Geri Bildirim

Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe

·
Okunma
·
Beğeni
·
41.717
Gösterim
Adı:
Genç Werther'in Acıları
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
126
ISBN:
9786053603511
Orijinal adı:
Die Leiden des Jungen Werther
Çeviri:
Mahmure Kahraman
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.
(Tanıtım Yazısından)
Dikkat: Spoiler İçerir !!!

Tarihsel olarak bu kitabın incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle küçük bir araştırma yaptığımda kitabın Goethe tarafından 1774 yılında tam iki haftada yazıldığı bilgisine ulaştım. Bu kadar kısa sürede böyle nitelikli bir kitabın yazılabilmesi bana imkansız gibi gelse de hemen hemen her yerde bulunan bu bilgiyi sizinle de paylaşmak istedim. Mümkün müdür gerçekten iki haftada böyle bir eser yaratabilmek?

Kitabın yazılmasından sonra Werther holiganları tarafından Almanya'da intihar olayları artmış ve bu yüzden kitap uzun bir süre yasaklanmış. Hatta o dönem Almanyası'nda kitabın okuyucuları kitaptan öyle çok etkilenmişler ki, kitaptaki ana karakter olan ”Werther gibi giyinme ” modası başlamış. Ortalığı mavi ceket ve sarı pantolon giyen gençler sarmış. Bu bilgi gerçekten çok hoş bir bilgi. Düşünün, bir kitabın bir insanın kılık kıyafetini nasıl değiştirebileceğini... İşte öyle etkileyici bir eser.

Roman, Werther’in arkadaşına yazdığı ve imkansız bir aşkı anlattığı mektuplardan oluşuyor. Dönemin gençlerinin kitaptan oldukça etkilenmelerinin sebebi ise kitaptaki bunalım halinin oldukça sarsıcı, gerçekçi ve çekici olmasıdır bana göre.

Konu ise şöyledir: Werther adındaki genç bir hukuk stajyeri, Lotte isimli bir kadına aşık olur. Bu aşk ıstırap ve acı doludur aynı zamanla imkansızlıklarla ve engellerle sarmalanmıştır. Çünkü Lotte nişanlı bir kadındır ve toplumsal kurallar Werther ile Lotte'nin birleşmesine imkan tanımaz. Burada karşımıza şöyle bir soru çıkabilir: Nişanlı veya evli bir kadına/erkeğe aşık olmak etik midir?

Werther’e karşı boş olmayan Lotte ise toplum normlarına karşı gelemez ve nişanlısıyla evlenir. Bu acıya dayanamayan Werther ise herkesin malumu olduğu üzere intihar ederek hayatına son verir.

Dünya Klasikleri arasında en önce okunması gereken kitaplardan biri olmasının yanında, konusunun özgünlüğü ve tarihsel açıdan insanları bu denli etkilemiş olmasıyla türevlerinden birkaç adım önde olan kitaptır. Mutlaka bir gün okunmalıdır.
Bu kitabı okumak kimsesiz karanlık bir sahilde dolaşmak gibi gerçekten. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biri diyebilirim. Sayfalara post it yapıştırmaktan kitap şişti, kalınlaştı. Ne yazsam ne söylesem bu kitabı ve Werther'in acılarını size anlatamam. Alın ve okuyun. Beğenmezseniz bana getirin ben bir daha okurum :)

Benzer kitaplar

Kentin kalabalığından bunalmış, sade bir yaşam sürmek isteyen bir genç adam Werther... İçinde duyumsadığı o sıkıntıdan kurtulmak için bir kasabaya yerleşiyor ve ilk izlenimlerini, alışma sürecini arkadaşı Wilhelm'e aktarıyor. Mektup tarzıyla yazılması karakteri tanımamız açısından oldukça iyi, düşüncelerini, hislerini çok daha iyi anlayabiliyoruz. Werther bir davette tanıştığı Charlotte adındaki genç bir kadına aşık oluyor ama aşkı karşılık bulmuyor ne yazık ki, Charlotte yalnızca bir dost olarak bağlanıyor Werther'e. Mektuplar yalnızca genç adamın ağzından yazıldığı için o nasıl görmek istiyorsa o şekilde görüyoruz ve ben Werther'in "beni seviyor" demesine rağmen Charlotte'nin onu sevdiğini düşünmüyorum, bir bağlılık, değer verme, belki içgüdüsel bir arzu... Charlotte'ye gittikçe artan tutkusu Werther'i büyük bir çıkmaza sokuyor zira Charlotte nişanlıdır ve yakın zamanda evlenecektir. Werther bu süreçte genç kadının nişanlısı Albert'i yakından tanıma imkanı buluyor, düşüncelerinin aksine iyi bir dost, iyi bir insan olduğunu fark ediyor ve vicdanı daha fazla sızlıyor... Yazdığı mektuplardan da anlıyoruz ki Werther işin içinden çıkamıyor. Evli bir kadına duyduğu tutkuyu ahlaklı olarak bulmuyor fakat kalbine de bir türlü söz geçiremiyor. "Niçin ben Werther? Niçin bir başkasına ait olan ben?" (syf 134)

