Grapon Kağıtları

·
Okunma
·
Beğeni
·
27444
Gösterim
Adı:
Grapon Kağıtları
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428767
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.
(Tanıtım Bülteninden)
72 syf.
·Beğendi·10/10
Her bir saç telin kadar şiir yazmadan gitmemeliydin.

Seni tanımış olsaydım sardunyalar ekerdim saksılara. Her saksının adını da Didem Madak koyardım. Ama ekmeyeceğim. Muhtemelen hiçbir zaman. Çünkü onlar da öylece solup gidebilirler senin gibi. Ve ben, buna şahit olmak istemiyorum.

Didem Madak... Bazı şairler var ki okurken düşünürüm, bir insanın kalbi nasıl böyle olabilir? Grapon Kağıtları gibi, renkli. Bu kadar güzel söyleyiş güzelliği mi olur Allah aşkına? Yazdığı şiirlerin çoğu tatlı bir yaz akşamı, salıncağa binmek gibi, yıldızların gökyüzünde delice dağıldığı ve her sallanışta onları alıp bileğimize dizecekmiş gibi heyecan verdiği bir akşam. Ha bir de ilk aşk gibi. Henüz acıtmamış bir ilk aşk gibi.

Ölümün soğukluğunu, bir yakınınızın toprağına dokunduğunuzda anlarsınız en çok. O toprağı alıp elinize dökerken dahi inci inci gelir taneler onun şiirinde. Ölüm müdür elinize dolan inci midir şaşırırsınız. Nasıl başarmış bunu bilmem. Şimdi ben babamın ellerine şiir yazsam şuraya, yapamam. Ağlarım. Hasretinden çok geceler eskitmişim. Ama yapamam. Aklıma kızını kemerle döven baba denilen kişiyi duyunca babama koşup sarılışım gelir. Yazamam o şiiri. Bayramda elini öpüşüm gelir. Bana süslü kutuda mum getirip sen seversin böyle şeyleri deyişi gelir. Elim ayağım buz keser. Şiir miir yalan olur. Ama sen yaparsın. Yapmışsın her şeyi şiirleştirmişsin Ey Kadın. İçtiğin çayı, çekildiğin fotoğrafı dahi şiirleştirmişsin. Annene yazdığın şiiri yazarken ağladın mı?

Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde demişsin. Benim gözlerim de ateşi avuçlasam yanmayacakmış gibi bakıyor. Ki avuçladım da. Yanmayacağını bilmiyordum. Bunun bir rengi var mı bilmiyorum.

Ben defolu bir kelebeğim demişsin ya hani bir de, yanılıyorsun. Sen kanatlarında kainatın en güzel desenlerini barındıran mükemmel bir kelebeksin.

Henüz bitirmedim. Her bir şiiri defalarca okuduktan sonra bitiririm belki. Bir de kalbimi yerinde tutabilirsem tabi. Şiir okurken benim kadar heyecananlanan biriyle henüz karşılaşmadım. Ama şunu biliyorum ben bu kitabı okumasaydım ve bunu bana biri hediye etseydi, o kişiyi kalbimde sağlam bir yere koyardım. Şiirden daha güzel bir iz olmaz... Seni seviyorum Didem Abla. İyi ki geldin geçtin bu dünyadan. İyi ki yazdın.
72 syf.
·Puan vermedi
Tanım :  Çocuklarını son nefesine kadar kayıtsız şartsız sevecek kişi.

*
Sevgili Okurlar.
Maziye bir yolculuk yapmaya ne dersiniz ?
Evet dediğinizi duyar gibiyim.

O zaman yolculuğumuz başlasın...
Takvim yaprakları 1850'li yılları gösteriyor.

Amerika'dayız.
Thomas Edison'un evinde oturuyoruz.
Birazdan Thomas okuldan gelir.

Hah, kapı çalıyor.
İyi adam lafın üstüne gelir derler,
Thomas'da geldi.

İçeriye girer girmez, annesine bir kağıt uzatıp ” Bu kağıdı öğretmenim gönderdi, sadece sana vermemi tembihledi. ”dedi.

Merak içerisindeyiz.
Acaba ne yazıyor kağıtta ?

