Gençlerle Tevhid Dersleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
505
Gösterim
Adı:
Gençlerle Tevhid Dersleri
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759804046
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okyanus Yayınları
Baskılar:
Gençlerle Tevhid Dersleri
Gençlerle Tevhid Dersleri
Nankörlük olmasın ama bizler gerçek manada tevhid ehli kişileri görmedik; Allah’dan gayri kendi üzerindeki hakimiyetleri reddeden, Allah’dan gayrisi önünde eğilmeyen, insan üzerindeki her türlü beşeri yönlendirmeleri reddeden, bu tür gölgelerin altında bulunmayan kişileri görmedik, onların mirasçıları değiliz. Yani bizler tevhid olayını kitaplardan okuduk, hem de çok geç okuduk. Üstelik tatbikatını hiç görmedik. Kitaplarda yazılanların nasıl uygulanacağına dair ciddi örneklere şahit olamadık. Evet, nankörlük olmasın fakat bizler özellikle tevhidi anlamda bahçıvansız, kendi kendine dağlarda büyüyen, hüdayi münbit denilen bitkileriz. Bizler tevhid erleri tarafından yetiştirilmedik. Tevhidi ancak kitaplardan okuduk, bilmem kaç aracı vasıtasıyla kulaklardan duyduk.
159 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Mehmet Göktaş hoca bu kitapta tevhidin ne demek olduğunu, hayatımıza nasıl yansıması gerektiğini açıklamış. Tevhidle bağlantılı konulara doğru bir bakış açısıyla bakabilmek için herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
159 syf.
·Puan vermedi
Tevhidin anlamını ve özünü anlatan Mehmed Göktaş'ın özelikle genç okurları için hazırlamış olduğu bu kitap elden ele dolaşmakta ve neredeyse islami hassasiyeti olan herkesin kütüphanesini süsleyen bir baş yapıt görevi görmektedir.
Ne zaman ki Allah Teala'ya kavusmayı isteyen insanlar kalmadı, işte o zaman toplumlar canavarların eline düştü. Zalimler, despotlar atlarını rahatça oynatmaya başladılar.
Mehmed Göktaş
Sayfa 99 - İstişare yayınları
Yahudi demek, Hristiyan demek, ağzından çıkan her söz yalan olan demek değildir. Bu yüzdendir ki Allah (c.c) İsrailoğullarına: "Ey kitap ehli! Hakkı bâtıla karıştırıyorsunuz ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?" buyurmuştur.
Mehmed Göktaş
Sayfa 149 - İstişare yayınları
Söyleyin, yerleri gökleri hiç yoktan yaratan ve bir düzene koyan mı ibadet edilmeye, korkulmaya, itaat edilmeye, sözü tutulmaya lâyık, yoksa bunların hiçbirini yapamayan, hatta kendileri birer mahluk olanlar mı?
Mehmed Göktaş
Sayfa 16 - İstişare yayınları
Batıl davalar bile kendilerine bir sürü kurban bulabilirken Allah Azze ve Celle'nin davasının kurbanları ne zaman ortaya çıkacak?
Bu hicret; özellikle itikad açısından ve peşinden de amel bakımından müşriklerden sıyrılmaktır. Yalnız burada dikkat edilecek bir husus vardır ki, müşriklerin mahallelerinden sıyrılma olayı yoktur.

Müşriklerle beraber yaşıyorlar, aynı mahallede, aynı sokakta ve evdeler. Fakat onların karşısında yeni bir kimlik ortaya koyuyorlar. Onların sevdiklerini sevmiyorlar, korktuklarından korkmuyorlar, saydıklarını saymıyorlar. Onların "yüce, ulu, ölümsüz" dediklerine bunlar hakaret ediyorlar, küçültüyorlar. Onların itaat ettiklerini bunlar itaate layık görmüyorlar. Bütün bunlara layık olanın yalnız Allah olduğunu belirtiyorlar. Müşriklerle aynı çatı altındalar fakat onlarla öylesine zıtlar.

