Gülünün Solduğu Akşam

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.518
Gösterim
Adı:
Gülünün Solduğu Akşam
Yazar:
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100869
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) adlı devrimci örgütün önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve arkadaşlarıyla Ankara Mamak Askerî Cezaevi’nde karşılaştım. Deniz Gez­miş’in isteği üzerine, onlarla tek tek konuşacak, gerekli birikimi sağlayacak, sonra oturup onların romanını yazmaya çalışacaktım. Heyecan verici, müthiş onurlu bir çalışma başlıyordu benim için. Kimi gizli kimi açık buluşmalarla bir kısmıyla konuşabildim... Bu tasarı çok iyi başladı ama yazık ki yarıda kaldı. Tam işin içindeyken hiç beklemediğim anda cezaevinden salıverildim. Elimdeki notlar bir roman için yetersizdi. O güzel insanlar –kimi asılarak, kimi kurşunlanarak– öylesine acımasızca yok edildiler ki, bende kalan notları artık kendimde saklayamazdım. Yıllar sonra oturdum, bu kitabı yazdım. Gülünün Solduğu Akşam, serüven dolu bir roman gibi de okunabilir ama acı yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Bu kitaba girmeyen notlarımı, izlenimlerimi, yıllar sonra Defterimde Kuş Sesleri adlı kitabımda topladım. Gülünün Solduğu Akşam’ın devamı da sayılabilir o kitap.
288 syf.
"İnsan ne zaman ölür, gülünün solduğu akşam." İşte böyle güzel bir sözle başlıyor kitap ve bu giriş bile ne kadar iyi bir kitabın sizi beklediğini gösteriyor.


1970 lı yıllar. Fikirlere tahammülün olmadığı, insanların sırf inandığı görüşler yüzünden hunharca öldürülüp, asit kuyularında faili meçhul edildiği, gencecik fidanların hapislere tıkılıp işkence gördüğü, asıldığı yıllar...Yazar Erdal Öz' de bu dönemi yaşamış biri olarak yazıyor Gülünün Solduğu Akşam ' ı. İçeride tanıyor Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan ve daha nicelerini. Deniz Gezmiş ' e söz veriyor onların hikayesini yazacak ve gelecek nesillere okutacak. Kitabı hapishanede yazmaya başlıyor. Ama erken tahliye olması kitabı orada tamamlanmasına engel olmuş. Mahkumların ağzından dinliyor hikayelerini ve yazıyor. Olayların bizzat içinde olduğu için kitap oldukça samimi ve gerçekçi. Deniz Gezmiş' e verdiği sözünü tutuyor böyle başarılı bir kitap yazarak. Onların davalarının arkasındaki sağlam duruşları, ölüme giderken bile bunu haykırmaları, yüreklerinin büyüklüğü gerçekten okunmaya değer.


