Göçmüş Kediler Bahçesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
7289
Gösterim
Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
Bilge Karasu'nun edebiyatına ilk kez başlayacak olanlara Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ile Göçmüş Kediler Bahçesi'ni öneriyoruz. Kitap, yayın tarihi olarak yazarın üçüncü kitabıdır, 1980 öncesi dönemi temsil eder. Buraya kitabın doruk bölümlerinden birini koyduk okumanız için...

"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri..."
– Bilge Karasu
230 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap, 1 hikaye ve 11+1 masaldan ibarettir. Yazar günün saat dilimleri gibi masalları tasarlamış ve en baştan başlayarak tüm bu masalların arasına ilk hikaye olan ve kitaba da ismini veren "Göçmüş Kediler Bahçesi"nin parçalarını serpiştirmiş.

Hikayelerin büyük bir bölümü ölüm temalı ve doğayla buluşmuş, doğanın tüm unsurlarını içinde barındırır halde. Yazarın, hikayeleri masal olarak adlandırmasıyla da gerçeklikle hayalin, büyülü bir anlatımla kurmacanın iç içe geçtiği, hemen hemen her hikayede okura, tıpkı çıkışı olmayan bir labirentin içinde gezdiriyormuşçasına bir his yaşatan, ilginç mi ilginç öykülerle bezenmiş bir kitap Göçmüş Kediler Bahçesi.

Bunca girizgah yaptıktan sonra biraz da tek tek hikayelere odaklanalım. Kitabın başlangıç hikayesi "Göçmüş Kediler Bahçesi", başlangıçta üç sayfayla başlayan, her masal arasına serpiştirilmiş birkaç sayfayla bölüm bölüm devam eden ve en sonunda da 12. bölümle nihayete eren uzunca bir öykü. Öyle bir öykü ki en başta sanki hikaye o üç sayfada bitmiş gibi, o üç sayfa kitaba bir girizgahmış gibi okura hissettiriyorken ancak ilerleyen kısımlarda bu serpiştirilmiş sayfaların aslında en baştaki hikayenin devamı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bu şekliyle de daha önce hiçbir öykü kitabında karşılaşmadığım bir tarzı var kitabın. Fakat bu öykü kitap boyunca devam etse de kesinlikle bir çatı öykü değil. Yani diğer öyküler ne bu öyküye bağlanıyor, ne de paralel gidiyor. Hatta masal olarak adlandırılan diğer öykülerin birbirleriyle tema açısından paralellikleri varken bu hikayeyle herhangi bir bağı bulunmamaktadır.

Ölüm teması, masalların hemen hemen hepsinden son derece güçlü bir şekilde hissedilmektedir.

"Ölüler her şeyi bilir; öğrenmenin yolu da ölmektir. Ölüp yok olan, ölülere karışan, yerin, suyun altına inip onlardan salık alan, gökyüzüne, onun da ötesine çıkıp ışığı, aydınlığı, bilgeliği oradan, çiçek derer gibi, yanına alıp gövdesinin dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirerek, tazelenip yeniden doğmuş gibi yeryüzüne dönerek insan arasına karışandır ki bilinecek her şeyi bilir." Avından El Alan Masalı - Sf. 25

"İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir." İncitmebeni Masalı - Sf. 131

Aynı şekilde bir başka ortak tema olan doğa da kimi zaman balıkla, kimi zaman nadide bir çiçekle ve kimi zaman da güneşle kendini gösteriyor masallarda .

"Aynalar var sanki çevresinde, durmadan çoğalan: bakıyor, görüyor, baktıkça daha çoğunu görüyor; eşini bugüne dek görmediği bir, yüz, bin yaratık görüyor: Bir kolu balık bir adam, ağzından insan başı bitivermiş bir balık, bacakları arasında boğazına dek bir balığın uzandığı bir adam, bir insanla çiftleşmiş bir balık, kendi kendiyle çiftleşen bir adam... Sonu yok bunun." Avından El Alan Masalı - Sf. 24

En uzunu 30, en kısası ise 4 sayfadan oluşan masallar birbirinden ilginç ve fantastik ögeler içermektedir. Balıkçının kolunu yutan orfinoz, denize tutkun Sazandere'ye ulaşmaya çalışan ama bunu bir türlü başaramayan bir adam, bir türlü kurtulamadığı enteresan bir hayvanla ortaçağ abdalının masalı, kirpinin öyküsü, ona ek masal olarak intikamcı yengecin öyküsü, yağmurlu kentten bir umut savaşçısı güneşçi adam, denize hayran dehlizde kayboluşla imtihan olan bir delikanlı, cambazların hikayesi usta beni öldürsen e, kertenkelelerin hikayesi, distopik bir ada hikayesi: incitmebeni, doğruyu söyletme çiçeği: Alsemender ve son masal: tepeye tırmanan adamın öyküsü.

