Adı:
Gözyaşları ve Azizler
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056501999
Orijinal adı:
Lacrimi şi Sfinti
Çeviri:
İsmail Yerguz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Cioran, bir inanç krizinin sonucu olan Gözyaşları ve Azizler'de, insanın derinliklerine, hatta uçurumlarına iniyor ve kendi deyimiyle gözyaşlarının kaynağını araştırıyor. Orada azizler ve azizelerle birlikte Bach'ı, Mozart'ı, Van Gogh'u, Dostoyevski'yi, Rilke'yi, Mevlâna'yı ve Şems'i buluyor. Sonra acının, ölümün, yalnızlığın, şüphenin ve umutsuzluğun doruklarına ulaşıyor yeniden. Belki de bu yüzden, tüm çelişkileri ve aşırılıklarıyla "Cioran'ın en çok Cioran olduğu kitap" olarak tanımlanıyor Gözyaşları ve Azizler.

"Ben hiç ağlamadım çünkü gözyaşlarım düşüncelere dönüştü. Ve düşünceler gözyaşları kadar acı vermez mi," diye soran Cioran'ın Gözyaşları ve Azizler'ini İsmail Yerguz'un çevirisi ve Cioran'ın yarım asır sonra "acımasızca budadığı" kısımlardan oluşan bir seçki ile birlikte sunuyoruz. 
(Tanıtım Bülteninden)
Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Fransızca çeviri bölümü yer almakta. Bu dönemde Cioran tabiri yerinde ise kimlik değiştirdiği, bambaşka bir insan olduğu dönemdir. Bundandır belki de kendisi ile felsefe yapabilmesi. Cioran düşüncelerini ve felsefesini bütünsel bir metin yerine aforizmalar şeklinde dile getirmiştir. Bu durum okuma kolaylığı ile birlikte, kitabın her hangi bir sayfasının okunduğunda üzerine fikir ve yorumlar üretebileceği bir eser haline getirmiştir. Kitabın içeriğinde, ağırlıklı olarak dinler, Tanrı, ölüm, azizler, gözyaşları, metafizik, yalnızlık ve müzik gibi konular işlenmiştir. Kitabın ikinci bölümü ise Rumence baskıdan seçilmiş bölümlerden oluşmaktadır.
Cioran kitabını, tabiri caizse altın vuruşla sonlandırmış. ‘’ İçinde ölecek hiçbir şeyi kalmamış insana Tanrı acısın! ‘’ İyi okumalar…
"Hayat yolunda ilerledikçe bir şey öğrenmediğinizi, sadece anılara gittiğinizi daha iyi anlıyorsunuz. Sanki bir zamanlar yaşadığınız dünyayı yeniden icat etmeye benziyor bu. Bir kazancımız yok, sadece kendimizi yeniden kazanıyoruz."

Açılışı, yapıtlarını okudukça yakınlaşanların keşfettikleri "Cioran Etkisi" adı altında bir minvalde buluşanların, sevdiği Rumen asıllı yazar, felsefeci ve retorisyen Emil Michel Cioran 'ın onlarca akılda kalmaya değer sözlerinden biriyle yaptım. Kitabı ve yazarı ilk kez okudum. Diğer yapıtlarını da okuma kararını çoktan aldım. Cioran'a beni ulaştıran, benim okumaktan oldukça haz aldığım, Türkçe'nin layığını bulduğuna inandığım, harika bir köprü görevi gören sevgili Hasan Ali Toptaş'tır. Sevdiğim yazarların sevdikleri her zaman dikkatimi celbediyor. Zannımca hep öyle olacak. Cioran'ın methini de birkaç kişiden kulaktan dolma duymuş, aklımın "araştır" çekmecelerinden birine kaldırmıştım. Sonunda kendisiyle de tanıştım.

Cioran'ın kimi zaman basit, kimi zaman zorlayıcı gelebilen felsefi diliyle kaleme aldığı aforizmaları ve söylevlerini okurken, bazılarının üzerinden tekrar geçtim. Yazarın kendisinden ayırmadığı takıntıları, ölüme hayattan daha yakın ve içiçe olması, ara ara esen bunalımları, hep onunla olan insomniası, yalnızlığın bekçisi, müziğe olan tutkusu ve baskın karakterinin hissedilmesi vardı. Öyle ki; "Üslup yaratılmaz, insan onunla birlikte doğar." Demesi, karakteri hakkında düşündüğümün doğru olduğunu kanıtlıyordu. Bununla beraber Tanrı'yı ve Azizleri'de neredeyse tüm cümlelerinde yer veriyor. Fakat insanı ikileme düşüren tavrı var, Onları bir sayfada överken, öbürkün de adeta yerin dibine batırabiliyor. Sanırım yazarın takıntılarından ve bunalımlarından yansıyanlardı bunlar. Öyle ki kitabı yayımladığında Annesi ve arkadaşları tarafından da pek sıcak karşılanmamış.