Annesi kağıdı elinden aldı.
Önce kendisi okudu.
Sonra gözünden yaşlar akarak Thomas'a sesli okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin” şeklinde yazdığını söyledi. 

Ama neden gözyaşı döküyordu ki ?
Anlam veremedik.
Herhalde sevinç gözyaşları olmalıydı.

Gel zaman, git zaman.
Aradan uzun yıllar geçti.
Biz misafirliğe devam ediyoruz.
Thomas artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından birisi olmuştur.
Annesi ise vefat etmiştir.

Bir gün evde oturuyoruz.
Thomas düşünceli ve dalgın.

Dikkatini çekmecenin içerisinde yer alan, ailesinden kalma eski eşyalar çekti. Onları kurcalamaya başlarken, çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu.

Bu kağıt bize bir yerden tanıdık geliyor.
Evet evet,  yıllar önce öğretmeninin gönderdiği kağıt.

Aldı eline ve okumaya başladı.
Okurken ağlıyor, ağlarken okuyordu.
Saatlerce ağladı.

Ve sonunda not defterini çıkarıp,
bir şeyler yazdı, kağıdı'da arasına koyup
dışarı çıktı.

O çıktıktan sonra  not defterine göz atıyoruz.

Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” ( akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı.

Thomas ise not defterine :

'' Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu..'' yazmıştı.

Not defterini kapatıp.
Bizde evden çıkıyoruz.
Hoşçakal sevgili anne,
Hoşçakal dünyayı aydınlatan insan.

Anne huzur demektir.
Varlığıyla insanı güvende tutan sığınaktır.

*

Her kız annesinin kaderini yaşarmış derler.

Didem Madak'ın hayatı bunun yansıması.

Kısacık bir ömür
Kısacık bir kader.
Ve Hissedilen keder.

Anne özleminin yarattığı şairlik.
Annesinin vefatıyla başlayan kader , kendi kaderiyle son bulur.

Kendi Kızına hitaben şöyle der :

Canım kızım,
cehaletimden şair oldum… Annesizlikten.
Sen sakın şair olma  "

Gerçekten insan yutkunamıyor...

*

Okuduğum kitap şairin ilk kitabıydı.

Bu kitapta yer alan şahıs ve mekanların gerçekle alakaları tamdır. Kahramanları hep yanlış ata oynayanlardır. Kediler, kadınlar, muhabbet kuşları, gözyaşları… Hepsi sahiden vardır ve bir dönem yaşamışlardır. Şiirden hazzetmeyenler, ‘Grapon Kağıtları’nı yılbaşı ve diğer ehemmiyetli günlerde evi süslemek için kullanabilirler ya da bir ruh çağırma seansında, inatçı ruhlara seslenen uyduruk şarkılar olarak mırıldanabilirler.

Hissederek okuyup,
hassasiyet kazandığım bir kitap oldu.

Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

*

Hayat bir nefestir aldığın kadar,
Hayat bir kafestir kaldığın kadar,
Hayat bir hevestir daldığın kadar."

Nefes, kafes, heves
Bu üçünü unutma.
Mutlaka düşünmek için fırsatın olucaktır.


Keyifli Okumalar Dilerim


Edit : Çok değer verdiğim bir arkadaşımın, yoğun bakımda olan annesi için sizlerden dua istiyorum. Lütfen duanızı eksik etmeyin.
72 syf.
·1 günde·10/10
Madak’ın içerisinde;
Ay Işıl’a Sığışmıştı, Annemle İlgili Şeyler, Mutsuza Kim Bakacak?, Kurabiye, Kaç Zamandan, Yüzüm Güvercinlere Emanet, Cevşenü’l Kebir, Mr.Parkinson, Enkaz Kaldırma Çalışmaları, Kurbati, Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila, Şimdiden Bir Hatırasın, Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!, İris’in Ölümü, Buğu, Kedilerin Alışkanlıkları,Çalıkuşunun Z Raporu, Pollyanna’ya Mektuplar başlıkları altında sessiz çığlıklar içeren şiirleri yer alıyor.13 yaşında annesini kaybediyor ve şairlik dönemi başlıyor.
Didem Madak işte o acıyla Didem Madak oluyor, yoğruluyor..
Her şiirinde hayatından izler buluyorsunuz.
Evlendiği eşinden boşandığındaki sıkıntılarını, kardeşi Işıl ile ilişkisini, annesinin ölümünün onu şair yaptığını, kızının kaderinin kendi kaderine benzemesini istemediğini, aşkı seçeyim derken zaaflarına yenik düşüp yaptığı hataları...
hepsi, her şey gerçek!
İçinizden keşke gerçek olmasa demeden edemiyorsunuz.
Bu hüzünlü hayatında sabırlı kadın olabilmenin ipuçlarını da gösteriyor aslında görmek isteyene.
İlk defa Ah’lar Ağacı’yla tanımıştım kendisini,annesine bağlılığında kendimi bulmuştum, kızına öğütlerinde yer edinmiştim, yine hiç şaşırtmadı...

