Gerçek Hayat (Batı Terörünün Felsefecileri)

·
Okunma
·
Beğeni
·
30
Gösterim
Adı:
Gerçek Hayat
Alt başlık:
Batı Terörünün Felsefecileri
Baskı tarihi:
26 Ağustos 2019
Sayfa sayısı:
30
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gerçek Hayat Dergisi
Gerçek Hayat 983. sayısıyla
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
- "... Resmi tarihin üzerinde koruyucu bir zırh olduğu için rahatça konuşulup, tartışılabilen bir alan olmamış. Hakkında bilimsel diyebileceğimiz kitaplar, hala bugün bile yazılamamış. Hukuki olarak doktora tezleri yaptırılmalı, siyasi, hatta edebi olarak eleştirileri yapılmalı. Bugüne kadar dört başı mamur bir Lozan kitabı yazılamadı. Bu konuda tarihçiler suskun olduğu için sık sık Cumhurbaşkanımızın konuşmalarına atıfta bulunmak zorunda kalıyoruz. Tarihçilerin sustuğu bir ülkede Cumhurbaşkanı tarih öğretiyor. Cumhurbaşkanımız, Lozan meselesine şöyle bir formül bulmuştu “Sevr’i gösterip Lozan’a razı ettiler.” Sevr onu ortaya atanların bile uygulanmayacağını bildiği ölü doğmuş bir anlaşmaydı. Lozan’da İsmet İnönü başarılı olamadı. Başarılı olabilecek ne diplomatik kariyeri ne birikimi vardı ne de dünyada neler olup bitiyor bunu kavrayabilecek bir kapasiteye sahipti. Dolayısıyla orada sağlanabilen şey şuydu, Türkiye’nin bağımsız bir devlet olması güvencesi. Bir de kapitülasyonların kaldırılması konusu dışında öyle dişe dokunur bir başarı söz konusu değil. Elbette bu ikisinin elde edilmesi önemli olmakla birlikte, zaferimizin karşılığı bu olmamalıydı. Bunların hiçbiri başarılamadığı için Lozan’da İsmet Paşa’nın bir başarısından söz etmemiz mümkün değil..."
(Mustafa Armağan ile Mülakat-4 Şubat 2019)
- "... Teslimiyet ve temsiliyet sorunumuz var!
Müslümanlar hakikate hakkıyla teslim olamadıkları için, hakkıyla temsil edemiyorlar.
Deizm de bence oradan kaynaklanıyor.
Bu dünyanın ayartısı daha cazip geliyor.
Müslüman dediğin kişi dünyevi nimetleri elinin tersiyle itmesini bilen kişidir.
Nimet bir imtihandır.
Herkes şikayet ediyor ama çok fazla kafa yormuyoruz..."
(Yusuf Kaplan ile Mülakat-11 Şubat 2019)
- "... Türkiye’nin kendi kendini sömürgeleştirmesi eğitim sistemi üzerinden oldu...
Daha sonra özellikle televizyonların, medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte kültür endüstrisi de sömürgeci bir zihne sahip oldu.
Bu ülke fiilen dışarıdan işgal edilemedi ama zihnen içeriden ele geçirildi!..
(Yusuf Kaplan ile Mülakat-11 Şubat 2019)
- "... Dört kurşun kalemle okuma yöntemi tavsiye ediyorum. Yeşil kalemle kavramların altı çizilecek, kırmızı kalemle önemli satırların altı çizilecek, mavi kalemle atlanmaması gereken yerler işaretlenecek, kurşun kalemle ise boşluklara notlar çıkartılacak. Altını çizerek okumak vakit alıyor, ama zaten çok kitap okumayı tavsiye etmiyorum. Kavramları bulmak için durmayı, düşünmeyi ve zihinleri aktifleştirmeyi tavsiye ediyorum. Benim hedeflediğim şey, Müslümanca düşünme melekeleri, medeniyet perspektifi ve dil zevki kazandırmak. Dil zevkinden kastettiğim şey, Türkçeyi kavramsallaştırmalar yapabilecek bir şekilde kullanması. Disiplinler arası okuma yaptığı zaman, farklı disiplinlerden hangi kavramları nasıl ödünç alabileceğini, nasıl kavramlar inşa edebileceğini görecek..."
(Yusuf Kaplan ile Mülakat-11 Şubat 2019)
- "... Bu ülkede yaşıyoruz ama bu ülkenin her şeyini şekillendiren biz değiliz. Dolayısıyla Müslümanca yaşayamayız zaten.
Bir fikriyat ortaya koyulmadan, medeniyet yolculuğu olmaz.
Tek bir zamanın ruhu algısı, tek bir doyma, düşünme, algılama, yaşama biçimi bütün insanlığın duyma, algılama, yaşama biçimlerine şekil veriyor.
İnsanın başına gelebilecek en büyük felaket bu.
Ben buna çağ körleşmesi diyorum..."
(Yusuf Kaplan ile Mülakat-11 Şubat 2019)
- "... 1930 yılında mübadele meselesi olmuş, Türkiye’den 1 milyon insan gitmiş oradan 300-400 bin insan gelmiş ve bunların sorunları var. Yani bir şeylerin konuşulması lazım ama konuşulmuyor. Başbakan Venizelos ülkeye çağrıldı ve kral protokolüyle karşılandı. Türk-Yunan dostluk anlaşmaları imzalandı. 1930’lu yıllarda Türkiye Yunanistan’a taviz üstüne taviz verdi. Lozan’da verilen taviz, Batı Trakya’nın bırakılması ki yüzde 70’i Müslüman Türk’tür. Yüzde 70’i Türk olan bir yer bizim sınırlarımız içine değilse Misak-ı Milli ne oluyor o zaman?
