Göçmüş Kediler Bahçesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
9,8bin
Gösterim
Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
Bilge Karasu'nun edebiyatına ilk kez başlayacak olanlara Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ile Göçmüş Kediler Bahçesi'ni öneriyoruz. Kitap, yayın tarihi olarak yazarın üçüncü kitabıdır, 1980 öncesi dönemi temsil eder. Buraya kitabın doruk bölümlerinden birini koyduk okumanız için...

"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri..."
– Bilge Karasu
232 syf.
·2 günde·8/10 puan
Kitap 1 hikâye 13 masaldan oluşuyor. Kitaba ismini veren Göçmüş Kediler Bahçesi yle başlıyor ,3 sayfa. Nasıl yani bittimi derken bir masal karşılıyor sizi sonra,13 masalın arasına serpiştirilmiş bölüm bölüm devam eden bir hikâye anlatısı aslında Göçmüş Kediler Bahçesi (okuyacak olanların özellikle bu tasarıma dikkat etmelerini isterim,ben ikinci masaldan sonra anladım zira). Diğer masallarla bir bağlantısı veya kesişmesi olmayan bir hikâye okuyorsunuz,masallar ise günlerin saatlere bölünmesi gibi her biri kendi içinde ayrı bir dünya.

Konusu:Hikâye ve masalların hepsinde ortak bir yan var işlenen “ölüm teması”.
“Ölüler herşeyi bilir;öğrenmenin yolu da ölmektir.Ölüp yok olan,ölülere karışan, yerin,suyun altına inip onlardan salık alan,gökyüzüne onun da ötesine çıkıp ışığı,aydınlığı,bilgeliği oradan,çiçek derer gibi,yanına alıp gövdesinin dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirerek,tazelenip yeniden doğmuş gibi yeryüzüne dönerek insan arasına karışandır ki bilinecek herşeyi bilir.” Avından El Alan Masalı- syf:25

Masallarda balıkçının kolunu yutan Orfinoz,Sazandereye ulaşmaya çalışan adam,garip bir ortaçağ abdalı,kirpiye övgü,yengecin intikamı,Güneşe vurgun bir adamın hikâyesi,ip cambazlarının hazin ölümleri,Alsemender,incitmebeni bekliyor sizi.

Ölüm temasının derinden hissedildiği,doğanın tüm figürleriyle fantastik bir biçimde masallara nüfuz edildiği,kurmaca ve gerçegin girift bir biçimde iç içe geçtiği, zengin bir okuma oldu benim için.Hem her iyi kitap okuduğumda hissettiğim gibi ‘neden geç kaldım diye hayıflanırken yakaladım kendimi’. Hem de iyi ki daha önce tanışmamışım yazarla dedim kendi kendime.Çünkü daha çok hammışım,pişmem,yol almam gerekirmiş edebiyat ve felsefeyi aynı cümlede giyinmek için.

Zira Felsefe bir kumaştır. Kalın,tok,değerli,iplik iplik....Felsefi Edebiyat ise o kumaşdan çekilmiş birer ipliktir.Ve ben öyküde çıtayı yükselten,kumaşın ipinin ucundan çektikçe uzayan,uzayıp da yol olan,yollar açan.Zihni devinimlere sürükleyen kalemi çok sevdim.

Bilge Karasu ya;
Sevgi ve Muhabbetle..
230 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap, 1 hikaye ve 11+1 masaldan ibarettir. Yazar günün saat dilimleri gibi masalları tasarlamış ve en baştan başlayarak tüm bu masalların arasına ilk hikaye olan ve kitaba da ismini veren "Göçmüş Kediler Bahçesi"nin parçalarını serpiştirmiş.

Hikayelerin büyük bir bölümü ölüm temalı ve doğayla buluşmuş, doğanın tüm unsurlarını içinde barındırır halde. Yazarın, hikayeleri masal olarak adlandırmasıyla da gerçeklikle hayalin, büyülü bir anlatımla kurmacanın iç içe geçtiği, hemen hemen her hikayede okura, tıpkı çıkışı olmayan bir labirentin içinde gezdiriyormuşçasına bir his yaşatan, ilginç mi ilginç öykülerle bezenmiş bir kitap Göçmüş Kediler Bahçesi.

