Gün Doğmadan

·
Okunma
·
Beğeni
·
8,6bin
Gösterim
Adı:
Gün Doğmadan
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
686
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789264552654
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Baskılar:
Gün Doğmadan - Şiirler (I-IX)
Gün Doğmadan
685 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Şairin tüm şiir kitaplarının toplandığı bir eserdir
#Monna Rosa
#Şahdamar
#Hızırla Kırk saat
#Talhanın kitabı /gül muştusu
#Zamana adanmış söz
#Ayinler
#Leyla ile Mecnun
#Ateş Dansı
#Alın yazısı
Kitabın ilk bölümü olan Monna Rosa ve bu bölüme ismini veren şiir yazıldığı dönemden günümüze kadar şüphesiz en çok beğenilen Sezai Karakoç şiiridir. Kitap hakkında ne kadar konuşulsa ne kadar yorum yapılsa azdır. Kısaca birkaç şiir hakkında ufak bilgi vermek istiyorum .
Mona Rosa,bir şiir ki her kelimesi insanı çok derinden etkileyen. Çoğu kişi bu şiirin hikayesini bilir
Lakin tüm bilgiler bir masum aşk hikayesini gösterse de Sezai Karakoç bir açıklamasında şöyle der:


“Monna Rosa’nın her şiir gibi bir doğuşu vardır. Ama şiire bakıp bir takım senaryolar uydurulduğu söyleniyor ki bunların çoğu asıl ve esastan mahrumdur şüphesiz. Şiire bakıp tümünü hayatın bir fotoğrafı gibi düşünmek, şiiri hiç anlamamak demektir. Dante’nin İlahi komedyasında geçen Beatris'in gerçekten var olup olmadığı tartışılmış ve birtakım yakıştırmalardan öte kimlik bağlantısı kurulamamıştır.

Bir diğer sevdiğim şiir ise Rüzgar şiiridir yine bu şiir için küçük bir hikaye kulaklarda gezmektedir. Bir rivayete göre Sezai Karakoç birine aşık olur ve nişanlanmaya karar verir ,babasına bir mektup yazar fakat mektubun cevabı olumsuzdur.

Rüzgar uçurtmamı yırttı dostlarım
Gelin duvağından kopan bir rüzgar
Bu rüzgar yüzünden bulutlar yarım
Bu rüzgar yüzünden bana olanlar
O ceviz dalları, o asma dut
Gül gül mektup mektup büyüyen umut
Yangından yangına arda kalmış tut
Muhabbet sürermiş bir rüzgar kadar

1959 yılında yaşanan aynı zamanda da kendisinin de yaralanmış olduğu Sirkeci faciası sonrası yazdığı aşağıdaki şiir için :Sirkeci infilakı, ölüm ve annemin hatıralarını kuran bir şiir demiştir

Ben Kandan Elbiseler Giydim Değiştirsinler İstemedim

Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım
Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin
Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı"

Kitap ki her bölümü ayrı güzel. Leyla ile Mecnun bölümü ve o aşkı tasvir etmek için kurulan cümleler bu şairin ne kadar büyük ruhlu olduğunu gösteriyor. Her şiirinde derin anlamlar yatan bir şairdir. Şiiri seven tüm insanların okumasını çokça tavsiye ettiğim bir kitap, her ne kadar anlatsamda tarifi olmayan şiirler... Herkesin yolunun bir gün Sezai Karakoç 'tan geçmesi dileğiyle. Gönül ister ki kitaptaki tüm şiirleri hakkında buraya bilgiler yazayım lakin onun şiirlerinin sırlarını çözmeye ömür yetmez . Umarım beğenirsiniz sevgiler.
685 syf.
·6 günde·10/10 puan
'Baharın gelişi' gibi geldi hayatıma Sezai Karakoç. İlk kitabını sonbahar mevsiminde almıştım (12 Eylül 2014). Ruhum daralıyordu, yalnızdım, huzursuzdum. O an attım kendimi bir kitapçıya iki tane kitabını alıp çıkmıştım. Diriliş Neslinin Amentüsü, Yitik Cennet. Ama gözüm taaa o zamandan Gün Doğmadan'da idi.Kaç kere kaç kitapçıya girdiysem de gözüm ona kaysa da bir türlü nasip olmadı. Diriliş Neslinin Amentüsü ile başladı Bahara yolculuğum. Başlamak o başlamak. Hâlâ da devam ediyor. (Hep etsin Allah'ım)

Baharın gelişi gibi diyordum. Son-bahar, İlk-bahar... Bu mevsimler en sevdiklerim ama kendi içimde en çetin savaşları verdiğim mevsimler aynı zamanda. İşte bu mevsimler de beni dirilten Sezai Karakoç oluyor. Tevafuken veya bilerek hiç fark etmez.