Hayatımızın her döneminde başucu kitabıdır Madak’ın kitapları, şiirlerini gözyaşı akıtarak tamamladığını iliklerinize kadar hissettirir.
‘Tanımadan sevilir mi?’ der bazılarımız, ama onu tanımak için vakit geçirmek gerekmiyor, bir kitabını bile okumak yeterli.
Seni çok iyi tanıyorum Didem Madak, çok seviyorum..

Kadınlardan şair olmaz tabusunu ustalıkla yıkıp üstüne bir de tatlımı ilave edeyim der gibi hayat dersleri veriyor.
Sevilmeyecek, hissedilmeyecek şair değil.
Ruhu şad olsun.
72 syf.
'Yaklaşık 10 sene evvel'

-Anneanne, bu basma çiçekli perdelerini hiç atma olur mu? Bana sakla.
"Ne yapacacaksın kızım bu perdeleri, çok eskidiler baksana.. Deden tee düğün zamanı almıştı bunları bana. İlk kendisi asmıştı bu pencerelere. Gelin kızlık perdelerimdi yani, o gidince değiştiremedim kaldılar öylece. Modası geçmiş diyorlar, doğru mu?"
-İlerde kendi evim olduğunda en güzel odamın penceresine asıp önünde çiçekli şiirler okuyacağım. Doğru, pek kalmadı bunlardan, o yüzden bana saklamanı istiyorum senden..
"Çiçekli şiirler de neymiş? Kara damat baban anneni alana kadar gelip gidip pencerenin önünde yanık yanık bir şeyler söylenip dururdu dayın onu yakalayana kadar. Öyle bir şey mi?"
-Belki de öyledir anneanne, okuyayım mı sana? (Oku demesini beklemeden)

"Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
.... "

Dağılmamıştı o zamanlar o gövdem; yaklaşık 14-15 yaşlarında ve lise yıllarımın başlarındaydım. Dışarıdan bakıldığında az çok sağlam bir insandım. Yalnızca okudukça canımı yakan bir şeyler vardı, en derinimde hissettiğim, okudukça yaşadığım, yaşadıkça o acıya alıştığım... Evet gerçekten öyle çok okumuştum ki elimde yıpranan, paramparça olan o kitabı, her bir cümlesi ezberimde olmasına rağmen her okuyuşumda ayrı bir cümlenin altını çizip ayrı bir dizeye ağlamaktan kitabım gözyaşı, sayfanın arkasına işlemiş kalem izleri ve Didem'e söylemek istediklerimi yazdığım notlarla dolmuş, okunmaz hâle gelmişti. Ahh, bir an söylemeyi unuttum hangi kitap olduğunu; Pulbiber Mahallesi. Metis yayınlarının Mart 2007 basımlı kitabı, bu hayatta sahip olduğum en değerli eşyalardan birisi.

Yıllarca okudum bu kitabı, ilk kez okuyor, ilk kez anlıyormuşum gibi; okudukça anlattım, anlattıkça ağladım; ağladıkça ağlattım.
Neydi beni bu kadar derinden etkileyen? Yarası yarasına denk gelmedikçe anlar mıydı insan bir ötekinin hâlini? Pek tabii anlamazdı ama ben anlamıştım; yarası yarama denk gelmedi çünkü, yaramı delip geçmişti resmen... Yara dedim de aklıma geldi, iliştireyim hemen şuracığa şu dizeleri:

"Bazı yaralar yararlıdır buna inan
Bazı yaraların ortasından küçücük bir el
Sanki geçmişine çiçek uzatır
Bazı yaralardan sızan kanla
Tüm geleceğin yıkanır..."