Bunca girizgah yaptıktan sonra biraz da tek tek hikayelere odaklanalım. Kitabın başlangıç hikayesi "Göçmüş Kediler Bahçesi", başlangıçta üç sayfayla başlayan, her masal arasına serpiştirilmiş birkaç sayfayla bölüm bölüm devam eden ve en sonunda da 12. bölümle nihayete eren uzunca bir öykü. Öyle bir öykü ki en başta sanki hikaye o üç sayfada bitmiş gibi, o üç sayfa kitaba bir girizgahmış gibi okura hissettiriyorken ancak ilerleyen kısımlarda bu serpiştirilmiş sayfaların aslında en baştaki hikayenin devamı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bu şekliyle de daha önce hiçbir öykü kitabında karşılaşmadığım bir tarzı var kitabın. Fakat bu öykü kitap boyunca devam etse de kesinlikle bir çatı öykü değil. Yani diğer öyküler ne bu öyküye bağlanıyor, ne de paralel gidiyor. Hatta masal olarak adlandırılan diğer öykülerin birbirleriyle tema açısından paralellikleri varken bu hikayeyle herhangi bir bağı bulunmamaktadır.

Ölüm teması, masalların hemen hemen hepsinden son derece güçlü bir şekilde hissedilmektedir.

"Ölüler her şeyi bilir; öğrenmenin yolu da ölmektir. Ölüp yok olan, ölülere karışan, yerin, suyun altına inip onlardan salık alan, gökyüzüne, onun da ötesine çıkıp ışığı, aydınlığı, bilgeliği oradan, çiçek derer gibi, yanına alıp gövdesinin dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirerek, tazelenip yeniden doğmuş gibi yeryüzüne dönerek insan arasına karışandır ki bilinecek her şeyi bilir." Avından El Alan Masalı - Sf. 25

"İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir." İncitmebeni Masalı - Sf. 131

Aynı şekilde bir başka ortak tema olan doğa da kimi zaman balıkla, kimi zaman nadide bir çiçekle ve kimi zaman da güneşle kendini gösteriyor masallarda .

"Aynalar var sanki çevresinde, durmadan çoğalan: bakıyor, görüyor, baktıkça daha çoğunu görüyor; eşini bugüne dek görmediği bir, yüz, bin yaratık görüyor: Bir kolu balık bir adam, ağzından insan başı bitivermiş bir balık, bacakları arasında boğazına dek bir balığın uzandığı bir adam, bir insanla çiftleşmiş bir balık, kendi kendiyle çiftleşen bir adam... Sonu yok bunun." Avından El Alan Masalı - Sf. 24

En uzunu 30, en kısası ise 4 sayfadan oluşan masallar birbirinden ilginç ve fantastik ögeler içermektedir. Balıkçının kolunu yutan orfinoz, denize tutkun Sazandere'ye ulaşmaya çalışan ama bunu bir türlü başaramayan bir adam, bir türlü kurtulamadığı enteresan bir hayvanla ortaçağ abdalının masalı, kirpinin öyküsü, ona ek masal olarak intikamcı yengecin öyküsü, yağmurlu kentten bir umut savaşçısı güneşçi adam, denize hayran dehlizde kayboluşla imtihan olan bir delikanlı, cambazların hikayesi usta beni öldürsen e, kertenkelelerin hikayesi, distopik bir ada hikayesi: incitmebeni, doğruyu söyletme çiçeği: Alsemender ve son masal: tepeye tırmanan adamın öyküsü.

Hayalle gerçeğin birbirine karıştığı, öykülerin bazılarında birbiriyle paralel devam eden iç içe geçmiş metinlerin yer aldığı, doğanın tüm fantastik ögeleriyle öykülere nüfuz ettiği, konu açısından ölümün ve kayboluşun her masalın içinde bir şekilde yer aldığı, anlatıcının genellikle tekinsiz olduğu tam bir post-modern anlatıma sahip bir kitap. Masalların içerisinden iç içe geçen metinlere bir örnek de vereyim.

