Geri Bildirim

Göçmüş Kediler BahçesiBilge Karasu

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.746
Gösterim
Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
230
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustan karşımda duruyordu.
Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimde sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri.."
(Arka Kapak)
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı. Bir yandan niçin daha önce okumadım derken bir yandan da iyi ki daha önce okumadım diyorum. Biraz demlenmem, pişmem gerekiyormuş bu kitaba erişebilmek için. Üslubunda en dikkat çekici özellik, yarım bırakılan cümleler ve paragraflar. Düşüncelerin yarım kalması gibi yarıda kesilmesinin tesiri inanılmaz. Okuyucuyu uyanık tutmak için harika bir teknik olduğunu dile getirebilirim. Okuyucuyu oyuna katıyor ve okuyucuyla beraber işliyor kitabı. Düz bir çizgide değil iç içe geçmiş anlatısı basit bir kitap olmaktan çıkıyor ve okuyucuyu düşünmeye yöneltiyor. Okurken zevk aldığım, bol bol düşündüğüm (hatta kimi zaman dalıp gittiğim), altı çizilesi cümlelerle dolu, felsefi açıdan değerlendirmeye müsait enfes bir kitap.
İstanbul Kitap Fuarından aldığım kitaplardan biri, okuduğum ilk Bilge Karasu kitabı, aslında fuara giderken alınacak kitaplar listemde yazarın "Kısmet Büfesi" kitabı vardı ama "Göçmüş Kediler Bahçesi" kitabı beni ismi ile çekti. "Beni al, sana ne dünyalar göstereceğim, Ne hayaller gördüreceğim" diye seslendi bana kitap.
Kitap on iki öyküden ve bu öykülerin aralarında devam eden bir ana öyküden oluşuyor. Öyküleri hepsi çok güzel ama beni en çok etkileyenler "Avından El Alan", "Dehlizde Giden Adam" ve "Usta Beni Öldürsen E! " öyküleri oldu. Öykülerin kurgusu, anlatım biçimi kesinlikle mükemmel. Kitap kurguyu, metaforları, benzetmeleri anlamaya çalışırken insanı yoruyor, bazen anlamaya çalışmakta yetmiyor, cümleleri keşfedip tamamlamakta gerekiyor okurken. Ben açıkçası Bilge Karasu'nun anlatım biçimine alışıncaya kadar ilk iki öyküyü üçer defa okudum, sonrada elimden bırakamadım kitabı. Zaten kitap öyle bir defa okunup kitaplığa bırakılacak bir kitap değil, her okunduğunda başka dünyalara götürecek, başka hayaller kurduracak, başka tatlar aldıracak nitelikte öyküler var kitapta. Kitap tam bir başyapıt, başucu kitaplarım arasına aldım, Bilge Karasu okumaya devam.

Benzer kitaplar

Kapak fotoğrafı hâlâ ne anlatıyor çözmüş değilim. Aslında hikâyelerdeki mesajı da tam olarak çözmüş değilim ama zaten kitabın büyüleyiciliği ve büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor denebilir.

İsmini kim koymuş bilmiyorum ama yazdıklarından, anlattıklarından hareketle yazarın "hayat" konusunda ismiyle müsemma olduğu aşikar. Soyadı da edebiyatına dair öngörü oluşturuyor. Daha okuduğum bu ilk kitabından anlıyorum ki bir "Bilge Karasu" kitabı okumak asla rutin bir okuma eylemi değildir, olmayacaktır. Edebiyat yaparken edebiyatın karasularından çıkıp Bilge Karasu'nun karasularına yönleniyoruz istemsizce.

Kitapta on üç masal, bir de öykü var. Kitaba ismini de veren bu öykü, masalların arasına serpiştirilmiş durumda. Bunu anlamak için birkaç bölümü geçmem, sonra da dönüp tekrar okumam gerekti. Masallar ise bildiğimiz masal türünden epey uzak. İsmi masal olsa da farklı bir zamanda, farklı bir dünyada geçiyormuş hissi uyandıran öyküler bunlar. Hem gerçek olamayacak denli masalsı bir anlatım hem de masal olamayacak kadar gerçeğe yakınlık var masallarda.

Ben en çok "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanını anımsatan "Avından El Alan"; oldukça sıradışı " İncitmebeni"; yalansız bir dünya kurgulu "Alsemender" öykülerini sevdim.
Kişinin kendi ruh halindeki dalgalanmaların, bir kirpiyle karşımıza ansızın çıktığı, bir yazarın en doğal halini kelimelerindeki salınışıyla hissedebildiğimiz naif bir eser.
Benim için zor bir okuma oldu, birkaç satır da olsa kitapla ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşayım.