Yaşanılanlar o kadar gerçek ki, basit bir olayı bu kadar güzel kılan da bu, sanki o mektuplar size yazılmış... Denildiğine göre zamanında Goethe de böyle umutsuz bir aşka düşmüş ve şu sözleri söylemiştir: "Beni çok etkileyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim!"

Werther, kendini doğanın bir zerresi olarak tanımlar ve insanın bazı şeyleri başarabilmesi için doğanın kurallarına uyması gerektiğine inanır. Resmi iyi olan Werther içgüdüleriyle hareket edemediği, toplum kurallarına uymak zorunda kaldığı için doğayı duyumsayışı zayıflar, genç adam resim yeteneğini kaybeder ve çevresini, varlığını, Tanrı'yı sorgulamaya başlar... Umutsuz bir aşkın genç adamı nasıl mahvettiğine, ruhsal durumunu nasıl bozduğuna ve Charlotte'yi nasıl saplantı haline getirdiğine, keder ve acı dolu mektuplarında yavaş yavaş tanık oluyoruz. Dünyaya bakışı değişen Werther daha önce "cennet" benzetmesi yaptığı doğada artık ölümü görüyor... "Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?" (syf 69)
Werther'in doğayı ruh haline göre algılaması bize şunu sorgulatıyor, bahsedilen ilişki yalnızca Werther'in hayal gücü mü acaba? Charlotte Werther'i gerçekten sevdi mi yoksa Werther mi öyle görmek istedi?

İşte Genç Werther'in Acıları... Tek kelimeyle ba-yıl-dım! Bu nasıl bir anlatım nasıl bir duygu aktarımıdır? "Lütfen Werther'e bir şey olmasın!" diye yazara yalvara yalvara okudum... Açıkçası başlarda biraz sıkılmıştım çok bir şey de beklemiyordum kitaptan, yanılmışım. O kadar güzel ki, bitirdiğimde bir kez daha okudum. Bazı yerlerde Werther'in hareketleri çok tuhaf geldi, kadın ona huzurum için evime gelme diyor bu hala vedalaşma, mektup yazma derdinde. Hiç mi gururun, kendine saygın yok be adam? Anladım ki hayatım yalanmış, ben hiç aşk yaşamamışım. :/ Yinede bu günden itibaren en sevdiğim erkek karakter ilan ediyorum Werther'i. Mutlaka okunması gereken bir eser, Werther'in acılarına ortak olun derim...
Linç edilme ihtimalim var ama olsun...
Dünyanın en boş ve gereksiz kitabıdır kendisi.
Bence kitabın ismi Genç Werther'in Ahmaklıkları olsa daha güzel olurdu.
Kitabı beğenmeyip nefret etme seviyesine gelme nedenime gelirsek ki çok fazla sinirlendirdi beni bu kitap.
Ölüm ve intihar hakkındaki araştırmalarıma katkı sağlasın diye okuduğum kitabın ana karakteri saçma bir nedenden dolayı intihar ediyor. Bir kadın seni sevmek zorunda değildir. Niye bu kendini küçültme çabaları...
Demek istediğim o ki çok büyük bir beklenti ile başladığım bu kitaba hayal kırıklığı ile veda ettim. Beni tatmin etmeyen bir kitap olmasının yanında En sevdiğim yayınevi olan İş Bankası'nın böyle bir kitabı da nasıl Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisine koyduğuna şaşıyorum!
Bir insana bağlanabilirsin, aşık olabilirsin ama hiçbir zaman bu kadar salakça davranmamak gerekir bence.
Hayattan hiçbir şekilde anlam çıkaramayan birisinin bir kadın yüzünden intihar etmesini aklım almıyor.
Neyse kitap hakkında fazla konuşmak istemiyorum konuştukça sinirlerim bozuluyor.
Okumak isteyen herkese kolay gelsin.
Herkese iyi okumalar dilerim...
Genç Werther' in arkadaşı Wilhelm' e düşüncelerini, duygularını yazdığı mektupları...