1936 yılında Yunanistan, Bakanlar Kurulu kararıyla Ege’deki karasularını 3 milden 6 mile çıkarıyor. Bu 6 mil bizim kara sularımızın içine kadar giriyor, hatta geçiyor. Türkiye 1936 yılında buna tepki vermiyor çok ilginç. 1936’dan 1964 yılına kadar ses yok Türkiye’den. Ege ve Kıbrıs konusunda arka arkaya o kadar yanlış yapıldı ki Türkiye şu anda o yanlışlardan bir doğru çıkarmaya çalışıyor. Kolay bir mesele değil.
2. Dünya Savaşı başladı, bu tarihte 12 Ada İtalyanların elindeydi. Türkiye’ye teklifte bulundular İtalyanlar “bunları biz sizden almıştık, gelin İngilizler işgal edeceğine siz alın” dedi. Ankara’dan verilen cevap bizim “yabancı topraklarda gözümüz yok” oldu. Hitler baktı ki Ege’de üstünlüğü İngilizler ele geçirecek, bunun üzerine komandolarını gönderdi ve 12 Adayı onlar işgal etti. İtalya gidiyor, Almanya geliyor komşu değiştiriyoruz ama bizden çıt yok. Bu sefer ne oldu, Alman adaları oldu 2 yıl. 1945 senesinde de Hitler yenilmeye başlayınca bize teklifte bulundu. Bu sefer Almanlar “gelin biz gidiyoruz bunlar sizin. Siz İtalyanlara vermişsiniz onlar da yok gelin bunları İngilizler ve Yunanlar almadan siz alın size devredelim” diyor. Ankara’dan yine aynı cevap “bizim yabancı topraklarda gözümüz yok.”
İnönü konusu bitmez, kapağı daha yeni açılıyor. Üzerinde düzgün bir çalışma yok. Şevket Süreyya’nın 3 ciltlik “İkinci Adam” adlı kitabı dışında doğru düzgün bir çalışma yok. İnönü dosyası epeyce kabarık olmakla birlikte, yeterince işlenmiş ve yoğrulmuş bir konu değil. Bu kadar yakın bir dönemde yaşamasına rağmen malzemeleri toparlayamıyoruz. Kitapta 1. Dünya Savaşı’nın sonunda ki Birüssebi yenilgisinden başlayarak, İstiklal Savaşı yıllarındaki başarısızlıkları, arkasından Lozan ve Lozan’daki tereddüt, beceriksizlikleri, başbakanlığı ve daha sonra cumhurbaşkanlığı döneminde yaşananlar, 1946 seçimleri, Boraltan Köprüsü faciası ve ondan öncesinde Nazilerin Sovyetlerden esir aldığı Türkiye’ye sığınmak isteyen Türk soydaşlarımızın içeri alınmaması ve Stalin’e teslim edilmesi olayından vefatına kadarki dönemi anlatmaya çalıştım..."(Ketebe Yayınlarından çıkan yeni kitabı "Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği")
(Mustafa Armağan ile Mülakat-4 Şubat 2019)
Peki, İnönü partisi CHP’yi kapatmak istedi mi?
Bu konu Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği kitabımda yeniden gündeme geldi. Necip Mirkelamoğlu “İnönü Ecevit’i anlatıyor” kitabında belgelerini yayınladı. İnönü, 1972 yılında Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlığından düştükten sonra partinin kendi tüzüğüne ve kendi teamüllerine ihanet ettiğini, kapatılması gerektiğini etrafına yayıyor. Kendisiyle beraber olan milletvekilleri dilekçelerle Anayasa Mahkemesi’ne başvurup Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapatılması için birtakım girişimlerde bulunuyor. Dilekçe örnekleri kitapta mevcut. Partinin kapatılmasını ciddi ciddi düşündü ve bir ekibi harekete geçirdi. Başarıya ulaşmadı ve o kadar da uzun yaşayamadı.
Halk partisi gibi bir partinin genel başkanlığından düşmek ona ağır geldi ve gitmemek için uğraştı. Ecevit’e genel başkanlığı kaptırmamak için bir sürü oyun çevirdi. Düştükten sonra da bu defa dönüp kendi partisini kapattırmak gibi bir girişimde bulunması, İnönü’nün asla affedilemeyecek korkunç iktidar tutkusunu, “Ben yoksam benden sonra tufan” anlayışını kuvvetle savunduğunu gösteriyor.
Kendi iktidarı dışında her şey düşman olabiliyor. Psikologlar ve tarihçiler bu ruh halinin ne olduğunu ortaya çıkarmalı. “Türkiye’yi biz kurduk gerekirse bizi batırırız” diyen anlayışın Cumhuriyet Halk Partisinde hala ne kadar etkin olduğunu görüyoruz. Çözüm sürecinde hükümete, “Ülkeyi PKK’ya peşkeş çekiyorsunuz” diyenler şimdi onlarla seçimlerde aday bölüşüyor, il bölüşüyor ve bunda da bir sakınca görmüyorlar. Yeter ki iktidar olsunlar, yeter ki kendi güçlerini kaybetmesinler..."
(Mustafa Armağan ile Mülakat-4 Şubat 2019)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gerçek Hayat
Alt başlık:
Batı Terörünün Felsefecileri
Baskı tarihi:
26 Ağustos 2019
Sayfa sayısı:
30
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gerçek Hayat Dergisi
Gerçek Hayat 983. sayısıyla

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Fatıma Yorulmaz
  • Yusuf

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0