·
Okunma
·
Beğeni
·
76
Gösterim
Adı:
Gilles Deleuze
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758717484
Kitabın türü:
Çeviri:
Cem Soydemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu Batı Yayınları
“Deleuze?...Birçok bakımdan bu, Gilles Deleuze’ün kendisinin de sormuş olabileceği bir soru. Deleuze, hiçbirşeyi olduğu gibi kabul etmezdi ve hayatının gücünün ama yalnızca insan hayatı değil, her türlü hayatın gücünün sorunlar geliştirme gücü olduğunda ısrar ederdi…”
Claire Colebrook son derece akıcı bir üslupla kaleme aldığı bu çalışmasında, Deleuze yorumcularının çoğunlukla yaptığı gibi Deleuze'ü kronolojik olarak ele almıyor. Yapıtlarını bir bir irdelemek yerine; Deleuze'ün özgün terminolojisi ve kavramları üzerinde duruyor. Deleuze çalışma hayatı boyunca aynı kavramları farklı bağlamlarda tekrar tekrar geliştirmiş bir felsefeci. Colebrook da Deleuzecü bir yaklaşım benimseyerek, işe baştan başlıyor ve doğrudan doğruya kavramlar üzerinde yoğunlaşıyor. Deleuze'ün karmaşık ontolojik projesi ve terminolojisine açıklık getirmeye çalışıyor ve bunda da başarılı oluyor.
Colebrook, Deleuze’ün felsefeci olarak ne önerdiğini anlamak istiyorsak, öncelikle felsefenin sanat ve bilimle niçin ilişkili olduğunu anlamamız gerektiğini söylüyor bize, çünkü Deleuze önemli felsefi fikirlerini bilim ve sanattan yararlanarak geliştirmiş bir felsefeci. Edebiyat, sanat, psikanaliz, felsefe, genetik bilimi, film, toplumsal teori vb. alanlarda düşüncenin labirentinde geziniyor. Gündelik hayattan örnekler alıp sonuçlar çıkarmak yerine, uç boyutta düşünmeyi talep ediyor bizden. Yeni düşünce ve yazma üslupları yaratıyor. Hayatı dönüştürmeye yönelik yeni düşünce tarzlarında ısrar ediyor.
215 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Her ne kadar postmodernistlerin kendi dillerini anlamak biraz zor olsada claire calebrook elinden geldiğince daha anlaşılır bir şekilde ifade etmeye çalışmış.Bunun yanında deleuze ile beraber postyapısalcılık ve postmodernizmle ilgili diyebilirim ki bütün felsefe geleneğinde bir çatlak oluşturan yaklaşımları var bu psikolojiye de etki ediyor.Özellikle psikanalizde ''şizo''kavramı,insanın bir ''oluş''içinde oluşunu ifade etmeleri ve yine en sevdiğim göçebe kavramını ''bilincin yersiz-yurtsuz olması'' ile bütünleştirmeleri ilgi çekicidir.
“Bir insana aşık olmak; onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmak ve sonra aynı hızla o teklik içindeki çokluğu keşfetmektir”
Majör bir edebiyat kendisini metinden bağımsız bir yasanın veya anlamın aslına sadık tasviri olarak sunar. Dolayısıyla, herhangi bir yazarı –Shakespeare’den Joyce’a– büyük insan tininin veya geleneğin ifadeleri olarak okuyabiliriz.
Franz Kafka’ya (1883-1924) ilişkin 1975’te yayımlanan kitaplarında minör edebiyat projesini tanımlarlar; çünkü Kafka Almanca yazan bir Çek Yahudisidir (Deleuze ve Guattari 1975). Kafka kendisinin addettiği veya kendisini özdeşleştirdiği bir dile veya kültüre sahip değildir. Deleuze ve Guattari’ye göre bütün büyük edebiyatlar bu anlamda minördür: dil yabancı, değişim geçirmeye açık ve kimliğin ifadesi olmaktan çok kimliğin yaratılması için bir araç olarak görülür.
Edebiyat ampirizmin iki yönünü açar. Bir yandan, daha büyük biçimleri oluşturmaya yönelen duygular sunar. Sözgelimi Austen’de kadınlığın nasıl hoppalık, şehvet düşkünlüğü, akılsızlık ve çarpık romans fikirlerinden birleştirilerek tesis edildiğini gösteren bir eleştiri çizgisi vardır. Bir yandan da, edebiyat değişik duygu sunumlarının ötesine geçip bu duyguların fikirler halinde olumlu düzenlenişine yönelir. Kurmaca ve imgelem tam da hayatın üretiminin parçasıdırlar. Benlik fikrini, toplum fikrini ve kurum fikrini, örneğin adaleti veya demokrasiyi, üretiriz. Meşru biçiminde bu tür üretimler içkindir; bunları hayat için üretilmiş kurmacalar olarak kabul ederiz. Meşru olmayan biçimlerindeyse bu tür üretimler aşkındırlar; deneyimimizi yönetiyor görünen toplum, adalet veya demokrasi fikrine itaat etmemiz veya onları kabul etmemiz gerektiğini düşünürüz. Edebiyat bu tür fikirlerin kurmaca olarak sergilenebildiği alanlardan biridir. Austen’de “evlilik”, deneyimin ekonomik, toplumsal ve duygusal çizgilerinin birleştirilmesiyle tesis edilir. Austen’de iki kişinin kendi ittifaklarını yarattığı ve evliliğin güçlerini artırmak için kullanıldığı meşru ve içkin bir evlilik biçimi vardır. Ama karakterlerin dayatılmış bir norm olarak evlilik fikri tarafından yönetildiği, meşru olmayan, aşkın bir kullanımı da vardır evliliğin: ne pahasına olursa olsun evlen, sırf fikrin kendisi uğruna. Kurmaca ampirizmin tam merkezindedir çünkü fikirlerin duygusal bileşenlerinden üretilmelerini ve genişletilmelerini açığa vurur.
