Göçmüş Kediler Bahçesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.456
Gösterim
Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustan karşımda duruyordu.
Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimde sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri.."
(Arka Kapak)
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı. Bir yandan niçin daha önce okumadım derken bir yandan da iyi ki daha önce okumadım diyorum. Biraz demlenmem, pişmem gerekiyormuş bu kitaba erişebilmek için. Üslubunda en dikkat çekici özellik, yarım bırakılan cümleler ve paragraflar. Düşüncelerin yarım kalması gibi yarıda kesilmesinin tesiri inanılmaz. Okuyucuyu uyanık tutmak için harika bir teknik olduğunu dile getirebilirim. Okuyucuyu oyuna katıyor ve okuyucuyla beraber işliyor kitabı. Düz bir çizgide değil iç içe geçmiş anlatısı basit bir kitap olmaktan çıkıyor ve okuyucuyu düşünmeye yöneltiyor. Okurken zevk aldığım, bol bol düşündüğüm (hatta kimi zaman dalıp gittiğim), altı çizilesi cümlelerle dolu, felsefi açıdan değerlendirmeye müsait enfes bir kitap.
İstanbul Kitap Fuarından aldığım kitaplardan biri, okuduğum ilk Bilge Karasu kitabı, aslında fuara giderken alınacak kitaplar listemde yazarın "Kısmet Büfesi" kitabı vardı ama "Göçmüş Kediler Bahçesi" kitabı beni ismi ile çekti. "Beni al, sana ne dünyalar göstereceğim, Ne hayaller gördüreceğim" diye seslendi bana kitap.
Kitap on iki öyküden ve bu öykülerin aralarında devam eden bir ana öyküden oluşuyor. Öyküleri hepsi çok güzel ama beni en çok etkileyenler "Avından El Alan", "Dehlizde Giden Adam" ve "Usta Beni Öldürsen E! " öyküleri oldu. Öykülerin kurgusu, anlatım biçimi kesinlikle mükemmel. Kitap kurguyu, metaforları, benzetmeleri anlamaya çalışırken insanı yoruyor, bazen anlamaya çalışmakta yetmiyor, cümleleri keşfedip tamamlamakta gerekiyor okurken. Ben açıkçası Bilge Karasu'nun anlatım biçimine alışıncaya kadar ilk iki öyküyü üçer defa okudum, sonrada elimden bırakamadım kitabı. Zaten kitap öyle bir defa okunup kitaplığa bırakılacak bir kitap değil, her okunduğunda başka dünyalara götürecek, başka hayaller kurduracak, başka tatlar aldıracak nitelikte öyküler var kitapta. Kitap tam bir başyapıt, başucu kitaplarım arasına aldım, Bilge Karasu okumaya devam.
Kapak fotoğrafı hâlâ ne anlatıyor çözmüş değilim. Aslında hikâyelerdeki mesajı da tam olarak çözmüş değilim ama zaten kitabın büyüleyiciliği ve büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor denebilir.

İsmini kim koymuş bilmiyorum ama yazdıklarından, anlattıklarından hareketle yazarın "hayat" konusunda ismiyle müsemma olduğu aşikar. Soyadı da edebiyatına dair öngörü oluşturuyor. Daha okuduğum bu ilk kitabından anlıyorum ki bir "Bilge Karasu" kitabı okumak asla rutin bir okuma eylemi değildir, olmayacaktır. Edebiyat yaparken edebiyatın karasularından çıkıp Bilge Karasu'nun karasularına yönleniyoruz istemsizce.

Kitapta on üç masal, bir de öykü var. Kitaba ismini de veren bu öykü, masalların arasına serpiştirilmiş durumda. Bunu anlamak için birkaç bölümü geçmem, sonra da dönüp tekrar okumam gerekti. Masallar ise bildiğimiz masal türünden epey uzak. İsmi masal olsa da farklı bir zamanda, farklı bir dünyada geçiyormuş hissi uyandıran öyküler bunlar. Hem gerçek olamayacak denli masalsı bir anlatım hem de masal olamayacak kadar gerçeğe yakınlık var masallarda.