Her kesimden insanın içini acıtacak, vicdanı varsa hüngür hüngür ağlatacak, belgesel şeklinde yazılmış bir anı kitabı. İnsanların görüşleri yüzünden bunları yaşamaları, gördükleri işkenceler o kadar ağırki gerçekten sistemi, adaleti sorgulamamak mümkün değil. Daha yazmak isteğim çok şey var ama uzatmanın da anlamı yok. Uzun lafın kısası okunmaya kesinlikle değer bir kitap...
288 syf.
·5 günde·8/10
Deniz Gezmişler neden asıldı?
20li yaşlarında ki bu tertemiz masum çocukların tek isteği Tam bağımsız, özgür bir ülkede yaşamaktı. Adaletsizliğin, ikiyüzlülüğün , faşizmin coğrafyasında, Amerikan kuklaları tarafından yönetilen sömürge bir ülkede yaşamak değil. Yıl 2018. Durum aynı. Ve elimizden hiçbirşey gelmiyor. Türkiye yine bir sömürge ve yine faşizm almış başını gidiyor. Özgür değiliz, bağımzsız değiliz. Kırgınız ,kızgınız. Yorgunuz, umutsuzuz. Yaşamlarımız üzerinde oynanan oyunların farkındayız.
Bu çocuklar nasıl da cesurdu, nasıl da korkusuzdu, nasıl da adanmıştı, inanmıştı. Türkiye tarihinin en utanç verici olaylarından biridir bu. Bu üç gencin, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın katledilmesi insanlık adına utanç vericidir. Bakın geçmişe ; bu çocuklar en azından emperyalizmle mücadele etmek, dünyayı değiştirmek için birşeyler yapmışlar. Hayatlarından vazgeçmişler. Bu nasıl bir özveridir. Bu nasıl bir milliyetçiliktir. Bu nasıl bir duyarlılıktır. Oysa 1980 sonrası gençliğine bakıni duyarsızlaşmış, bencilleşmiş, susturulmuş, robotlaştırılmış, tüketim toplumu haline getirilmiş, kişiliksizleştirilmiş bir gençlik. Çok üzgünüm, söyleyecek söz bulamıyorum. Ve bu insanların kısacık hayatlarının yanında kendi yaşamımın ne kadar boş ve amaçsız olduğunu görüyorum. DENİZ , HÜSEYİN ve YUSUF sizleri unutmayacağız. Bağımsızlık mücadelenizi, bir millet için yaptığınız fedakarlıkları unutmayacağız. Siz kısacık yaşamlarınızla efsane oldunuz. KAHROLSUN FAŞİZM..
288 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
O iyi insanlar ,O güzel atlara binip gittiler,O kadar derinden o kadar etkileyici anlatmış ki Erdal Öz, bir zamanların 68 kuşağının acı veren yaşamları.
288 syf.
·10/10
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan. Onlar hakkında çok yazıldı, çok çizildi. Kimileri onları oğulları gibi, kardeşleri gibi, abileri gibi gördü; kimileri düşman gibi. Aradan geçen bunca zamanda görüyoruz ki onlar, birilerinin kişisel çıkarlarina, hirslarina, egolarina kurban gittiler. Onlar gittiler, geçen bunca yılın ardından her yıl hatırlaniliyorlar. Onları darağacına gonderenlerin adı bile bilinmiyor. Hani Nazım Hikmet Ran sormuş ya adalet bakanına; Ömer Hayyam'i bilir misin diye? Elbette bilirim demiş. O devirde Adalet bakanı kimdi deyince ses gelmemiş. İşte o hesap.

Onlar ve diğer arkadaşları, Sinan'lar, Alp'ler, Mustafa'lar, irfan'lar, Hacı'lar... Çok değil elli yıl önce M. Kemal ve arkadaşlarının defettigi emperyalizmin tekrar ülkeye sokulması üzerine tepki gösterdiler. Köylülerin daha refah yaşaması için eylem yaptılar. En çok da köylülere guvenirlerdi. Kim derdi ki sonlarına yine köylüler karar verecek.

Dört Amerikan askerini kaçırdılar, sözde fidye istediler. Eğer istekleri kabul edilmezse, öldüreceklerdi onları. Fidye verilmedi, öldüremediler. İki askerin eşleri hamileymis. Yazdıkları mektubu buldular. Yapamadılar. Şöyle diyorlardı.
" Çok da iyi besliyorduk adamları. Biz kendimiz doğru dürüst yemiyor, onlara yediriyorduk. Muzla besledik ve herifleri muzla." Köylerde kendilerine getirilen yiyeceklerin paralarını verdiler, almak istemedi yiyecekleri getirenler, zorla verdiler parayı.

Sadece Amerikan askerlerini değil hiç kimseyi öldüremediler. Öldürmek için değil yaşatmak için yaptılar her ne yaptılarsa.

Her biri ülkenin en iyi okullarında okuyorlardı. İsteselerdi hepsi devletin en tepesinde kallavi koltuklara otururlardı. Ama onlar bu düzenin adamı olmak istemediler. Hani Behzat amirim diyor ya; " iyi bir adam olamadım, ama kimsenin de adamı olmadım" diye.

Hep düşünmüşumdur, neden deniz Gezmiş adı bu kadar öne çıktı diye. Arkadaşlarının anılarına göre o tam bir liderdi. Devrimci duygularini iliklerine kadar yaşıyordu, bu yolda hiçbir zaman kuşkuya düşmedi. Yakalandığı zamanlarda dışarıdakiler paniklediler, ne yapacağını bilemediler.

Erdal Öz , gazeteci. Her düşünen gibi o sıralar o da içerde. Deniz' le karşılaşıyor bir gun. Şöyle diyor ona: " Bizi sen yazacaksın, şu anda tek görgü tanigimiz sensin. Boku bokuna asılıp gideceğiz. Bizlerden sen sorumlusun. Bizi iyi incele. Bize sorular sor,yaz bizi. Yazar mısın? "
(s18)
Ve yazmaya başlar, onlar anlatır o yazar. Ve bu kitap oluşur. Kitap çok duygusal, çok hüzünlü. Yaşananlar zor, ama rahatlar. Hele irfan Uçar kısmı, berbat. O kısmı okumak çok ağır geldi bana. Bir insanın bir insana böyle eziyetleri nasıl yapabildiğine şaşıyir insan.