Gün Doğmadan kitabı için de aynısı oldu. Elime en çok aldığım zamanlar İlkbahar ve Sonbahar mevsimi oldu. (Bilinçli bir şekilde yapmadım) Ve bir kez daha her zamanki dediğim gibi, Dirildim. Bu yüzden çok seviyorum bu yüzden hayranım.

Yaşarken kıymeti bilinmeli bazı insanların. Alın kitaplarını okuyun. Evet, her dediğini anlayamayız ama bir kelime bir söz bir cümle kalbimizden mutlaka yakalayacaktır.

Üzüldüğüm bir nokta var ki, Sezai Karakoç inanın Monna Rosa şiirinden ibaret değil. Böyle bir şiir ve şiir taktiği var ama hikayenin gerçekliğine dair bir kanıt yok. Bunlara kafa yormayalım. Yaşayan mütefekkir, yaşayan yazar, yaşayan şair, yaşayan Diriliş neferi o.
685 syf.
·18 günde·8/10 puan
/ Ölmüş ruhun —ruhumun— kıpırdadığını duydum./

/İçinden çıkılmaz dolambaçtan
/Geçe geçe
/Yola çıktığım ilk yere
/Geri döndüm...
685 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Tüm şiirlerini içeren hacimli bir kitap.. Dolayısıyla içerisinde bir çok şiir kitabını barındırıyor. Okudukça Üstad'ın fikir dünyasının ne kadar engin ve uçsuz bucaksız olduğunu daha iyi kavrıyor insan... Yaşadığı çağın ve coğrafyanın çok ötelerine gidebiliyor şiirleriyle. Gitmekle kalmıyor bizi de götürüyor gittiği yerlere...Şair olmak kelimelere yeni anlamlar yükleyerek onları kişilik sahibi yapmaktan geçiyor. Bunu da en iyi yapanlardan biri Sezai Karakoç... "Diriliş" Sezai Karakoç'la birlikte bir kelime olmaktan çıkıp bir mefkure halini alıyor... Düşünce dünyasının temeline yerleştiriyor. Ve adeta bu kelime Sezai Karakoç'la özdeşleşiyor. Şiirlerinde de satır aralarında "Diriliş" muştusuyla bizleri selamlamaktan çekinmiyor. O selamı alabilenlerden olabilmek ve buna mukabelede bulunabilmek ne güzel...
685 syf.
Sözün güzelliği kısalığındadır lakin azıcık uzun oldu. Kendimi tutamadım. İnşallah istifade edilir.

Şairin tüm kitaplarını topladığı eseridir. 9 kitabın toplanmış halidir. 13 bölümdür. 682 sayfadan oluşmaktadır.

Mona Rosa
Şahdamar/körfez/sesler
Hızırla Kırk Saat
Taha’nın kitabı/gül muştusu
Zamana adanmış sözler
Ayinler/çeşmeler
Leyla ile mecnun
Ateş Dansı
Alın yazısı

Şairin tüm şiirlerini periyodik olarak önceden sonraya doğru okuduğumuz bu mükemmel eser herkesin kütüphanesinde olması gereken olmazsa olmaz kitaplardan bir tanesi.

Her bölüm bir sağanak olarak karşımıza çıktığında…
Şaşırmayın bu Karakoç’un eşsiz kelimelerini önümüze sunmak için bir girizgahtır.

Mona rosa / 1951-1953

Birinci sağanak: bahar sağanağı, gül sağanağı. Dolunay çağrısı

“iyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından,
İnsandan insana şükür ki fark var;
-birine cennetse, birine zindan-
İyi ki bilmiyor kalabalıklar”


“zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan…
Bir yakut yüüzkte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır”

Şahdamar / 1953-1957

İkinci sağanak: ateş sağanağı, güneş karıncalanmaları

“fikirlerimizi tıfıl vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeliyiz”
..

“ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır”

Diyecek kadar uzun düşüncelerle kalbimizi okşayan ve bir doğulu hüzünlerde en büyük sılayı içinde taşıyan şair bizi bize anlatıp bizdeki halini yüceltiyor.

Körfez / 1957-1962

Üçüncü sağanak: gölge sağanağı
Akşam yıldızının çıkagelişi.

En önemli ve en sevdiğim şiirlerinden birinin olduğu kitabıdır.

“gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeğe gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların”

Sesler / 1962-1967

Dördüncü sağanak: geometri sağnağı. doğaüstü kent çizgileri

“liman eksilen denizi tut
Şehir kuruyan karıncaları topla
Ben ağrımı ortasından kestim”

“bir kadın al onu yont yont anne olsun

Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun”

Aslında her kitabın ilk girişindeki sağanak haller bize kitaplar hakkında kısacık da bir bilgi veriyor. Kelime düzenlerini, düşünüş evrelerini ve merhalelerini. Sırasına göre, ne eksik ne de fazla. İyi okuyup iyi gözlemek lazım her harfi.

Hızırla kırk saat / 1967

Beşinci sağanak: akış sağanağı. Geceleyin abıhayat için millet yolculuğu

“ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz”

Bir hal dilinin bir doğaüstü, metafizik muhabbetlerin gösterildiği sesler bize yazanın da artık büyük bir çığlık gibi biz de yayılmasına yol açmıştır. Bu kitab’ın 40 şiirden oluşması da 40′lar meclisini hedeflediğini göstermektedir. Her bir şiir 40′lardan bir demet sunmaktadır bize. Vuslatın mübarek olsun ey şair!

Taha’nın kitabı / 1967-1968

Altıncı kitap: insan sağanağı. İnsanda insanlığın yeşerip solması yeniden dirilişi.

“bu güne dek
Beni hiçbir yay hiçbir ok değiştirmedi
Yüreğimle karşılaşınca
Bütün kılıçlar kırıldı
Bir saman çöpü gibi
Gözümün önüne gelen”

“uyumak gerek uyumak
Kirpiklerim kıyısında
Kımıldanmaksızın durmak”

Gül muştusu / 1969-1970

Yedinci sağanak: gök sağanağı.yer sağanağı tutuşan göller. Hıdrellez rüzgarlarının kapı aralayışı

“biriktirilmiş at terlerinden fitilleri
Hey bağrı at sağrısına yapışık doğan
At dediğin de ne
Baharda
Bulut içinde lacivert bir gölge mi”

Zamana adanmış sözler / 1971-1974

Sekizinci sağanak: edebi yaz sağanağı. Ruhun ve tarihin yıkılıp yeniden yapılma fırtınaları

“gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur”

Çeşmeler / 1975

Dokuzuncu sağnak: aynalar sağnağı bardaktan boşanırcasına paslanan talihin içinde gülümseyen uygarlık ırmağı.

“Ya gidip bir çeşmeye kapansam
Ya çeşme bana açılsa
Ya çeşme gelip bende kapansa
Ya birlikte bir ağıt olsak”

Çeşmeler ve çeşmeler hayat akar dururlar uzaktan yakından. Yazanın çeşmeler deyişinde su olup çeşmelere karışmak ve o suda susamış bir gönle katılası geliyor sözlerin ahenginde.

Ayinler / 1976-1977

Onuncu sağnak: kuş sağnağı. Simurg örneği. Öteye doğru. Daha öteye.daha öteye.

“değişmek mi bir mahkumluğu başka bir mahkumlukla!
Ay ve yıldızların elleriyle onanmaz dünya.”

Leyla ile mecnun / 1974-1977,1980

Onbirinci sağnak: sevgi sağanağı. Masallaşan gerçek. Çile ve gönül prizmasından geçen yedi rengin tek hakikat ışığına dönüşmesi.