“Adamın oturduğu ev, kıyı mahallelerinin okullara en yakın bir yerindeydi. Adam bu okulların hepsinde öğretmenlik ederdi değişik konularda. Bilgilerini başkalarına aktarmak, aktarılmamış bir bilgisi kalmasın diye türlü alanlarda öğretim yapmak da bir çeşit soyunmaydı çünkü.”

“İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir. Ne ki, bir tek kez yapılabilecek bu işi, böyle bir eylemin değerini anlayacak kişiler karşısında yapmak ister. Yanılır da sırası geldi diyerek, olmayacak bir yerde girişirseniz bu işe, acı bir masal olur çıkarsınız.” İncitmebeni Masalı - Sf. 131

Kitapta yazan her öykünün ayrı bir güzelliği, farklılığı ve edebi açıdan bakıldığında dolu dolu anlatımı sebebi beni son derece tatmin eden bir eserdi. Bilge Karasu’nun edebi üslubunu zaten çok seviyordum ama bu kitapla öyküde çıtanın ne kadar üst noktaya çıkarılabileceğini de görmüş oldum.

Bu kitabı bana hediye edip okumama vesile olan Özlem 'a bir kez daha teşekkür ediyor ve incelemeyi de güzeller güzeli Temmuz’un bir Yengeç burcu gününde, şu alıntıyla noktalamak istiyorum:

“Güneş Yengeç burcundadır. Yengeç taşın altındadır. Kayanın altındadır, altındadır, altındadır.”
230 syf.
·11 günde
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı. Bir yandan niçin daha önce okumadım derken bir yandan da iyi ki daha önce okumadım diyorum. Biraz demlenmem, pişmem gerekiyormuş bu kitaba erişebilmek için. Üslubunda en dikkat çekici özellik, yarım bırakılan cümleler ve paragraflar. Düşüncelerin yarım kalması gibi yarıda kesilmesinin tesiri inanılmaz. Okuyucuyu uyanık tutmak için harika bir teknik olduğunu dile getirebilirim. Okuyucuyu oyuna katıyor ve okuyucuyla beraber işliyor kitabı. Düz bir çizgide değil iç içe geçmiş anlatısı basit bir kitap olmaktan çıkıyor ve okuyucuyu düşünmeye yöneltiyor. Okurken zevk aldığım, bol bol düşündüğüm (hatta kimi zaman dalıp gittiğim), altı çizilesi cümlelerle dolu, felsefi açıdan değerlendirmeye müsait enfes bir kitap.
232 syf.
·83 günde·Beğendi·9/10 puan
Bilge Karasu okuyorsanız birbirine geçmiş metinlerle, anlamını bulmaya çalıştığınız, sözlüklerde olmayan kelimelerle (bolartı tansığı), yazarın kendine has tamlamalarıyla (çapavulun çattığı çaparız) karşılaşacak olmanız ne diyor bu adam dedirtebilir.
Öncelikle Bilge Karasu'yu okumak yeni başlayanlar için başlı başına bir meziyet gibi gelebilir ama inanın Karasu'yu okumak başlı başına bir zenginlik katacaktır size.
Şu an okumadığım iki ya da üç kitap var Karasu 'dan. Ben 2011 yılında tanıştım Karasu ile ve bu tanışma faslı bayağı dolambaçlı yollarla gerçekleşti. Kitaplarını zamana yayarak okuma kararı almıştım çünkü henüz zamanı var gibi geliyordu bana, biraz daha olgunlaştıktan sonra okuyayım diyordum, araya kaynayıp boşa gitmesin diyordum. Tabii bu kişiden kişiye göre değişir 9 yıl önce lisenin ortalarında edebiyata merak salmış bir öğrenciydim ve gidecek daha çok yolum vardı...
Neyse buraya kadar okuduysanız kitabın içinden bir kaç öyküye değinip noktalayacağım bu yazıyı.

Kitaba adını veren masalımız her öykü bitiminde (ya da başlangıcında) devam eden bir masaldır ara ara o masala girdiğimiz için bazen kopmalar olabiliyor ama masal sıkıcı gelse de sonu çarpıcıdır, ben sürpriz bozan vermeden yazmak istiyorum ama bu zor oluyor biraz.