Ben en çok "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanını anımsatan "Avından El Alan"; oldukça sıradışı " İncitmebeni"; yalansız bir dünya kurgulu "Alsemender" öykülerini sevdim.
Kişinin kendi ruh halindeki dalgalanmaların, bir kirpiyle karşımıza ansızın çıktığı, bir yazarın en doğal halini kelimelerindeki salınışıyla hissedebildiğimiz naif bir eser.
Bilge Karasu Türkçenin ustalarından. Kitaptaki "masal" öyküler okunmuyor adeta uzaktan duyulan ırmak gibi uğulduyor. Kedi mırıltısı gibi dingin bir dil, kedi yaramazlığı gibi hareketli bir iç dünya...İçindeki öykülerde anlatılan dışında farklı pek çok anlam bulabiliyorsunuz. Bundan beş sene sonra okusam daha farklı algılayacağıma eminim. İnsanın o an hangi yarası varsa onu kaşındırıyor sanki. Kitap zihni yorar mı? Yorar ancak yorulmaktan yorulmayacağınız bir şekilde:) Son bölümde ustanın anlattığı gibi kitap günün saatleri gibi ilerleyecek şekilde tasarlanmış. Günün saatleri ilerledikçe öyküler de kararıyor ancak sonlarda yeni bir günün umudu yaklaşıyor. Beğenerek okudum.
Okurken çok zorlandığım yazarlardan biri Bilge Karasu.İsmiyle müsemma bir yazardır, diyeceğim tek kelime yok, ama her kitabında spesifik hava beni boğuyor.Gece kitabını okuduğumda arkadaşlarıma da fikirlerini sorduğumda ortak kanaat şuydu:Anlaşılmak istemiyor.Yazarlığını ve kitaplarını bu düşünce ekseninde şekillendiriyor.Dikkatli bir okuyucu olduğuma inanıyorum.Masallardan ve öykülerden almam gerekeni kitapta aldım diye düşünüyorum.Eksik bulduğum nokta çok daha başka.Sanırım o okurunu seçiyor,ben yazarımı seçiyorum.Özgül bir kalem.Saygım sonsuz.Okuyuculara keyifli okumalar dilerim.
13 parçaya bölünmüş Göçmüş Kediler Bahçesi diğer öykülerin arasına yerleştirilmiş, öykülerin çoğunda iki şekilde anlatım mevcuttur. Yazar bu kitaba iyi kafa yormuş herhalde, burada öyküler arasında teknik bağlantılar var galiba. Bu tekniği çözecek bir donanıma sahip değilim ama bence bir teknik kesinlikle var. Okuyucunun da okurken biraz kafa yorması gerekir. Benim okuduğum ilk kitabı idi. Benim zamana ihtiyacım var, sizi bilmemem ama değişik bir şeydi. Hani kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi. Bu ne demek şimdi? Öyle bir şey işte. Yeni bitirdim kitabı.
Benim için zor bir okuma oldu, birkaç satır da olsa kitapla ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşayım.

Öykü okumakta hep zorlanırım. İçimde detay aranan bir yan var sanırım, sanırım ondan. Kitaptaki karakterleri, konuların geçtiği yerleri iyi tanımak isterim kendimi akışa vermeden önce. Neyse uzatmayım, bu bir öykü kitabı olduğu için, bir de yazarın okuduğum ilk kitabı olduğu için, pek ısınamadım. Olumsuz bir yorum yazmak da pek istemiyorum, aynı yazarın Gece'siyle devam ediyorum, böylece yazarı daha iyi tanıma imkanım olacak.
Büyülü bir kitap özellikle sekizinci masal "Bizim Denizimiz" çok etkileyici.
Evvel zaman içinde diye başlamayan masallardan oluşan "Göçmüş Kediler Bahçesi" bir yazarın üst limitleri zorladığı bir eser.
Bir yumak ip alıp atkı örmeye çalıştığınızı düşünün lütfen. Yumak ile olan cenginiz siz ipi çekerken odanın içinde yuvarlanıp durmasından ibarettir. Işte bu okuyucu keyifle atkısını örerken bir taraftan da şarkılar mırıldanabilir. Klasik uslupla yazılan kitaplar bana bunu hissettirir
.
Ama bazı kitaplar vardır ki siz kırmızı iple başlarsınız ama örmeye devam ederken bir bakmışsınız ip sarıya dönmüş. Ya da örmeye devam ederken ip düğüm düğüm gelir elinize.
Ipin ucunun elinizde olması varılacak noktaya ulaşmak için yeterli değildir. Bu kitap tam da öyle
Sizden işçilik bekler
.
Genel kanı şu yöndedir: " okuyucu kitap ve yazarı seçer." Lakin istisnai durumlar da mevcut. Bence Bilge Karasu okuyucusunu kendisi seçiyor.