Zaten müşriklere en ağır geleni de bu oluyordu. Hem kendi içlerinde, hemde kendilerini reddediyordu bu Müslümanlar.
Müslümanlar böylesi bir ortamda müşriklerden tecrid olmuyorlardı. Çünkü o günün Müslümanları​ müşrikler için gerçekten tehlikeliydi. Bir kere hepside azim doluydu, sebat doluydu, tepeden tırnağa enerjikti. Müslümanlar kendileri için çok kesin bir hat belirlemişler, tavır tesbit etmişler, oradan bir adım atmıyorlar. Üstelik toplumun içerisinde olduklarından durmadan aşkla ve şevkle davette bulunuyorlar, tebliğde bulunuyorlardı.

Halbuki bugünün mümini müşrik toplumlar içerisinden bedenen de sıyrılıp çıkmak istiyor, ayrı ayrı semtler olusturmak istiyor, kendileri gibilerden oluşan bir çevre kurmak istiyor. Çünkü erimekten korkuyor, şirk toplumu içerisinde erozyona uğramaktan, yok olup gitmekten korkuyor. Müşriklerin müminleri kendilerine benzeteceklerinden korkuyorlar. Halbuki bu korku Mekke'de müşriklere aitti. Bugünün mümini enerji bakımından Mekke'nin ilk müminlerinden, öylesine sönük durumda.
Mehmed Göktaş
Sayfa 89 - İstişare yayınları
Küfrün şu en debdebeli günlerinde, yeryüzünün cehennemi bir havaya büründüğü ve müminleri her taraftan boğmaya çalıştığı şu zamanda Mümin namazıyla Allah Teala'nın desteğini elde etmeye çalışmalıdır.
Sabrı ve namazı Allah 'dan bir destek ve yardım edinme yolu olarak ele alırken bizim muhatabımız hep, önce ortaya mümince bir kimlik koyarak Allah'ın dinini hakim kılmaya, yaşanılır ve geçerli yapmaya çalışan kişilerdir. Yani bir yola koyulan kişidir. Yoksa oturan bir kişi için, daha açıkçası bir davanın sahibi olmayan kişilerin sabra sarılması meselesi değildir. Bütün insanların fıtratında şu vardır ki, kendi gücünü aşan bir tehlike ile karşılaştığı zaman derhal Allah Teâlâyı hatırlar ve usulünü bildiği kadarıyla O'na sığınır. Istisnasız bütün insanlar böyledir. Karanlık ve ıssız bir yerde giderken Allah Teâlâyı hatırlar ve kendisine yardımcı olması, kendisini koruması için yalvarır.
"Denizde size bir sıkıntı (boğulma korkusu) dokunduğu zaman O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur. (Artık o zaman Allah'tan başka sizi kurtaracak kimse yoktur.) çıkınca yine yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür. " İsra / 67
Görüldüğü üzere bütün insaların ortak vasfı; tehlike anında Allah'ı hatırlamak, Allah'tan yardım dilemektir.
Peki , insanın böyle tehlikeli anında Allah Teala 'ya yaklaşmasının, O'nu hatırlamasının ve O'na yalvarıp sığınmasının sebebi nedir acaba, bunu irdelemeye çalışalım. Anlaşılıyor ki o anda insan ile Allah arasındaki her şey unutuluveriliyor. Kendisi için en kıymetli canından başka her şeyi unutmak zorunda kalıyor Dünya namına ne varsa zihninden siliniveriyor. O ana kadar zihnini dolduran, beynini dolduran, ve özellikle kalbini dolduran iyi kötü her şey yok oluyor, yani önem derecesi sıfıra iniyor. Çünkü o anda önemli olan tek şey insanın canıdır.
Çok önemli bir husus daha ortaya çıkıyor. Böyle bir anda insan, " Allah var mıdır, yok mudur" diye hiç düşünmüyor. Hatta normal geniş vaktinde laf olsun diye Allah'ın varlığını inkâr etmeye kalkışanlar bile tehlikeli anda aynı şekilde Allah'a sığınmaktadırlar. Insanların hepsinin fıtratında Allah'ın varlığını kabullenme vardır. Hepsi de Allah'ı bilir. Fakat yukarıda izah ettiğimiz gibi, bazıları tehlikeli anında hatırlar, bazıları biraz daha fazla hatırlar, gerçek müminler de her zaman Allah ile beraberdir.
Aslında böyle bir tehlike ile de karşı karşıyayız.

