bana onu beğeniyor muyum diye sorulduğunda. -Beğenmek! Bu sözcükten ölürcesine nefret ediyorum. Tüm bilinci ve duyguları Lotte'yle dolu olmadığı halde onu beğenen ne tür bir insandır ki! Beğenmek!..."

Goethe'nin bu kitabı 1774 yılında henüz 25 yaşında iken ilk roman denemesi olarak yazdığını düşünürsek muhteşem bir yetenek.

İlgen Aktürk 
23 Tem 17:58 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir nesli intihara sürükleyen, Goethe'nin 25 yaşındayken yazdığı büyük eseri Genç Werther'in Acıları! Kendisini başucu kitabım yaptım, cümlelerin altını çizmeye doyamadım... Kesinlikle okunması gerekenlerden, mükemmel bir aşkın hikayesi. Werther'in aşkını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bir solukta bitirmek yerine o malum sonu geciktirmek adına, ve Werther'i daha iyi hissedebilmek, duygularını anlayabilmek için sindire sindire okudum. Iyi ki de öyle yapmışım. Sizlere tavsiyem bir solukta bitirmeyin, hissedin ve onu anlayın. Kitap karakteri olarak şu ana kadar kendime en yakın hissettiğim, hayata bakış açımızın neredeyse aynı olduğu kişidir Werther. Okurken de bayağı bir dertleştik zaten :) iyi ki, iyi ki okumuşum. 10 üzerinden 10 verebildiğim nadir kitaplardan, hayatıma, yüreğime, ruhuma dokundu geçti..

DESTİNA ÖYKÜ 
04 Eki 18:40 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı uzun süre Genç bir erkeğin Nişanlı bir süre sonra evlenecek olan bir kadına olan imkânsız bir Aşk üzerinden anlatılan bir Aşk kitabi olduğunu düşündüğüm için uzak durup, okumamanın pişmanlıği ile belki benim gibi düşünüp hala okumayan insanlar varsa yazıyorum.

Kitabı Genç Wether' in Lotte' ye olan Aşkını kurgu yolu ile oluşturulan mektuplar üzerinden Arkadaşı Wilhelm ile yazısmalari üzerinden anlatılıyor.

Werther ' in genç ve duyarlı kalbinin imkânsız aşkı ile olumlu düşünceler ile beklenti içersinde zamanla kurduğu hayallerin, umutlarinin gerçekleşmemesi üzerine kendi iç dünyasında kendisi ile verdiği varolma çabası ile yaşamını Aşkını , hayatında yüreğinin arzularına karşı savaşını. Bunun yanında yaşadığı zamanda ki toplumsal ilişkiler ' in durumunu , din' in insanlar üzerinde ki etkilerini, insanın yazgısı karşisinda ki kadersizliğinin çaresizliğini gösteren özellikle ilk bölümünde Varoluş ve değerlerini yalnızca, onları algılamaya, onları kendi benliğinde uyandırmaya çalışırken verdiği mücadele ve cümleler Başucu' na konulup ara ara okunup hiç bir zaman okuyunca hissettirdiği etkiyi kaybetmeyecek bir kitap.

Werther hayatının fitilinin, hikâyesinin tatlı alevinde yanıp yokolmasına izin veren adamdır. Dürüst adamın kaderi nedeniyle kendisiyle yüzlestiği kişidir...

Canavar Vasfi 
 10 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı üç defa okudum. Oda Yayınevinden iki kez, İş Bankası Yayınlarından bir kez. Son olarak bir defa da Can Yayınlarından okumayı düşünüyorum. Goethe’nin henüz 25 yaşında yazdığı bu kitabı üçüncü okuyuşumda - kitabın derin manasını tamı tamına idrak ederek – dehanın tezahürüne bir kez daha şahit oldum. Yaklaşık 120 sayfacık, insanın büyük sancısı üzerine yazılan şu roman, insanın kafasını karıştırmak yerine onu ufuksuz bir düşünce dünyasına bırakıyor. Düşünüyorsun, sorguluyorsun… Kafan karışmıyor bilakis açılıyor.