Hayalle gerçeğin birbirine karıştığı, öykülerin bazılarında birbiriyle paralel devam eden iç içe geçmiş metinlerin yer aldığı, doğanın tüm fantastik ögeleriyle öykülere nüfuz ettiği, konu açısından ölümün ve kayboluşun her masalın içinde bir şekilde yer aldığı, anlatıcının genellikle tekinsiz olduğu tam bir post-modern anlatıma sahip bir kitap. Masalların içerisinden iç içe geçen metinlere bir örnek de vereyim.

“Adamın oturduğu ev, kıyı mahallelerinin okullara en yakın bir yerindeydi. Adam bu okulların hepsinde öğretmenlik ederdi değişik konularda. Bilgilerini başkalarına aktarmak, aktarılmamış bir bilgisi kalmasın diye türlü alanlarda öğretim yapmak da bir çeşit soyunmaydı çünkü.”

“İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir. Ne ki, bir tek kez yapılabilecek bu işi, böyle bir eylemin değerini anlayacak kişiler karşısında yapmak ister. Yanılır da sırası geldi diyerek, olmayacak bir yerde girişirseniz bu işe, acı bir masal olur çıkarsınız.” İncitmebeni Masalı - Sf. 131

Kitapta yazan her öykünün ayrı bir güzelliği, farklılığı ve edebi açıdan bakıldığında dolu dolu anlatımı sebebi beni son derece tatmin eden bir eserdi. Bilge Karasu’nun edebi üslubunu zaten çok seviyordum ama bu kitapla öyküde çıtanın ne kadar üst noktaya çıkarılabileceğini de görmüş oldum.

Bu kitabı bana hediye edip okumama vesile olan Yaz 'a bir kez daha teşekkür ediyor ve incelemeyi de güzeller güzeli Temmuz’un bir Yengeç burcu gününde, şu alıntıyla noktalamak istiyorum:

“Güneş Yengeç burcundadır. Yengeç taşın altındadır. Kayanın altındadır, altındadır, altındadır.”
230 syf.
·11 günde
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı. Bir yandan niçin daha önce okumadım derken bir yandan da iyi ki daha önce okumadım diyorum. Biraz demlenmem, pişmem gerekiyormuş bu kitaba erişebilmek için. Üslubunda en dikkat çekici özellik, yarım bırakılan cümleler ve paragraflar. Düşüncelerin yarım kalması gibi yarıda kesilmesinin tesiri inanılmaz. Okuyucuyu uyanık tutmak için harika bir teknik olduğunu dile getirebilirim. Okuyucuyu oyuna katıyor ve okuyucuyla beraber işliyor kitabı. Düz bir çizgide değil iç içe geçmiş anlatısı basit bir kitap olmaktan çıkıyor ve okuyucuyu düşünmeye yöneltiyor. Okurken zevk aldığım, bol bol düşündüğüm (hatta kimi zaman dalıp gittiğim), altı çizilesi cümlelerle dolu, felsefi açıdan değerlendirmeye müsait enfes bir kitap.
232 syf.
·83 günde·Beğendi·9/10
Bilge Karasu okuyorsanız birbirine geçmiş metinlerle, anlamını bulmaya çalıştığınız, sözlüklerde olmayan kelimelerle (bolartı tansığı), yazarın kendine has tamlamalarıyla (çapavulun çattığı çaparız) karşılaşacak olmanız ne diyor bu adam dedirtebilir.
Öncelikle Bilge Karasu'yu okumak yeni başlayanlar için başlı başına bir meziyet gibi gelebilir ama inanın Karasu'yu okumak başlı başına bir zenginlik katacaktır size.
Şu an okumadığım iki ya da üç kitap var Karasu 'dan. Ben 2011 yılında tanıştım Karasu ile ve bu tanışma faslı bayağı dolambaçlı yollarla gerçekleşti. Kitaplarını zamana yayarak okuma kararı almıştım çünkü henüz zamanı var gibi geliyordu bana, biraz daha olgunlaştıktan sonra okuyayım diyordum, araya kaynayıp boşa gitmesin diyordum. Tabii bu kişiden kişiye göre değişir 9 yıl önce lisenin ortalarında edebiyata merak salmış bir öğrenciydim ve gidecek daha çok yolum vardı...
Neyse buraya kadar okuduysanız kitabın içinden bir kaç öyküye değinip noktalayacağım bu yazıyı.