'' İncitmebeni '' adlı öyküde genel olarak insanların bir felaketi beklerken ya da şöyle diyeyim bir felaketin gelip kendilerini zor durumda bırakmaması için hazırlık yaparlarken olası ters bir durumla karşılaşınca felakete kendi elleriyle kapı açmalarını anlatır ki bu öykü benim favorimdir bu kitapta.

'' Usta Beni Öldürsen E '' adlı öyküde çıraklıktan kalfalığa gelmiş bir canbaz ve ustası anlatılır, bu öyküyü de yukarıda ki İncitmebeni ye bağlayabiliriz. Şöyle ki insan gerçekten korktuğu şeyi başına kendi yapıp/yapmadıkları ile getirendir. Başına (ya da başkasının başına) gelebilecek kötü bir duruma kafa yorarken insan, dikkatini vermediğinden uğraştığı işe başka bir felakete de kapı açıvermektedir.

Korkusuz Kirpiye Övgü adlı öykü de güzeldir. Daha fazlası yazılabilirdi ama şimdilik burada bırakıyorum.

Bilge Karasu'yu okumaktan vazgeçmeyin....
232 syf.
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı olması nedeniyle kitabı okurken başta zorlandım. Öykünün İçine giremedim. Yazarın dili beni zorladı.

Anlaşılmayı istemeyen bir yazar diye düşündüm.

Ama anlaşılmayı istemeyen bir yazar nerdeyse her cümlesini yeniden açıklamak için neden parantezler kullansın? neden tekrar tekrar açıklama yapsın? Demek ki anlaşılmak isteyen yazarlardan Karasu.

Her öyküde farklı imgeler olsa da yazarın gayreti yalnızlığı, sevgiyi, mutsuzluğu, mutluluğu ve bütün bu duygularla birlikte insanın varlığını sorgulaması... Bundan yola çıkarak bu kitabı bir burjuva aydının bohem duyguları diyerek eleştirebilir ya da insanı bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren, yaşamı sorgulayan bir yazarın varoluşsal hezeyanlarını içselleştirmesi olarak görebiliriz. Ben bu kitaba bohem duyguların toplamı demenin haksızlık olacağını düşünenlerdenim.

Öykü içinde öykü barındıran bir kitap...
Her öyküde felsefe ile edebiyat içiçedir. Kitaba ismini veren ara öyküde ise eşcinsellik vurgusunu görürüz.

Her öykü doğa imgesiyle(özellikle deniz) birleşir. Ve her öykü simgesel bir hayvanı barındırır içinde. Bazen kirpi olur, bazen balık, bazen yengeç ve bazen de kedi... Bu öykülerin bir ucu okuyanın hayal dünyasındadır.
Ben bu öyküler içinde en çok "yengece övgü" öyküsünü sevdim. Zira yazar bu öyküde hem bir yengecin cesurca intikamını almak istemesinden dem vurur hem de yengeç burcunun karakter özelliğini ironiyle birlikte harmanlayıp anlatır.

"Derler ki senin burcundakiler, birileri kendilerini korusun isterler; korusun, kayırsın, pohpohlasın... Ondan sonra da, saldırmak için uğraşırmış yengeçler; o kendilerini koruyan, kayıran, pohpohlayan kimseye; saldırmak için fırsat yaratır, bahane ararlarmış gerekirse..."

"Derler ki yengeçler, düşünceleriyle değil, davranışlarıyla bezdirir, soğutur insanları kendilerinden, uzaklaştırırlar."