Karmaşık ve anlaşılması zor görünen şeylerin, insanlar üzerinde daha büyük bir etki bıraktığına defalarca şahit oldum. İnsan bir meseleyi kavrayamadığında, o meseleye büyük bir gizem ve anlam yüklüyor. Nice saçmalığa gösterilen saygı, dehanın saf güzelliğine gösterilmiyor. Dahiler ise bir meseleyi oldukça sade, basit ele alıyorlar. Ve asla saçmaladıklarına şahit olamıyorsun. Her yaptıkları basit fakat tesiri büyük şeyler olarak karşımıza çıkıyor. Ve ben de üçüncü okuyuşumda bunun farkına vardım. Şimdi sizlere bu kitabın duygu ve düşünce dünyamda yarattığı etkilerden bahsedeceğim. Kimi zaman yanılgıya düşmüş olabilirim. Eğer böyle ise şimdiden affınıza sığınıyorum.

Werther’i hep aşk sancısı çeken biri olarak düşünmüştüm. Ama onun tek sancısı aşktan mı? Esasında onun sancısı, tüm insanlığın ortak sancısı imiş. Yeni anlıyorum. Hepimiz ölüme yazgılıyız ve sonsuzluğu arzuluyoruz. İşte kitabın esas anlatmak istediği bu bana göre. Ve bunu aşmak isteyen insanın zavallı çabası ele alınıyor. Bu büyük yaraya ilaç ise yine insanın kendi ellerinden çıkıyor. Mesela dinler… Bize vaat ettikleri ölümden sonra sonsuz bir mutluluk değil midir? Sınırın bittiği yerden sonra, yeni ufuksuz bir yolculuk, yani cennet, haz dolu sonsuz mekan…

Sanat… Ölümden sonra yaşayacak eserler… Düşünün insanın sonsuzluk ve sınırları aşma arzusu olmasa kim bir eser meydana getirirdi? Ve aşk da bu sonsuzluk, ölümsüzlük iksirlerinden biri değil mi? Nice hikayelerde dağları delen, denizleri aşan aşıklar aslında bir ölümsüzlüğe koşmuyorlar mı?

İşte Werther, bu koşuda önüne çıkan duvara çarpmış ve felakete sürüklenmiş bir kahraman. Mutlu insanlara bakınız, hepsi hayatın kendilerine sundukları ile yetinenlerdir. Bunlar bir çaba göstermezler, herhangi bir şey üretme gayeleri yoktur, ruhları huzurludur, önlerine çıkan fırsatları değerlendirirken gerçekçi davranırlar, kendilerini üzüntüye atacak şeylerden kaçınırlar… Lakin sonsuzluğu arayan insan, bilinçten yoksundur. Onun yazgısı tabiata bir başkaldırıştır, meydan okumadır. Bu meydan okuma nispetince onları bekleyen felaketin miktarı belirlenir. Werther de böyle bir karakter.

Bakınız Werther bu hususta neler söylemiş:

“İnsanın faaliyet içindeki, araştıran yeteneklerinin engellenerek sınırlandığını görünce; tüm mesleklerin zavallı yaşamımızı uzatmaktan başka bir amacı olmayan gereksinimleri karşılamaya yaradığını ve bir de arasında sıkışıp kalınan duvarlara renkli figürler ve aydınlık manzaralar resmedildiği için meraklarımızla ilgili bazı noktalardaki tüm avuntuların yalnızca düşsel bir teslimiyet olduğunu gözlemlediğimde – bunların hepsi Wilhelm, beni dilsizleştiriyor.”

“Sonsuz olan yalnızca doğanın zenginliği ve büyük sanatçıyı yalnızca o yetiştiriyor.”

“Sevgili Wilhelm, insanda hem uzaklara gitmek, yeni keşifler yapmak, gezip dolaşmak, hem de sınırlamalara gönüllü olarak boyun eğmek, alışkanlıkların açtığı yolda ilerlerken sağa sola sapmamakla ilgili dürtüler konusunda çok kafa yordum.”

“ Ah gelecek neyse uzak da odur! Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz.”

“İnsan yazgısı, payına düşene katlanmaktan, sunulan kaseyi sonuna kadar içip bitirmekten başka nedir ki?”

“İnsan övgüler düzülen yarı tanrıdan başka nedir ki! Ne zaman gereksinim duysa, güçlerinden yoksun kalmıyor mu? İster sevinçten uçsun, ister üzüntüden ölsün, her iki durumda da, sonsuzluğun zenginliğiyle kendini yitirme özlemi duyup, o soğuk ve hissiz bilincine yeniden kavuşturulduğu anda engellenmiş olmuyor mu?”

Ve Lotte’nin Werther hakkındaki değerlendirmesi:

“Ah bir kez dokunduğunuz her şeye niçin önüne geçilmez bir sadakatle bağlanıyorsunuz, ruhunuz niçin bu kadar şiddet dolu?”

