Göçmüş Kediler Bahçesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.731
Gösterim
Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Temmuz 1989
Sayfa sayısı:
245
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753820042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gece Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi adlı masal/anlatı kitabıyla Karasu, bireyi bir anda masal dünyasına taşıyıp orada konumlamıştır. Söz konusu masalsı dünya, kendi yaşamı, iç dünyası, ilişkileri ve tutkuları çerçevesinde çağrışımlarını dilediğince koşturabileceği özgür bir alan sunmuştur Karasu'ya... Daha uzak ve daha yabancı bir sahnede, eski göçebelerden karanlık ormanlara, surları, yıkık kemerleri ve köprüleriyle eski şehir kalıntılarından içlerinde en büyük tarih demek olan geçmişi taşıyan taşlara, atlara, parslara, kurtlara, karacalara ve tazılara varıncaya, ilkel dönemleri anıştıran sahneler kurar.
230 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap, 1 hikaye ve 11+1 masaldan ibarettir. Yazar günün saat dilimleri gibi masalları tasarlamış ve en baştan başlayarak tüm bu masalların arasına ilk hikaye olan ve kitaba da ismini veren "Göçmüş Kediler Bahçesi"nin parçalarını serpiştirmiş.

Hikayelerin büyük bir bölümü ölüm temalı ve doğayla buluşmuş, doğanın tüm unsurlarını içinde barındırır halde. Yazarın, hikayeleri masal olarak adlandırmasıyla da gerçeklikle hayalin, büyülü bir anlatımla kurmacanın iç içe geçtiği, hemen hemen her hikayede okura, tıpkı çıkışı olmayan bir labirentin içinde gezdiriyormuşçasına bir his yaşatan, ilginç mi ilginç öykülerle bezenmiş bir kitap Göçmüş Kediler Bahçesi.

Bunca girizgah yaptıktan sonra biraz da tek tek hikayelere odaklanalım. Kitabın başlangıç hikayesi "Göçmüş Kediler Bahçesi", başlangıçta üç sayfayla başlayan, her masal arasına serpiştirilmiş birkaç sayfayla bölüm bölüm devam eden ve en sonunda da 12. bölümle nihayete eren uzunca bir öykü. Öyle bir öykü ki en başta sanki hikaye o üç sayfada bitmiş gibi, o üç sayfa kitaba bir girizgahmış gibi okura hissettiriyorken ancak ilerleyen kısımlarda bu serpiştirilmiş sayfaların aslında en baştaki hikayenin devamı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bu şekliyle de daha önce hiçbir öykü kitabında karşılaşmadığım bir tarzı var kitabın. Fakat bu öykü kitap boyunca devam etse de kesinlikle bir çatı öykü değil. Yani diğer öyküler ne bu öyküye bağlanıyor, ne de paralel gidiyor. Hatta masal olarak adlandırılan diğer öykülerin birbirleriyle tema açısından paralellikleri varken bu hikayeyle herhangi bir bağı bulunmamaktadır.

Ölüm teması, masalların hemen hemen hepsinden son derece güçlü bir şekilde hissedilmektedir.

"Ölüler her şeyi bilir; öğrenmenin yolu da ölmektir. Ölüp yok olan, ölülere karışan, yerin, suyun altına inip onlardan salık alan, gökyüzüne, onun da ötesine çıkıp ışığı, aydınlığı, bilgeliği oradan, çiçek derer gibi, yanına alıp gövdesinin dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirerek, tazelenip yeniden doğmuş gibi yeryüzüne dönerek insan arasına karışandır ki bilinecek her şeyi bilir." Avından El Alan Masalı - Sf. 25

"İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir." İncitmebeni Masalı - Sf. 131

Aynı şekilde bir başka ortak tema olan doğa da kimi zaman balıkla, kimi zaman nadide bir çiçekle ve kimi zaman da güneşle kendini gösteriyor masallarda .