Ama bizim yaramız yararlı olan cinsten değildi pek, geleceğimiz falan da yıkanmadı. Aksine, yıkamaya kıyamadığımız koklamaktan kokusu kaybolmuş bir avuç eşya, bir çift terlik ve yavaş yavaş hatırlardan da kaybolmaya başlayan anılar yığını kaldı geriye ve en canımı yakanı da o unutulmuş ses tonu...

"Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı."

Diyordu 'Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım!' şiirinde. Ve gün geldi ben de tıpkı onun gibi şunu söyledim:

"Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
Anne!"

Beni bu kadar iyi anlatan başka bir dizeye denk gelmedim ki daha evvel, nasıl sahiplenmeyeyim böylesine? Sahiplendim işte, bir anne gibi, bir evlat gibi, Füsun gibi...
Kim mi bu Füsun? Hem annesi, hem kızı...
Didem annesi Füsun'u genç yaşta kaybetti, Füsun annesi Didem'i 41 yaşında kanserden kaybetti.
Şöyle diyordu veda etmeden önceki son şiirinde:

"Füsunun yeşil ela gözleri var
Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
Ve bana anne deyişi var
Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
Bu kahveleri seviyorum ahbap
İçimi pembe bulutlar kaplıyor
Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum."

Böylesine pembe, tatlı, şirin bir hayattan bahsettikten sonra şöyle devam ediyor:

"Sonra ağrılar, sonra hastaneler ve sonra doktorlar...
Şeker donup yapışıp kalıyor bir kağıda
Acı bazen öyle yoğun, çok yoğun
Patlak gözlü bir kurbağa
tarifsiz çirkin ve kel."

Şu hayatta yalnızca daha 2 kitabı, rutubetli bir bodrum kat dairesi ve bir kızı varken kanser ondan her şeyini almaya kalkıyor. Acının her hâlini yaşarken çok sevdiği saçlarından oluyor, kendini tarifsiz, çirkin ve kel olarak tanımlıyor. Saçlarına değiniyor yine son şiirinde, ve bir de vakti zamanında saçlarının değerini bilmeyenlere...

"Bana bazı şarkılar lazım ahbap
hafif şarkılar, acı olmayan şarkılar
çok şarkıya ihtiyacım var
Tutam tutam saçlarımı savuracak şarkılar
Saçlarımla ne yapacağını bilemeyenler
Bir gün onları kaybederler
Böyle bir şey yani ahbap
Çok acıyor. Saçlar zaman zaman."

İşte böyle baylar! Sevdiğiniz kadınların saçlarının tek bir telinin bile değerini bilin, saçlar da acır zaman zaman... Siz hissetmezsiniz.

Bir kaç yıl evveldi, yeni bir eve taşınacağım. Israrla bodrum kat istiyordum, kot1 diyorlar adına. Eh tabi o katta kalmak isteyecek ev arkadaşı bulmak da çok güç. Öğrenciyim, tek başıma da çıkamıyorum derken biriyle tanıştım. Çok az tanıdım kızı, ev arkadaşı aradığımı ancak bodrum katta istediğimi söyledim. Çok güldü. Saçma buldu ve ısrarımı anlayamadı. Ona Didem'i anlattım, kendimi onda bulduğumu, kısa bir süre onun gibi yaşamak istediğimi, ilerleyen zamanlarda isterse başka bir eve çıkabileceğimizi.. Ona bir kaç şiirini okudum:

"Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. ..."

Aradan bir ay bile geçmedi; bir eve çıkmış, anneannemin çiçekli perdesinin önünde her akşam onun mısralarını okuyor, tahlil ediyor, onu anlıyorduk. Az da ağlamadık birlikte. Bilmiyordum başta, oysa onu da bıçak gibi delmiş geçmiş şiirleri. İki ay kadar o evde kaldıktan sonra değiştirdik yerimizi, bodrum kat prensesimin çiçekli şiirlerini yalnızca okumadım, yaşadım resmen orada...

Aradan yıllar geçti, yollar geçti, insanlar geçti...
Ama bir şiirler değişmedi bir de benim hissiyatlarım.. Okumaya doyamadığım, kısa ama benim için gelmiş geçmiş bütün şiir kitaplarına bedel 3 ayrı kitap...

