Adı:
Gölgede ve Güneşte Futbol
Baskı tarihi:
17 Ekim 2017
Sayfa sayısı:
342
Format:
Karton kapak
ISBN:
9755107592
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El futbol a sol y sombra
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Gölgede ve Güneşte Futbol
Gölgede ve Güneşte Futbol
‘Şampiyonanın bir başka sürprizi de Türkiye’ydi. Hiç kimse bu ülkenin önemli bir başarı elde edeceğine inanmıyordu. Türkiye, dünya kupalarından elli yıldır uzaktı. Brezilya’ya karşı oynadığı ilk maçta hakemin kararıyla göz göre göre haksızlığa uğradı; ama yoluna devam etti ve sonunda üçüncü oldu. Enerjik ve kaliteli futboluyla kendisini küçük gören uzmanların ağzını açık bıraktı.`

Gerçek bir futbol tutkunu olan Uruguaylı ünlü yazar Eduardo Galeano, Dünya Kupalarına ilişkin gözlemlerini anlattığı Gölgede ve Güneşte Futbol’a 1998, 2002 ve 2006 kupalarını da ekledi. Yeni bölümleriyle birlikte yayınladığımız Gölgede ve Güneşte Futbol, futbol coşkusuna yaşama sevincini de katan bir kitap. Kucaklaşmanın Kitabı’nın, Ateş Anıları’nın yazarı, kendisini bir ‘iyi futbol dilencisi’ olarak niteliyor ve futbolun destansı kahramanlarına, ağları sarsan gollere ticaret ve siyaset açısından değil, kültürel açıdan yaklaşıyor. Galeano, futbolun şiirini yazıyor.
342 syf.
Sitede kitaplarından alıntılarına sıklıkla rastgeldigim yazarın, okuduğum ilk kitabı oldu. Yazarın az lafla çok şey anlatan üslubuna mizah unsuru yer yer eklenince futbolla ilgilenenler için eğlenceli bir kitap ortaya çıkmış diyebilirim. Yazar, her Uruguaylı gibi bir futbol tutkunu olduğunu, kitabın başında, dünyanın dört bir yanına dolaşarak "Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen."[Bunu özellikle Süper Ligi izlerken söylerim ama sonuç birkaç istina mac dışında değişmez] şeklindeki arzusuyla; kitabın sonlarında 2010 Dünya Kupası'nda "Dünya Kupası başladığında evimin kapısına üzerinde "Futbol Nedeniyle Kapalıdır" yazan bir levha astım." diyerek gösteriyor.

Yazar, kitabını Dünya Kupalari üzerine bina etmiş; her Dünya Kupası'nı anlatmadan önce o esnada dünyada yaşanılan önemli gelişmeleri kısa ve öz şekilde ifade etmiş. Bunlardan özellikle, iktidara geldikten sonradan itibaren hiç değişmeyen "Miami'deki güvenilir kaynaklardan gelen haberlere bakılırsa Fidel Castro her an devrilebilirdi." şeklindeki verdiği bilgi beni güldüren başlıca unsurlardan biriydi. Her şeyin değiştiği dünyada, ABD'nin Castro'yu indiremeyişi hiç değişmiyor.

Yazarın kendisinin de Uruguaylı olması sebebiyle özellikle futbolun Latin Amerika için önemini rahatlıkla görebiliyoruz. Öyle ki, Brezilya'da hastanenin, okulun olmadığı bir yer bulma imkanı olduğunu ancak bir futbol sahasının olmadığı bir yer bulmanın imkansız olduğu, Pelé'nin 20 yaşında bir efsane olduğunda Brezilya hükümetinin onu milli servet ilan ederek yurtdışına satılması yasak etmesi, 1950 Dünya Kupası finalinde Maracana'da Uruguay'a kaybedilen finalin açtığı yaranın sızısının her Brezilyalı için daimi olduğunu, Uruguay'ın güzel futboluyla kazandığı dünya sampiyonluklari ve halkın bir olup buna sevinmeleri gibi birçok örnekle bu durumu daha iyi anlıyoruz.