Bizi Sünnetten vurmak isteyenlerin, ‘Kur'an bize yeter' diyerek Sünneti ve dolayısıyla Rasûlullah'ı devre dışı bırakmak isteyenlerin yanı sıra farkında mıyız bilmem, bir de Peygamber Aleyhisselam'ı kendilerine itaat ettirmeye yeltenenlerimiz var. Gerçi netice itibariyle ikisi de aynı yola çıkmaktadır. Peygamberi devre dışı bırakanların gayesi de Kur'an'ı kendi istedikleri yere çekip götürmek, yani kendilerini, heva ve heveslerini Kur'an'a onaylatmak, Peygamber Aleyhisselam'ı kendilerine itaat ettirmek isteyenlerin amaçları da aynıdır.

İlginçtir ki Allah'ın Rasûlü henüz hayattayken onu kendilerine itaat ettirmeye, yaptıklarını onaylatmaya çalışanlar olmuştur.

“İyi biliniz ki Allah'ın Rasûlü içinizdedir. Eğer o birçok konuda size itaat edecek olsaydı kesinlikle sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde kökleştirip süsledi ve sizi küfürden, fasıklıktan ve isyandan nefret ettirdi...”(Hücürat 7)

Bu yola başvuranlara baktığımızda onların özelliklerinin başında tek kişilikleri dikkatimizi çekmektedir. Yani buna yeltenenler bir heyet, bir şûra, bir kurul değildirler, tek kişidirler. Çünkü bu ümmet, bu ümmetin alimleri toplu halde kolay kolay hata etmezler. Dolayısıyla Rasûlü kendilerine itaat ettirme hastalığına da kolay kolay yakalanmazlar.

Ümmetin bugünkü sıkıntılarının başında tek kişiye dayanan İslami çalışma ve faaliyetler gelmektedir.

“Sıkıntıya düşerdiniz” uyarısı üzerinde iyice durmamız gerekmektedir.

Çünkü bu “sıkıntı” bazen binlerce Müslümanın hem de gencecik Müslümanın canına mal oluyor, binlercesinin çar çur edilen ömrüne, sayısız Müslümanın birikimine mal oluyor.

Yetmez mi artık bu ümmetin aynı delikten defalarca ısırılışı?

Etrafınıza şöyle bir bakıverin, yaşadığınız ülkenin sınırlarını da aşarak bir gözlemde bulunun, bu ümmetin yegâne serveti ve sermayesi olan gençliğini harcayıp tüketenlere şöyle bir bakın, genellikle tek kişiye dayanan, düşünce ve tespitlerini testten, şûradan geçirmeyenler olacağını rahatlıkla göreceksiniz.

Baştaki soruyu şimdi bir daha soralım; Biz Rasûlullah'a mı itaat ediyoruz yoksa Rasûlullah'ı kendimize mi itaat ettiriyoruz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gençlerle Tevhid Dersleri
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759804046
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okyanus Yayınları
Baskılar:
Gençlerle Tevhid Dersleri
Gençlerle Tevhid Dersleri
Nankörlük olmasın ama bizler gerçek manada tevhid ehli kişileri görmedik; Allah’dan gayri kendi üzerindeki hakimiyetleri reddeden, Allah’dan gayrisi önünde eğilmeyen, insan üzerindeki her türlü beşeri yönlendirmeleri reddeden, bu tür gölgelerin altında bulunmayan kişileri görmedik, onların mirasçıları değiliz. Yani bizler tevhid olayını kitaplardan okuduk, hem de çok geç okuduk. Üstelik tatbikatını hiç görmedik. Kitaplarda yazılanların nasıl uygulanacağına dair ciddi örneklere şahit olamadık. Evet, nankörlük olmasın fakat bizler özellikle tevhidi anlamda bahçıvansız, kendi kendine dağlarda büyüyen, hüdayi münbit denilen bitkileriz. Bizler tevhid erleri tarafından yetiştirilmedik. Tevhidi ancak kitaplardan okuduk, bilmem kaç aracı vasıtasıyla kulaklardan duyduk.

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • Tülay
  • Elif Sevra
  • Evvela Samimiyet
  • Bir Siyahşör
  • Sema Antil

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.2 (2)
9
%11.1 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0