Aşkın/sevginin romanlarda ve Deleuze’ün hayat ve edebiyat üstüne çalışmalarında böylesine baskın bir motif olması belki de tesadüfi değildir. Deleuze, Proust’a dair çalışmasında, sevgilinin algılanışının nasıl başka bir dünyayı açık hale getirdiğini göstermiştir. Kurmaca aşkınlık yanılsamasından kaçınmamıza yardımcı olur. Ayrı bir göstergeler düzeni aracılığıyla temsil etmemiz gereken bir dünya olduğunu düşünmek aşkınlığın hatasıdır. Ampirizm için hayat bütünüyle bir göstergeler akışıdır; her algı ötede yatanın bir göstergesidir ve bu göstergeler dünyasının arkasında bulunan hiçbir nihai gönderge veya “gösterilen” yoktur. (Deleuze’ün yöntemi burada, dayatılmış göstergeler veya “gösterenler” sistemleriyle anlamlı bir dünya veya bir “gösterilen” ürettiğimizi öne süren yapısalcılığın karşıtıdır.) Aşkta ve aşk kurmacasında öteki ya da âşık olunan sevgili, bize ait olmayan bir duygular ve yeğinlikler dünyasının “gösterge” sidir. Eğer ampirizmin ilkesini kabul edersek –yani, deneyimi dışarıdan düzenleyebilecek hiçbir ilke olmadığı ilkesini– bu durumda, ne kadar çok zihin varsa o kadar çok dünya olacaktır. Deneyimdeki her nokta dünyanın bütününe açılır ama bunu kendi özgül oluşundan doğru yapar. Edebiyat ötekilerin değişik dünyalarının keşfedilmesidir ve özellikle roman, aşkı âşık olan ile âşık olunanın birbirinden farklı dünyaları arasındaki bir karşılaşma olarak sunar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gilles Deleuze
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758717484
Kitabın türü:
Çeviri:
Cem Soydemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu Batı Yayınları
“Deleuze?...Birçok bakımdan bu, Gilles Deleuze’ün kendisinin de sormuş olabileceği bir soru. Deleuze, hiçbirşeyi olduğu gibi kabul etmezdi ve hayatının gücünün ama yalnızca insan hayatı değil, her türlü hayatın gücünün sorunlar geliştirme gücü olduğunda ısrar ederdi…”
Claire Colebrook son derece akıcı bir üslupla kaleme aldığı bu çalışmasında, Deleuze yorumcularının çoğunlukla yaptığı gibi Deleuze'ü kronolojik olarak ele almıyor. Yapıtlarını bir bir irdelemek yerine; Deleuze'ün özgün terminolojisi ve kavramları üzerinde duruyor. Deleuze çalışma hayatı boyunca aynı kavramları farklı bağlamlarda tekrar tekrar geliştirmiş bir felsefeci. Colebrook da Deleuzecü bir yaklaşım benimseyerek, işe baştan başlıyor ve doğrudan doğruya kavramlar üzerinde yoğunlaşıyor. Deleuze'ün karmaşık ontolojik projesi ve terminolojisine açıklık getirmeye çalışıyor ve bunda da başarılı oluyor.
Colebrook, Deleuze’ün felsefeci olarak ne önerdiğini anlamak istiyorsak, öncelikle felsefenin sanat ve bilimle niçin ilişkili olduğunu anlamamız gerektiğini söylüyor bize, çünkü Deleuze önemli felsefi fikirlerini bilim ve sanattan yararlanarak geliştirmiş bir felsefeci. Edebiyat, sanat, psikanaliz, felsefe, genetik bilimi, film, toplumsal teori vb. alanlarda düşüncenin labirentinde geziniyor. Gündelik hayattan örnekler alıp sonuçlar çıkarmak yerine, uç boyutta düşünmeyi talep ediyor bizden. Yeni düşünce ve yazma üslupları yaratıyor. Hayatı dönüştürmeye yönelik yeni düşünce tarzlarında ısrar ediyor.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Mir'ât-ı Cünûn
  • Veysel Ayık

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0