Bu açıdan futbolun bir sahada on birer kişiden oluşan iki takımın bir top peşinden koşturmasindan ibaret bir oyundan çok daha fazlası olduğunu anlayabiliriz. Kendimden örnek verecek olursam, babam sıkı bir GS taraftarıydı. Haliyle ben de bir GS'li oldum. Çünkü tutulan takım da başka birçok konuda olduğu gibi bizim tercihimiz dışında bize verilmiş olur. Tabi sonradan bu konuları değiştirebiliriz ama tutulan takım çok yüksek ihtimal değiştirilmez. Neyse çocukluğuma dair en iyi anımsadığım hatıralarimdan birisi futbola dairdi. GS, 1999-2000 sezonunda Uefa Kupası'nda finale kalmıştı. Ben henüz yedi yaşındayim. Ama final gecesini çok iyi hatırlıyorum. Babamda kalp yetmezliği olduğu için doktora ne zaman gitse, maç izlememesi tavsiyesi alırdı. Bu önerilere riayet edilmesi ancak bir diğer GS'in maçına kadar olurdu. İşte onlardan birisi 2000 Mayıs'indaki Arsenal- GS Uefa Finali'ydi. O zamanlar Şampiyonlar Ligi Star'da, Uefa Kupası TRT'de ve yabancı birçok lig de şifresiz yayinlanirdi. Maçı izlerken tüm aile çok heyecanliydik. Maç uzatmaya gitti, uzatmada Taffarel'in efsane kurtarışi ile derin nefes aldık ve kendimizi penaltılara attık. Sinirine hakim olamayan ama her GS'linin gönlündeki tahtın sahibi Hagi kırmızı kartla oyundan atıldığında babam sağlam bir küfür savurmustu ve penaltılar baslangicinda kendini dışarı atmıştı. Penaltılarda Arsenalliler kaçırdı, bizimkiler attı ve son penaltıya geldik. Bu sırada dışarıdan "hadi popescu" sesi geldi, baktım babam, kendini dışarı atsa da futboldan çok uzağa gidememiş. Popescu geldi ve attı: GS Uefa Kupası Şampiyonu! Elimde yastık vardı, onu sevinçle tv'a doğru atınca tv'un üstündeki yapay bir çiçek yere düşmüştü. Annem de bir yandan elindeki dikişine devam ederken bir yandan "Şaştik sizin GS'inizdan," deyip ardından "Kazandık mı cidden" diye de eklemişti. Tabi, abilerim de baya coşmuştu. Duruma fransız kalan tek kişi henüz üç yaşında olan kardeşimdi. O gece tüm şehir ayakta gibiydi, sokaklarda korna öttürerek giden uzun konvoylar ve ertesi gün her yerde GS bayrakları... GS futbol takımına dönüş yolculuğunda TSK'nin jetleri eşlik ederek yurda milli kahraman olarak gelmişlerdi. Bu final her zaman hafızamda kalacak, Popescu'nun penaltisiyla birlikte spikerin aglamakli ve gurur dolu sesi ve arkadan gelen polis telsizinin sesi, unutulmayacak, hatırladığım an, beni geçmişe, çocukluğuma geri götürecek.

https://youtu.be/73NFCBb3TIQ


Babamın sık sık dediği ve ne kadar doğru bilmediğim bir şey vardı: GS o sene ne zaman galip gelse Avrupa'da, ertesi sabaha yeni bir zamla uyaniyorduk. Bu, doğru veya yanlış önemli değil ama çok önemli bir noktadır. Çünkü futbol kitlelerin enerjisini ve dikkatini tek bir yöne çeker. Hem de birbirini tanımayan insanları tek vücut haline getirerek... Bu her siyasinin arzuladığı bir durumdur. Özellikle diktatörlerin bunu arzuladığıni yazarın tarihten verdiği örneklerle daha iyi anlıyoruz. Bunlardan Hitler'in ve Mussolini'nin futbolu milli bir mesele olarak görüp, hem kendi hem de rakip takımları yer yer tehdit eder şekilde sahiplenmeleri güzel bir örnektir. Keza her Latin Amerika diktatörünun bir takımı sahiplenip başkanı olması gibi faktörler de başka önemli örneklerdir. Bu açıdan evet, futbol kitlelerin afyonu diye nitelenebilir.

Ancak futbol sadece bir afyon değildir. Futbolda insanı kendine çeken temel bir etmen söz konusudur. Bu etmen, futbolun her zaman suprize açık oluşudur. Evet, futbol yazarın da kitapta üzerine basa basa elestirdigi gibi giderken profesyonellesmis, profesyonellestikce kapital sistemin bir dişlisi olmuş, zevk ve romantizm kaybolup futbolcular ticari bir meta haline gelerek aslolan sadece kazanmak olma yoluna sokulmuştur. Ancak tüm bu olumsuz şartlara rağmen futbol, her zaman yeni bir heyecanı içinde barındırır ve insana her an her şey olabilir; en zayıf takım bile güçlü bir takımı bir kez de olsa yenebilir, başarabilir duygusunu çok iyi şekilde verir. Buna ek olarak Orhan Pamuk'un sigara için söylediği şu söz bence futbol için de geçerlidir: "Sigaranın o kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız âlemde, insana anlamlı bir şey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir, diye düşünürüm bazan."(#58130977)

Bununla birlikte yazar, futbolu dine, stadyumu mabede, seyircileri de dinin üyelerine benzetir. Seyirciler hafta sonu coşkuyla maça giderler. Maçta tuttukları takımi tutkuyla desteklerler, atılan her golde hiç tanımadıklari insanlara sarılarak birlikte sevinirler, yenilen her golde ise birlikte üzülürler. Ve takımın attığı her golü her seyirci "Attık," yenilen her golü de "Yedik," der sanki kendi bizzat atmış veya yemiş gibi. Ama işin püf noktası buradadır: Futbol 11 kişilik iki takımla oynanır, eksik ve hatalidir. Futbol 11+1'lik iki takımla oynanır. Tabi buna Akbilspor dahil değil.