Biraz Nietzsche tadı gelse de, kesinlikle Cioran'ın kendine özgü bir tarzı var. Hemen hemen gözyaşlarıyla suladığı sayfaları, iyi kötü anmaktan geri durmadığı Tanrı'sı ve Azizleri, hayatı sürekli tokatlayan haliyle, hayatta olmanın işinize yaramayacağı konularında sizi kendi motifleriyle işlediği zemininde dolaştırmaya çıkarıyor...

Bir iki yerde şairleri de anıyor; "Gözyaşlarının soy kütüğünü ancak bir avuç şair bilir." ve "Aslında sadece bir kez ölen hiç bir şair yoktur." diyor. Ne kadar çarpıcı değil mi?..

Son olarak okumak isteyen, Cioran kimdir, tarzı neymiş özellikle bir "Cioran Etkisi"nden bahsediliyor nedir diyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Ben diğer kitaplarını da en kısa sürede tanıma yolculuğuna çıkacağım. Bilhassa çok beğenildiğini okuduğum "Çürümenin Kitabı", "Ezeli Mağlup" ve diğerlerini...

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Ne zaman Cioran okusam, üstüne okuduğum kitaplar bana anlamsız gelir. Her yönüyle dolu dolu kitaplar yazan felsefi bir deha olduğu için, Cioran, kitaplarında okuyucuyu konuya odaklamaya, düşünmeye ve keyif almaya yönlendirir. Kitaplarla alakalı hipnotik bir seansa daldırır okurları. Bu etkinin devamı için de irdelenen konular tekrarlar ve değişik örneklerle konu üzerinde döner durur. Siz de kısaca değinilmiş bir felsefi metinden ziyade, başlı başına bir düşünsel alana girmiş olursunuz. Yazarı tanıyan okurların da bildiği gibi, genelde kitaplarının tek teması vardır. Dolayısıyla bu eser de baştan sona azizlik kültü üzerinedir. Siklet merkezi ise yaşamın anlamsızlığı, ölümün gerekliliğidir.

Eserin retorik yönüne gelir isek; Cioran gibi varlığın ve yaşamın anlamsızlığına inanıyorsanız; Azizler ve Hristiyanlığın zühd öğretisi sizin için bulunmaz bir kumaştır. İstediğiniz gibi ölçüp biçilebilecek bir alandır bu konu. Ki zaten felsefi olarak üzerine çok yazılıp çizilmiştir. Özellikle rönesans döneminden başlayan fikri süreçte kilise'nin felsefesi de diğer toplumsal kurumlar kadar tenkit ve takdir oklarına hedef olmuştur. Cioran daha çok konunun takdir kısmında yer almıştır. Bu takdirin ise Hristiyanlığa değil de Azizler'in şahıslarına olduğunu da belirtmekte fayda görüyorum. Cioran, acı ve gözyaşı konusunda Azizlik kurumunu kullanmıştır. Yoksa kendisinin dinsel bir kişilik olduğu zannedilirse hata olur. Fikirlerin mantıksal olarak ispatı için somut örnekleri kullanmak zaten anlatımda bir tekniktir.

Hristiyanlığın bu günkü şeklinden ziyade ilk dönemlerinde, dünya için çalışmak yasaklanmıştır. Dünya hayatı anlamsızdır onlar için! Azizler ise bu tezin beden bulmuş şekilleridir. Hayatın anlamsızlığına, acıya katlanmaya ve ölüme adanmış hayatlarıyla Cioran'ın ve selef felsefecilerin ilgisini çekmişlerdir. Onların içsel dünyaya ve ölüme bakışları, gözyaşları ve hayatları ilgi odağı olmuştur. Gündelik acılara dahi katlanamayan insanoğlu, kendi acısından kaçmadan onu kucaklarsa ne olur? İşte konu, acı-ölüm ve varolmak-hiçlik metaforunda bu konuya eğilmiştir. Acı süreklidir, hayat varsa acı vardır ve ölüm tek kurtuluştur. İnsanın ölene değin yaşayacağı en büyük dram, varolmanın zorunluluğu olarak, çekilmesi mecburi meşru can sıkıntısıdır. Daha fazlasına değinmek, kitabı açmaya eşdeğerdir. Bu sebeple burada kesiyorum.