Son olarak arka kapaktan bir bölümle bitirelim.
" Ani, belge,anlati karışımı bu kitabı dilerseniz roman gibi okuyun, yeter ki sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun."
288 syf.
·10/10
70'li yılların başlarında idamla cezalandırılan üç gencin ve diğer arkadaşlarının hayatlarından kesitlerin yer aldığı bir kitap. Yaptıklarının bazılarını doğru bazılarını yanlış bulsam da üzülüyor insan 20'lik gençlerin hayatının baharında yaşamdan koparılmalarına
288 syf.
·Puan vermedi
Hayatım boyunca siyasetten , sağdan soldan uzak yaşadım. Duyduğum o kulaktan dolma laflara inanmamış zaten hiç biride inandırıcı gelmemişti . böylelikle bu kitabı elime almıştım.
herkes ne zaman ölür, elbet gülünün solduğu akşam. İşte kitap böyle başlıyordu...
Hazmedemiyorsun. Şaşırıyorsun, korkuyorsun, öfkeleniyorsun. Yer yer küfür bile ediyorsun.
Kitap okurken okuduklarımın gözümün önünde canlanmasını her zaman sevmişimdir taa ki bu kitabı okuyana kadar. O yapılan işkencelerin canlanmasını istemiyordum gözümde, ama canlanıyordu. Ve o yaşananlar gözünün önünde canlanırken, içinin acımasına engel olamıyorsun...
Ve böyle de bitiyordu kitap.
Burada ölen yalnızca bedenimdi, ki zaten ölümlüydü,ölecekti. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek yaşayacak.
Ölüme bile dimdik gidişleri , hiç boyun eğmeyişleri benim için hep gurur kaynağı olacaktır...
288 syf.
·4 günde·10/10
Yıllar önce okumama rağmen Erdal Öz’ün duygu yüklü anlatımı beni bir kez daha derinden etkiledi. Kitapta adı geçen her insanın hüzünlü bir hikayesi var zaten fakat Erdal Öz orada onlarla birlikte yaşamış, onları dinlemiş, yaşadıkları birçok şeye şahit olmuş. Deniz Gezmiş’in yazmasını istemesiyle, tahliye olana kadar yazabildiği kadar yazmış, dinleyebildiği herkesi dinlemiş. İşkenceleri, hapishanedeki yaşamı, hikayelerini özenle aktarmış okurlara.
Kitap sadece Deniz Gezmiş’i değil, o dönemde benzer sıkıntıları yaşayan, aynı amaçla hareket eden insanları da ele almış. Hapishanede bu insanlarla yapılan röportajlar var ve her biri dönemi çok iyi anlatıyor bizlere.
Diğer tarafta işkenceciler, ülkenin kurtuluşunu bu gençlerin ölümüne bağlamış insanlar var. Bu kadar kalpsiz insanların gerçekten var olduğuna inanmak istemesek de maalesef her biri isim ve unvanlarıyla yer alıyor kitapta. Aynı işi yaptığı halde vicdanını kaybetmemiş insanlar da var elbette.
Kitabı “Can Dündar’ın Abim Deniz” kitabıyla birlikte okudum. Erdal Öz’ün kitabından da alıntılar, bölümler var.
Erdal Öz’ün erken tahliyesi olmasa kim bilir ne çok şey eklenirdi bu kitaba. Zaten kendisi de erken tahliyesine üzülmüş. Özgürlüğünden daha çok önem vermiş, bu genç yaştaki insanların derdine, onların yaşadıklarına.
Söylenecek daha birçok şey var. Dönemi birinci ağızlardan dinlemek büyük bir şans herkes için. Okumak, okutmak gerektiğini düşünüyorum. Keyifli okumalar.
288 syf.
·Beğendi·8/10
Kimileri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını terörist ve anarşist ilan eder, kimileri ise kendisini ülkenin tam bağımsızlığına adayan, Amerikan emperyalizmini reddeden halk savaşçısı olarak görür. Sizlerin nasıl gördüğünü bilmiyorum ama umarım o dönemi, o dönemde yaşananları, siyasi durumları araştırıp ona göre değerlendiriyorsunuzdur. Daha önce Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile ilgili kitaplar okumuştum. Erdal Öz' ün bu kitabını ise şu ana kadar okumadığıma pişmanım. Kendisi o dönemde tutuklanmış ve Deniz ile birebir görüşmüş, Deniz kendisine o dönemde yaşanan olayları bir "roman" şeklinde yazmasını istemiştir. Erdal Öz' de bunu layıkıyla yerine getirmiş. Her okuduğumda Deniz' in babasına yazdığı mektup ve üçünün son konuşmaları (ki idam edilecek bir şahsın son sözleri tamamlanmadan cezaevi savcısı tarafından engellenmiş) beni hep duygulandırmıştır.
"Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım."
288 syf.
·Beğendi·10/10
6. Mayıs. 1972
Çoğunun bir şekilde tanıklık ettiği, kiminin ezberden kimininse okuyup araştırarak, içinde hissederek yaşadığı o acının doğum günü. Deniz Gezmiş'in, Yusuf Arslan'ın ve Hüseyin İnan'ın, görünüşte 'Devleti yıkmaya çalışmak' suçuyla, ailelerine ve avukatlarına tam vakitleri bile haber verilmeden ,üstelik infazları birbirlerine izletilerek idam edilişlerinin yıldönümü yarın. 47 yıl önce bugünü yarına bağlayacak gece, bazıları için gelmeyecek bir sabaha gebeydi ne yazık ki...