Werther platonik aşk beslediği Lotte' nin nişanlı olmasından dolayı, hem ahlaki açıdan, hem dinsel ve vicdan açısından ona olan duygularını, sevgisini bir iç döküş niyeti ile mektuplara dökmüş. Duygularını, içsel çatışmalarını, çaresizliğin verdiği ızdırabı, kıskançlıklarını paylaştığı bu mektuplar, aşkın kutsallığını tekrar düşünmemizi sebep olacak...

Son bölümünü okurken,Werther' e birşey olmasın diye dua ederek okudum...

Muhteşem bir edebi eser. Werther ile düşünüp onu o kadar yanınızda içinizde hissediyorsunuz ki, bitmesini istemiyorsunuz...
İncecik bir kitap için söylenecek çok şey varsa ve söylenmişse, bir ülkede okurla buluştuktan sonra bir akım yaratmışsa bana söyleyecek söz ne kalır ki. Alıntı yapmak için daha ilk sayfalarda 1000Kitap'a girdiğimde boynum bükük çıktım, benden önce kitabın her yeri alıntılanmış.
Romana geçmeden önce çevireninde hakkını vermek gerekiyor, bence çok başarılı bir çeviriydi. Acılar ve coşkular çok sade ve yalın bir şekilde anlatılabilmiş ki kolay değildir böyle anlatabilmek, mektup şeklinde yapılan kurgu direk anlatıcının ruh halini yansıtmakta kolaylık sağlamış.
Kitabın içindeki bazı şeylere değinmemek için zor tutuyorum kendimi, değindiğim an kitabı özetlemiş olacağımın farkındayım. İnsanca ve insana özel sadece aşk meselesi değil farklı konularda vardı içinde, onlar üzerine bile konuşulabilir. Çeşmenin başında kaç kız kendine koca bulmuş, ya da kaç erkek kendine eş bulmuş muhabbeti sanki sadece bizde olurmuş diye düşünmüş olabileceğimi düşündüm bu konuya yazarımız değinirken. Çeşmenin başında hizmetli konumunda bir kıza yardım etmek isterken üst sınıftan biri olan Weither, bir Kont'un yanında çalışırken bulunmaması gereken bir davette bulununca kendisi aşağı sınıftan biri oluverdi. Bir aşkı etik olmayacak bir şekilde reddetti, yine etik olmayacak bir şekilde başka bir aşk yaşadı. Mektuplardan oluşuyor gibi basit bir izlenime girilmemeli ki çok başarılı bir kurgu.
"Pencere tarafında takatsiz sırtüstü yatıyordu, çizmeleri ayağında, sarı yelekli mavi frakıyla baştan ayağa giyinikti."

AH WERTHER AH! diye başlamak istiyorum.

"Genç Werther'in Acıları" dünya edebiyatının en etkili, en ünlü ve yazıldığı dönemde intiharlara sebep olan nadir yapıtlarıdan biridir.
Lahn ırmağı kıyısındaki Wetzlar kentine gelen genç Goethe, 9 Haziran 1772 günü gittiği Volpertshausen 'deki baloda Lotte Buff ile taıştı. Lotte Buff, on dokuz yaşında olup dört yıldır, kendisinden on bir yaş büyük elçilik yazmanı Johann Christian Kestner ile nişanlıydı. 1772 yılının yaz aylarında Lotte Buff'e duyduğu aşk, daha sonra "Werther" romanının kıvılcımı olacaktı. Bu aşk kıvılcımları, henüz 25 yaşında olan Goethe'yi büyük bir üne kavuşturacaktır. Yazdığı bu eserle sadece kendi ülkesinde değil birçok ülkede yankı uyandırdı.
Kurguyu oluşturan "Werther"deki mektuplar, Goethe'nin 1772 yılında gerçekten yazdığı mektuplarla karşılaştırıldığı zaman, yaşamla yazınsal kurgu arasındaki ayrım ve sanatlaşma süreci görülür.