Masallar günün saatlerine göre düzenlenmiş ki bence çok güzel bir detay🤗 saatler ilerledikçe masallar da kararıyor. Mutlaka okuyun derim ama zorlanmaya hazır olmanız gerekiyor. Bir köşede sakin sakin okurum derseniz, uzak durun. Elimi haflerin altına koyabilirim derseniz ne âlâ
Şanslısınız çünkü kitabın içinde bir masal var ki
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı olması sebebiyle kitabı okurken başta zorlandım. Öykünün İçine giremedim. Yazarın dili beni zorladı.

Anlaşılmayı istemeyen bir yazar diye düşündüm. Ama anlaşılmayı istemeyen bir yazar nerdeyse her cümlesini yeniden açıklamak için neden parantezler kullansın? neden tekrar tekrar açıklama yapsın? Demek ki anlaşılmak isteyen yazarlardan Karasu.

Her öyküde farklı imgeler olsa da yazarın gayreti yalnızlığı, sevgiyi, mutsuzluğu, mutluluğu ve bütün bu duygularla birlikte insanın varlığını sorgulaması... Bundan yola çıkarak bu kitabı bir burjuva aydının bohem duyguları diyerek eleştirebiliriz ya da insanı bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren, yaşamı sorgulayan bir yazarın varoluşsal hezeyanları diyebiliriz. Ben bu kitaba bohem duyguların toplamı demenin haksızlık olacağını düşünenlerdenim.

Öykü içinde öykü barındıran bir kitap...
Her öyküde felsefe ile edebiyat içiçedir. Kitaba ismini veren ara öyküde ise eşcinsellik vurgusunu görürüz.

Her öykü doğa imgesiyle(özellikle deniz) birleşir. Ve her öykü simgesel bir hayvanı barındırır içinde.Bazen kirpi olur bazen balık bazen yengeç bazen de kedi...Bu öykülerin bir ucu okuyanın hayal dünyasındadır.
Ben bu öyküler içinde en çok "yengece övgü" öyküsünü sevdim. Zira yazar bu öyküde hem bir yengecin cesurca intikamını almak istemesinden dem vurur hem de yengeç burcunun karakter özelliğini ironiyle birlikte harmanlayıp anlatır.

"Derler ki senin burcundakiler, birileri kendilerini korusun usterler; korusun, kayırsın, pohpohlasın... ondan sonra da, saldırmak için uğraşırmış yengeçler; o kendilerini koruyan, kayıran, pohpohlayan kimseye; saldırmak için fırsat yaratır, bahane ararlarmış gerekirse..."

"Derler ki yengeçler, düşünceleriyle değil, davranışlarıyla bezdirir, soğutur insanları kendilerinden, uzaklaştırırlar."

Sabahattin Ali'nin "dimağ"ı, Atay'ın da "beter olun"u "bat dünya bat"ı varsa Karasu'nun da "us"u fazlasıyla dillendirmesi dikkat çekici...
Ve her kitabın bir yaşı varsa bu kitabı okumanın da tam yaşıymış ...
İyi okumalar.
Kitaptaki her bir öykü mükemmel; ama gerçekten de "Usta Beni Öldürsen e!" aklınızdan hiç çıkmayacak.
" Demin sokaktan geçerken bir adam gördüm. Kaldırımın kıyısında oturmuş bir kirpinin dikenlerini törpülüyordu.
Kirpi de enayi mi enayi. Manikür yapılıyormuş gibi tatlı tatlı gözlerini yumuyordu.. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustan karşımda duruyordu.
Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimde sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri.."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 166 okur

  • Ne var ne yok
  • Furkan Güreci
  • Burak Basmacıoğlu
  • pessoa*
  • Mehmet Yılmaz
  • Devrim Ege
  • Süheyla İğret
  • Şakir Soydan
  • Daisy@
  • Banu GÜÇ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%42.6
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%11.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.3
Erkek
%42.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.5 (14)
9
%15.7 (8)
8
%29.4 (15)
7
%7.8 (4)
6
%9.8 (5)
5
%2 (1)
4
%2 (1)
3
%0
2
%0
1
%2 (1)