"Aynalar var sanki çevresinde, durmadan çoğalan: bakıyor, görüyor, baktıkça daha çoğunu görüyor; eşini bugüne dek görmediği bir, yüz, bin yaratık görüyor: Bir kolu balık bir adam, ağzından insan başı bitivermiş bir balık, bacakları arasında boğazına dek bir balığın uzandığı bir adam, bir insanla çiftleşmiş bir balık, kendi kendiyle çiftleşen bir adam... Sonu yok bunun." Avından El Alan Masalı - Sf. 24

En uzunu 30, en kısası ise 4 sayfadan oluşan masallar birbirinden ilginç ve fantastik ögeler içermektedir. Balıkçının kolunu yutan orfinoz, denize tutkun Sazandere'ye ulaşmaya çalışan ama bunu bir türlü başaramayan bir adam, bir türlü kurtulamadığı enteresan bir hayvanla ortaçağ abdalının masalı, kirpinin öyküsü, ona ek masal olarak intikamcı yengecin öyküsü, yağmurlu kentten bir umut savaşçısı güneşçi adam, denize hayran dehlizde kayboluşla imtihan olan bir delikanlı, cambazların hikayesi usta beni öldürsen e, kertenkelelerin hikayesi, distopik bir ada hikayesi: incitmebeni, doğruyu söyletme çiçeği: Alsemender ve son masal: tepeye tırmanan adamın öyküsü.

Hayalle gerçeğin birbirine karıştığı, öykülerin bazılarında birbiriyle paralel devam eden iç içe geçmiş metinlerin yer aldığı, doğanın tüm fantastik ögeleriyle öykülere nüfuz ettiği, konu açısından ölümün ve kayboluşun her masalın içinde bir şekilde yer aldığı, anlatıcının genellikle tekinsiz olduğu tam bir post-modern anlatıma sahip bir kitap. Masalların içerisinden iç içe geçen metinlere bir örnek de vereyim.

“Adamın oturduğu ev, kıyı mahallelerinin okullara en yakın bir yerindeydi. Adam bu okulların hepsinde öğretmenlik ederdi değişik konularda. Bilgilerini başkalarına aktarmak, aktarılmamış bir bilgisi kalmasın diye türlü alanlarda öğretim yapmak da bir çeşit soyunmaydı çünkü.”

“İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir. Ne ki, bir tek kez yapılabilecek bu işi, böyle bir eylemin değerini anlayacak kişiler karşısında yapmak ister. Yanılır da sırası geldi diyerek, olmayacak bir yerde girişirseniz bu işe, acı bir masal olur çıkarsınız.” İncitmebeni Masalı - Sf. 131

Kitapta yazan her öykünün ayrı bir güzelliği, farklılığı ve edebi açıdan bakıldığında dolu dolu anlatımı sebebi beni son derece tatmin eden bir eserdi. Bilge Karasu’nun edebi üslubunu zaten çok seviyordum ama bu kitapla öyküde çıtanın ne kadar üst noktaya çıkarılabileceğini de görmüş oldum.

Bu kitabı bana hediye edip okumama vesile olan Yaz 'a bir kez daha teşekkür ediyor ve incelemeyi de güzeller güzeli Temmuz’un bir Yengeç burcu gününde, şu alıntıyla noktalamak istiyorum:

“Güneş Yengeç burcundadır. Yengeç taşın altındadır. Kayanın altındadır, altındadır, altındadır.”
230 syf.
·11 günde
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı. Bir yandan niçin daha önce okumadım derken bir yandan da iyi ki daha önce okumadım diyorum. Biraz demlenmem, pişmem gerekiyormuş bu kitaba erişebilmek için. Üslubunda en dikkat çekici özellik, yarım bırakılan cümleler ve paragraflar. Düşüncelerin yarım kalması gibi yarıda kesilmesinin tesiri inanılmaz. Okuyucuyu uyanık tutmak için harika bir teknik olduğunu dile getirebilirim. Okuyucuyu oyuna katıyor ve okuyucuyla beraber işliyor kitabı. Düz bir çizgide değil iç içe geçmiş anlatısı basit bir kitap olmaktan çıkıyor ve okuyucuyu düşünmeye yöneltiyor. Okurken zevk aldığım, bol bol düşündüğüm (hatta kimi zaman dalıp gittiğim), altı çizilesi cümlelerle dolu, felsefi açıdan değerlendirmeye müsait enfes bir kitap.
232 syf.
Bilge Karasu'nun okuduğum ilk kitabı olması nedeniyle kitabı okurken başta zorlandım. Öykünün İçine giremedim. Yazarın dili beni zorladı.