Tabi her şeyin olumsuz yanları olduğu gibi futbolun da vardır. Bunlardan birisi fanatiklik ve holiganizmdir. Yazar bir yerde bir fanatiğin ilgi odağının kendi takımı değil rakip/düşman takım olduğunu belirtmesi çok iyi bir tespittir. Fanatiklik yine tahammül edilebilir bir şeydir ve aslında ölçüsü kaçırılmazsa oyuna zevk de katar. Sonuçta Fransızların insanın içini bayan balolarina gitmiyoruz, maça gidiyoruz; haliyle tutku olmalıdır. Ancak fanatizmin aşırısı ve holiganizm tam anlamıyla amaçsız, içi nefret, öfkeyle dolmuş insanların olduğu bir konumdur. Ve bunlar futbolu bu iclerindeki nefret ve öfkeyi kusmak için kullanıp oyunu kirletirler.

Futbolu daha örtülü ve sessiz kirleten ise yazarın sıklıkla elestirdigi profesyonel futbol düzeni ve baronlarıdır. Futbolu salt ticari bir sektöre çevirerek, ya kazan ya kazan mantığını yerleştirerek güzel oyunu göz ardı ederek makinelesmis futbolu yerleştirdiklerini veya yerleşmesine neden olduklarını ifade etmiş. Bu konuda yazara hem hak veriyor hem de vermiyorum. Şöyle ki, şimdi Pelé'nin zamanına veya daha da eskiye gitsek bence muhtemelen o zaman oynanan futbol bize hiç çekici gelmeyecektir. Şimdi makinelesmis denilen futbolun mantığı değişmiş ama bunun da kendisine göre bir zevki vardır. Ama yazara hak verdiğim yan ise futbolun romantizminin kaybolmasi noktasindadir. Her şeyin fazlası zarar mantığıyla, aşırı kondisyona dayalı bir futbol[örnek; Aykut Kocaman futbolu], her şeyin ince ince hesaplandıği ve oyunun bir saate çevrildigi bir futbol, oyunculara inisiyatif almanın ve işin şov yanının kötü veya önemsiz olarak lanse edildiği bir futbol tuzsuz bir yemeğe dönecektir.

Örnek verecek olursak: Geçen sezon Liverpool- Tottenham Şampiyonlar Ligi finali, bırak tuzu, yemek pişmemiş, önümüze soğuk soğuk koymuşlar! Ben Liverpool'u severim ama İstanbul'daki finalde Milan'i [Milan'i da severim ama eski Milan'in yerinde yeller esmekte] 3-0 geriden Gerard önderliğinde gelerek şampiyonluğa ulaşmasıdir asıl o takımı sevdiren; O zaman Never Walk Alone derim ama geçen seneki final neydi öyle!

Hani şu açıdan çok şanslıyiz ki, belki de dünya futbol tarihinin en önde gelen iki ismine tanıklık ediyoruz. Öyle ki bu ikisini şimdi bizden büyüklerin sürekli bahsettiği Maradona, Beckenbauer gibi çocuklarımıza ve torunlarimiza ballandirmaya gerek bile kalmadan anlatacağız. Bu isimler tabiki; MESSİ ve C. Ronaldo. Ama Ronaldo dünyanın en iyi futbolcusu denilecekse buna en iyi ihtimalle, "evet ama Messi'yi uzaylı olarak kabul edersek" şartı koşularak kabul edilebilir. Çünkü, tabi bana göre, Messi öncelikle beyniyle oynuyor, Ronaldo ise kaslariyla. Ronaldo gençken daha çok şov yapar, çalım atar ve bu kadar robotik olmamıştı. Tabiki ilerleyen yaşına rağmen bu formunu, bu atletik yapısına da borçlu ama ben hoşlanmiyorum fazla bundan. Ama büyük futbolcu mu, sözü mu olur bunun. Ama, ama öte yandan MESSİ'nin topu ayağına yapıştırir gibi sürmesi, estetik çalımlari, çelimsiz bünyesine gelen darbelere ve mudahalelere[tabi bu müdahaleler günümüzde yıldızı koruyan futbol anlayışı nedeniyle, Maradona'nin yediği darbelerin yanında sinek viziltisi gibi kalır] rağmen oyuna devam etme arzusu,
çabası;
https://youtu.be/Jq4ZpjLBt4I

abisi Xavi'yi andıran ve onu gecen ince paslari[ne yazık ki takım arkadaşları yer yer çok beceriksiz olup bu ince paslari golle sonuçlandiramiyorlar];
https://youtu.be/cSndLv2JbSU

yüzde 99.999... başarı oranına sahip son vuruşlari, sürekli kendisine benzetilen ve Küçük Maradona gibi yakıştırmalarla kendisiyle kiyaslandigi Maradona'nin İngiltere'ye attığı ve Falkland'in intikamını aldığı efsane golünün birebir aynısını atmasi[bu da mı tesadüf, hadi ataistler bunu da açıklayın!!!];
https://youtu.be/RClucIzbKcc

Lisede çok sıkı Ronaldocu olan arkadaşımı Messici yapan Boateng'in belini kırdığı, dev Neuer'i cüce yaptığı efsane golü;
https://youtu.be/FgHq2Z6UAbk

