Göçmüş Kediler BahçesiBilge Karasu

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.921
Gösterim
Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustan karşımda duruyordu.
Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimde sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri.."
(Arka Kapak)
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı. Bir yandan niçin daha önce okumadım derken bir yandan da iyi ki daha önce okumadım diyorum. Biraz demlenmem, pişmem gerekiyormuş bu kitaba erişebilmek için. Üslubunda en dikkat çekici özellik, yarım bırakılan cümleler ve paragraflar. Düşüncelerin yarım kalması gibi yarıda kesilmesinin tesiri inanılmaz. Okuyucuyu uyanık tutmak için harika bir teknik olduğunu dile getirebilirim. Okuyucuyu oyuna katıyor ve okuyucuyla beraber işliyor kitabı. Düz bir çizgide değil iç içe geçmiş anlatısı basit bir kitap olmaktan çıkıyor ve okuyucuyu düşünmeye yöneltiyor. Okurken zevk aldığım, bol bol düşündüğüm (hatta kimi zaman dalıp gittiğim), altı çizilesi cümlelerle dolu, felsefi açıdan değerlendirmeye müsait enfes bir kitap.
Bilge Karasu, öyküleriyle Türk öykücülüğüne yeni bir soluk getiren adam olarak bilinir, bilinmeli, bilinsin, biliniz.
Yazar hakkında küçük çaplı araştırmalar sonucunda kısaca bilgi vereyim, öncelikle 1930 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden mezun oldu. Ankara Radyosu'nda çalıştı bir süre, 1962'de kazandığı bursla Avrupa'ya çıktı -çeşitli ülkelere gitme fırsatını yakaladı- döndüğünde çevirmenlik yaptı.
Türkçeye pek çok eser kazandırdı.
Ölümüne kadar Hacettepe Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı.
14 Temmuz -ne kadar yakın- 1995'te pankreas kanseri tedavisi sürerken Hacettepe'de vefat etti.
Öykülerinde,
¤Bireyin yalnızlığı, sorunları, günlük hayatındaki açmazları işlenir.
¤Sevgi, dostluk, yalnızlık, tutku... Pek çok duygu cümlelere yedirilir, "benzetme" ve "imgeler"den yararlanılarak kendine has bir dille.
¤Felsefeyle edebiyatı birleştiren hatta demleyen bir tarzı da görmezden gelemeyiz.
Gelelim "Göçmüş Kediler Bahçesi" ne.
Oldukça sindirmeye çabaladım okurken. Dili, Karasu'nun dili ağdalı ama canınızı yakar boyutta değil sanki bir ihtiyacınızı giderir gibi sonu zevk veren tarz bir katlanış. Saçmalık, ne diyor diyebilirsiniz ama hissettiğim buydu.
Karasu, Karasu, Karasu...
Korkular, acılar, anlaşılamama, sorgu, varoluş, yok oluş, ölüm, doğum bir gizemin kuyruğuna dolanıp durmuş kedi gibi.
Çokça sevdiği kediler gibi anlattıkları, mırıltıları acımaklı bir his uyandırıyor.
Okunması gereken güzel bir masallar kitabı, ağır masallar...
İstanbul Kitap Fuarından aldığım kitaplardan biri, okuduğum ilk Bilge Karasu kitabı, aslında fuara giderken alınacak kitaplar listemde yazarın "Kısmet Büfesi" kitabı vardı ama "Göçmüş Kediler Bahçesi" kitabı beni ismi ile çekti. "Beni al, sana ne dünyalar göstereceğim, Ne hayaller gördüreceğim" diye seslendi bana kitap.
Kitap on iki öyküden ve bu öykülerin aralarında devam eden bir ana öyküden oluşuyor. Öyküleri hepsi çok güzel ama beni en çok etkileyenler "Avından El Alan", "Dehlizde Giden Adam" ve "Usta Beni Öldürsen E! " öyküleri oldu. Öykülerin kurgusu, anlatım biçimi kesinlikle mükemmel. Kitap kurguyu, metaforları, benzetmeleri anlamaya çalışırken insanı yoruyor, bazen anlamaya çalışmakta yetmiyor, cümleleri keşfedip tamamlamakta gerekiyor okurken. Ben açıkçası Bilge Karasu'nun anlatım biçimine alışıncaya kadar ilk iki öyküyü üçer defa okudum, sonrada elimden bırakamadım kitabı. Zaten kitap öyle bir defa okunup kitaplığa bırakılacak bir kitap değil, her okunduğunda başka dünyalara götürecek, başka hayaller kurduracak, başka tatlar aldıracak nitelikte öyküler var kitapta. Kitap tam bir başyapıt, başucu kitaplarım arasına aldım, Bilge Karasu okumaya devam.
Kapak fotoğrafı hâlâ ne anlatıyor çözmüş değilim. Aslında hikâyelerdeki mesajı da tam olarak çözmüş değilim ama zaten kitabın büyüleyiciliği ve büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor denebilir.