Sabahattin Ali'nin "dimağ"ı, Atay'ın da "bat dünya bat"ı varsa; Karasu'nun da "us"u fazlasıyla dillendirmesi dikkat çekici...
Ve her kitabın bir yaşı varsa bu kitabı okumanın da tam yaşıymış ...
İyi okumalar.
232 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
Ilk defa Bilge Karasu okudum. Okunmasi zor bir yazar,alt metinde cok farkli seyler anlatılıyor. Imgelerin prensi 14 tane öyküden oluşan bu kitapta büyüklere masallar anlatılıyor. Her bir öykü birine ithaf edilmiş. Kimi zaman bir kirpi gözünden hayata bakıyoruz, kimi zaman da bir yengeç olmaya çalışıyoruz. Yağmurun hayatımızdaki izleri yada güneşi hiç göremesek renkler ne olurdu...cambaz olup,geçmişimizle yuzlesiyoruz,ipin ucunda.. kapalı anlatımların altında çok şeyle yüzleşiyoruz aslında. Herbirimizin yüreğine farklı cümlelerle dokunuyor. Çok usta bir dili ve üslubu var,Türkçeyi muhteşem kullaniyor,yeni ve cok cici kelimelerde turetiyor kitabinda. Ben diger kitaplarini da aldim. Biraz otekilestirilmis,zamaninda ve zamanimizda pek sevilmemis ama bilen de kıymetini iyi biliyor. Ruhu şad olsun . Iyi ki yazmış, bizlere bırakmış dedirten türden. .
.
.
yaşamın artığından eksiğinden çok, çeşitleri var. herkes elinden geldiği ölçüde yaşar. nedir zaten yaşamak dediğin?
.
.

garip değil mi yaşamımızı nasıl kurduğumuz? bir iplik parçası, bir çivi, bir mantar, bir kâğıt, bir paçavra, biraz toz, birkaç hiç… bir araya gelir bunlar, adı “bir yaşam” olur.
.
230 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10 puan
Kapak fotoğrafı hâlâ ne anlatıyor çözmüş değilim. Aslında hikâyelerdeki mesajı da tam olarak çözmüş değilim ama zaten kitabın büyüleyiciliği ve büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor denebilir.

İsmini kim koymuş bilmiyorum ama yazdıklarından, anlattıklarından hareketle yazarın "hayat" konusunda ismiyle müsemma olduğu aşikar. Soyadı da edebiyatına dair öngörü oluşturuyor. Daha okuduğum bu ilk kitabından anlıyorum ki bir "Bilge Karasu" kitabı okumak asla rutin bir okuma eylemi değildir, olmayacaktır. Edebiyat yaparken edebiyatın karasularından çıkıp Bilge Karasu'nun karasularına yönleniyoruz istemsizce.

Kitapta on üç masal, bir de öykü var. Kitaba ismini de veren bu öykü, masalların arasına serpiştirilmiş durumda. Bunu anlamak için birkaç bölümü geçmem, sonra da dönüp tekrar okumam gerekti. Masallar ise bildiğimiz masal türünden epey uzak. İsmi masal olsa da farklı bir zamanda, farklı bir dünyada geçiyormuş hissi uyandıran öyküler bunlar. Hem gerçek olamayacak denli masalsı bir anlatım hem de masal olamayacak kadar gerçeğe yakınlık var masallarda.