Şimdi akla hemen gelir, ama Messi dünya kupası kazanamadi; adam Almanya'ya kaybettikleri finale gelene kadar çok iyi oynadı ve finalde de iyiydi ama bu takım oyunu sonuçta, özellikle de günümüz futbolunda tek başına bir yere kadar ve özellikle forvette Higuian gibi saç baş yolduran bir adam varsa Messi neeettsiiin!
https://youtu.be/JSUj2_-Y1Jk

Ama Messi'nin ustası biri daha var ki, o romantik futbolun son büyük ustası ve bir sanatçı denilebilir. Futbolun bir şov olduğunu bizlere hatırlatan ve hafızalarimiza kazınan hareketleriyle unutmamamizi sağlayan kral RONALDİNHO!!
https://youtu.be/hqoVfaUKrg8

Ama Ronaldinho deyince aklıma ilk gelen ise devrin en sinir bozucu takımı ve oldum olası hiç hazzetmedigim Chelsea'ye karşı attığı şu efsane goldür;
https://youtu.be/Z9vpwlU3rPk

Bu kadar örnekten sonra yurda dönecek olursak; malum olduğu üzere bizim ligde güzel futbol ender rastlanan bir olaydır. Öyle ki bazı zamanlar olur, Çorum'da bir pandaya rastlamak, süper ligde güzel maça rastlamaktan daha olası hale gelir. Ama bizim ligi güzelleştiren bize ait olması, tuttuğumuz takımın varlığı ve ezeli rakibimizle olan mücadelemiz ve sürtüşmelerimizdir. Ben GS'li olduğum için ezeli rakip olarak tabiki FB'i görüyorum. [BJK'i ne yalan söyleyeyim hiçbir zaman öyle göremedim, BJK'lilar alinmasin lütfen]
Bu GS-FB rekabeti konusunda yaşadığım birkaç anıdan bahsetmek istiyorum. Biliyorum uzadı yazı ama zaten bu yazı daha çok kendim için yazılmış bir şey oldu.

Bunlardan birincisi, 2000'den sonra GS birkaç sene dah Avrupa'da iyi gittikten sonra çöküşe geçti bir süreliğine, ligde de FB ilerleyen senelerde üstünlüğü aldı. Bu açıdan ilkokul ve ortaokul yıllarım Fenerli arkadaşların alay etmeleri ve sevinçlerini izlemekle geçti denilebilir. Özelikle 6 Kasım'daki 6-0'lik mağlubiyet, Maracana faciasinin Brezilyalilara açtığı yarayı o kadar olmasa da biz Gs'lilarda açtı. Sonrasında FB'in parlak geçen yıllari... 2002 Dünya Kupası'ndaki milli başarının temel etkeni nasıl GS ise, 2008 Avrupa Şampiyonası'daki başarının temel etkenin Fb'dir.

Ancak biz GS'lilar şu açıdan Fb'lilerden şanslıyizdir; en azından benim jenerasyon iki üç senede bir veya ardı ardına GS şampiyonluklari görürüz. Bir, iki sene şampiyon olamasak da çok üzüntü olmaz, nasılsa yakinda kazanacağız deriz. Özellikle GS ya kazanır ya da altıncı falan olur[altıya bir takıntımiz var]. Fb böyle değil. FB'nin son kulvarda hatta son maçlarda kaçırdığı şampiyonluklar çoktur. Travma üstüne travma, bir nesil bu yüzden travma ile büyüdü. Örnekler;

1. Bursa Faciası- namıdiyar Yanlış Anons Faciası; https://youtu.be/8MZMMdHwSZI

2. Denizli Faciası; https://youtu.be/YpBRDzXTrRQ

Tabi, FB'in üzüldügu yönün tersinde biz GS'lilar meşhur o bitmek bilmeyen 16 dk'nin ardından şampiyonluk sevinci yaşıyorduk;
https://youtu.be/yTb3gjK0M_I

3. Kadıköy'de kazandığımız şampiyonluk;
https://youtu.be/JqrRFZ8mIGo


Kadıköy'deki şampiyonluğun keyfi bir başkaydı. Bu şampiyonluk bence 6-0'ın olumsuz etkisini büyük ölçüde giderdi çoğu GS'linin üzerinde. Şampiyonluklar geliyordu. Dördüncü yıldızı da üçüncü yıldız gibi ilk önce GS takmisti, hem de görmemiş gibi bir sezon üç yıldızın üzerine koyarak formada ama olsun. Avrupa'da da üst üste gruptan çıktık. Birinde çeyrek final yaşadık, diğerinde ikinci tur. Ardından gelen sezonlarda tekrar inişe geçsek de Avrupa'da, hatta kuruluş amacı Avrupalı takımları yenmek olan takımın amacı giderek Avrupa'dan fark yemeden bir an önce gelmek de olsa; bunlar bir yere kadar sineye çekilebilirdi. Ama eksik kalan ve her GS'linin yüreğindeki sızının giderilmesi lazımdı. Her GS'li "Bu sezon Kadıköy'de yenelim de ne olursa olsun," demiştir. Ve sonunda yıllar yıllar sonra yendik;
https://tr.beinsports.com/...alatasaray-mac-ozeti