İşte sınırlara hapsolmak istemeyen insanın düşünce dünyası. Aslında bir bakıma yaşadığı şeyin farkında olan Werther yine de arzusuna engel olamıyor. Bu da hayatın bir cilvesi olsa gerek. İşte bu da yaşamı çekilmez kılan bir şey. İçinde bulunduğu sınırlardan çıkmak, etrafını ören dikenli telleri aşmak gayesi ile çırpınan insanın bir süre sonra yorulması. Bu durum da kitapta geçen şu olağanüstü örnekle anlatılmış:

“Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar, ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.”

Kimbilir, yaşama ve haz isteği ile çırpınan ve buna ulaşamayacağını anlayan bir insan için iyi bir seçimdir belki ölüm. “Madem ki son gelecek, erkenden geliversin” demek aslında sonsuz bir yaşam isteğinin belirtisidir. Ya hep, ya hiç… Bilemiyorum…

Peki son olarak insan elindeki ile yetinmeli mi, yoksa çırpınmalı mı? Kuşkusuz bu huzursuz ruhlar olmasa dünya tarihi bambaşka yazılırdı. Bugün sahip olduğumuz güzel şeylerin pek çoğu, sonsuzluğu arzulayıp, kutsal bir amaçla kendini heba eden insanların ürünü değil mi? Bilemiyorum… Hayattan öğrendiğim – bunu bana öğreten de benim Lottemdi- hayatın bize sundukları ile yetinmek ve anın mutluluğunu yaşamak huzurlu bir ruh için evladır. Lakin yine de ben bu kanaate tam katılmıyorum. İkisinin arasında müthiş bir denge sağlanmalı. Tüm acısına rağmen… Burada sözü bir kez daha Werther’e bırakalım:

“ Tanrı’nın bize her gün sunduğu güzel şeylerin tadını çıkaracak kadar kalbimizin kapıları açık olursa, başımıza gelecek kötü şeylere katlanacak gücümüz olur.”

Werther aslında her şeyin farkında. Ve aradığı aslında kendininkine eş bir ruh. Tüm bu yaşam sancıları ve kötü yazgıya, ancak Lottesi yanındaysa katlanabilir. Ama onun bu küçük isteği bile maalesef gerçekleşmiyor. Tanrı ona bunu çok görüyor. Zavallı Werther!

Eh bu kadar yeter! İçim şişti. Sözlerimi arabesk bir üslupla bağlamak istiyorum:

“Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım” :DDD
https://www.youtube.com/watch?v=gf1BykSMfYs

Bu son cümle ile içine ettim biliyorum. Zaten buralara kadar kimsenin okumayacağını biliyorum.O halde bir parça da ben içimi dökeyim. Ben de sonsuzluğu istedim. Lakin ben de o duvara takılıp kaldım. Fakat bir tesellim şu ki: umarım benim küçük Lottem beni asla unutmaz ve sonsuzluğa bir parçacık da olsa onun kalbinde yaşayarak ulaşırım. Ya da ne farkeder ki bu yoksul hayat bir gün bitecek elbet ve huzura ereceğiz. Onunla zenginleşmesini isterdim sadece.

Kitaptaki Ossian şiiriyle veda ediyorum. Hoşçakalın.

Niçin uyandırıyorsun beni bahar yeli?
Hem esiyor, hem de diyorsun ki:
Göklerin şebnemini yağdırırım!
Oysa yapraklarımın kuruması yakın,
Yakın yapraklarımı dökecek fırtına!
Yarın gezgin gelecek,
Gelecek ve tüm güzelliğimle beni görecek,
Kırlarda her yanda gözleri beni arayacak,
Ama bulamayacak.