Anlaşılmayı istemeyen bir yazar diye düşündüm.

Ama anlaşılmayı istemeyen bir yazar nerdeyse her cümlesini yeniden açıklamak için neden parantezler kullansın? neden tekrar tekrar açıklama yapsın? Demek ki anlaşılmak isteyen yazarlardan Karasu.

Her öyküde farklı imgeler olsa da yazarın gayreti yalnızlığı, sevgiyi, mutsuzluğu, mutluluğu ve bütün bu duygularla birlikte insanın varlığını sorgulaması... Bundan yola çıkarak bu kitabı bir burjuva aydının bohem duyguları diyerek eleştirebilir ya da insanı bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren, yaşamı sorgulayan bir yazarın varoluşsal hezeyanlarını içselleştirmesi olarak görebiliriz. Ben bu kitaba bohem duyguların toplamı demenin haksızlık olacağını düşünenlerdenim.

Öykü içinde öykü barındıran bir kitap...
Her öyküde felsefe ile edebiyat içiçedir. Kitaba ismini veren ara öyküde ise eşcinsellik vurgusunu görürüz.

Her öykü doğa imgesiyle(özellikle deniz) birleşir. Ve her öykü simgesel bir hayvanı barındırır içinde. Bazen kirpi olur, bazen balık, bazen yengeç ve bazen de kedi... Bu öykülerin bir ucu okuyanın hayal dünyasındadır.
Ben bu öyküler içinde en çok "yengece övgü" öyküsünü sevdim. Zira yazar bu öyküde hem bir yengecin cesurca intikamını almak istemesinden dem vurur hem de yengeç burcunun karakter özelliğini ironiyle birlikte harmanlayıp anlatır.

"Derler ki senin burcundakiler, birileri kendilerini korusun isterler; korusun, kayırsın, pohpohlasın... Ondan sonra da, saldırmak için uğraşırmış yengeçler; o kendilerini koruyan, kayıran, pohpohlayan kimseye; saldırmak için fırsat yaratır, bahane ararlarmış gerekirse..."

"Derler ki yengeçler, düşünceleriyle değil, davranışlarıyla bezdirir, soğutur insanları kendilerinden, uzaklaştırırlar."

Sabahattin Ali'nin "dimağ"ı, Atay'ın da "bat dünya bat"ı varsa; Karasu'nun da "us"u fazlasıyla dillendirmesi dikkat çekici...
Ve her kitabın bir yaşı varsa bu kitabı okumanın da tam yaşıymış ...
İyi okumalar.
230 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10
Kapak fotoğrafı hâlâ ne anlatıyor çözmüş değilim. Aslında hikâyelerdeki mesajı da tam olarak çözmüş değilim ama zaten kitabın büyüleyiciliği ve büyüklüğü de buradan kaynaklanıyor denebilir.

İsmini kim koymuş bilmiyorum ama yazdıklarından, anlattıklarından hareketle yazarın "hayat" konusunda ismiyle müsemma olduğu aşikar. Soyadı da edebiyatına dair öngörü oluşturuyor. Daha okuduğum bu ilk kitabından anlıyorum ki bir "Bilge Karasu" kitabı okumak asla rutin bir okuma eylemi değildir, olmayacaktır. Edebiyat yaparken edebiyatın karasularından çıkıp Bilge Karasu'nun karasularına yönleniyoruz istemsizce.