Futbolun bir garipligi şuradadir; eğer maçı kazanamasaydik Onyekuru'yu hiç iyi anmayacaktik. Ama maçı kazandık onun harika oyunuyla, ve şimdi bir kahraman oldu, adı yıllarca unutulmayacak ve belki de hiç unutulmayacak. Futbolda kahramanlikla gözden düşmüşlük veya 'hain'lik kardeştir veya bir bıçağın iki yüzü gibidir. Ayrıca yıllarca yenemeyince Kadıköy'de, bu konu üzerine çokça espri, mizah ve efsane de üretildi. Bunlardan en meşhuru stadin altındaki yatır, FB'i koruyor efsanesiydi. Sonuç olarak büyü bozuldu; Fb'i Kadıköy'de yenelim de ne olursa olsun dedik ama galiba yanlış dedik, çünkü Kadıköy'de galip geldik dünyanın başına gelmeyen kalmadı;
Covid salgını ve son olarak da ABD'nin ufolarin varlığını kabul etmesi... Bu da konu hakkinda yeni eğlence öğeleri olarak hafızalarda yer etmiş oldu.

Bunlarla birlikte şunu da belirtmeliyim, günlük heyecan ve reaksiyonlar bir kenara bırakılıp değerlendirildiğinde "GS demek Metin Oktay demek, Ali Sami Yen demek.." sözüne ek olarak hocanın, GS demek Fatih TERİM demektir.

https://youtu.be/LGYPMqedZTo


Sonuç olarak; futbol tek bir şey değildir, birçok şeydir; eglencedir, tutkudur, modern dindir, afyondur, estetiktir, sanattir, güçtür, stratejidir veya sadece bir oyundur, bu uzar gider. Kısaca futbol hayatın kendisidir.



İyi okumalar
342 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Dünyadan ya da Tanrıdan, her neyse ondan; size veremeyeceği isteklerinizi arzulamanız anlamsız. Steven Gerrard'a Premier Lig kupası, Arsenal'a Avrupa kupası ve Messi'ye Dünya kupası veremeyen bir dünya size ne verebilir?
- Sizin gibi gözünü açıp kapatan her canlıda olan, cinsel organlar ve bunları kullanamama beceriksizliği...

Eduardo Galeona; sanki bir yazar değil de Almanya 1. Liginde oynayan sol bek oyuncusu gibi bir isme sahip. Yazarı tanımadan önce birisi bana Galeona kim diye sormuş olsaydı cevabım bu olurdu. Zaten Latin Amerika denildiğinde akla önce Maradona, Pele, Ronaldinho gelir. Futbol bunlardan sonra gelir. Sonra kadınları.. İsa heykeli ve Amazon felan bunlar akılda yer etmeyecek gereksiz bilgiler. Böyle bir durumda Galeona yazardır demek teçhizatsız tuvalete gitmek kadar saçma bir durum olmuş oluyor. En azından benim için.

Futbol bazılarına göre kitlelerin afyonu, bazılarına göre ezilmiş halkların mutluluğu. Afyon insanı mutlu ediyorsa ben buna varım. Ama maalesef futbol bunların ikisi de değil. Futbol sadece bir oyun... Bu kadar basit.
"Futbol, önemsiz şeylerin en önemlisidir." Artık bunu Jürgen Klopp mu söylemiştir Wenger mi söylemiştir bilemem. Her futbol insanının bu konu hakkında söylediği bir sürü söz vardır ama hepsi bu cümleden öteye gidemez.
Futbol kitleleri etkisi altına alır mı? Alır Mesela Ronaldinho Türkiye'ye gelip cumhurbaşkanığı için adaylığını açıklasa; oy vermesi için anasını babasını dövecek bir sürü insan tanıyorum.
Futbol savaş çıkartır mı? Çıkartır. Bir kadının savaş sebebi olduğu dünyada bunu futbola çok görmeyin.
Futbol barış sağlar mı? Sağlar. Abarttığımı düşünenler kitabı okuyup gerekli araştırmaları yapabilirler.