İsmini kim koymuş bilmiyorum ama yazdıklarından, anlattıklarından hareketle yazarın "hayat" konusunda ismiyle müsemma olduğu aşikar. Soyadı da edebiyatına dair öngörü oluşturuyor. Daha okuduğum bu ilk kitabından anlıyorum ki bir "Bilge Karasu" kitabı okumak asla rutin bir okuma eylemi değildir, olmayacaktır. Edebiyat yaparken edebiyatın karasularından çıkıp Bilge Karasu'nun karasularına yönleniyoruz istemsizce.

Kitapta on üç masal, bir de öykü var. Kitaba ismini de veren bu öykü, masalların arasına serpiştirilmiş durumda. Bunu anlamak için birkaç bölümü geçmem, sonra da dönüp tekrar okumam gerekti. Masallar ise bildiğimiz masal türünden epey uzak. İsmi masal olsa da farklı bir zamanda, farklı bir dünyada geçiyormuş hissi uyandıran öyküler bunlar. Hem gerçek olamayacak denli masalsı bir anlatım hem de masal olamayacak kadar gerçeğe yakınlık var masallarda.

Ben en çok "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanını anımsatan "Avından El Alan"; oldukça sıradışı " İncitmebeni"; yalansız bir dünya kurgulu "Alsemender" öykülerini sevdim.
Kişinin kendi ruh halindeki dalgalanmaların, bir kirpiyle karşımıza ansızın çıktığı, bir yazarın en doğal halini kelimelerindeki salınışıyla hissedebildiğimiz naif bir eser.
Bilge Karasu Türkçenin ustalarından. Kitaptaki "masal" öyküler okunmuyor adeta uzaktan duyulan ırmak gibi uğulduyor. Kedi mırıltısı gibi dingin bir dil, kedi yaramazlığı gibi hareketli bir iç dünya...İçindeki öykülerde anlatılan dışında farklı pek çok anlam bulabiliyorsunuz. Bundan beş sene sonra okusam daha farklı algılayacağıma eminim. İnsanın o an hangi yarası varsa onu kaşındırıyor sanki. Kitap zihni yorar mı? Yorar ancak yorulmaktan yorulmayacağınız bir şekilde:) Son bölümde ustanın anlattığı gibi kitap günün saatleri gibi ilerleyecek şekilde tasarlanmış. Günün saatleri ilerledikçe öyküler de kararıyor ancak sonlarda yeni bir günün umudu yaklaşıyor. Beğenerek okudum.
Benim için zor bir okuma oldu, birkaç satır da olsa kitapla ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşayım.

Öykü okumakta hep zorlanırım. İçimde detay aranan bir yan var sanırım, sanırım ondan. Kitaptaki karakterleri, konuların geçtiği yerleri iyi tanımak isterim kendimi akışa vermeden önce. Neyse uzatmayım, bu bir öykü kitabı olduğu için, bir de yazarın okuduğum ilk kitabı olduğu için, pek ısınamadım. Olumsuz bir yorum yazmak da pek istemiyorum, aynı yazarın Gece'siyle devam ediyorum, böylece yazarı daha iyi tanıma imkanım olacak.
Büyülü bir kitap özellikle sekizinci masal "Bizim Denizimiz" çok etkileyici.
13 parçaya bölünmüş Göçmüş Kediler Bahçesi diğer öykülerin arasına yerleştirilmiş, öykülerin çoğunda iki şekilde anlatım mevcuttur. Yazar bu kitaba iyi kafa yormuş herhalde, burada öyküler arasında teknik bağlantılar var galiba. Bu tekniği çözecek bir donanıma sahip değilim ama bence bir teknik kesinlikle var. Okuyucunun da okurken biraz kafa yorması gerekir. Benim okuduğum ilk kitabı idi. Benim zamana ihtiyacım var, sizi bilmemem ama değişik bir şeydi. Hani kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi. Bu ne demek şimdi? Öyle bir şey işte. Yeni bitirdim kitabı.
Kitaptaki her bir öykü mükemmel; ama gerçekten de "Usta Beni Öldürsen e!" aklınızdan hiç çıkmayacak.
o vakitler bilinç akışı tekniği ile yazılan böyle bir kitap beni hiç de içine çekmemişti. tekrar okumam gerek.
" Demin sokaktan geçerken bir adam gördüm. Kaldırımın kıyısında oturmuş bir kirpinin dikenlerini törpülüyordu.
Kirpi de enayi mi enayi. Manikür yapılıyormuş gibi tatlı tatlı gözlerini yumuyordu.. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustan karşımda duruyordu.
Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimde sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri.."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 131 okur

  • mr Nobody
  • poena
  • Tahir Demir
  • Murat Bal
  • Odessa
  • Feyza Temelli
  • Melike Toprak
  • asil yaşayan
  • Leyla
  • Neslihan Demirezer

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%42.6
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%11.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.3
Erkek
%42.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (12)
9
%18.6 (8)
8
%30.2 (13)
7
%7 (3)
6
%9.3 (4)
5
%2.3 (1)
4
%2.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%2.3 (1)