Eser gayet kaliteli, sıkmayan yapısı ile akıcılık da barındırmaktadır. Gerçi Cioran gibi başarılı bir yazar için bu tür açıklamalar yapmak da biraz gereksiz kalıyor. Eser daha ilk sayfalarında farklılığını ortaya koyacaktır diye düşünüyorum. Alınız, okuyunuz...

Keyifli okumalar dilerim.
'Zaman teselli eder ama bilinç zamanın hakkından gelir.'
Sehl-i mümteniyi bilir misiniz bilmem,kolay görünen, ancak benzeri söylenmeye kalkılınca zor olduğu anlaşılan, özlü söz söyleme sanatı. Bizde bunun babası Yunus Emre'dir. Ama Cioran da babaların babasıymış. altını çizmediğim cümle yok diyebilirim. Bir cümleyi içinizden dışınızdan 3 kere 5 kere söyler misiniz bilmem ama ben bu kitapta bol bol söyledim. Her cümlesi üzerine bir tez, bir öykü, bir roman yazılabilir. Ben hala durup dururken olur olmaz yerlerde cümleleri tekrar ediyorum öyle de sarsmış bünyeyi. Şiddetle tavsiye edilir. Düşünen ve sorgulayan beyinlere :)
"Ne şair olacak kadar mutsuz, ne filozof olacak kadar kayıtsız... Sadece uyanığım ben, ama mahkum olacak kadar uyanık."

Emil Michel Cioran'ın okuduğum ilk kitabıydı ve başlamak için çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hocası Susan Sontag'a göre (Cioran) "Sistematik felsefeye karşı Kierkegaard, Nietzsche çizgisini sürdürüyor." Bu kitabın, yer yer de Schopenhauer'ın "Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar" eserini hatırlattığını söyleyebiliriz.

Cioran, bu kitabı ilk olarak 25 yaşındayken Rumence olarak yazıyor. Yıllar sonra Fransızca'ya çevrilirken Cioran'ın esas metinden birçok bölümü attığını, bazı parçaları ise değiştirdiğini öğreniyoruz. Türkçe çeviride öncelikle Fransızca'dan çevrilen metinle karşılaşıyoruz ve daha sonra da asıl metinde geçen ve Fransızca metinde yer almayan bölüme göz atma şansımız oluyor. Fransızca'ya çevrilen metinde değil ama Rumence olan bölümde annesinin neden "Biz öldükten sonra yazmalıydın." dediğini anlıyoruz. İkinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa'da böyle bir metin kaleme almanın riskli bir tercih olduğunu düşünebiliriz.


"İnsanların iç çekişlerini kendi boşluğuna gömüp onlara kucak açan bir Tanrı'ya istedikleri zaman başvurabildikleri bir dönem yaşanmıştır. Bugün acılarımızı, sıkıntılarımızı anlatabileceğimiz biri olmadığı için teselli bulamıyoruz."

Bunun açık bir şekilde Nietzsche'den esinlenerek yazıldığını söyleyebiliriz. Dünya Savaşı'nın yıkıntıları üzerine yaşanan hüznün ve genel olarak "Tanrı öldü" fikrinin üzerine yazıldığını görüyoruz. Zaten kitabın neredeyse tamamında buna benzer cümleler varken, bu en çarpıcısı demek mümkün.


"Kimileri hâlâ yaşamın bir anlamı olup olmadığını soruyor. Bu aslında yaşamın katlanılabilir olup olmadığını sormaktır. Burada problemler bitiyor ve çözümler başlıyor."

Bu da yine Nietzsche'den etkilenen bir şekilde, Avrupa'nın ve modern dünyanın yaşadığı değer krizini işaret eden bir cümle. Yaşamın katlanılması üzerine soru sormayan, sadece yaşamı olduğu gibi kabul eden modern toplum, ona göre çözüm değil problem yaratıcı.


"Bir Hristiyanı önemsemiyorum çünkü ancak yakınındaki insanları sevebiliyor o. İnsanı yeniden keşfetmek için çöllere gitmem gerekir."

Yine toplumdan duyduğu huzursuzlukla yazdığı bir cümleyi görüyoruz. Ona göre, Hristiyanlık (veya muhafazakâr dincilik) kabul edildiği sürece, toplumsal kriz devam edecek. Tüm insanlığı sevmek olmadığı sürece, 'ancak yakınındakini sevmek' devam ettiği sürece toplumsal düşmanlıklar, savaşlar engellenemeyecek.


