·
Okunma
·
Beğeni
·
10
Gösterim
Adı:
Golgota'dan Dönenler
Alt başlık:
Belene Kampı
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
244
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056513374
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Kalem Yayınları
Sayısı belirsiz soydaşımızın ölüme yollandığı Belene Temerküz Kampı ile ilgili yazılmış bu sarsıcı roman, demir perdenin akıl sınırlarını zorlayan uygulamalarını açık ve gerçekçi bir dille gözler önüne seriyor… "Belene'de mezarlık henüz yokken ölenlerin, öldürülenlerin sonu belliydi. Koyarlardı cesedi torbaya, onun yanına bir taş... Yallah Tuna'ya! Adı dillere destan olmuş Mavi Tuna kaç yıl ağladı, kaç yıl feryat etti? Duyan olmadı. Başlar eğildi, eğilmeyenler kesildi! Kader denildi. Vahşet denildi. Akıbetin sırrı ve acısı sineye gömüldü. Tuna'ya atılanlarla birlikte gerçekler de sulara gömüldüler. Öldürülenler, anılarda ancak "böyle birisi vardı" denilecek kadar yer tutabildiler.

Ceset torbalarının çoğu karşıdaki Romanya sahiline vuruyordu. Kilometrelerce uzayıp giden sazlarla kaplı bataklık, ülkenin içlerine kadar uzanır. Bakir doğadır orası. O yıllarda Tuna'dan geçen gemicilerin gözüne tuhaf torbalar çarpıyordu. Bazıları yırtık, bazıları çürümüş, deliklerinden insan kemikleri fırlamış, kimi defa yeni atılmışların el ve ayakları ya da solgun yüzlerinde okunan insanlık dışı vahşetin feryadı… Romanya Hükumeti komşusunu defalarca uyardı. Kulak asan olmadı. Nihayet Romanya nota verdi ve sorunu B.M. Teşkilatı'na götüreceğini bildirdi. O günden sonra cesetlerin akıbeti karanlıkta kaldı. Ortalıkta görünmediler. Belki de Çekirge adasında üçüncü bir kamp mevcuttu. Ara sıra o adadan yükselen dumanların kaynağını arayan soran olmadı."

Golgota'dan sağ dönenlerle yaptığım sohbetlerden hatırlıyorum, pür dikkat dinlediklerini, sessizliğe gömüldüklerini, ciddiyetin bir an olsun yüzlerinden silinmediğini, beyinlerinin derinliklerinde sır gibi saklanan cevapların gün ışığına çıkarılmadığını, sorularımın yarıdan fazlasının cevapsız geçiştirildiğini… Sessizliğin sebebini düşündüğümde kusuru kendimde aradım.
-Mürvet Altınel-
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Genelde uyarılar dipçik vuruşu eşliğinde yapılırdı, fakat görüşme öncesi vurmaya kalkışırsa fatura ona kesilecekti. Şimdilik mahkümu tartaklamaya değmezdi, Tartaklama işi ertelenir, bekler, zamanı kollanırdı. Ziyaretçisi her kim olursa olsun, mahküm zinde, sağlıklı ve mutluluk saçan birisi olarak görünmeliydi.
Belene’de mezarlık henüz yokken ölenlerin, öldürülenlerin akıbeti belliydi. Koyarlardı cesedi torbaya, onun yanına bir taş...  Yallah Tuna’ya! Adı dillere destan olmuş Mavi Tuna kaç yıl ağladı, kaç yıl feryat etti? Duyan olmadı. Başlar eğildi, eğilmeyenler kesildi!Kader denildi. Vahşet denildi. Akıbetin sırrı ve acısı sineye gömüldü. Tuna’ya atılanlarla birlikte gerçekler de sulara gömüldüler. Öldürülenler, anılarda ancak ”böyle birisi vardı” denilecek kadar yer tutabildiler.

Ceset torbalarının çoğu karşıdaki Romanya sahiline vuruyordu. Kilometrelerce uzayıp giden sazlarla kaplı bataklık, ülkenin içlerine kadar uzanır. Bakir doğadır orası. O yıllarda Tuna’dan geçen gemicilerin gözüne tuhaf torbalar çarpıyordu. Bazılan yırtık, bazıları çürümüş, deliklerinden insan kemikleri fırlamış, kimi defa yeni atılmışların el ve ayakları ya da solgun yüzlerinde okunan insanlık dışı vahşetin feryadı... Romanya hükümeti komşusunu defalarca uyardı. Kulak asan olmadı. Nihayet Romanya nota verdi ve sorunu B.M. Teşkilatı’na götüreceğini bildirdi. O günden sonra cesetlerin akıbeti karanlıkta kaldı. Ortalıkta görünmediler. Belki de Çekirge adasında üçüncü bir kamp mevcuttu. Ara sıra o adadan yükselen dumanların kaynağını arayan soran olmadı.

Bulgaristan’ın “Mezarlık yapılacak’ sözü hemen yerine getirilmemiş olsa da Romanya geçici bir süre için itirazlarına ara verdi. İki tarafı yönetenler aynı efendinin uşaklarıydılar. Uzlaştırıldılar.