Bunca zaman inceleme yazmadıysam da cesaret edemediğimden.. Ona olan sevgimi yansıtamayacağımdan korktuğumdan, ki o kadar şey yazdım yine anlatamadım, günlerce yazsam yine anlatamam... Ve bu yazdıklarım tek bir kitabına değil 3 eserine birden ve hatta Madak'a ithafendir. 3 kitabından da alıntılara yer verdim. Tek bir kitap ismi yazma hakkımız olduğu için bunu işaretledim.

Anlatmak isteyip anlatmadığım onlarca şey var, ilerleyen zamanlarda belki diğer kitaplarına olan incelemelerimde de onlardan bahsederim. Şimdilik şu dizelerle sonlandırıyorum, selametle kalın.

"İki sigaram kaldı bu gece için
Yüzyıl yetecek çocukluğum,
İki muhabbet kuşum,
Biraz da ateşim var.
Dua ediyorum ateşe
Vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
Aman umutsuz bir yer olmasın!"
72 syf.
...Bir yığın insan tanıdım ama hep yalnızdım.

Didem Madak, okumadıysanız çok şey kaybetmişsinizdir ama okuyorsanız da (ve hatta sürekli) daha çok şey kaybetmişsinizdir...

Didem Madak, şiirlerini anlamak için hayat hikayesini okumanız yeterli ne yaşadıysa bir ‘acıklı sözler kraliçesi’ olarak acılarını , grapon kağıtlarıyla bize süslemiştir...

Bu kitap da ilk yazdığı şiir kitabıdır.
Her şiiri yaşanmış puslu,gri, sisli anılardır.
Hatta bir dizesinde yine der:

‘Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan...’

Acılı dizelerdeki yersiz soruları bazen ağlatır:

‘Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim!
Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.’

Bazense...

Neyse, hayat hikayesi diyorduk demi 13 yaşında annesini kaybediyor adı ‘Füsun’ve bütün acılarının adı oluyor bu isim çoğu zaman...

Annesizliğin şair ettiği yazar :

‘Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.’

Götürsün be Didem, bizi de götürsün,sen de gel...
Ama gel gör ki:

‘Hayatımızın üstünde imkansız kuşlar uçuyor.’

Yine bir dizesinde diyor ki:

‘Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum ,
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.’

Tabi baba evlenir, babaya da sitemli sözler devam eder yine dizelerinde:

‘Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam...
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
Bu acımasız ölü anne sesini...

Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: ANNE! ‘

Bu dizeleri yazarken ne bilebilirdi ki annesinden miras kalan annesizliği üç yaşındaki kızı Füsun’a bırakıp gideceğini...

Şükrü Erbaş’ın da dediği gibi

‘Sözü yasaklamalı ömür hanım...’

Sonra Hukuk Fakültesi’ne başlar.Üvey anne ve babasıyla yaşadığı evden ayrılamak istediği için kendince bir yöntem bulur ve birinci sınıfta tanıştığı biriyle evlenir .
Evden ayrılır,okulu bırakır.
Hatta bir sohbetinde şöyle der kaçan ilk şehirli kızdım.
İlk evden kaçtığında yedi yaşındaymış annesi dövmüş bu dayak ona on sekiz yıl yetmiş sonra yine kaçmıştır.

Tabi mutsuz evlilik ve gidenler hayatının yıkık dökük merdiveninden..

‘Gül tutan bir adam aradım yıllarca
Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
Vazgeçtim, vazgeçtim sonra...’

Oysa ne çok sevmişti.
Enginarlar alacak kadar ama sonra...

'Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım "süper enginarlar" diye bağıran adamdan
Bu "süper" oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.
Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.'

Sonra gitti tıpkı diğerleri gibi...
Ve Didem’e kalan bodrum katında yaşadığı, çeşitli işlerde çalıştığı bir yaşam...

Kısacası yine bir dizesinde dediği gibi,

‘Günler külkedisi akşamları kömür yakıyoruz’

Bodrum katında yaşadığı tüm zorlukları anlatır şiirlerinde.
Bir söyleşide ‘Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.’ diye bahseder bodrum katından.

Zor yıllar ...