Aslında bu kitaba inceleme yazmayı düşünmemiştim. Bu sene İstanbul'da oynanacak Şampiyonlar Ligi finali için üç beş kuruş para biriktirmiştim, çeyrek finaller belli olunca bilet almak için siteye girdim; keşke hiç böyle bir hayal kurmamış olsaydım. 50 bin lira bilet mi olur? Oluyormuş demek... Futbol ucuz bir eğlence sektörüydü şimdi endüstriyle beraber pahalı bir sanayi sektörü oldu. Kapitalistler futbolu rahat bırakırlar mı? Barcelonanın sol beki olacak adama, Isparta 2. sanayi sitesinde rot balans ayarı yaptırır.
342 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10 puan
Sitede bu kitabı okuyan 39 kişiden sadece 7'si kadın. Bana inanın güzel hanımlar kitap size offside'ı anlatmıyor. Gel gelelim ben kitabı nasıl okumaya karar verdim. Bundan önce Hikaye Avcısı'nı okuyordum. Ne yazık ki bu kitap Galeano'nun son kitabı. Ölmeden önce kitapları hakkında yazdığı birkaç notu da kitabın sonuna iliştiri vermişler. Yazar Gölgede ve Güneşte Futbol için şu cümleyi kurmuş: "Okuma fanatiklerinin futbol korkularını, futbol fanatiklerinin okuma korkularını yenmelerine yardımcı olmak istedim."
Bunun işe yarayıp yaramadığını bilemiyorum. Fakat kendim için şunu söyleyebilirim. Ben küçükken falanca takımı tutan bir çocuktum, babasıyla büyüyen bir kız çocuğu olarak kritik maçları evde babamla izlerdim. Bir gün bu kritik maçların birinin sonucunda bir haber yayınlandı ve taraftarların ölüm haberleri gazetelerde ve televizyonlarda günlerce gösterildi. O günden 2002 yılına kadar futbol maçı izlemek benim için bir travma haline geldi. Çünkü bu sporu en azından ülkemiz için çok vahşice buluyordum kaldı ki İngiltere ve İspanya gibi ülkeler bu tezimi futbol geçmişleriyle doğruluyordu ve babam bu yıla kadar arkadaşlarının evinde "kritik maçları" izliyordu. Daha sonra 2002 yılında Türkiye Dünya Kupası'nda 3. oldu. Ülke panayır yerine döndü, insanlar sokaklara çıkıp takımın zaferini tüm gece kutladı. O günden sonra sadece Dünya Kupası'nı izlemeye karar verdim. 2006 yılı biraz sıkıcı geçmişti. Bu senelerde futbol çoktan politik bir hal almıştı. Bir süre daha izlemedim. 2014 Dünya Kupası benim için milat oldu. Hollanda'yı tutuyordum. Penaltısız biten maç sayısı o kadar azdı ki, hepimiz maçların penaltılara kalması için dualar ediyorduk. Üzerimde Adidas'tan aldığım turuncu t-shirt'üm ellerimi yumruk yapmış, Arjantin maçını izliyordum. Kalede Krul'u oynatmak yerine Cillessen'ı oynatmışlardı. Adamın penaltılarda yediği golleri gidip ona yedirmek istedim. Brezilyalı kupaya sarılan amcayı ve onu Alman taraftara verişini gören birçok izleyici eminim bu adam kendi ülkesinin vatandaşıymış gibi üzülmüştür.
Hollanda ve Rusya'yı çok seven bir birey olarak 2018 Dünya Kupası'nın Rusya'da yapılacağını duyunca havalara uçtum, ama bilet fiyatlarından mütevellit gitmek nasip olmadı. Maçları izlediğimde iyi ki gitmemişim dedim. Fransa'nın yaptıklarını gördükçe evdeki kedimle beraber tüylerimizi kabartıyor, sinirden ölüyorduk.
Dünya Kupası süresi boyunca evde sadece maçlar üzerine konuştuk, çalışırken mola saatlerimde gündüz maçlarının bir kısmını izleyebildim.
Bu dünyayı etkileyen spor, en azından kısa bir süreliğine de olsa benim kafamı kendisiyle meşgul ediyor. Açıkçası tarihini öğrenmekte bir o kadar tatmin ediyor.
İlk başlarda Galeano sürekli Latin Amerika'dan ve kulüplerinden söz ediyor. Ben de şöyle bir şüphe uyandırdı: "Çok mu kafatasçı bu herif?" Ama sonrasında maçların sonuçlarına ve atılan gollere baktığımda Latin Amerika kendinden bu kadar söz ettirmeyi hak ediyor.
Uluslararası bir spor olmasına rağmen kadın nüfusu ne yazık ki erkeklerle eşit oranda bu spora ilgi duymuyor. Benim kafam da ise futbol en azından dört senedir bir yapılan turnuvalarıyla birçok insanı bir araya getirerek, geçmişlerini unutmasını sağlıyor.
Galeano kitabında her Dünya Kuppası'nı ayrı bir başlık altında işlemiş ve her önemli olayı bir alt başlıkta toplamış. Ana başlıklar altında dönemin sosyal, politik, dini ve daha birçok olayını anlatmış. Sömürgeciliğin özellikle, tekrar ve tekrar altını çizmeyi unutmamış. Gene google açık bir şekilde okuduğum ve kültürlenerek keyif aldığım bir kitap oldu.
Umarım okursunuz güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
342 syf.
·8/10 puan
Futbolun estetik bir edebiyat süzgecinden geçirildiği, ustaca gözlemlerin yer aldığı bir kitapla karşı karşıyayız. Kitabın yazılış düşüncesi, aslında Galeano'nun şu satırları: "Okuma fanatiklerinin futbol korkularını, futbol fanatiklerinin okuma korkularını yenmelerine yardımcı olmak istedim." Uruguaylı yazar, gerçek bir futbol tutkunu ve takip ettiği dünya kupalarına yönelik gözlemlerini bu kitapta anlatıyor.