Kitaba adını veren masalımız her öykü bitiminde (ya da başlangıcında) devam eden bir masaldır ara ara o masala girdiğimiz için bazen kopmalar olabiliyor ama masal sıkıcı gelse de sonu çarpıcıdır, ben sürpriz bozan vermeden yazmak istiyorum ama bu zor oluyor biraz.

'' İncitmebeni '' adlı öyküde genel olarak insanların bir felaketi beklerken ya da şöyle diyeyim bir felaketin gelip kendilerini zor durumda bırakmaması için hazırlık yaparlarken olası ters bir durumla karşılaşınca felakete kendi elleriyle kapı açmalarını anlatır ki bu öykü benim favorimdir bu kitapta.

'' Usta Beni Öldürsen E '' adlı öyküde çıraklıktan kalfalığa gelmiş bir canbaz ve ustası anlatılır, bu öyküyü de yukarıda ki İncitmebeni ye bağlayabiliriz. Şöyle ki insan gerçekten korktuğu şeyi başına kendi yapıp/yapmadıkları ile getirendir. Başına (ya da başkasının başına) gelebilecek kötü bir duruma kafa yorarken insan, dikkatini vermediğinden uğraştığı işe başka bir felakete de kapı açıvermektedir.

Korkusuz Kirpiye Övgü adlı öykü de güzeldir. Daha fazlası yazılabilirdi ama şimdilik burada bırakıyorum.

Bilge Karasu'yu okumaktan vazgeçmeyin....
230 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10
Kapak fotoğrafı hâlâ ne anlatıyor çözmüş değilim. Aslında hikâyelerdeki mesajı da tam olarak çözmüş değilim ama zaten kitabın büyüleyiciliği ve büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor denebilir.

İsmini kim koymuş bilmiyorum ama yazdıklarından, anlattıklarından hareketle yazarın "hayat" konusunda ismiyle müsemma olduğu aşikar. Soyadı da edebiyatına dair öngörü oluşturuyor. Daha okuduğum bu ilk kitabından anlıyorum ki bir "Bilge Karasu" kitabı okumak asla rutin bir okuma eylemi değildir, olmayacaktır. Edebiyat yaparken edebiyatın karasularından çıkıp Bilge Karasu'nun karasularına yönleniyoruz istemsizce.

Kitapta on üç masal, bir de öykü var. Kitaba ismini de veren bu öykü, masalların arasına serpiştirilmiş durumda. Bunu anlamak için birkaç bölümü geçmem, sonra da dönüp tekrar okumam gerekti. Masallar ise bildiğimiz masal türünden epey uzak. İsmi masal olsa da farklı bir zamanda, farklı bir dünyada geçiyormuş hissi uyandıran öyküler bunlar. Hem gerçek olamayacak denli masalsı bir anlatım hem de masal olamayacak kadar gerçeğe yakınlık var masallarda.