Kitapta on üç masal, bir de öykü var. Kitaba ismini de veren bu öykü, masalların arasına serpiştirilmiş durumda. Bunu anlamak için birkaç bölümü geçmem, sonra da dönüp tekrar okumam gerekti. Masallar ise bildiğimiz masal türünden epey uzak. İsmi masal olsa da farklı bir zamanda, farklı bir dünyada geçiyormuş hissi uyandıran öyküler bunlar. Hem gerçek olamayacak denli masalsı bir anlatım hem de masal olamayacak kadar gerçeğe yakınlık var masallarda.

Ben en çok "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanını anımsatan "Avından El Alan"; oldukça sıradışı " İncitmebeni"; yalansız bir dünya kurgulu "Alsemender" öykülerini sevdim.
230 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İstanbul Kitap Fuarından aldığım kitaplardan biri, okuduğum ilk Bilge Karasu kitabı, aslında fuara giderken alınacak kitaplar listemde yazarın "Kısmet Büfesi" kitabı vardı ama "Göçmüş Kediler Bahçesi" kitabı beni ismi ile çekti. "Beni al, sana ne dünyalar göstereceğim, Ne hayaller gördüreceğim" diye seslendi bana kitap.
Kitap on iki öyküden ve bu öykülerin aralarında devam eden bir ana öyküden oluşuyor. Öyküleri hepsi çok güzel ama beni en çok etkileyenler "Avından El Alan", "Dehlizde Giden Adam" ve "Usta Beni Öldürsen E! " öyküleri oldu. Öykülerin kurgusu, anlatım biçimi kesinlikle mükemmel. Kitap kurguyu, metaforları, benzetmeleri anlamaya çalışırken insanı yoruyor, bazen anlamaya çalışmakta yetmiyor, cümleleri keşfedip tamamlamakta gerekiyor okurken. Ben açıkçası Bilge Karasu'nun anlatım biçimine alışıncaya kadar ilk iki öyküyü üçer defa okudum, sonrada elimden bırakamadım kitabı. Zaten kitap öyle bir defa okunup kitaplığa bırakılacak bir kitap değil, her okunduğunda başka dünyalara götürecek, başka hayaller kurduracak, başka tatlar aldıracak nitelikte öyküler var kitapta. Kitap tam bir başyapıt, başucu kitaplarım arasına aldım, Bilge Karasu okumaya devam.
230 syf.
·37 günde·Beğendi·10/10
Türk edebiyatında anlatı sanatına dair yazılmış en görkemli eserlerden biri. Masalsı metaforlarla bezeli, olağanüstü bir dile aynı ölçüde içkin bir öyküleme mevcut. Sözcük seçimleri ve seçimlerin çeşitliliği de tüyler ürpertici. Kitabın içindeki; Korkusuz Kirpiye Övgü, Avından El Alan, Usta Beni Öldürsene öyküleri ayrı bir yere konabilecek metinler.
230 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kişinin kendi ruh halindeki dalgalanmaların, bir kirpiyle karşımıza ansızın çıktığı, bir yazarın en doğal halini kelimelerindeki salınışıyla hissedebildiğimiz naif bir eser.
230 syf.
·4 günde·10/10
Bilge Karasu Türkçenin ustalarından. Kitaptaki "masal" öyküler okunmuyor adeta uzaktan duyulan ırmak gibi uğulduyor. Kedi mırıltısı gibi dingin bir dil, kedi yaramazlığı gibi hareketli bir iç dünya...İçindeki öykülerde anlatılan dışında farklı pek çok anlam bulabiliyorsunuz. Bundan beş sene sonra okusam daha farklı algılayacağıma eminim. İnsanın o an hangi yarası varsa onu kaşındırıyor sanki. Kitap zihni yorar mı? Yorar ancak yorulmaktan yorulmayacağınız bir şekilde:) Son bölümde ustanın anlattığı gibi kitap günün saatleri gibi ilerleyecek şekilde tasarlanmış. Günün saatleri ilerledikçe öyküler de kararıyor ancak sonlarda yeni bir günün umudu yaklaşıyor. Beğenerek okudum.
230 syf.
·Puan vermedi
Okurken çok zorlandığım yazarlardan biri Bilge Karasu.İsmiyle müsemma bir yazardır, diyeceğim tek kelime yok, ama her kitabında spesifik hava beni boğuyor.Gece kitabını okuduğumda arkadaşlarıma da fikirlerini sorduğumda ortak kanaat şuydu:Anlaşılmak istemiyor.Yazarlığını ve kitaplarını bu düşünce ekseninde şekillendiriyor.Dikkatli bir okuyucu olduğuma inanıyorum.Masallardan ve öykülerden almam gerekeni kitapta aldım diye düşünüyorum.Eksik bulduğum nokta çok daha başka.Sanırım o okurunu seçiyor,ben yazarımı seçiyorum.Özgül bir kalem.Saygım sonsuz.Okuyuculara keyifli okumalar dilerim.
230 syf.
13 parçaya bölünmüş Göçmüş Kediler Bahçesi diğer öykülerin arasına yerleştirilmiş, öykülerin çoğunda iki şekilde anlatım mevcuttur. Yazar bu kitaba iyi kafa yormuş herhalde, burada öyküler arasında teknik bağlantılar var galiba. Bu tekniği çözecek bir donanıma sahip değilim ama bence bir teknik kesinlikle var. Okuyucunun da okurken biraz kafa yorması gerekir. Benim okuduğum ilk kitabı idi. Benim zamana ihtiyacım var, sizi bilmemem ama değişik bir şeydi. Hani kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi. Bu ne demek şimdi? Öyle bir şey işte. Yeni bitirdim kitabı.
230 syf.
·11 günde·6/10
Benim için zor bir okuma oldu, birkaç satır da olsa kitapla ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşayım.