Kendini bulmak için pardesülere bürünmüştür,kitap okumuştur.Bu dönemde tasavvufla da ilgilenmiştir.
Hatta kardeşi bu dönem için şöyle der
‘Ablam o dönemden inanarak kurtuldu.’

İnanç hem nurdur hem de kuvvet...

Bu durumu şiirlerine şöyle yansıtır:

‘Allah benim çaresizliğimdi
Artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.’

Bir süre sonra eşi Timur ile evlenir ve 3 yıl sonra kızı Füsun’u dünyaya getirir.
Kızının doğumundan sonra şiir yazmayan Madak 24 Temmuz 2011' de bu anne yokluğunu 3 yaşındaki kızına miras bırakarak,Füsunlarına doyamadan hayata veda eder.

Ruhu şad olsun.
Mekanı cennet olsun...

Kimileri yeryüzüne gömülür kimileri gökyüzüne...

Didem Madak gökyüzünün en çok parlayan ve parlayacak yıldızlarından biri...

Giderken kızına şöyle demiştir:

Canım kızım,ben cehaletimden şair oldum...
Annesizlikten.
Sen sakın şair olma!

Çünkü bilir şairlerin acılarını yazdığını...
72 syf.
Kısacık cümlelerin bir roman kadar anlam taşıdığı derin şiirler okudum 2 saat önce. Ne de güzeldi uyandırdığı hisler.
Evet evet bahsettiğim kitap Didem Madak yazarımıza ait Grapon Kağıtları.
Umut yüklü kitap,
Selam veren kitap.
Kısacıksın ama ne de yüklüsün öyle.
Okumayan kalmasın :)
72 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
----------------------

"Bu kitapta yer alan şahıs ve mekânların gerçekle alâkaları tamdır." Kitabının arkasında yazarı tarafından yazılmış bu cümle kitabın başından beni etkilemişti. Çünkü annesini küçük yaşta kaybettiğini biliyordum. Kitabı bitirdikten sonra bu "gerçekle alâkaları" biraz araştırmak istedim ve karşımda gerçekten acı yaşanmışlıklar gördüm.


Didem Madak, annesi Füsun Hanımı kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Hayatın onu şiire tekmelediği şeydir bu. Keşke şiir yazmasına gerek kalmasaydı diyecek kadar çok seviyorsunuz onu. Ama o "Ölen her kadın için şiir yazdım." diyor. Annesinin ölümünden sonra babası evlenir ve Didem Madak'la arasına bir duvar örülür. Bunu bilmeden iki dizesinde sezmiştim durumu:

"Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
Babama söyle, o gelmesin maviş anne"


İlk evliliği, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni okurken birinci sınıfta tanıştığı biriyle gizlice evlenir, evden ayrılıp okulu da bırakır. Ardından zor dönemleri başlar, geçimini sağlamak için işlere girer, evliliği pişmanlıkla sonuçlanıp boşanır. Ardından tekrar maddi sorunlar yaşayıp bir bodrum katında yaşamaya başlar. Bodrumdaki yaşantısı da dizelerinden eksik olmaz:

"Neden sen böyle çocukluk resmiydin kalbim?
Kendime alıştım bodrum katlarında
Artık bir karanlık bağımlısıyım."

Didem Madak, bu dönemde çok yalnız kalır. Kardeşi Işıl, sadece süt ve çikolata yiyerek ayakta durduğunu, hayattan memnun olmadığını, hiçbir şeyin istediği gibi gitmediğini anlattığını söyler. Madak, üç yıl boyunca kaçar sevdiklerinden. Maviş anne diye bahsettiği kişi de kitabında da şiiri armağan ettiği yakın arkadaşı Müjde Bilir'dir. Müjde Bilir bir röportajda onun kaçışını şöyle anlatıyor: 

"Didem beni bir akşam aradı ve annesini özlediğini anlattı. Taksiye binip bana gelmesi için ikna ettim. Geldiğinde mahcup ve çekingendi. Anne şefkatine duyduğu özlem derinden belli oluyordu. ‘Çok mutsuzum’ dedi. Ertesi gün buluşmak için sözleştik. Ancak Didem gelmedi. Didem’in evine gittiğimde duvara iliştirilmiş bir not buldum. ‘Sevgili Müjde, Maviş Anne içimden hiçbir şey söylemeden gitmek geldi. Seni seviyorum. Dün gecenin şiiri zaten yazılmıştı, ben sadece kaleme alacağım."