Öykü okumakta hep zorlanırım. İçimde detay aranan bir yan var sanırım, sanırım ondan. Kitaptaki karakterleri, konuların geçtiği yerleri iyi tanımak isterim kendimi akışa vermeden önce. Neyse uzatmayım, bu bir öykü kitabı olduğu için, bir de yazarın okuduğum ilk kitabı olduğu için, pek ısınamadım. Olumsuz bir yorum yazmak da pek istemiyorum, aynı yazarın Gece'siyle devam ediyorum, böylece yazarı daha iyi tanıma imkanım olacak.
Büyülü bir kitap özellikle sekizinci masal "Bizim Denizimiz" çok etkileyici.
13 parçaya bölünmüş Göçmüş Kediler Bahçesi diğer öykülerin arasına yerleştirilmiş, öykülerin çoğunda iki şekilde anlatım mevcuttur. Yazar bu kitaba iyi kafa yormuş herhalde, burada öyküler arasında teknik bağlantılar var galiba. Bu tekniği çözecek bir donanıma sahip değilim ama bence bir teknik kesinlikle var. Okuyucunun da okurken biraz kafa yorması gerekir. Benim okuduğum ilk kitabı idi. Benim zamana ihtiyacım var, sizi bilmemem ama değişik bir şeydi. Hani kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi. Bu ne demek şimdi? Öyle bir şey işte. Yeni bitirdim kitabı.
Kitaptaki her bir öykü mükemmel; ama gerçekten de "Usta Beni Öldürsen e!" aklınızdan hiç çıkmayacak.
o vakitler bilinç akışı tekniği ile yazılan böyle bir kitap beni hiç de içine çekmemişti. tekrar okumam gerek.
" Demin sokaktan geçerken bir adam gördüm. Kaldırımın kıyısında oturmuş bir kirpinin dikenlerini törpülüyordu.
Kirpi de enayi mi enayi. Manikür yapılıyormuş gibi tatlı tatlı gözlerini yumuyordu.. "
" Bekçilerin uyuması, yıkılacağını göstermez mi ata düzeninin? "
" Kişioğlu, genellikle bir şeyi zor durumlarda kalarak elde etmekten hoşlanır. "
Kedilere benzeyebileydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son yıllarda. Yaşadıkları anın iyicene farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa bir deliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç. Bildikleri bir yerde bildikleri bir iş görülürken, her gün seyrettikleri, kendilerince katıldıkları (anlayamadığımız, bakarak da bir işe katılınabildiğidir) o işe sanki ilk kez bakacaklarmış gibi, uyuklamakta oldukları yerden kalkmağa üşenmeden, gidip seyrederler yapılanları.. Uykularının hangi katındalarsa, o katın uykusunu yaşarlar. Bizlerse, uydurduğumuz bir zamanla övünürken, her işimizi, her sözümüzü o zamanın akışı içinde ötede, ileride, gelecekte varılacak, bir noktaya varmak üzere yapılıyor ya da söyleniyor görürken, yapmakta, söylemekte olduğumuz şeyi unutuveriyoruz. Bir ereğe yönelerek bir erek düşüne kapılarak giderken, sonraları -biz göçtükten sonra- yaşamımız, daha da ileri vararak, yazgımız adı verilecek bir dizi anın her birinin biricikliğini, değiştirilemezliğini, yerine konmazlığını şuncacık olsun farketmiyoruz. (Bu yaşamın bölük pörçük birkaç anısı bir iki yakınımızın belleğinde kalabilir ya, bunların bir süreklilik, bir anlamlılık taşımış olabileceklerini bilebilecek tek kişi -kendimiz- yokluğa karışmış gibidir artık). "Farketmiyoruz" dedim, meğer ki gerçekten sonumuza yaklaşmış olalım. Yanılmıyorsam, kimimiz (yolun oralarında) anlayıp öğreniyor kimi şeyi: Susup dinlemeği örneğin.. Yaptığı, gördüğü, işittiği her şeyin ağırlığını bir yerlerindeduymağı; bir çocuk gülüşünün, bir güneş sızıntısının, bir gözyaşının avuçtaki yuvarlaklığını, ferahlatıcı serinliğini, sayısızlığını ya da sayıya gelmezliğini; mutluluğun, acıyı, sevinci art arda, ayırım yapmaksızın yaşamak olabileceğini.. Hele biraz yaşlanılmışsa, görülen, işitilen, tadılan her şeye, geçmiş yaşantıların da gelip desteklik, yastıklık edebileceğini.. Ama kedi sever gibi sevmemeliyiz sevdiklerimizi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
230
ISBN:
9789753420631
Kitabın türü:
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustan karşımda duruyordu.
Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimde sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri.."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 119 okur

  • Melek Işık
  • İnan Yılmaz
  • Cnn ypc
  • rabia
  • Ümit Karaca
  • Tuğbanur Kurnaz
  • Vincenzo Mizar
  • s
  • Galip
  • causa sui

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%42.6
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%11.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.3
Erkek
%42.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.6 (11)
9
%19.4 (7)
8
%27.8 (10)
7
%8.3 (3)
6
%11.1 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.8 (1)