Ossian

Gamze 
20 Haz 14:15 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bu kitabı bugün saat dörtte bitirdim. Sabaha kadar da uzun düşüncelere dalacağımdan eminim. Kitabı bitirir bitirmez incelemeyi sıcağı sıcağına ve kitabın etkisiyle yazmak istedim büyük ihtimalle daha sonra da paylaşabilirim bu yazıyı. Her neyse. Kitaba gelecek olursak dediğim gibi üstüne düşünecek çok şey var. Tabi söylenecek de çok şey var ama cümleleri toparlamakta fazlasıyla zorlanıyorum çünkü beklemediğim kadar etkilendim.
Kitap günlük gibi yazılmış mektuplardan oluşuyor öncelikle. Bu yüzden çekinerek okudum. Çünkü benim için olay lazım, aksi takdirde bağlanamıyorum kitaba. Ama mektup şeklinde yazılmış olmasına rağmen tüm olayları gözünüzün önünde canlandırabiliyorsunuz. Ayrıca kendimden çok şey buldum bu kitapta. Öyle ki bazı cümleleri ben söylemişim ben yaşamışım gibi hissettim. Beni kitaba en çok bağlayan da bu oldu. Kendimdem en çok bir şeyler bulduğum kitap buydu kesinlikle.
Ben bu kitap hakkında 'intihara sürükleyen bir kitap' olduğunu duymuştum ve ilgimi çekmişti. Bir kitap nasıl bir insanı intihara sürükleyebilir ki? Belki bir insanı intihara sürüklemez ama sürüklüyorsa bile bunun nedeni sanki kitabı kendiniz yaşıyormuş gibi hissetmenizdendir ki gerçekten de size Werther sizmişsiniz hissi veriyor. Werther'in dışa vuramadığı çığlıklarını içinizde hissedebiliyorsunuz. Bu da oldukça ağır bir duygu zaten. İşin en garibi de şudur ki Werther'in yaptıklarını doğru bulmamama rağmen onu suçlayamıyor olmam.
Daha söylenecek, üstüne düşünülecek o kadar çok şey var ki aslında. Ama şunu söylemem gerekli: etkikeneceğimi beklemiyorken çok şaşırdım. Gerçekten insanda iz bırakacak bir kitap. Bende bazı yanlışlarımı, doğrularımı ve kendimi görmemi sağladı. Belki sizde de böyle bir etki bırakabilir. Sizi düşünmeye iteceğine eminim. Bu yüzden tavsiye edebileceğim bir eser. Size bir şeyler kattığını hissedebileceksiniz kesinlikle.

umhn 
21 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

En üzüldüğüm şey gençlerin en güzel vakitlerini aptalca dertlerle geçirmekten yaşamamaya fırsat bulamamalarıdır.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe
Melike Sevinç 
16 Kas 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 102)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 102)
Hakan TEKİN 
21 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Dünyada çocuklar yüreğime tüm varlıklardan daha yakındır."

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 29)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 29)
Sadettin TANIK 
13 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Dünyanın bütün işleri sonuçta aşağılıkçadır. Başkalarına yaranmak, zenginleşmek ve ünlenmek uğruna didinen bir insan da bence kesinlikle bir budaladır.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe

"Tanrı'ya, onu bana bağışlaması için dua edemiyorum; ama yine de o sanki bana aitmiş gibi geliyor. Tanrı'ya, onu bana vermesi için dua edemiyorum; çünkü o bir başkasına ait."

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von GoetheGenç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe

(...) bazen bir anlığına beni yerimden sıçratıp kendime getiren bir cesarete kapılıyorum, o an - nereye gideceğimi bilsem, koşa koşa gideceğim.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, IX. Basım, Ocak 2015)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, IX. Basım, Ocak 2015)
Hakan TEKİN 
20 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"En sevdiğim yazar, yazdıklarında bana kendi dünyamı, çevremde olup biteni veren yazardır."

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 21)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 21)
mavera 
04 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ah, bu boşluk! Göğsümdeki bu korkunç boşluk! Yalnızca bir kez, yalnızca bir kez yüreğime bastırabilsem onu..

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 109)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 109)
133 /

Kitapla ilgili 4 Haber

Beyin Geliştiren On Kitap
Beyin Geliştiren On Kitap Edebiyatın tedavi edici, sağaltıcı bir işlevi olduğu varsayımına dayanan bir grup bilim insanı, roman okumanın insan beynini geliştiren bir etmen olduğunu kanıtladı.
Can Yayınları Minikitap Serisine 5 Yeni Kitap Eklendi...!
Can Yayınları Minikitap Serisine 5 Yeni Kitap Eklendi...! Can Yayınları Minikitap Serisi yeni eklenen kitaplarla büyümeye devam ediyor. Şeker Portakalı, Dava, Simyacı, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Zorba ve 1984 eserleriyle toplam 6 kitap ile başlangıç yapan seri yeni eklenen 5 Minikitap; Hayvan Çiftliği, Aldatmak, Genç Werther'in Acıları, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Lüsyen Tarihe Gizlenmiş Bir Aşkın Hikâyesi ile birlikte 11 kitaba yükselmiş oluyor.