Bölüm bölüm oluşturulan gözlemlerde Galeano gözlerini her kesime yöneltiyor. Dönemin siyasi durumu, taraftarlar, spikerler, sosyal yaşam, kaleciler, defanslar, orta sahalar, forvetler, güzel goller vb hepsi Uruguaylı yazarın gözleminden nasibini alıyor. Bunun yanında Galeano, kapitalist düzene selam göndermekten de geri kalmıyor.
342 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Yazarın okuduğum ikinci eseri oldu . Futbol ile ilgili bir okur olmama rağmen ilk defa konusu futbol tarihi olan bir kitap okudum. 90dogumlu bir okur olarak 2000 öncesi futbol yıldızlarını nerdeyse hiç tanımadığımi farkettim .

Yazar bu kitabında hem futbolda yer alan kişilere ve kavramlara ilişkin kendine has bir şekilde tasvir etmiş ,hem futbol tarihinde yer alan tarihte iz bırakmış dün şampiyonalarında kendini taraftarlara tanıtmış önemli futbol simalarina ilişkin bilgilendirici anekdotlar vermiş .

Son olarak futbolun sadece futbol olmadığını bunun siyasi ve ekonomik sebep ve sonuçlarının olduğunu da örnekler ile okura göstermiş .

Ben keyifle okudum tavsiye ediyorum ..
342 syf.
Galeano'nun Gölgede ve Güneşte Futbol'unu yıllar önce okumuştum. Notlarıma baktığım zaman, bundan 13 sene önce şunları yazdığımı gördüm.

"Bir radyo spikeri dinleyicinin stadyumdaki beş duyu organıdır adeta. Hiç görülmeyen pozisyonlar spikerin ifadelerine göre yorumlanır, kimin iyi, kimin kötü oynadığı o anda anlaşılır; ofsaytlar, penaltılar anında karara bağlanır, yenilen golde kimin hata yaptığı, atılan golün nasıl olduğu şıp diye anlaşılır. Ve bütün bunlara elinden geldiğince tarafsız konuşmasına rağmen spiker sebep olur.

“Acaba radyo spikerleri sadece bizim ülkemizde mi böyledir?” diyordum. Yoksa futbol kültürünün benzer şekilde yayıldığı diğer yerlerde de durum aynı mıydı? Bu sorumun cevabını Eduardo Galeano’dan aldım. Uruguaylı yazar “Gölgede ve Güneşte Futbol” isimli kitabının bir bölümünde bakın ülkesindeki futbol spikerlerini nasıl anlatıyor;
“Bundan sonra sözü spikerler alır. Televizyondakiler maçın görüntülerine eşlik ederler;ama hep arka planda kalmaya mahkumdurlar. Radyodakiler ise kalp hastaları için oldukça tehlikelidirler. Bunlar müthiş bir heyecan kasırgası estirirler ve süratlerine ne top ne de oyuncular yetişebilir. Baş döndürücü bir hızla, seyredilenle çok da ilgisi olmayan bir maç anlatırlar. Bu sözcük sağanağında,bulutlara doğru giden bir şutun direği yalayarak auta çıktığını duyarız,ya da direkleri arasında örümceklerin ağ kurduğu,kalecinin esnemekte olduğu kalede her an bir gol olabileceğini işitiriz.”

Hasılı,futbol hemen her yerde aynıdır. Tepkiler, sevinçler, hüzünler, formalar, adamlar, tribünler, tezahüratlar,benzetmeler,yorumlar hep aynı…

Belki de bunun için futbol,dünyanın en gözde sporu…"
342 syf.
·3 günde·9/10 puan
Nerdeyse her Uruguay'li gibi büyük bir futbol tutkunu olan usta yazar Eduardo Galeano'nun futbol severleri bir hayli sevindiren bu kitabi guzel bir deneyimdi. Futbolculari,taraftari,sahalari,hakemleri, anteranorleri demem o ki futbola dair ne varsa anlatan galeano kapitalist duzeni elestirmekten de geri kalmiyor. Elestirebilecegim tek kisim futbolu 'erkekler'den ibaret gorup kadin futbolcularindan kadinlarin futbol basarilarindan bahaetmemis olmasi. Yine de futbolu seven,futbola tutkuyla bagli olan insanlari bir hayli ilgilendiren bu kitabi okumanizi tavsiye ediyorum.
342 syf.
·8 günde·8/10 puan
Uruguaylı yazarın futbol üzerine yazmış olduğu cok güzel bir deneme kitabı. 2018 Dünya Kupasının başlamış oldugu bu günlerde bu kitabı okumuş olmam da çok güzel bir tesadüf oldu. Kitabın başlığı bile futbolun sadece bir oyun olmadığı Gölgede (futbolun karanlik yüzü) ve Güneşte (futbolun güzel tarafları ) Futbol açıklar nitelikte akıllıca seçilmiş. Kitabın içeriği 1930 dan 2010 yılına kadar oynanan Dünya Kupaları o dönemlerin içinde yaşanan güncel olay hatirlatmaları ve futbola dair bilinen ve bilinmeyen isimleri ve onlarin hikayelerini barındıran bir kitap. Kitabı okurken 1962 Dünya Kupasından bu yana her kupa döneminin güncel olaylarının satır aralarına sıkıştırdığı "Miami'deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Fidel Castro'nun devrilmesi an meselesiydi." Cümlesi yazarın Fidel Castro hayranlığı yanında Abd'ye yapılan sağlam bir göndermeydi. Son olarak futbol u seviyorsanız ve dönemin güncel olaylarını merak ediyorsanız bu kitap tam size göre iyi okumalar...
342 syf.
·Puan vermedi
“ Hepimiz biliriz ki ‘ Futbol asla sadece futbol değildir.’ Galeano bu kitapta bize futbolun güzel yanlarının yanı sıra çirkin yanlarını da göstermiş. Endüstriyel futbolun içimizdeki samimi futbol aşkını öldürmek için neler neler yaptığını anlatmış. Bazı bölümler ise tamamen hafızalara kazınan goller üzerine. Alın ve okuyun...”
342 syf.
·10/10 puan
Çok güzel bir kitap. Yazar 2015 yılında aramızdan ayrılmasaydı 2014 ve 2018 dünya kupasını da eklerdi eminim. Messi ve yaşadığı şanssızlıklarla ilgili ne söylerdi acaba merak ediyorum. Dünya kupası tarihi, futbolun yönetiliş şekli, zamanın değiştirdikleri ve her yeni turnuvaya başlarken o yıllarda yaşanan olaylara da değinmesi harikaydı. Bence objektif ve duygulu biri.
Allah rahmet eylesin
342 syf.
Futbol, yazarın kendi sözleriyle; “birçok insanın ona inanmasıyla ve entellektüellerin ona kuşkuyla yaklaşmasıyla tam da Tanrı’ya benzer”.