Şimdi gelelim Werther'in kişiliğine ve iç dünyasına. Başlarda bu kadar duygulu, hissiyatlı bir erkek var mı dünyada diye düşünmedim değil. Bir karıncaya bile aşk ve şefkatle bakan biri, toplumun duygusuz ve duyarsızlığını eleştirmeden de geçemiyor:
"Göğsümü parçalamak, insanın birbiri için bu kadar az değeri olabildiği için, beyni mi dağıtmak istiyorum sık sık. "
" Öğretmenin gözleri yaşardı, diyorum sana, dün bu ağaçların baltayla devrildiklerini konuşurken. Baltayla devrildiklerini! Çıldırmak işten değil, ilk baltayı indiren iti ellerimle gebertebilirim. Ben, ki bahçemde böyle birkaç ağaç olsa ve bir tanesi yaşlılıktan dolayı ölse, yaslara düşebilirim, seyretmekten başka bir şey yapamıyorum. "
"Yeryüzünde bir değeri olan çok az şey karşısında duygusuz ve duyarsız insanların bulunması, Wilhelm, beni çileden çıkarıyor."
"Mutluluğunun eksikliğini dünyevi bir engele bağlayabilen, aziz mahluk! Hissetmiyorsun! sefaletinin harap olmuş kalbinde, sarsılmış beyninde yattığını hissetmiyorsun, buna yeryüzünün bütün kralları birleşse, çare bulamaz. "

Lotte, Werther'in kalp ağrısı Lotte... Bir insan bu kadar aşkla bağlanabilir mi? " O kadar çok şeye sahibim, ama ona karşı duygularım hepsini yutuyor; o kadar çok şeye sahibim, ama onsuz hepsi bir hiç." Mutluluğu,yaşama sevincini birilerinin kollarına bırakmak... "Ve bu yürek artık cansız, sevinçler akmıyor ondan artık, gözlerim kuru "ve cana can katan gözyaşlarıyla artık esenlenmeyen duyularım korkuyla alnımı kırıştırıyor."
İnsanın içinden çıkamadığı duygularıyla avunması: " Acılarıma takılıp dalga geçiyorum; kendimi koyversem, karşı savlardan upuzun bir ayin olur."

Sıkkınlık ve hevessizlik Werther'in ruhunda gittikçe daha derinden kök salmış, gittikçe daha sıkı sarmalamış ve biraz biraz onun bütün varlığını kavramıştı. Lotte'yi her şeyin üstünde çok seviyordu, onunla gurur duyuyor ve onun herkes tarafından en mükemmel varlık olarak kabul görmesini arzu ediyordu. Fakat sevdiği kadın ona ait değildi ve bu da Werther'i tüketiyordu yavaş yavaş. Öyle ki artık ölmekten bile korkmuyordu: " Kendimi ayıplamıyorum, zira ölmeye cesaretim var. "

Werther'in tutkulu aşkına karşın Lotte sadece onun dostluğunu istiyordu: "Koskoca dünyada gönlünüzün arzularına uygun hiç mi başka kız yok? Kendinizi aşıp, onu arayınız; sizi temin ederim, onu bulacaksınız; zira şunca zaman kendi kendinizi yargıladığınız bu kısıtlama beni çoktandır korkutuyor, sizin ve bizim adımıza. Kendinizi aşınız! Bir seyahat sizi avutacaktır. Avutmalıdır! Arayıp bulunuz aşkınıza layık birini, arayıp bulun ve geri gelin, hakiki bir dostluğun hazzını birlikte tadalım. "

Bu dünyada aşkına karşılık bulamayacağını anlayan Werther, Lotte ile öbür dünyada buluşacağından emin ve bu amaçla intihar ediyor. "Bu andan itibaren sen benimsin! Benim, ey Lotte! Ben önden gidiyorum! Pederime gidiyorum, pederine. Ona yakınacağım, o da, sen gelinceye kadar beni teselli edecek, ve seni karşılamaya uçacağım, seni tutup, sonsuzluk karşısında, ebedi sarılışlarla senin yanında kalacağım.Rüya görmüyorum, hayal görmüyorum! mezarın yakınında aydınlanıyorum. Biz var olacağız! Birbirimizi tekrar göreceğiz!"

......
Bu kitap, depresyonda olan, hayattan vazgeçmiş, yani kalbi manen hasta olanların okumaması gereken bir kitaptır, en azından iyileşinceye kadar..

Böyle düşünme sebebim arka kapağında yazan -ki kitap bitene kadar dikkatimi çekip okumamıştım bile- şu ifadedir: "Roman piyasaya çıktıktan sonra birçok intihar vakası ile karşılaşılmıştır. Almanya sokakları bir çeşit "Werther Salgını"na uğrayarak, ortalığı mavi ceket, sarı pantolon giyen duygulu gençler istila etmiştir."