Ben en çok "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanını anımsatan "Avından El Alan"; oldukça sıradışı " İncitmebeni"; yalansız bir dünya kurgulu "Alsemender" öykülerini sevdim.
230 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İstanbul Kitap Fuarından aldığım kitaplardan biri, okuduğum ilk Bilge Karasu kitabı, aslında fuara giderken alınacak kitaplar listemde yazarın "Kısmet Büfesi" kitabı vardı ama "Göçmüş Kediler Bahçesi" kitabı beni ismi ile çekti. "Beni al, sana ne dünyalar göstereceğim, Ne hayaller gördüreceğim" diye seslendi bana kitap.
Kitap on iki öyküden ve bu öykülerin aralarında devam eden bir ana öyküden oluşuyor. Öyküleri hepsi çok güzel ama beni en çok etkileyenler "Avından El Alan", "Dehlizde Giden Adam" ve "Usta Beni Öldürsen E! " öyküleri oldu. Öykülerin kurgusu, anlatım biçimi kesinlikle mükemmel. Kitap kurguyu, metaforları, benzetmeleri anlamaya çalışırken insanı yoruyor, bazen anlamaya çalışmakta yetmiyor, cümleleri keşfedip tamamlamakta gerekiyor okurken. Ben açıkçası Bilge Karasu'nun anlatım biçimine alışıncaya kadar ilk iki öyküyü üçer defa okudum, sonrada elimden bırakamadım kitabı. Zaten kitap öyle bir defa okunup kitaplığa bırakılacak bir kitap değil, her okunduğunda başka dünyalara götürecek, başka hayaller kurduracak, başka tatlar aldıracak nitelikte öyküler var kitapta. Kitap tam bir başyapıt, başucu kitaplarım arasına aldım, Bilge Karasu okumaya devam.
232 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Yazarla tanışmak için bu kitabini seçtim. Masal icinde masal tarzinda, oldukca soyut kısımları olan bir kitapti. Okumasi zordu, sakin kafayla okunmali. Ama cok fazla altını çizdiğim cümle oldu. Yazar esasen felsefeci olduğu icin, tıpkı Ihsan Oktay Anar gibi, kitaplarindaki derinlik ve soyutluk, hatta bazi yerlerde fantastik derecede gariplikler olmasi sizi şaşırtmamalı.
230 syf.
·4 günde·10/10
Bilge Karasu Türkçenin ustalarından. Kitaptaki "masal" öyküler okunmuyor adeta uzaktan duyulan ırmak gibi uğulduyor. Kedi mırıltısı gibi dingin bir dil, kedi yaramazlığı gibi hareketli bir iç dünya...İçindeki öykülerde anlatılan dışında farklı pek çok anlam bulabiliyorsunuz. Bundan beş sene sonra okusam daha farklı algılayacağıma eminim. İnsanın o an hangi yarası varsa onu kaşındırıyor sanki. Kitap zihni yorar mı? Yorar ancak yorulmaktan yorulmayacağınız bir şekilde:) Son bölümde ustanın anlattığı gibi kitap günün saatleri gibi ilerleyecek şekilde tasarlanmış. Günün saatleri ilerledikçe öyküler de kararıyor ancak sonlarda yeni bir günün umudu yaklaşıyor. Beğenerek okudum.
245 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kurgusu, dil işçiliği tek kelimeyle “büyüleyici !” On iki birbirini takip eden masal, bir de araya serpiştirilmiş masal var kitapta bitirildiğinde birbirini bütünleyen. Dehlizde Giden Adam, Usta Beni Öldürsen E! , Bir Başka Tepe masalları en , en , en beğendiklerim .

Dili beni zorlasın , cümleleri derin derin düşündürsün diyorsanız mutlaka okuyun .
230 syf.
·Puan vermedi
Okurken çok zorlandığım yazarlardan biri Bilge Karasu.İsmiyle müsemma bir yazardır, diyeceğim tek kelime yok, ama her kitabında spesifik hava beni boğuyor.Gece kitabını okuduğumda arkadaşlarıma da fikirlerini sorduğumda ortak kanaat şuydu:Anlaşılmak istemiyor.Yazarlığını ve kitaplarını bu düşünce ekseninde şekillendiriyor.Dikkatli bir okuyucu olduğuma inanıyorum.Masallardan ve öykülerden almam gerekeni kitapta aldım diye düşünüyorum.Eksik bulduğum nokta çok daha başka.Sanırım o okurunu seçiyor,ben yazarımı seçiyorum.Özgül bir kalem.Saygım sonsuz.Okuyuculara keyifli okumalar dilerim.
-Ya sen ?
-Ben seninle geleceğim.
-Nereye?
-Gittiğin, gideceğin yere.
-Benimle birlikte...
-Seninle birlikte
-Ama sen... sen düşümdesin şimdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
Bilge Karasu'nun edebiyatına ilk kez başlayacak olanlara Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ile Göçmüş Kediler Bahçesi'ni öneriyoruz. Kitap, yayın tarihi olarak yazarın üçüncü kitabıdır, 1980 öncesi dönemi temsil eder. Buraya kitabın doruk bölümlerinden birini koyduk okumanız için...

"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri..."
– Bilge Karasu

Kitabı okuyanlar 417 okur

  • Mahir Kavun
  • Ezgi
  • Doğan ATAŞ
  • İlgi Baysan
  • Orochimaru
  • Ahu şimşek
  • Ali Rıza Altınordu
  • Serkan bayer
  • Hasan Fuat Bayrak
  • Elif aydin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%42.6
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%11.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.3
Erkek
%42.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.8 (39)
9
%15.2 (17)
8
%28.6 (32)
7
%8.9 (10)
6
%4.5 (5)
5
%5.4 (6)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0.9 (1)
1
%0.9 (1)