Madak'ın da Müjde Bilir'e yazdığı şiirden bir kesit:

"İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim, biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
Dünyaya bile bir dünya anne lazım.
Biri sen ol maviş anne, biri ben.
Dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da
birlikte gidelim maviş anne"

Sonraki üç yıl boyunca Madak’tan haber alınamaz. Sadece kardeşi Işıl’ın yanına gider ara sıra. Gidişlerinden birinde Işıl’ı çok şaşırtır. Örtünmüş olarak çıkar karşısına. Bu da dizelerinden eksik olmaz:

"Örtündüm ben… Her şeye karşı… Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı."

Didem Madak, bu dönemde tasavvufla ilgilenir. Kardeşi Işıl Madak’ın bu dönemiyle ilgili “Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.” der. Tabii ki bu da şiirinden eksik olmaz:

"Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu."


------------------------


Yazdığı ilk kitap olan Grapon Kâğıtları, kardeşi Işıl'ın şiirlerini toplayıp şiir yarışmasına göndermesiyle kitabı ödül alır.
Bu dönemlerde internetten bir avukat-şair ile tanışıp buluşurlar ve karşılıklı şiirlerini okurlar. Madak'ın okuduğu şiir ise şu:

"Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!"

Ardından Madak evlenir ve üç yıl sonra bir kızı olur, kızına da annesinin ismini verir. Kızı olduktan sonra şiir yazmayı bırakır. Anne Füsun gibi Didem de kansere yakalanır ve bu sebepten yaşamını yitirir.

Ölmeden önce, artık şiir yazamayan Madak, kızına bir mektup bırakır:

“Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum…

Annesizlikten.

Sen sakın şair olma!”
72 syf.
·Beğendi·10/10
Genç yaşta kanserden ölen kadın şairler kervanından , Didem Madak. Tıpkı Naşide Göktürk gibi. Büyük şairlerin hep erkek olduğu tabusunu bana göre yerle bir eden ablamız. Şiir, bir olmazı hiç değilse hayallerde oldurmanın yolu değilse nedir ?

Hayatını merak edenler araştırabilir. Şiirini merak edenler okuyabilir. Zarifoğlu’nun “göç içimizedir” dizesini hatırlatan bir yolculuk..

Bu kitaptaki en özel şiirlerden biri de, “Enkaz Kaldırma Çalışmaları” şöyle diyor,

Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim ! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim
Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda
Kanatlarımla hep böyle yalnız başıma
Son şiirimi de kaybettim
Kalbim ! Neden ben ?
Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim

Bir diğeri, “Annemle İlgili Şeyler” kendi sesinden dinleyebilirsiniz kısa bir röportajla birlikte, beni en çok etkileyen dize ise, “ Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı” bu nasıl bir yürek ve ifade !
https://www.youtube.com/watch?v=LGpbjWpNams

Velhasıl keşfetmekle bitmeyecek, tekrar tekrar okunup tükenmeyecek bir hazinedir Didem Madak, rahmet olsun..
68 syf.
·Beğendi·10/10
'' Bu kitapta yer alan şahıs ve mekanların gerçekle alakaları tamdır. Kahramanları hep yanlış ata oynayanlardır. Kediler, kadınlar, muhabbet kuşları, gözyaşları... Hepsi sahiden vardır ve bir dönem yaşamışlardır.
Şiirden hazzetmeyenler, Grapon Kağıtları'nı yılbaşı ve diğer ehemmiyetli günlerde evi süslemek için kullanabilirler ya da bir ruh çağırma seansında, inatçı ruhlara seslenen uyduruk şarkılar olarak mırıldanabilirler. ''

Der..
Didem Madak..
Arka kapakta..

Ben umudu bitince inadı başlayan inatçı ruhlara seslenmeyi tercih ediyorum :)

EYYY İNATÇI RUUUH..

inadı bırak...

hayat çok kısa..
herşey su misali akıp gidiyor elllerimizden..

ve

'' Öfkem
üstü kalsın derdi ve bırakırdı hayatımı.''

'' Uzun bir nekahet döneminden sonra
Otuzaltı numara bir hayata başlamak...''