Kitapta Lotte'ye aşık olan Werther'ın çektiği acılar anlatılmaktadır. "Seviyosan git konuş bence" diyesim gelmedi değil, ama o iş öyle olmuyor işte. Çünkü Lotte nişanlıdır ve nişanlısını sevmektedir, ona sadıktır. Bu gerçekten zor bi durum. Sevdiğiniz insanın eşiyle mutluluğunu görmek, mutsuz oldukları zaman da buna sebep kendini görmek.. Evet, elbette insan sevdiğini mutlu görmek ister. Ama bu mutluluk maalesef Lotte'u Werther'dan ayıran bir mutluluktur. Buna rağmen yüce gönüllü Werther "o mutlu olsun da, nerede olursa olsun" mantığıyla hareket eder ama içten içe çöküşe gitmektedir.

Werther'ın https://1000kitap.com/mryem ile konuşmasını ne çok isterdim, bir bilseniz :)) O zaman aşk maşk kalmazdı adamda.

Benim düşüncem o ki, Werther ya hayatı boyunca hiç acı yaşamamış ya da kalbinde çok derin bir boşluk var ki önüne o an kim gelse sevebilirdi..

Aşık olunan özel değildir, özel olan kalbimizdeki boşluktur, bunu unutmayın.

Kalbimizde öyle derin bir boşluk duruyor ki, buna değil bir insanı, şekilsiz kuru bir ağaç dalını koysanız, bir süre sonra o dal olmadan yaşayamaz hale gelirsiniz. Ve ona şöyle dersiniz: "Ah güzeller güzeli çubuğum! Sen sadece bir ağaç dalı ya da bir çubuk değilsin. Sen benim gördüğüm en güzel çiçekten daha güzelsin. Sen olmadan önce ben koca bir hiçmişim meğer. Seni karşıma çıkaran Tanrı'ya nasıl şükrederim, bilemiyorum."

Buna bir zamanlar "Ne güzel öldürüyorsun beni sevgilim. Bak şurada bi et parçası var, onu da sök yerinden, yaklaş.. Çünkü o zaman yüzün, yüzüme daha yakın olacak." diyen bende dahil.. Bu ne aşırılıktır böyle..

Aşık olmak elde olan bir şey değil, kabul. Ama aşk, bir tür kalp zayifetidir. Lotte için sık sık "yarı tanrı" ifadesini zikreden Werther'ın dayanamayıp intihar etmesi ise bu zayifetin en üst seviyesidir, bu durumda olanlar, o manevi boşluğu dolduracak, kalbini güçlendirecek çözümler aramalıdır.

Ayrıca bir insanı nasıl bu kadar kusursuz görebiliyoruz, anlamıyorum doğrusu. "Hatasız kusursuz kul olmaz" kaidesini biliyoruz ama birisine aşık olunca bu kaide ondan uzak tutulmuş gibi düşünmeye başlıyoruz.

Bil ki, senin aşık olduğun bey/hanım da aç ya da uykusuz kalınca agresif bir şey olup çıkıyor. O da yediğini içinde tutamayacak kadar aciz.

Sana cilveli cilveli "ama aşkııımmmmm, ben sana çoookkk aşığımmmm" diyen kız, belki biraz önce annesine en çirkef haliyle "offff anneee, bıktım senden! Terk edeceğim bu evi en sonunda. Lanet olsun size. Bana biraz mutluluğu çok görüyorsunuz" dedi?.. Bunu, en yüce fedakarlığı hiçbir karşılık beklemeden yapan validesine söyleyen, sana söylemez mi?

Sana yemek yerken sandalye çekecek kadar kibarlık gösteren bey, belki bir gün önce tuvaletten çıkıp "buraya bir hafta kimse girmesin ehehehehe" esprisi yaptı, buna rağmen seni hep el üstünde mi taşıyacak zannediyorsun? Her şey güllük gülistanlık olacak dimi?

Ah o toz pembe hayaller yok mu ahh. Pembesi gidince tozunu yuttuğumuz..

Netice itibariyle kitap, acılarını fazlasıyla abartmış Werther ve onun hazin sonundan oluşuyor. Ve bunu akım haline getiren gençlerle devam ediyor. Bir kitaba bu kadar kaptırır mı insan kendini? Şaşılası doğrusu..
Genç werther'in acıları... İnce bir kitap olmasına rağmen hemen bitmiyor. Sindire sindire okumak, üzerinde düşünmek gerekiyor. Yeni bittiğinden hala daha sindirebildiğimi düşünmüyorum.

Kitap imkansız bir aşkı konu alıyor. Werther'in Lotte'ye olan saplantılı aşkını... Aşka pek inanmadığımdan olayın aşk bölümünü es geçtim ama genç werther'in acıları sadece bir aşk romanı da değil. Kitapta evli bir kadına aşık olmasından vicdan azabı duyan Werther sık sık çevresini, tanrıyı, varlığı sorguluyor. Zaten bu esere çarpıcılığını veren şey de bu sorgulamalar.