“Nihayet çilekeş nehir rahatlar ve ceset çürütme vazifesinden kurtulur...” diye düşünenler aldandılar. Belene Golgotası var olduğu sürece Mavi Tuna’nın huzura kavuşması hayaldi!
Siyasi sorumlu müdür yardımcısı, Türk asıllı Belene "gladyatörlerini” bir kenara toplayıp kısa bir konuşma yaptı. Sözler uyarı ve tehdit mahiyetindeydi. Her zamanki kibar davranışı ile çevresindeki gladyatörleri etkilemeye çalışıyordu. Soğuk nezaket saçan sesi dinleyenlerde tedirginlik ve bekleyiş doğurdu.
"Dün Türkiye'de Cumhuriyet Bayramı kutlandı. Bilerek burada kutlamanızı sağladık, fakat bu onların bayramıdır. Vardığınız yerde benzeri bir kutlama yapmaya kalkışırsanız... Sizi şimdiden uyarmış olayım: Yine burada buluşuruz! Kutlamak için size 9 Eylül'ü* öneririm!”
*Bulgaristan'da 9 Eylül, Bulgaristan Komünist Partisinin darbe ile iktidara gelişinin yıl dönümü olarak kutlanırdı.
Belene manzarası, tel örgülerden, barakalardan, yüksekte keskin nişancılardan, ortalarda silahlı, kırbaçlı, sopalı gardiyanlardan, dipte ise sorgu dairelerinden, tabutluklardan oluşmaktaydı Barakalara gelince, onlar öldürülme sırasını bekleyen altı bin mahkumun barınağıydılar.
Eğer Necip dört adını doğru hatırlasaydı, onun için hala bir şans olabilirdi. Hiç olmasa direnç kazanırdı. Belene'de dört ismi ezberletmek için yapmadıkları yoktu. Burada ise unutturmak için neredeyse canımızı alacaklar. Temerküz kampında yıllarca uğraşarak elde edilen başarı klinikte hatalı sayılıp özenle siliniyor. Tezadı çözmek mümkün değil.
Burası Golgotaydı! Oyun ve eğlence sahası değildi. Belene'den ya sürünürdün ya da ölürdün! Acı gerçeğini yaşayarak öğrendiler.
T.V.O.'da eziyetin, ezmenin, küçültmenin sınırı yoktu. İnsanı ve onun düşünme isteğini yok etmek zamana bırakılmıştı. Epey canabarlaşmış gardiyanlar vardı. Bir mahkum dövmeden, hatta döverek öldürmeden gözüne uyku girmeyen cellatlardı bunlar. Burada mahkumu öldürmek icraattı, uzun yaşatmak ise suçtu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Golgota'dan Dönenler
Alt başlık:
Belene Kampı
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
244
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056513374
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Kalem Yayınları
Sayısı belirsiz soydaşımızın ölüme yollandığı Belene Temerküz Kampı ile ilgili yazılmış bu sarsıcı roman, demir perdenin akıl sınırlarını zorlayan uygulamalarını açık ve gerçekçi bir dille gözler önüne seriyor… "Belene'de mezarlık henüz yokken ölenlerin, öldürülenlerin sonu belliydi. Koyarlardı cesedi torbaya, onun yanına bir taş... Yallah Tuna'ya! Adı dillere destan olmuş Mavi Tuna kaç yıl ağladı, kaç yıl feryat etti? Duyan olmadı. Başlar eğildi, eğilmeyenler kesildi! Kader denildi. Vahşet denildi. Akıbetin sırrı ve acısı sineye gömüldü. Tuna'ya atılanlarla birlikte gerçekler de sulara gömüldüler. Öldürülenler, anılarda ancak "böyle birisi vardı" denilecek kadar yer tutabildiler.

Ceset torbalarının çoğu karşıdaki Romanya sahiline vuruyordu. Kilometrelerce uzayıp giden sazlarla kaplı bataklık, ülkenin içlerine kadar uzanır. Bakir doğadır orası. O yıllarda Tuna'dan geçen gemicilerin gözüne tuhaf torbalar çarpıyordu. Bazıları yırtık, bazıları çürümüş, deliklerinden insan kemikleri fırlamış, kimi defa yeni atılmışların el ve ayakları ya da solgun yüzlerinde okunan insanlık dışı vahşetin feryadı… Romanya Hükumeti komşusunu defalarca uyardı. Kulak asan olmadı. Nihayet Romanya nota verdi ve sorunu B.M. Teşkilatı'na götüreceğini bildirdi. O günden sonra cesetlerin akıbeti karanlıkta kaldı. Ortalıkta görünmediler. Belki de Çekirge adasında üçüncü bir kamp mevcuttu. Ara sıra o adadan yükselen dumanların kaynağını arayan soran olmadı."

Golgota'dan sağ dönenlerle yaptığım sohbetlerden hatırlıyorum, pür dikkat dinlediklerini, sessizliğe gömüldüklerini, ciddiyetin bir an olsun yüzlerinden silinmediğini, beyinlerinin derinliklerinde sır gibi saklanan cevapların gün ışığına çıkarılmadığını, sorularımın yarıdan fazlasının cevapsız geçiştirildiğini… Sessizliğin sebebini düşündüğümde kusuru kendimde aradım.
-Mürvet Altınel-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Burak Buğra Okur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0