Yine toplumsal nefretine işaret eden ve neden bu kadar yoğun bir şekilde Tanrı'yla ilgilendiğini açıklayan cümlesiyle bitirelim:

"İnanmak kibirle başlar. Keyifli bir şey değilse de her halükarda 'onurlu'dur. 'O'na tutku duyulmayınca insanlarla ilgilenmek zorunlu olur. Daha da aşağı düşmek olur mu?"
İnce ve kısa olması okumayı kolaylaştırıyor. Şahsen Cioran'ın diline tam olarak alışmış olduğum için hiç yormadı. Kendine hayran bıraktı, onlarca cümlenin altını çizmeme ve bazı cümlelerden sonra gözlerimi tavana dikip uzun uzun düşünmeme sebep oldu. Kitabın sonunda Cioran'ın ilk yazdığı, eksiltmediği halinden birkaç örnek olması Cioran'ı anlamak açısından pozitif bir etken oldu. Sırada "Tarih ve Ütopya" var. Bana şans dileyin :)
Yazarın ilk okuduğum kitabı ve başlarken şüphelerim vardı; Hristiyanlık, azizlik ve dini anlatma her zaman istenilen şekilde sonuçlanamayabiliyor. Ancak bu kitap kesinlikle şüphelerimi yerle bir etti. Olaylara bakış açısı, değinilen tüm o acımasız gerçeklikler.. Ve en önemlisi evrensellik. Bazı sayfalarda birden çok altı çizili yerler. Çoğu zaman 2 sayfada bir not alışlar... Alıntılanacak onca cümle.
Çok beğendim , kendimle başbaşa bırakan bir kitap oldu. Kesinlikle başka kitaplarını da okuyacağım.
Her cümlesi, her satırı insanı derin bir 'aynanın' gözüne bakar gibi hissettiren, gün üstü, gece altı dilinden çıkmış gibi. Enfes, kelimelerin ve cümlelerin zihnimdeki dansının izlerini süpürmeye uğraşıyorum hala..
"bir acının sınırı daha büyük bir acıdır" der."mahşer gününde yalnızca gözyaşları dikkate alınacaktır" der cioran. daha ne desin hocam? varlık sancısı çeken herkes için yazılmış gibi.
Bu kitabı okursanız; Tanrı, doğa, insan ve yaşam ile ilgili beyin fırtınasına çıkacağınız kısa bir yolculuk yapmış olucaksınız. şimdiden iyi yolculuklar ;)
Boş zaman bir düşünür için tahammül edilebilir bir lanet ama bir toplum için görülmemiş bir işkencedir. Serbest, çıplak, boş zaman; içi boş, özü olmayan bir süreden başka nedir? Boş zaman sıkıntı demektir.
“Ben hiç ağlamadım çünkü gözyaşlarım düşüncelere dönüştü. Ve düşünceler gözyaşları kadar acı vermez mi?”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gözyaşları ve Azizler
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056501999
Orijinal adı:
Lacrimi şi Sfinti
Çeviri:
İsmail Yerguz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Cioran, bir inanç krizinin sonucu olan Gözyaşları ve Azizler'de, insanın derinliklerine, hatta uçurumlarına iniyor ve kendi deyimiyle gözyaşlarının kaynağını araştırıyor. Orada azizler ve azizelerle birlikte Bach'ı, Mozart'ı, Van Gogh'u, Dostoyevski'yi, Rilke'yi, Mevlâna'yı ve Şems'i buluyor. Sonra acının, ölümün, yalnızlığın, şüphenin ve umutsuzluğun doruklarına ulaşıyor yeniden. Belki de bu yüzden, tüm çelişkileri ve aşırılıklarıyla "Cioran'ın en çok Cioran olduğu kitap" olarak tanımlanıyor Gözyaşları ve Azizler.

"Ben hiç ağlamadım çünkü gözyaşlarım düşüncelere dönüştü. Ve düşünceler gözyaşları kadar acı vermez mi," diye soran Cioran'ın Gözyaşları ve Azizler'ini İsmail Yerguz'un çevirisi ve Cioran'ın yarım asır sonra "acımasızca budadığı" kısımlardan oluşan bir seçki ile birlikte sunuyoruz. 
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 97 okur

  • Enes Kocabey
  • Ali Riza Eroglu
  • Ali Rıza Eroğlu
  • Kadir
  • Tolga karacaoğlu
  • Sehoe
  • tarikbey
  • Beyza Nur
  • Merve A
  • Mahmure Aydoğdu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%38.7
35-44 Yaş
%25.8
45-54 Yaş
%3.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%9.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.8
Erkek
%47.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%51.2 (22)
9
%14 (6)
8
%18.6 (8)
7
%11.6 (5)
6
%0
5
%2.3 (1)
4
%2.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0