Werther'e göre sanatçıyı asıl yetiştiren şey doğa kanunları. Toplumsal ahlaka göre hareket etmek insanı aklı başında yapar ama kendini doğanın kanunlarına göre değil de toplumsal kanunlara göre sınırlayanlar hiçbir zaman üretken olamaz. Kendine ket vuran hiçbir sanatçı başarıyı elde edemez. Werther'in Lotte'ye olan aşkından suçluluk duyduğundan bu yana hiç resim yapamaması tesadüf değil yani. Nitekim ben de eseri okurken kendime sık sık "Binlerce yıldır içimizde oluşan, atalarımızdan gelen içgüdülerimiz mi; yoksa mantık mı?" diye sormak zorunda kaldım. Benim için bu sorunun cevabı hiç sekmeden mantık. Neyse ki ressam değilim. Werther'inki ise tahmin edeceğiniz üzere doğa.

Kitap Werther'in arkadaşına yazdığı mektuplardan oluştuğundan edindiğimiz bütün izlenimler Werther'in bakış açısıyla yazılmış, bundan diğer karakterlere olan bakışımız da biraz yoruma açık kalıyor. Ben ilk günden bu yana Lotte'nin her şeyin farkında olduğunu ve Werther'e içgüdüsel bir aşk duyduğunu düşünüyorum ama Lotte de toplumun sınırlandırdığı insanlardan, mantık daha ön planda. Kendine bile itiraf edemiyor çünkü seçimini çoktan yapmış. Nişanlısı Albert ile arasında sonsuz bir tutku, aşk yok ama sonsuz saygı, anlayış ve sevgi var. O sevgiyi seçiyor.

Bu kitabı okumadan aşk acısı intiharlarını saçma bulurdum. Bana pek soylu gelmezdi. Şimdi ise bu konuda biraz şüpheliyim çünkü problem aşk, yalnızlık, fakirlik -her ne olursa olsun- bunlar değil. Problem ertesi güne başlayabilme motivasyonu. Problem dünyevi meseleler değil, ruhsal olarak sağlıklı düşünme yetisini kaybetmek. İstediğimiz kadar aptalca bulalım, kişi bu konuma geldikten sonra bunun aptalca olduğunu söyleyerek iyileştirilemez.

Kitabı gerçekten çok beğendim. Birkaç sene sonra ikinciyi, hatta üçüncüyü okuyacağımdan emin olabilirsiniz. Yanlış yorumlarım varsa da affola.
Kitabı üç defa okudum. Oda Yayınevinden iki kez, İş Bankası Yayınlarından bir kez. Son olarak bir defa da Can Yayınlarından okumayı düşünüyorum. Goethe’nin henüz 25 yaşında yazdığı bu kitabı üçüncü okuyuşumda - kitabın derin manasını tamı tamına idrak ederek – dehanın tezahürüne bir kez daha şahit oldum. Yaklaşık 120 sayfacık, insanın büyük sancısı üzerine yazılan şu roman, insanın kafasını karıştırmak yerine onu ufuksuz bir düşünce dünyasına bırakıyor. Düşünüyorsun, sorguluyorsun… Kafan karışmıyor bilakis açılıyor.

Karmaşık ve anlaşılması zor görünen şeylerin, insanlar üzerinde daha büyük bir etki bıraktığına defalarca şahit oldum. İnsan bir meseleyi kavrayamadığında, o meseleye büyük bir gizem ve anlam yüklüyor. Nice saçmalığa gösterilen saygı, dehanın saf güzelliğine gösterilmiyor. Dahiler ise bir meseleyi oldukça sade, basit ele alıyorlar. Ve asla saçmaladıklarına şahit olamıyorsun. Her yaptıkları basit fakat tesiri büyük şeyler olarak karşımıza çıkıyor. Ve ben de üçüncü okuyuşumda bunun farkına vardım. Şimdi sizlere bu kitabın duygu ve düşünce dünyamda yarattığı etkilerden bahsedeceğim. Kimi zaman yanılgıya düşmüş olabilirim. Eğer böyle ise şimdiden affınıza sığınıyorum.