Ben en çok "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanını anımsatan "Avından El Alan"; oldukça sıradışı " İncitmebeni"; yalansız bir dünya kurgulu "Alsemender" öykülerini sevdim.
232 syf.
·68 günde·Puan vermedi
Kitap 1 hikaye ve sonra 11+1 hikayeden devam eden doğa ve ölüm temalı,kurgu ve fantastik ögeler içeren masallar bütünüdür.
Yazarın üslûbu ve konusu çok farklı ve bu farklı anlatımı ile edebiyatımızda öykü alanında farklı bir yer tutuyor.Hikayelerinde hepsinde hemen hemen ölüm teması işleniyor.Bazı hikayelerinde de doğa teması sıklıkla işlenmiş.Aralarına fantastik öğeler katarak zenginleştirdiği hikayeleri ile edebiyatımızda öykü alanında farklı bir yer oluşturmuştur.Okuduğum ikinci kitabı idi.İkisi de güzeldi.
Edebiyatı severim diyenler Bilge Karasu ile mutlaka tanışmalılar.
230 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
İstanbul Kitap Fuarından aldığım kitaplardan biri, okuduğum ilk Bilge Karasu kitabı, aslında fuara giderken alınacak kitaplar listemde yazarın "Kısmet Büfesi" kitabı vardı ama "Göçmüş Kediler Bahçesi" kitabı beni ismi ile çekti. "Beni al, sana ne dünyalar göstereceğim, Ne hayaller gördüreceğim" diye seslendi bana kitap.
Kitap on iki öyküden ve bu öykülerin aralarında devam eden bir ana öyküden oluşuyor. Öyküleri hepsi çok güzel ama beni en çok etkileyenler "Avından El Alan", "Dehlizde Giden Adam" ve "Usta Beni Öldürsen E! " öyküleri oldu. Öykülerin kurgusu, anlatım biçimi kesinlikle mükemmel. Kitap kurguyu, metaforları, benzetmeleri anlamaya çalışırken insanı yoruyor, bazen anlamaya çalışmakta yetmiyor, cümleleri keşfedip tamamlamakta gerekiyor okurken. Ben açıkçası Bilge Karasu'nun anlatım biçimine alışıncaya kadar ilk iki öyküyü üçer defa okudum, sonrada elimden bırakamadım kitabı. Zaten kitap öyle bir defa okunup kitaplığa bırakılacak bir kitap değil, her okunduğunda başka dünyalara götürecek, başka hayaller kurduracak, başka tatlar aldıracak nitelikte öyküler var kitapta. Kitap tam bir başyapıt, başucu kitaplarım arasına aldım, Bilge Karasu okumaya devam.
232 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Belki de en uzun sürede okuduğum kitaplar arasına girmiş olabilir. Bilge Karasu’yla tanıştığım kitap. Okurken çok fazla yoruldum o yüzden sindire sindire okumaya çalıştım. Toplamda 12 öykü ve bir ana öykü şeklinde kaleme alınmış. Her öykü bir masal niteliği taşıyor. Geleneksel anlatımla postmodern anlatımı beraber kullanmış yazar. Hatta meddah ve Dede Korkut tarzı anlatıma da yer vermiş yer yer. Öykülerin hepsinin ayrı ayrı çok güzel tatları var ama benim en çok beğendiğim öykü “ Avından El Alan Adam” oldu. Kitabı okurken sanki Latife Tekin okuyormuşum gibi hissettim, onun kadar olmasa da büyülü gerçeklikten olabildiğince yararlanmış yazar. Deniz sevdalısı bir okur olarak kitapta denizin çoğu hikayede yer alması çok hoşuma gitti. Öyküler hem çok uzak hem de sanki günlük yaşantılarımızdan ayrılmaz bir parça gibi geldi. Normalde herhangi bir kitabı okurken çok fazla kısmın altını çizmem fakat bu kitapta insanı durduran ve düşünmeye sevk eden baya bir cümle olduğu için bol bol altını çizme işlemi uyguladım.

—Korku, örtmeye en yatkın olduğumuz kirimiz, gizlemeye en çok uğraştığımız kokumuzdur.—

—Her şey bitip tükendikten sonra her şeyin yeniden başlayabileceğine, biten bir yılın ardından yeni bir yıl geldiği gibi o uçmağa dönülebileceğine inanmak güç artık. Bir daha, bir daha ölüp, bir daha, bir daha, bir daha dirilebileceğine inanamıyor insan...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
Bilge Karasu'nun edebiyatına ilk kez başlayacak olanlara Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ile Göçmüş Kediler Bahçesi'ni öneriyoruz. Kitap, yayın tarihi olarak yazarın üçüncü kitabıdır, 1980 öncesi dönemi temsil eder. Buraya kitabın doruk bölümlerinden birini koyduk okumanız için...

"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri..."
– Bilge Karasu

Kitabı okuyanlar 586 okur

  • Alper Mercan
  • Semanur Demir
  • Şeyma SAVAR DEMREN
  • Hanım Öncel
  • Pınar Vardar
  • Esra Demir
  • Beyza
  • Fergan
  • Deniz Ersin Çelik
  • Nurefşan Kısa

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.9
13-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%42.6
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%11.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.3
Erkek
%42.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.5 (54)
9
%17.4 (28)
8
%29.2 (47)
7
%8.1 (13)
6
%3.7 (6)
5
%5 (8)
4
%1.2 (2)
3
%0
2
%0.6 (1)
1
%0.6 (1)