Ben ve benim gibi, aileleri tarafından bir şekilde 'kendi yaşadıkları acıyı yaşamayalım' diye siyasetin dışında bırakılıp apolitik yetiştirilen neslin sonradan öğrendiği gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, hak etmedikleri o ölüme metanetli bir şekilde gidiyor, idam sehpasına kendileri çıkıyor ve ayaklarının altındaki tabureyi de kendileri itiyorlar. Kendilerinin de söylediği gibi bir devrimciye yaraşır şekilde ölüyorlar.

Gülünün Solduğu Akşam, işte bu infazların öncesinde neler olduğunu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının aslında ne yapmak istediklerini, örgütlenmelerinin ve halkı, köylüyü, işçiyi bu uyanışa dahil etmek istemelerinin nedenlerini, o dönemde gerçekten ne yapmak istediklerini, kaçışlarını, yakalanmalarını, hapisteki yaşamlarını ve içeride iken gördükleri işkenceleri anlatıyor. Bu kitabın en önemli özelliği, bunları, birinci ağızdan, yani yaşayanların ağzından anlatması. Erdal Öz, anlatıklarını, Gezmiş ve arkadaşlarıyla bir süre beraber kaldığı Mamak Askeri Cezaevinde iken onlarla yaptığı konuşmalara ve o sırada tuttuğu notlara dayandırıyor. Kitabın büyük çoğunluğu, Gezmiş ve arkadaşlarının anlattığı gerçekler üzerine kurulu. Ve bu nedenle de inandırıcılığı oldukça yüksek oldu benim için. Zaten daha sonra konu ile ilgili yaptığım okumalar ve izlediğim o dönem belgeselleri de, yazılanları doğrular nitelikteydi.
Kesinlikle okunması gereken kitaplardan.
288 syf.
·Beğendi·9/10
95 yılıydı sanırım. O güne kadar ailemden hep dinlemiş, bölük pörçük okumuştum denizlerin hikayesini hüzünle. 3-4 saatlik bir uçak yolculuğu için babam vermişti kitabı oku bunu diye. Yolda uyumazsam göz atarım diye düşünmüştüm. Yerime oturup ilk Sayfayı açtığımda anladım yanıldığımı. Su gibi akıyordu ve duramıyordum. Hikaye-gerçek zaten acıyken Erdal Öz'ün yalın, akıcı dili bir anda 3 Fidan'ın yanına alıyor sizi. Duru bir anlatım var kitapta ama şiirsellik ilk sayfadan son sayfaya kadar sürüyor ve acıtıyor içinizi.
Uçak indiğinde ben kitabı bitirmiş ağlıyordum. Hem hikayeyi baştan sona öğrendiğim ve daha da yandığım ölümlerine hem de Erdal Öz ile tanıştığım ilk kitaptır ve çok özeldir.

Dönemi öğrenmek veya anlamaya başlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap. Ve Erdal Öz'le tanışmak için...
288 syf.
#GülününSolduğuAkşam
#ErdalÖz

️Dilimden “of offfff” , kalbimden “cız” sesleri eksik olmadı kitabı okurken
3 gencecik insanın son günlerinin anlatıldığı ,uğuruna ölüme göze aldıkları haklı davalarının arkasında durup ölüme bile dimdik gittikleri Deniz’in ,Yusuf’un ,Hüseyin’in yürek burkan gerçek yaşam öyküsü .