Werther’i hep aşk sancısı çeken biri olarak düşünmüştüm. Ama onun tek sancısı aşktan mı? Esasında onun sancısı, tüm insanlığın ortak sancısı imiş. Yeni anlıyorum. Hepimiz ölüme yazgılıyız ve sonsuzluğu arzuluyoruz. İşte kitabın esas anlatmak istediği bu bana göre. Ve bunu aşmak isteyen insanın zavallı çabası ele alınıyor. Bu büyük yaraya ilaç ise yine insanın kendi ellerinden çıkıyor. Mesela dinler… Bize vaat ettikleri ölümden sonra sonsuz bir mutluluk değil midir? Sınırın bittiği yerden sonra, yeni ufuksuz bir yolculuk, yani cennet, haz dolu sonsuz mekan…

Sanat… Ölümden sonra yaşayacak eserler… Düşünün insanın sonsuzluk ve sınırları aşma arzusu olmasa kim bir eser meydana getirirdi? Ve aşk da bu sonsuzluk, ölümsüzlük iksirlerinden biri değil mi? Nice hikayelerde dağları delen, denizleri aşan aşıklar aslında bir ölümsüzlüğe koşmuyorlar mı?

İşte Werther, bu koşuda önüne çıkan duvara çarpmış ve felakete sürüklenmiş bir kahraman. Mutlu insanlara bakınız, hepsi hayatın kendilerine sundukları ile yetinenlerdir. Bunlar bir çaba göstermezler, herhangi bir şey üretme gayeleri yoktur, ruhları huzurludur, önlerine çıkan fırsatları değerlendirirken gerçekçi davranırlar, kendilerini üzüntüye atacak şeylerden kaçınırlar… Lakin sonsuzluğu arayan insan, bilinçten yoksundur. Onun yazgısı tabiata bir başkaldırıştır, meydan okumadır. Bu meydan okuma nispetince onları bekleyen felaketin miktarı belirlenir. Werther de böyle bir karakter.

Bakınız Werther bu hususta neler söylemiş:

“İnsanın faaliyet içindeki, araştıran yeteneklerinin engellenerek sınırlandığını görünce; tüm mesleklerin zavallı yaşamımızı uzatmaktan başka bir amacı olmayan gereksinimleri karşılamaya yaradığını ve bir de arasında sıkışıp kalınan duvarlara renkli figürler ve aydınlık manzaralar resmedildiği için meraklarımızla ilgili bazı noktalardaki tüm avuntuların yalnızca düşsel bir teslimiyet olduğunu gözlemlediğimde – bunların hepsi Wilhelm, beni dilsizleştiriyor.”

“Sonsuz olan yalnızca doğanın zenginliği ve büyük sanatçıyı yalnızca o yetiştiriyor.”

“Sevgili Wilhelm, insanda hem uzaklara gitmek, yeni keşifler yapmak, gezip dolaşmak, hem de sınırlamalara gönüllü olarak boyun eğmek, alışkanlıkların açtığı yolda ilerlerken sağa sola sapmamakla ilgili dürtüler konusunda çok kafa yordum.”

“ Ah gelecek neyse uzak da odur! Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz.”

“İnsan yazgısı, payına düşene katlanmaktan, sunulan kaseyi sonuna kadar içip bitirmekten başka nedir ki?”

“İnsan övgüler düzülen yarı tanrıdan başka nedir ki! Ne zaman gereksinim duysa, güçlerinden yoksun kalmıyor mu? İster sevinçten uçsun, ister üzüntüden ölsün, her iki durumda da, sonsuzluğun zenginliğiyle kendini yitirme özlemi duyup, o soğuk ve hissiz bilincine yeniden kavuşturulduğu anda engellenmiş olmuyor mu?”

Ve Lotte’nin Werther hakkındaki değerlendirmesi:

“Ah bir kez dokunduğunuz her şeye niçin önüne geçilmez bir sadakatle bağlanıyorsunuz, ruhunuz niçin bu kadar şiddet dolu?”

İşte sınırlara hapsolmak istemeyen insanın düşünce dünyası. Aslında bir bakıma yaşadığı şeyin farkında olan Werther yine de arzusuna engel olamıyor. Bu da hayatın bir cilvesi olsa gerek. İşte bu da yaşamı çekilmez kılan bir şey. İçinde bulunduğu sınırlardan çıkmak, etrafını ören dikenli telleri aşmak gayesi ile çırpınan insanın bir süre sonra yorulması. Bu durum da kitapta geçen şu olağanüstü örnekle anlatılmış:

“Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar, ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.”