Her şairin bir Leyla-mecnun risalesinin olması gerekli midir tartışılır ama Karakoç bu risaleyle bir gerçeği yeniden bize fısıldar gibi.

“çöle vahiy indi: dümdüz ol ve hazırlan
Kumlarını düzelt suyunu damıt ve yellerin bahara dönsün”

Başlangıcından sonuna kadar giden bir hikaye zinciri gibi anlatılan bu bölümde şair’ce düşünüşleri de görüyoruz.

Ateş dansı / 1978-1982

Onikinci sağnak: güz sağnağı. Suyun alacakaranlığı yankısına dönüşü, sarıp dökülürken çınarların yaprakları.

“bir gün bir uğurlu doğru saatinde
Kız kulesi bir zafertakı gibi yükselir”

Alınyazısı saati / 1979-1988

Onüçüncü sağnak: kış sağnağı, ölüm. Sonra çark bir daha dönecek. Diriliş

“bütün dünya mahkum gibi
Yalnız sen hürsün sabah yıldızı
Bizim zincirle bağlı yer yanımız kolumuz kanadımız”

Bir sonu yazar gibi bu bölümde. Ölüm. Çark bir daha dönecek ve çarkın dişlileri yeniden başa gelecek. O zaman Diriliş yeniden olacak

“nokta tüm cümlelerin başlangıcıdır”
Hallac-ı Mansur.
685 syf.
·112 günde·Beğendi·10/10 puan
Sezai Karakoç, kapalı anlatım ustası, şiir ustası, imge şairi… Kişiliği ayrı derya, fikirleri ayrı derya, eserleri apayrı, şiirleri keza. Benim için yaşayan en büyük şairlerin ilk üçünden. Osmanlı, Cumhuriyet dönemleri genel Türk şairleri arasında ilklerden.
Yaşantısı, gözden uzak mütevazi yaşamı, ödüle, şana, şöhrete, paraya tamahkar olmamasıyla, belirgin çizgisiyle, acılarıyla, ıstırabıyla, dertleriyle, inancıyla “farklı”, bu çağdan ama “bu çağdan” olmayan mütefekkir, şair… Yunus Emre, Mevlana, M. Akif “liginden”... Onu tanıyanların ilk söylediği “tam bir ahlak abidesi”ne mazhar olmuş olan… İçe dönük, sükunetli yapısıyla başka… Ne kadar popülerse de o kadar da popüler kültüre uzak münzevi bir entelektüel…