Otoritelerin bugün tamamıyla bir pazar haline getirdiği, milyarların sevgilisi bu oyunun tarihçesine, evrimine Galeano farkıyla tanıklık ediyoruz. Bununla birlikte futbolun dönemin ekonomik, sosyal, politik olaylarıyla ilişkisine değinmeyi de ihmal etmeyerek futbolun sadece futboldan ibaret olmadığını vurgulamaktan geri durmuyor.
Bu denemede; ilk ZENCİ futbolcu oynatan Uruguay Milli Takımından Arjantinli başarılı öykü yazarı Jorge Luis Borges’e , fabrika işçilerinden Albert Camus’nün kalecilik yıllarına birçok rengarenk yaşam öyküsü sizleri bekliyor.

Okuduktan sonra “Galeano iyi ki de sadece rüyalarında harika bir futbolcu olup ayakları yerine ellerini kullanmış.” dedirten bir kitaptı. Işıklar içinde uyusun.
342 syf.
·89 günde·7/10 puan
Dünya kupalarını anlatan bir belgesel tadında latin rüzgarı estiren kitap.
Ama sadece bununla sınırlı değil.
Gol, taraftar, stadyum, kaleci, yıldız gibi kavramlara hoş benzetmeler yapıp farklı bir dil ile bizlere anlatıyor Galeano.
Herkes bilir ki kurbağaya, ağaç gölgesine basmak, merdiven altından geçmek, ters oturmak, ters yatarak uyumak, çatı altında şemsiye açmak, dişleri saymak ya da ayna kırmak uğursuzluk getirir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gölgede ve Güneşte Futbol
Baskı tarihi:
17 Ekim 2017
Sayfa sayısı:
342
Format:
Karton kapak
ISBN:
9755107592
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El futbol a sol y sombra
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Gölgede ve Güneşte Futbol
Gölgede ve Güneşte Futbol
‘Şampiyonanın bir başka sürprizi de Türkiye’ydi. Hiç kimse bu ülkenin önemli bir başarı elde edeceğine inanmıyordu. Türkiye, dünya kupalarından elli yıldır uzaktı. Brezilya’ya karşı oynadığı ilk maçta hakemin kararıyla göz göre göre haksızlığa uğradı; ama yoluna devam etti ve sonunda üçüncü oldu. Enerjik ve kaliteli futboluyla kendisini küçük gören uzmanların ağzını açık bıraktı.`

Gerçek bir futbol tutkunu olan Uruguaylı ünlü yazar Eduardo Galeano, Dünya Kupalarına ilişkin gözlemlerini anlattığı Gölgede ve Güneşte Futbol’a 1998, 2002 ve 2006 kupalarını da ekledi. Yeni bölümleriyle birlikte yayınladığımız Gölgede ve Güneşte Futbol, futbol coşkusuna yaşama sevincini de katan bir kitap. Kucaklaşmanın Kitabı’nın, Ateş Anıları’nın yazarı, kendisini bir ‘iyi futbol dilencisi’ olarak niteliyor ve futbolun destansı kahramanlarına, ağları sarsan gollere ticaret ve siyaset açısından değil, kültürel açıdan yaklaşıyor. Galeano, futbolun şiirini yazıyor.

Kitabı okuyanlar 139 okur

  • ruth
  • Ömer hodca
  • Canan B
  • Yusuf Altun
  • Saffet Türkoğlu
  • Ayse
  • Ali.
  • Ertuğrul Efe
  • Şirin Gül
  • Osman Yavuz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%0
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.2
25-34 Yaş
%18.2
35-44 Yaş
%54.5
45-54 Yaş
%9.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%14.3
Erkek
%85.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.2 (15)
9
%27.4 (17)
8
%33.9 (21)
7
%11.3 (7)
6
%1.6 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.6 (1)