Kimbilir, yaşama ve haz isteği ile çırpınan ve buna ulaşamayacağını anlayan bir insan için iyi bir seçimdir belki ölüm. “Madem ki son gelecek, erkenden geliversin” demek aslında sonsuz bir yaşam isteğinin belirtisidir. Ya hep, ya hiç… Bilemiyorum…

Peki son olarak insan elindeki ile yetinmeli mi, yoksa çırpınmalı mı? Kuşkusuz bu huzursuz ruhlar olmasa dünya tarihi bambaşka yazılırdı. Bugün sahip olduğumuz güzel şeylerin pek çoğu, sonsuzluğu arzulayıp, kutsal bir amaçla kendini heba eden insanların ürünü değil mi? Bilemiyorum… Hayattan öğrendiğim – bunu bana öğreten de benim Lottemdi- hayatın bize sundukları ile yetinmek ve anın mutluluğunu yaşamak huzurlu bir ruh için evladır. Lakin yine de ben bu kanaate tam katılmıyorum. İkisinin arasında müthiş bir denge sağlanmalı. Tüm acısına rağmen… Burada sözü bir kez daha Werther’e bırakalım:

“ Tanrı’nın bize her gün sunduğu güzel şeylerin tadını çıkaracak kadar kalbimizin kapıları açık olursa, başımıza gelecek kötü şeylere katlanacak gücümüz olur.”

Werther aslında her şeyin farkında. Ve aradığı aslında kendininkine eş bir ruh. Tüm bu yaşam sancıları ve kötü yazgıya, ancak Lottesi yanındaysa katlanabilir. Ama onun bu küçük isteği bile maalesef gerçekleşmiyor. Tanrı ona bunu çok görüyor. Zavallı Werther!

Eh bu kadar yeter! İçim şişti. Sözlerimi arabesk bir üslupla bağlamak istiyorum:

“Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım” :DDD
https://www.youtube.com/watch?v=gf1BykSMfYs

Bu son cümle ile içine ettim biliyorum. Zaten buralara kadar kimsenin okumayacağını biliyorum.O halde bir parça da ben içimi dökeyim. Ben de sonsuzluğu istedim. Lakin ben de o duvara takılıp kaldım. Fakat bir tesellim şu ki: umarım benim küçük Lottem beni asla unutmaz ve sonsuzluğa bir parçacık da olsa onun kalbinde yaşayarak ulaşırım. Ya da ne farkeder ki bu yoksul hayat bir gün bitecek elbet ve huzura ereceğiz. Onunla zenginleşmesini isterdim sadece.

Kitaptaki Ossian şiiriyle veda ediyorum. Hoşçakalın.

Niçin uyandırıyorsun beni bahar yeli?
Hem esiyor, hem de diyorsun ki:
Göklerin şebnemini yağdırırım!
Oysa yapraklarımın kuruması yakın,
Yakın yapraklarımı dökecek fırtına!
Yarın gezgin gelecek,
Gelecek ve tüm güzelliğimle beni görecek,
Kırlarda her yanda gözleri beni arayacak,
Ama bulamayacak.

Ossian
En üzüldüğüm şey gençlerin en güzel vakitlerini aptalca dertlerle geçirmekten yaşamamaya fırsat bulamamalarıdır.
Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?
Dünyanın bütün işleri sonuçta aşağılıkçadır. Başkalarına yaranmak, zenginleşmek ve ünlenmek uğruna didinen bir insan da bence kesinlikle bir budaladır.
(...) bazen bir anlığına beni yerimden sıçratıp kendime getiren bir cesarete kapılıyorum, o an - nereye gideceğimi bilsem, koşa koşa gideceğim.
Johann Wolfgang Von Goethe
Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, IX. Basım, Ocak 2015
"Tanrı'ya, onu bana bağışlaması için dua edemiyorum; ama yine de o sanki bana aitmiş gibi geliyor. Tanrı'ya, onu bana vermesi için dua edemiyorum; çünkü o bir başkasına ait."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Genç Werther'in Acıları
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
126
ISBN:
9786053603511
Orijinal adı:
Die Leiden des Jungen Werther
Çeviri:
Mahmure Kahraman
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 6.351 okur

  • Mina Bulut
  • Ömer Yıldız
  • Selda Akdal
  • Pınar
  • Kadriye Yılmaz
  • Emirhan Kabul
  • Ayşe Kadı
  • Mekke Kaya
  • Vefadin Yılmaz
  • Milena'nın Kız Kardeşi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12
14-17 Yaş
%13.5
18-24 Yaş
%29.4
25-34 Yaş
%26.4
35-44 Yaş
%12.3
45-54 Yaş
%3.7
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68
Erkek
%31.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29 (573)
9
%22.1 (436)
8
%24.1 (477)
7
%12.9 (255)
6
%6.3 (124)
5
%2.8 (56)
4
%1.5 (30)
3
%0.5 (10)
2
%0.3 (6)
1
%0.5 (9)

Kitabın sıralamaları