Gün Doğmadan kitabı bir şiir kitabı. Tam “dokuz” şiir kitabının tek esere dönüştürülmesiyle oluşmuş, derli toplu, bütün şiirlerinin yer aldığı şiir külliyatı. Kitabın içeriği: 1951-1953 arasındaki şiirlerinden oluşan Monna Rosa şiir kitabıyla başlayan külliyat; 1953-1957 arasındaki şiirlerinden oluşan Şahdamar şiir kitabıyla devam etmiş; diğerleriyle sırasıyla; Körfez (1957-1962); Sesler (1962-1967); Hızırla Kırk Saat (1967); Taha’nın Kitabı (1967-1968); Gül Muştusu (1969-1970); Zamana Adanmış Sözler (1971-1974); Çeşmeler (1975); Ayinler (1976-1977); Leyla ile Mecnun (1974-1977, 1980); Ateş Dansı (1978-1982); Alınyazısı Saati (1979-1988) kitaplarıdır. Son şiir kitabı “Alınyazısı Saati” (1979-1988) ile birlikte yeni bir şiir kitabı çıkarmamış, şiirini tamamlamıştır. Kitabın son şiiriyse Ağustos böceğine bir güzelleme olan “Ağustos Böceği Bir Meşaledir” şiiridir. Ama başka edebi, sanatsal, felsefik, siyasi ve dini çalışmalarıyla üretmeye devam etmektedir. Esasında ürettikleriyle "diriliş"e, söylemeye de devam etmektedir.
685 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Sezai Karakoç İslami düşüncelerini geleneksel şiir anlayışında değil, modern şiir tarzında vermiş, batı edebiyatına da hakim olduğu buradan anlaşılıyor. Şiirlerinde dinsel hikayeleri de daha çağdaş bir anlatımla bize sunuyor. İmgelemeyi de ustaca kullanan Karakoç'un özellikle gülü bir kurtarıcı olarak şiirlerinde çokça kullandığı görülüyor. Şiirini daha çok özüne önem verir şekilde kapalı bir anlatım üzerine kurmuş. Ağır ağır okunması gereken güzel bir eser.
685 syf.
·6 günde·9/10 puan
Güzel bir yolculuğa çıktık Sezai Karakoç ile...
Beni aldı Şam’a Kudüs’e götürdü ... Kitap yıllardır kütüphanemde durur ara ara açıp okurdum , bu kez hakkını vererek okudum . Yazarın okuduğum ilk kitabı idi. Mükemmel , harika vs kalıplaşmış sözler etmeyeceğim.
Şiir severler için muazzam bir tat. Canım Sezai Karakoç
685 syf.
·Puan vermedi
Bitmesine çok üzüldüğüm kitaplardan biri. Yağmurlu gecelerimin en güzel arkadaşıydı kendisi fakat dün akşam yolları ayırma noktasında kanaate vardık. İçerisinde ruhunuzdan bir parça bulacak olduğunuzun garantisini veriyor adeta her sayfa...şiir kitaplarını roman veya deneme yazıları gibi alıp bir oturuşta okumayı hiç sevmem. Canım ne zaman şiir okumayı isterse ne zaman ruhum o arayışa girerse ancak o zaman şiir kitabımı ele alıp rastgele sayfadan açar okurum. Ama bu kitap oldukça farklıydı benim için okudukça bir sonra ki şiire geçmeniz için sizi davet ediyor her şiir. İslami bir yazar olduğundan dolayı dini ögelere çok sık yer veriyor şiirlerinde şair. Ama kelimelerdir yüklediği anlamlar o kadar güzel ki bu ustalığı, bu yeteneği hiç şüphesiz ruhuna şiiri ilmek ilmek işlemesinden kaynaklanıyor şairinde. Alınıp okunası bir kitap sadece eser bana çok kalın geldi :)))) tek kötü gördüğüm yön bu. İçerik olarak asla kötü bir şeyden söz edemem
685 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Huhuu! :) Tayfun,orda mısın? :)Altın kapılarımız kan oldu Tayfuuuun! :) Nerdesin? Tayfun'un beynine oksijen gitmediği için beyin ölümü gerçekleşmiş sanırım.O zaman olmayan beynine el Fatiha.Neyse,kulpu kırık çaydanlığı boşverelim.Yaşayan en büyük iki şairden biri saydığım Sezai Karakoç'un incelemesine onun cenabet adını karıştırmayayım :) hahahahah :)

İncelememe dönecek olursam;lisedeki edebiyat öğretmenimin,bana edebiyatı ve şiiri sevdiren insanın, ona yönelik tespitlerini aktarayım."Sezai Karakoç büyük şair.O kadar büyük bir şair ki,şiirlerinde metinler arası geçiş vardır fakat bunu fark edemezsin.İmgelerle yüklüdür.O da;Nazım nasıl Mayakovski'den etkilenmişse,Tezer'in Pavese'si varsa,Nilgün'ün Plath'i varsa o da birçok şairden etkilenmiştir.Ama okuduğunda özgün imgelerle yüklü sanırsın"demişti.Ben bu kadar imgelerle yüklü ve sözü yormadan şiir yazan şair görmedim.İbrahim Tenekeci'nin neden İsmet Özel ve Sezai Karakoç'tan etkilendiği besbelli.

Kitabı araştırdığımda birçok şiir kitabından alıntılarla dolu olduğunu ve kitapların kronolojik sırayla şiirlerinden hazırlandığını öğrendim.Coktan bitirdi ve akıcıydı fakat kitabın arasında 6 kitap bitince uzadı :)

Okuyun değerli kitap dostları.Şiiri sevdirir bu kitap.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gün Doğmadan
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
686
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789264552654
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Baskılar:
Gün Doğmadan - Şiirler (I-IX)
Gün Doğmadan

Kitabı okuyanlar 719 okur

  • Mehmet Kağan
  • Fahri Kaplan
  • Çağla
  • Kubilay Acar
  • Ali Köroğlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (1)
9
%1 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0