DENİZ GEÇMİŞ ve ARKADAŞLARININ verdikleri mücadele karşısında saygı ile eğiliyorum .
Mekanınız Cennet olsun
Yolumuz ATATÜRK cesaretimiz GEZMİŞ olsun
288 syf.
·Beğendi·5/10
İnsanlar savundukları ve inandıkları şeylerin/kişilerin hiçbir olumsuz yanını kabul etmez hep yüceltmeye çalışırlar.Bu kitap da ona bir örnek sayılabilir.İçinde anlatılanlar okurken beni fazlasıyla rahatsız etti.Sebebi kesinlikle devrim düşüncesi taşıyan insanlar değil ortada işlenmiş olan suçların sanki işlenmesi mecburiymiş gibi anlatılmasıydı.Jandarmaya,askere ateş açılmış ve halk kitapta bahsedilen şahısları kahraman olarak görmüş.Evinden birini zorla çıkarmışlar çıkardıkları adam onlara minnettar olmuş muş muş... Fazlasıyla acıtasyon ve konuyu ılımlı hale getirme durumu mevcut.Umarım bilinçli bir şekilde okunacak bir kitap olarak kalır.
Burada ölen yalnızca benim bedenimdir, ki zaten ölümlüydü, ölecekti. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek, yaşayacak.
Umut mu? Umut her zaman var. Umutsuzluk diye bir şey yok. En azından, "Kaçabilirim," "Kurtulabilirim," diye düşünüyorsun. Ama bağışlanmayı düşünmüyorsun. Çıkarılacak bir affı düşünmüyorsun. O yok işte. (Deniz Gezmiş Anlatıyor)
Erdal Öz
Sayfa 65 - Can yayınları
"Sınıf mücadelesinin arttığı dönemlerde yasa masa kalmaz. Hukuk, ancak denge durumlarında vardır ve işler. Siyasal iktidar için pek tehlikeli değilsindir, onun da pek gücü yoktur, hukuk vardır o zaman." (Deniz Gezmiş Anlatıyor)
Erdal Öz
Sayfa 64 - Can yayınları
Falakaya falan yatıracaklar belki. Direneceksin. Falakaya bile güçlükle yatıracaklar seni. Boyun eğmek yok.

Ve onlardan hiçbir zaman hiçbir şey istemeyeceksin. Sigara bile. Böyle yaptın mı, herifler eziliyorlar karşında; hele işkenceden sonra büyük saygı duyuyorlar sana.
Erdal Öz
Sayfa 72 - Can yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gülünün Solduğu Akşam
Yazar:
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100869
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) adlı devrimci örgütün önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve arkadaşlarıyla Ankara Mamak Askerî Cezaevi’nde karşılaştım. Deniz Gez­miş’in isteği üzerine, onlarla tek tek konuşacak, gerekli birikimi sağlayacak, sonra oturup onların romanını yazmaya çalışacaktım. Heyecan verici, müthiş onurlu bir çalışma başlıyordu benim için. Kimi gizli kimi açık buluşmalarla bir kısmıyla konuşabildim... Bu tasarı çok iyi başladı ama yazık ki yarıda kaldı. Tam işin içindeyken hiç beklemediğim anda cezaevinden salıverildim. Elimdeki notlar bir roman için yetersizdi. O güzel insanlar –kimi asılarak, kimi kurşunlanarak– öylesine acımasızca yok edildiler ki, bende kalan notları artık kendimde saklayamazdım. Yıllar sonra oturdum, bu kitabı yazdım. Gülünün Solduğu Akşam, serüven dolu bir roman gibi de okunabilir ama acı yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Bu kitaba girmeyen notlarımı, izlenimlerimi, yıllar sonra Defterimde Kuş Sesleri adlı kitabımda topladım. Gülünün Solduğu Akşam’ın devamı da sayılabilir o kitap.

Kitabı okuyanlar 2.249 okur

  • Serkan Erginoğlu
  • Yalnızokur
  • Nurcan koşar
  • Naz
  • Hacer Özdemir
  • Mehmet
  • Özge Demirok
  • Aynur erdem
  • Elf sldrn
  • Bürge Yektaoglu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%12.5
25-34 Yaş
%25.6
35-44 Yaş
%39.4
45-54 Yaş
%15.5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.9
Erkek
%25

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.5 (225)
9
%24.9 (132)
8
%22.3 (118)
7
%7 (37)
6
%2.1 (11)
5
%0.8 (4)
4
%0.2 (1)
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları