Gülüşün ve Unutuşun Kitabı

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.659
Gösterim
Adı:
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726095
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
...Bir kahvede servis yapan güzel göçmen kızı Tamina, hiçbir şeyin, hiç kimsenin yerini tutamayacağı ölmüş kocasının anısının giderek bulanıklaşmasına karşı umutsuz bir savaş veriyor. Onun öyküsü, bu kitabın iki temel gerçeği yansıtıyor: Çekoslovakya''da yaşanan o trajik deney( yani ünlü "Prag Baharı", ardından Sovyet işgali) ve Batı''daki yaşam. "Kundera", kuşkulu bir bakışla dolaşıyor bu gerçekler üzerinde. Bağımsız gibi görünen yedi bölüm var bu kitapta.
308 syf.
·7 günde·9/10
“Bu, gülüş ve unutuş üzerine, unutuş ve Prag üzerine, Prag ve melekleri üzerine yazılmış bir romandır.”

Kundera böyle tanımlıyor kitabı. Benim tanımım ise kırgınlığın ve beraberinde getirdiği öfkenin üzerine yazılmış bir kitap olması. Her bir satırın yazarın kendi hayatının birer yansıması olduğunu Kundera'nın hayatını araştırınca görmek mümkün. Zaten kitapta da bunu açıkça belirtmiş ve kendi yaşadıklarını da okura sunmuş. Bu kitabını Çekoslovakya'yı terk edip Fransa'ya yerleştiği dönemde yazıyor, kitap yayınlandıktan sonra da Kundera Çek vatandaşlığından çıkartılıyor. Ülkesi ile başı belada olan yazarlardan biri de Milan Kundera anlayacağınız. Dolayısıyla yaşadığı sorunları kitaplarına hem üslup olarak, hem kurgusal olarak yansıtıyor. Gerek göndermeleriyle,  gerek ironileriyle alt metinde dönemin siyasal ve ideolojik yapısını bolca eleştiriyor, hatta dalga geçiyor.
“Birgün bir büyük adam, bin yıl içinde müzik dilinin tükendiğini ve sürekli olarak aynı mesajı gevelemekten başka şey yapamadığını farketti. Devrimci bir kararnameyle sesler arasındaki hiyerarşiyi ortadan kaldırdı ve bütün sesleri eşdeğerli kıldı.” Prag'ı işgal eden Sovyet Rusya'ya inceden ironili bir gönderme yaparak bizlere dönemin siyasal yapısı hakkında da ipuçları veriyor. Sesleri aynı çıkmayan insanlar ötekileştirilip, toplumdan uzaklaştırılıyor ve tek bir tonda aynı şeyleri söyleyen insanlar topluluğu oluşturulmaya çalışıyor. Buna direnen insanlar ise ya ülkeyi terk ediyorlar ya da vatandaşlıktan çıkartılıyorlar. Karşı bir mücadele söz konusu bile değil, çünkü çoğunluğun karşısında pasifleşiyor, olan güçlerini de kullanamıyorlar. Meslekleri ellerinden alınıyor, kitapları yakılıyor, onlara yardım etmek isteyen eş, dost, akraba vatan hainliği ile itham ediliyor ve ellerinde gitmekten başka bir şey kalmıyor. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabında “Yaşadığı yeri terk etme arzusunda olan insan, mutsuz insandır.” diyor Kundera bunu şimdi daha iyi anlıyorum. O ülkesini terk etmek istemedi, hatta bunu yaptığı için çok üzgündü bunu şu satırları okuyunca siz de anlayacaksınız.

“Zayıfın önünden kaçan kadar aşağılık bir şey yoktur. Ama onlar çok kalabalıktılar.”

Zayıf insanların çokluğu, güçlü insanların azlığını fırsat bildiği için, o güçlü insanlar çekip gitmeyi tercih ettiler. Yine Var olmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabında Kundera şu sözü boşu boşuna söylememişti.
“Ama güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar”
Bu iki kitabı okuduktan sonra anlıyorum ki yazar, kendi yaşanmışlığını edebiyatla bize anlatıyor. Zaten bir yazar başka ne yapabilir ki? Onun silahı kalemidir, kendisini ancak onunla savunur,  onunla anlatır. Kundera’da duyduğu kırgınlık ve öfkeyi kalemini kullanarak inci gibi bir estetikle bize anlatmış.


Kitap hakkındaki ön sözümden sonra biraz da içeriği hakkında konuşalım. Kitap, toplam yedi bölümden oluşan bir roman. Aslında bölümler öykü gibi, kitap ise romanımsı tadında bir şey. Yazar bu konuda kendisi de net bir şey diyemiyor.
“Bu kitap, çeşitleme biçiminde roman-kitap, çeşitleme biçiminde bir romandır. Çeşitli bölümleri, bir temanın, bir düşüncenin, sonsuz büyüklükler içinde kapsamı benim için kaybolmuş bulunan eşi benzeri olmayan tek bir durumun içine götüren bir yolculuğun değişik durakları gibi birbirini izler.”
Yani kitabı oluşturan bölümler ya da öyküler birbirinden bağımsız aynı zamanda da birbirinin tamamlayıcısıdırlar. Bu tamamlama doğrudan olmuyor. Tema ve karakterlerin iç dünyalarının yansımaları olarak ortak payda da buluşuyorlar. Alışılagelmişin dışında bir yazınsal düzen hakim kitaba. Okuru sürükleyip,  belli bir finale hazırlamıyor yazar. Belli kalıplara bir baş kaldırı da olabilir bu. Tıpkı Jose Saramago'nun noktalama işareti kullanmaması gibi Kundera’nın bu kendine özel üslubu, bir baş kaldırının sonucu sanırım. ( Komünist ve Anti-Komünist iki yazarı aynı noktada buluşturmak da benim gibi ikizler burcu birine yakışırdı herhalde. )


Kitapta en ilgimi çeken bölümlerden biri olan Litost kavramından bahsedeyim biraz. Yazarı okuyanlar bilir ki Kundera böyle terimleri mutlaka sıkıştırır kitabına.  Kavramı, kavradıktan sonra o tek kelimelik terimin kitap ile ne kadar özdeş bir yapıya sahip olduğunu görünce, hiç de tesadüfi bir şekilde o terime bir bölüm açılmadığını anlamış oluyoruz. Nedir litost? Bilmiyorum. Evet bilmiyorum. Çünkü Çekçe bir sözcük ve başka dillere çevrilmesi mümkün olmayan bir sözcük. Öyle diyor Kundera…
“Litost, içimizdeki zavallılığın birden ortaya çıkmasından doğan acılı bir durumdur.”

Bir nevi eziklenme, aşağılanma, hüzünlenme içeren bir sözcük  ve bu sözcük olmadan insan ruhunun anlaşılabileceğini düşünmüyor yazar. İki aşamalı olarak işleyen bu sözcük ilk aşamada yaşanılan durumdan dolayı aşağılanmış hissetmekle kendini gösterir ve devamında bu his intikam almaya, içindeki aşağılanmış olmanın öfkesini başka bir şeye boşaltma isteği ile varlığını gösterir. Kitapta Litost sözcüğüne dair bir bölüm yazılmasını tesadüf olarak görmediğimi söyledim. Çünkü bu kitap iliklere kadar işleyen Litost durumunun yaşanmasıyla ortaya çıkmış bir eserdir. Fikirlerinden dolayı ötekileştirilen ve ötekileştirilmenin beraberinde getirdiği aşağılanmanın yol açtığı eziklenme durumundan ancak bir kitap yazılarak intikam alınırdı ki bu da litostun ikinci aşamasıdır.


Değineceğim son konu ise bir Kundera klasiği olan cinsellik! Bu kitabında da bolca erotizm var. Aşk, siyaset, cinsellik… Şeytan üçgeni… Bunların karılmasından baya hoşlanıyor yazarımız. Kitap boyunca neden bu kadar cinsellik üzerinde yoğunlaşıyor diye düşündüm hala da düşünüyorum. Acaba Ahlakı, ahlaksızlıkla anlatmak istiyor olabilir mi? Felsefecileri sahneye davet ediyorum. Ama kesin olarak düşündüğüm bir şey var onda cinsellik ona göre kale alınmayacak bir şey, çünkü “ Aşk, çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur kendini.” der Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nde… Yani gönüller bir olsun, bedenler kiminle olursa olsun bir önemi yok diyor. Ya da zihnim bana oyun oynuyor ve yazarı aklamaya çalışıyorum bilemiyorum. Buna okuyup sizler karar verin.

Efendim,  gönlüm bu kitabı okumanızı tavsiye etmiyor, sadece bana kalsın Milan Kundera diyor ama yine ağız ucuyla da olsa tavsiye edeyim. Ben okudum pişman olmadım, sizler de okur ve umarım pişman olmazsınız. Keyifli okumalar…
308 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"Litost, başka dillere çevrilmesi olanaksız Çekçe bir sözcüktür. Adamakıllı açılmış bir akordeon gibi sonsuz bir duyguyu, başka birçok duyguların bileşimi olan bir duyguyu anlatır: hüzün, acıma, pişmanlık ve özlem. Bu sözcük olmadan insan ruhunun anlaşabileceğini düşünmekte zorluk çekiyorum."

Benim için bu kitabın en büyük anlamı 'litost' sözcüğü ile tanışmaktır. Kitap, yedi öyküden oluşmaktadır ve farklı gibi gözükse de her biri birbirinin tamamlayıcısı şeklinde diyebiliriz. Kundera kitaplarında alışık olduğumuz üzere, karakterlerin adları ve geçmişleri farklı olsa dahi, düşünceleri, güdüleri, istekleri, ilişkilerdeki tutumları benzerdir. Bunun nedeni de yukarıda geçtiği gibi "litost" kavramı ve insan ruhunun anlaşılmasıdır.


"Litost, içimizdeki zavallılığın birden ortaya çıkmasından doğan bir acılı durumdur."

'Litost'u örneklemek gerekirse, mesela hoşlandığı kızın yanında yüzme bilmediği ortaya çıkan erkeğin durumu veya öğretmeninin öğretmeye çalıştığını yapamayan öğrencinin durumunu gözümüzün önüne getirebiliriz. Bu tür acınası durumlar, insanlar tarafından anlaşılabilir elbette ama bunun kişinin içinde yarattığı durum, ne kadar anlaşılmış olsa bile yaralayıcıdır. İşte buna dilimizde daha çok 'eziklik' olarak görülebilir ama bu çirkin sözcük durumu tam da açıklayamaz. Bunun için 'litost' daha iyi bir ifade biçimi. Sadece bunu anlamak için bile bu kitabı okumaya değer.


Kundera, bu kitabı Fransa'ya yerleştikten ve babasını kaybettikten kısa bir süre sonra yazıyor. Babasıyla ilgili duygularını ifade ettiği, bu açıdan yazarı daha samimiyetle tanıdığımız eseridir diyebiliriz.


Benim için, "Mutlu Ölüm" kitabı Camus külliyatında ne anlama geliyorsa, bu kitap da Kundera külliyatında o anlama geliyor. Bu kitap da belki sıklıkla üzerinde durulan bir kitap değil ama yer yer oldukça etkileyici ve insanın ufkunu açan bir eser. Bir "Var olmanın dayanılmaz hafifliği" değil elbette ama hem yazarın samimiyetini hissetme, hem de ufuk açıcı olması açılarından okuduğum en iyi kitaplardan biri.


Kitabın ortasında yer alan "Litost" bölümü ve onun içindeki 'Şairler' bölümü şahsen beni en çok etkileyen bölüm olmuştur. Kundera'nın tüm eserlerinde olduğu gibi, erotizm ve cinsel anlatımlar -biraz da abartılı olarak- kitabın genelinde de var ama itici olarak görmüyorum. Şahsen erotik edebiyat meraklısı değilim ve gereksiz yere erotizm olması rahatsız eder ama Kundera konusunda öyle diyemem.
308 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Kundera'dan okuduğum dördüncü kitap. Bu kitap sonunda Kundera hakkında bazı net fikirler oluştu kafamda;

Eğer Çekoslovakya Sovyet işgaline uğramasaymış Kundera romancı olamayabilirmiş, çünkü romanlarının bütününe hakim olan atmosfer bu Sovyet İşgali ve ertesinde ülkesinin politik olarak yozlaşmasına yaktığı ağıttan oluşuyor.

Ve bu işgalle birlikte parçalanmak zorunda kalan ilişkilerin, aşkların kısacası hayatların bireyleri olan insanların yaşama tutunma mücadeleleriyle, farklı ve yoğun cinsel deneyimleri Kundera romanının ikinci değişmez halkasıdır diyebiliriz.

Ayrıca bu kitap roman olarak tanımlanmış olsa da kitaba bir öykü kitabı gibi yaklaşmak daha doğru olabilir kolay bir okuma adına.

Her şeye rağmen Kundera okumak güzel bir şey, romanlarında sadece karakterlerin isimleri değişiyormuş hissi uyandırsa da.

*7.5'tan 8 verdim.
Sevgilisine günde dört mektup yazan kadın bir yazma hastası değildir. O sadece aşıktır. Ama sevgililerine yazdığı mektupların fotokopilerini bir gün yayınlayabilmek amacıyla çektiren dostum, bir yazma hastasıdır.
syf. 112
308 syf.
·Beğendi·8/10
"Bazıları bir anaforda döne döne ölüp gider, bazıları da bir çağlayandan düşerek ezilirler. İşte böyleleri (ki ben de onlardan biriyim) , içlerinde her zaman yitirilen halkanın gizli özlemini saklarlar, çünkü bizler her şeyin bir çember içinde döndüğü bir evrenin sakinleriyiz."
308 syf.
·23 günde·9/10
Kapalı bir havada bir dere yatağındaymışçasına düşünün. Böylelikle sinekler durmadan seni ısırıyorlar.
Kundera’nin yazdıkları da böyle. Her cümlesi o zihnin sonsuzluğunda birer gezegen oluyor.
Bu ağır ironi seni senden alıp düşünce ekseninin içinde uçuruveriyor...
Tek kelimeyle muhteşemdi...
308 syf.
·Puan vermedi
"Bir halkı ortadan kaldırmak için, belleğini yok etmekle işe başlanır," diyordu Hübl. Kitaplarını, kültürlerini, tarihlerini yok ederler. Bir başkası onlara başka kitaplar yazar, bir başka kültür verir, bir başka, tarih uydurur. Ve böylece halk, yavaş yavaş ne olduğunu, daha önce ne olmuş olduğunu unutmaya başlar. Çevresindeki dünya da onu daha çabuk unutur"
308 syf.
İnsanlar olarak keşke bir fil hafızasına sahip olsak ve hassasiyetine... Teknolojik gelişmeyle (pek sanmıyorum geliştiğimizi) birlikte belki de zamanın hızına ayak uydurma telaşıyla koşturuyor ama yaşayamıyoruz. Çarçabuk yaşıyoruz her şeyi, tüketiyoruz. Sorgulamadan linç etmeye, karalamaya, göklere çıkarmaya o kadar hazırız ki... aman geri kalırım korkusuyla sürüye uyuyor, araştırmadan, bil-meden akıma kapılıyoruz. Tüketim için ne kadar hevesliysek üretim için de o kadar duyarsızız. İşin garip tarafı üretenlere de bi gıcığız. Toplum olarak -daha ileri gidip insanlar olarak diyeceğim- üreten insana alerjik reaksiyon göstermeye başladık. Herkesin bir şeyler üretmesini, kimsenin hiçbir şeyi unutmamasını beklemiyorum elbette. Hiç değilse arada bir hatırlayın. Olmaz mı?
Bu kitap ve hissettirdikleri, düşündürdükleri bunlar...
#alıntı
"İnsanın iktidara karşı savaşımı, belleğin unutuşa karşı savaşımıdır."
"Günümüzde zaman büyük adımlarla ilerliyor. Tarihi olaylar bir gecede unutuluveriyor, hemen ertesi sabah bir yenisinin çiğ damlacıkları parlamaya başlıyor ve artık öykücünün anlattıklarına bir fon perdesi oluşturmaktan çıkıp özel yaşamın o tekdüze bayağılıklarınn arka planda yer aldığı bir perdede oynanan çok şaşırtıcı bir serüvene dönüşüyor."
“Allende'nin öldürülmesi, Bohemya'nın Ruslarca işgalinin anısını çabucak sildi. Bangladeş'teki kanlı toplu kırım, Allende'yi unutturdu. Sina göllerindeki gürültülü savaş, Bangladeş'in sızlanmalarını bastırdı. Kamboçya'daki toplu kırım, Sina'yı unutturdu ve böylece ve böylece her şeyin herkes tarafından tümüyle unutulmasına kadar olaylar sürüp gitti.”
''Gülmek? Hiç gülmekten kaygılanılır mı? Gerçek gülüşten söz ediyorum, şakadan, alaydan, gülünçlükten öte gülüşten. Gülmek tatlı ve sonsuz bir sevinçtir, baştan başa sevinçtir.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726095
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
...Bir kahvede servis yapan güzel göçmen kızı Tamina, hiçbir şeyin, hiç kimsenin yerini tutamayacağı ölmüş kocasının anısının giderek bulanıklaşmasına karşı umutsuz bir savaş veriyor. Onun öyküsü, bu kitabın iki temel gerçeği yansıtıyor: Çekoslovakya''da yaşanan o trajik deney( yani ünlü "Prag Baharı", ardından Sovyet işgali) ve Batı''daki yaşam. "Kundera", kuşkulu bir bakışla dolaşıyor bu gerçekler üzerinde. Bağımsız gibi görünen yedi bölüm var bu kitapta.

Kitabı okuyanlar 224 okur

  • Ne Kitapsız Ne Kedisiz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0