Öykü okumakta hep zorlanırım. İçimde detay aranan bir yan var sanırım, sanırım ondan. Kitaptaki karakterleri, konuların geçtiği yerleri iyi tanımak isterim kendimi akışa vermeden önce. Neyse uzatmayım, bu bir öykü kitabı olduğu için, bir de yazarın okuduğum ilk kitabı olduğu için, pek ısınamadım. Olumsuz bir yorum yazmak da pek istemiyorum, aynı yazarın Gece'siyle devam ediyorum, böylece yazarı daha iyi tanıma imkanım olacak.
230 syf.
·7/10
Büyülü bir kitap özellikle sekizinci masal "Bizim Denizimiz" çok etkileyici.
Dışarısı dünyanın en tehlikeli yeri olmuştu. Kedilerden, köpeklerden, belki de, belki değil, muhakkak, insanlardan biri...
-Ya sen ?
-Ben seninle geleceğim.
-Nereye?
-Gittiğin, gideceğin yere.
-Benimle birlikte...
-Seninle birlikte
-Ama sen... sen düşümdesin şimdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göçmüş Kediler Bahçesi
Baskı tarihi:
Temmuz 1989
Sayfa sayısı:
245
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753820042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gece Yayınları
Baskılar:
Göçmüş Kediler  Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi
Göçmüş Kediler Bahçesi adlı masal/anlatı kitabıyla Karasu, bireyi bir anda masal dünyasına taşıyıp orada konumlamıştır. Söz konusu masalsı dünya, kendi yaşamı, iç dünyası, ilişkileri ve tutkuları çerçevesinde çağrışımlarını dilediğince koşturabileceği özgür bir alan sunmuştur Karasu'ya... Daha uzak ve daha yabancı bir sahnede, eski göçebelerden karanlık ormanlara, surları, yıkık kemerleri ve köprüleriyle eski şehir kalıntılarından içlerinde en büyük tarih demek olan geçmişi taşıyan taşlara, atlara, parslara, kurtlara, karacalara ve tazılara varıncaya, ilkel dönemleri anıştıran sahneler kurar.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0