şiir çok okumayanlardanım ben..
daha çoğu şairle barışmadım..
ilham perileri ya da
yürek yangınlarından tüten kelimeleri okumayı
halbuki ne çok severim..
Bu ufacık zaman diliminde bi solukta okuduğum
hatta Didemle konuştuğum diyelim
bu dizeler beni anında sarıp sarmaladı..
Belki davudi sesiyle
ve de arkada hüzünlü bir fon müziğiyle
ya da bir ayrılık anında aşk kokan bir film sahnesinde
Selçuk Yöntem okusaydı
ya da Çetin Tekindor
belki de Yılmaz Erdoğan..
daha bir güzel olurdu eminim..

'' söküyorum şimdi sözleri birer birer
kalpten kalbe giden yolları kapayan..''

ve şairane efsunlu kelimelerle
şiir gibi bir hayat başlasın..
polyanna..
72 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10·
Ah Didem Ah!

Keşkeee böyle yüreği güzel bir kadın ile tanışma fırsatım olsaydı...
Çok sevdim ya. Her söylediği sözcük beni gerçekten hüzünlendirdi. Özellikle kardeşi Işıl'a olan özlemi ve güzel sözleri beni çok hüzünlendirdi. Tabiki Ahlar ağacı daha iyiydi ama bu kitabı da çok güzeldi. Bir sonraki okuyacağım şiir kitabı ise tekrardan Didem hanım'ın kitabı olacak. Sizde okuyun ve okutun. Şiir ile kalın...

Büyük gemiler de yok artık
Büyük yelkenler de
Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım
İşte az önce karabatak daldı suya
Bir süredir de kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül bir güle derdi ki görse ...
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım...
72 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı ve diğer kitaplarını Didem Madak paylaşımlardan görüp, beğenerek aldım, iyi ki de görmüşüm ve almışım. Ve önceliğini ödül de almış olan bu kitabına verdim.
Şiirilerini içim cız ede ede okudum.
Kitabı okuduktan sonra hayatına bir baktım da… Yaşadığı hayatı da az çok şiirlerine yansıtmış, kardeşi Işıl'ı, annesini, babasını, üvey annesini, evden kaçışını, bodrum katında sürekli su basan, rutubetli evini… ve çok basit olarak görülen bir bodrum katındaki rutubetli evi bile bu kadar güzel anlatması..
Önce şiirlerin hoşuma giden alıntılarını yazmıştım, sonra dedim ki bütün olarak paylaşmalıyım… (ve yine tüm şiirlerini paylaştım, tümünü okuyanlar için kitap okunmuş sayılabilir)
Yaşatacağın onca güzel duygu daha varken, aramızdan çok erken ayrılmışsın…
Teşekkürler Didem Madak, bu güzel kitap ve duygulu şiirlerin için...
72 syf.
·10/10
Kaç gündür sitede rastladığım, Mehmet arkadaşımızdan görüp alıntılarını beğendiğim Didem Madak ismini duymuştum ancak okuma fırsatım olmamıştı.

Bugün kendimi Didem Madak kitaplarına adadım. Genç yaşta ölmüş olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Zaten acı olan şiirlerini daha çok hüzünlenerek okudum. Çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. İncelemeler aynı ancak linkler farklıdır. Şikayet edilirse linkleri silerim isteyene özelden gönderirim.
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum...
Annem işte öyle bir kadındı
Çocuklar gökyüzüne bakar sorardı:
Ay dede orada ne yapıyor anne?
Annem öldüğünde ay dede içimde
Yüzlük bir ampul gibi parçalandı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Grapon Kağıtları
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428767
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 5.016 okur

  • sonat erd
  • Meltem Durmaz
  • BadTats
  • Müge
  • G.
  • Sevgi
  • fu.
  • Sema
  • fehmi abi
  • byrakdar.n

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%7.3
18-24 Yaş
%36.2
25-34 Yaş
%33.9
35-44 Yaş
%11
45-54 Yaş
%2.6
55-64 Yaş
%0.2
65+ Yaş
%3.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.9
Erkek
%22

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.2 (530)
9
%21.8 (287)
8
%21.5 (284)
7
%9.3 (123)
6
%2.8 (37)
5
%2 (27)
4
%1 (13)
3
%0.8 (11)
2
%0.4 (5)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları