Adı:
Gün Doğmadan
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
685
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789264552654
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitap, yayınlarımız arasında Şiirler adı altında çıkan dokuz kitapta yer almış olan şiirlerin, mümkün olduğu ölçüde kronolojik sıra gözetilerek, yeniden düzenlenmiş toplu basımıdır.
Bölümlere, yorum için, ufak ipuçları eklenmiştir.
685 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Şairin tüm şiir kitaplarının toplandığı bir eserdir
#Monna Rosa
#Şahdamar
#Hızırla Kırk saat
#Talhanın kitabı /gül muştusu
#Zamana adanmış söz
#Ayinler
#Leyla ile Mecnun
#Ateş Dansı
#Alın yazısı
Kitabın ilk bölümü olan Monna Rosa ve bu bölüme ismini veren şiir yazıldığı dönemden günümüze kadar şüphesiz en çok beğenilen Sezai Karakoç şiiridir. Kitap hakkında ne kadar konuşulsa ne kadar yorum yapılsa azdır. Kısaca birkaç şiir hakkında ufak bilgi vermek istiyorum .
Mona Rosa,bir şiir ki her kelimesi insanı çok derinden etkileyen. Çoğu kişi bu şiirin hikayesini bilir
Lakin tüm bilgiler bir masum aşk hikayesini gösterse de Sezai Karakoç bir açıklamasında şöyle der:
Bu şiir gittikçe beni dünyasına çekmekteydi. Gül kavramını yeniden diriltmenin gereğini düşünüyordum hep. Mona Rosa böyle doğdu, modern bir Leyla ile Mecnun denemesiydi bu. Bir gencin dilinden anlatılış şeklinde başladı şiir. Rosa bilindiği gibi gül demektir. Böylece aşağılanan gül kavramını yeniden gündeme getirmek istedim.’’
19 yaşındaydım. Heyecanlı bir genç. Şiirde yeni bir dönem başlamıştı. Ölçüsü olmayan vezinsiz, kafiyesiz şiirler yazılmaya başlanmıştı. Hece ölçüsü de bitmişti. Serbest şiir yazılıyordu. O dönemin bu serbest şairleri, eski dönemleri kötülüyordu.
Tabi isterdim ki öz edebiyatımız olan divan edebiyatı ile yazılabilsin şiirler. Ama tek başıma ben aruzu getiremem ya. Aruzu geçtim hecede gidiyordu artık. O dönem dedim ki hece ile bir şiir yazayım. Bu serbestçi şairler divanla dalga geçiyordu. Gül bülbül, gül bülbül başka bir şey yok diyorlardı.
SERBESTLİLER DALGA GEÇİNCE ;MONNA ROSA KOYDUM
O dönemde şiirlere yabancı isim verme geleneği vardı. Birde bu serbestiler gül ile dalga geçince bende ‘’Monna Rosa’’ koydum şiirin adını. Tek gül anlamında bir şey. Tamamıyla kendimi denemek için yazdım şiiri. Akrostiş şiir yazma modası vardı birde. Genç şairler çok hevesliydi akrostiş şiirler yazmaya. Ben de gencim tabi, hem hece ölçüsüyle olsun hem de akrostiş olsun diye bir şiirde ben kaleme aldım.
Okuldan bir arkadaşımın ismiyle yazdım. (Bir an duraksadım orada. Aşk şiirlerinin en güzel örneklerinden biri olan Monna Rosa’yı şiir yapısında bir şeyler denemek için bir arkadaşının adıyla yazdığını söylemişti Karakoç. Yoksa bir aşkı gizlemek için mi böyle söylüyordu ?
KIR GEZİSİNDE OKU DİYE TUTTURDULAR!
Bir gün mülkiyede o zaman ikinci sınıftayım Ankara’nın meşhur bir kırı var Söğütözü diye oraya gittik. Bir bahar günüydü 20 Nisan. Yazdığım şiirden birkaç yakın arkadaşım haberdardı. O kır gezisinde oku diye tutturdular. Tabi diğerleri de oku dinleyelim deyince ısrarlı oldular okudum. Tabi beğendiler. Sonra döndük akşam. Öbür gün bizimle birlikte kır gezisine katılan 3.sınıflardan bir arkadaş vardı yanıma geldi. Kendisi mülkiye de Yeşilay başkanı idi. Ben de içkiye karşı diye severdim bu kişiyi.
HİSAR DERGİSİ YAYINLADI
Bu geldi ‘’Sezai o şiiri rica edebilir miyim’’ dedi. Verdim ben de. Aradan on ya da on beş gün geçmedi dönemin Hisar Dergisi yöneticileri geldiler. Beni çağırttılar okuldan, oturduk konuştuk. O arkadaş şiirimi bunlara ulaştırmış. Şiirimi çok beğendiklerini söylediler, bir de ya acaba şurasını şöyle mi değiştirsek böyle mi yapsak diye bana soruyorlardı. iir güzel de bunlar büyük edebiyatçılar ya illa bir yanlış bulmaya çalışıyorlar. (Gülüyor) Şiirin yayınlanması konusunda hiçbir şey konuşmadık ki ben şiirimin yayınlanmasını asla istemiyordum. Ama 1952 Haziran’ında Hisar Dergisinde şiiri yayınladılar. Bana yayınlanmasından bahsetmediler. Çok beğenildi şiir. Sonra Hisar’a birkaç şiir daha verdim sonra da vermedim. Çünkü fikirlerime uymayan bir dergiydi sadece edebiyat yapıyorlardı. Şiir yayınlandı elden ele dağıldı.
30 SENE KİMSE ŞİİRİN AKROSTİŞ OLDUĞUNU ANLAMADI..
Şiiri herkes çok beğendi. Ama kimse 30 sene boyunca akrostiş olduğunu fark etmedi. Ben şiirimi kıta olarak yazdığım için kimse anlamamıştı akrostişi.
Bir gün Hisar Dergisi kapanınca, Hisar Dergisini anmak isteyenler bir araya gelmişti Ankara’da. O buluşmada Hisar dergisinin sahibine bir arkadaşı benim şiirim üzerine konuşulurken ‘’o şiir akrostiş’’ demiş. Tabi Hisar’ın sahibi şaşırmış ‘’ya olur mu öyle şey diye’’. Ta 30 yıl sonra tartışmaya başlamışlar.(Gülüyor) Hadi bakalım demişler şiire. Sonra incelemişler akrostişi fark etmişler tabi.
Sonra o dergi sahibi bunu radyo da anlattı ‘’Şiir akrostiştir’’ diye. Tabi bu durum benim kulağıma da çalındı. Ama sanmayın o adam şiiri inceleyip de şiirimin akrostiş olduğunu anladı. Bu olaydan iki hafta önce bir yakın arkadaşıma şiirin akrostiş olduğunu açıklamıştım. O da yakınına paylaşmış. Öyle öyle derken çıktı durum ortaya. Yoksa bir 30 sene daha beklerlerdi şiiri anlamak için.


“Monna Rosa’nın her şiir gibi bir doğuşu vardır. Ama şiire bakıp bir takım senaryolar uydurulduğu söyleniyor ki bunların çoğu asıl ve esastan mahrumdur şüphesiz. Şiire bakıp tümünü hayatın bir fotoğrafı gibi düşünmek, şiiri hiç anlamamak demektir. Dante’nin İlahi komedyasında geçen Beatris'in gerçekten var olup olmadığı tartışılmış ve birtakım yakıştırmalardan öte kimlik bağlantısı kurulamamıştır.

Bir diğer sevdiğim şiir ise Rüzgar şiiridir yine bu şiir için küçük bir hikaye kulaklarda gezmektedir. Bir rivayete göre Sezai Karakoç birine aşık olur ve nişanlanmaya karar verir ,babasına bir mektup yazar fakat mektubun cevabı olumsuzdur.

Rüzgar uçurtmamı yırttı dostlarım
Gelin duvağından kopan bir rüzgar
Bu rüzgar yüzünden bulutlar yarım
Bu rüzgar yüzünden bana olanlar
O ceviz dalları, o asma dut
Gül gül mektup mektup büyüyen umut
Yangından yangına arda kalmış tut
Muhabbet sürermiş bir rüzgar kadar

1959 yılında yaşanan aynı zamanda da kendisinin de yaralanmış olduğu Sirkeci faciası sonrası yazdığı aşağıdaki şiir için :Sirkeci infilakı, ölüm ve annemin hatıralarını kuran bir şiir demiştir

Ben Kandan Elbiseler Giydim Değiştirsinler İstemedim

Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım
Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin
Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı"

Kitap ki her bölümü ayrı güzel. Leyla ile Mecnun bölümü ve o aşkı tasvir etmek için kurulan cümleler bu şairin ne kadar büyük ruhlu olduğunu gösteriyor. Her şiirinde derin anlamlar yatan bir şairdir. Şiiri seven tüm insanların okumasını çokça tavsiye ettiğim bir kitap, her ne kadar anlatsamda tarifi olmayan şiirler... Herkesin yolunun bir gün Sezai Karakoç 'tan geçmesi dileğiyle. Gönül ister ki kitaptaki tüm şiirleri hakkında buraya bilgiler yazayım lakin onun şiirlerinin sırlarını çözmeye ömür yetmez . Umarım beğenirsiniz sevgiler.
685 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle bir etkinlik ile #26460309
Sezai Karakoç 'un uzun zamandan beri okumayı planladığım şiirlerini sonunda okudum. Tabii açgözlülük yapıp hepsini okudum ama olsun:)
Devam ederken şunu belirteyim; bu inceleme bolca eleştiri içeriyor. Birçok saldırıya maruz kalabilirim. Eleştiriye her zaman açığım ama eleştiri ve saldırıyı ayırt edemeyen insanlar yorum yapmazsa sevinirim.
Edebiyat ile diğer görüşleri ayırt edebilmek büyük bir yüce gönüllülüktür bence. En başta Necip Fazıl Kısakürek ile Hüseyin Nihal Atsız... Ne kadar birbirlerini eleştiri yağmuruna tutsalar da, birbirlerinin yazdıklarına saygıları var. Kabul edilmişlik var. Bunu başarabilen herkes yücedir.
Sezai Karakoç... İslamcı bir şair / yazar ve bundan dolayı seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok. Eserlerinde çokça görüyoruz inancının yansımasını. İster Türkçü olsun, ister sosyalist, isterse de İslamcı olsun, bir çok önemli insan , öyle güzel eserler bırakmış ve birbirine saygılarını korumuşlar ki biz insanlar susalım. Susun! Gereksiz yere kötülemeye, lekelemeye başlamayın. Bunu yapanlar boş okur benim gözümde.

Günümüze bakalım. Bilenler vardır elbet. Bir program vardı, bu sene yok : Önce Söz Vardı...
Üç yazar: İskender Pala, Ahmet Ümit ve Mario Levi... Birbirinden ayrı görüşleri olan insanlar... Bu insanlar sadece edebiyat için birliktelerdi. Keyifli ve kendi görüşleri ile , belirlenen konuyu sırayla edebi olarak yorumluyorlardı. Onlar böyle yapabiliyorken bize laf düşmemeli. Kimiz biz?

O yüzden sadece objektif okuyun okuyabiliyorsanız. Yok yapamam diyorsanız da susun sadece, boş laflara gerek yok!
Çok dolmuşum :) Neyse bu güzel esere geçiyorum.

Sezai Karakoç inanışını birçok şiirde yansıtmış. Keza en güzel örneği; Hızırla Kırk Saat adlı eserde. Hikaye tarzında bu kitapta şiirler. Devamında Taha'nın Kitabı var. İnternette bir yerde bu kitaptaki Taha olarak nitelendirilen kişinin Rasim Özdenören olduğu yazıyor. Ne kadar doğru bilemem ama olma ihtimali var tabiki. Ne de olsa Yedi Güzel Adam değil mi onlar...

Diğer eserlerine yorum yapamıyorum, inceleme yeteneğim pek yok maalesef. Genel olarak ;tabiat, aşk, insanlar ve yaşam gibi konuları güzel betimlemeler ile hikaye tarzı şiirselleştirmiş Sezai Karakoç. Bu da ona kendi üslubunu kazandırmış.
Keyifli okumalar...
685 syf.
Gün Doğmadan şiir derlemesi ilk olarak Monna Rosa şiir kitabı ile başlıyor. Şairin en bilindik şiirlerinden biri olan Monna Rosa da burada yer alıyor.
Kitap hakkında hissettiklerimi düşünüldüğünde, bu şiirin insan üzerinde ki etkisini; hafif bir rüzgârın sonbahar yaprağının üzerindeki etkisi oluyor. Çok hafif bir dokunuş , şiir ruhumuza dokunuyor, bizi selamlıyor ve sonra köşesine çekiliyor. kısımdaki şiirler aşk, çaresizlik ve çelişki üzerinde duruyor.
Diğer şiirleri de kitabı okumak isteyen okurlara bırakıyorum.
685 syf.
·Beğendi·9/10
Tüm şiirlerini içeren hacimli bir kitap.. Dolayısıyla içerisinde bir çok şiir kitabını barındırıyor. Okudukça Üstad'ın fikir dünyasının ne kadar engin ve uçsuz bucaksız olduğunu daha iyi kavrıyor insan... Yaşadığı çağın ve coğrafyanın çok ötelerine gidebiliyor şiirleriyle. Gitmekle kalmıyor bizi de götürüyor gittiği yerlere...Şair olmak kelimelere yeni anlamlar yükleyerek onları kişilik sahibi yapmaktan geçiyor. Bunu da en iyi yapanlardan biri Sezai Karakoç... "Diriliş" Sezai Karakoç'la birlikte bir kelime olmaktan çıkıp bir mefkure halini alıyor... Düşünce dünyasının temeline yerleştiriyor. Ve adeta bu kelime Sezai Karakoç'la özdeşleşiyor. Şiirlerinde de satır aralarında "Diriliş" muştusuyla bizleri selamlamaktan çekinmiyor. O selamı alabilenlerden olabilmek ve buna mukabelede bulunabilmek ne güzel...
685 syf.
Sözün güzelliği kısalığındadır lakin azıcık uzun oldu. Kendimi tutamadım. İnşallah istifade edilir.

Şairin tüm kitaplarını topladığı eseridir. 9 kitabın toplanmış halidir. 13 bölümdür. 682 sayfadan oluşmaktadır.

Mona Rosa
Şahdamar/körfez/sesler
Hızırla Kırk Saat
Taha’nın kitabı/gül muştusu
Zamana adanmış sözler
Ayinler/çeşmeler
Leyla ile mecnun
Ateş Dansı
Alın yazısı

Şairin tüm şiirlerini periyodik olarak önceden sonraya doğru okuduğumuz bu mükemmel eser herkesin kütüphanesinde olması gereken olmazsa olmaz kitaplardan bir tanesi.

Her bölüm bir sağanak olarak karşımıza çıktığında…
Şaşırmayın bu Karakoç’un eşsiz kelimelerini önümüze sunmak için bir girizgahtır.

Mona rosa / 1951-1953

Birinci sağanak: bahar sağanağı, gül sağanağı. Dolunay çağrısı

“iyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından,
İnsandan insana şükür ki fark var;
-birine cennetse, birine zindan-
İyi ki bilmiyor kalabalıklar”


“zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan…
Bir yakut yüüzkte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır”

Şahdamar / 1953-1957

İkinci sağanak: ateş sağanağı, güneş karıncalanmaları

“fikirlerimizi tıfıl vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeliyiz”
..

“ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır”

Diyecek kadar uzun düşüncelerle kalbimizi okşayan ve bir doğulu hüzünlerde en büyük sılayı içinde taşıyan şair bizi bize anlatıp bizdeki halini yüceltiyor.

Körfez / 1957-1962

Üçüncü sağanak: gölge sağanağı
Akşam yıldızının çıkagelişi.

En önemli ve en sevdiğim şiirlerinden birinin olduğu kitabıdır.

“gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeğe gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların”

Sesler / 1962-1967

Dördüncü sağanak: geometri sağnağı. doğaüstü kent çizgileri

“liman eksilen denizi tut
Şehir kuruyan karıncaları topla
Ben ağrımı ortasından kestim”

“bir kadın al onu yont yont anne olsun

Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun”

Aslında her kitabın ilk girişindeki sağanak haller bize kitaplar hakkında kısacık da bir bilgi veriyor. Kelime düzenlerini, düşünüş evrelerini ve merhalelerini. Sırasına göre, ne eksik ne de fazla. İyi okuyup iyi gözlemek lazım her harfi.

Hızırla kırk saat / 1967

Beşinci sağanak: akış sağanağı. Geceleyin abıhayat için millet yolculuğu

“ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz”

Bir hal dilinin bir doğaüstü, metafizik muhabbetlerin gösterildiği sesler bize yazanın da artık büyük bir çığlık gibi biz de yayılmasına yol açmıştır. Bu kitab’ın 40 şiirden oluşması da 40′lar meclisini hedeflediğini göstermektedir. Her bir şiir 40′lardan bir demet sunmaktadır bize. Vuslatın mübarek olsun ey şair!

Taha’nın kitabı / 1967-1968

Altıncı kitap: insan sağanağı. İnsanda insanlığın yeşerip solması yeniden dirilişi.

“bu güne dek
Beni hiçbir yay hiçbir ok değiştirmedi
Yüreğimle karşılaşınca
Bütün kılıçlar kırıldı
Bir saman çöpü gibi
Gözümün önüne gelen”

“uyumak gerek uyumak
Kirpiklerim kıyısında
Kımıldanmaksızın durmak”

Gül muştusu / 1969-1970

Yedinci sağanak: gök sağanağı.yer sağanağı tutuşan göller. Hıdrellez rüzgarlarının kapı aralayışı

“biriktirilmiş at terlerinden fitilleri
Hey bağrı at sağrısına yapışık doğan
At dediğin de ne
Baharda
Bulut içinde lacivert bir gölge mi”

Zamana adanmış sözler / 1971-1974

Sekizinci sağanak: edebi yaz sağanağı. Ruhun ve tarihin yıkılıp yeniden yapılma fırtınaları

“gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur”

Çeşmeler / 1975

Dokuzuncu sağnak: aynalar sağnağı bardaktan boşanırcasına paslanan talihin içinde gülümseyen uygarlık ırmağı.

“Ya gidip bir çeşmeye kapansam
Ya çeşme bana açılsa
Ya çeşme gelip bende kapansa
Ya birlikte bir ağıt olsak”

Çeşmeler ve çeşmeler hayat akar dururlar uzaktan yakından. Yazanın çeşmeler deyişinde su olup çeşmelere karışmak ve o suda susamış bir gönle katılası geliyor sözlerin ahenginde.

Ayinler / 1976-1977

Onuncu sağnak: kuş sağnağı. Simurg örneği. Öteye doğru. Daha öteye.daha öteye.

“değişmek mi bir mahkumluğu başka bir mahkumlukla!
Ay ve yıldızların elleriyle onanmaz dünya.”

Leyla ile mecnun / 1974-1977,1980

Onbirinci sağnak: sevgi sağanağı. Masallaşan gerçek. Çile ve gönül prizmasından geçen yedi rengin tek hakikat ışığına dönüşmesi.

Her şairin bir Leyla-mecnun risalesinin olması gerekli midir tartışılır ama Karakoç bu risaleyle bir gerçeği yeniden bize fısıldar gibi.

“çöle vahiy indi: dümdüz ol ve hazırlan
Kumlarını düzelt suyunu damıt ve yellerin bahara dönsün”

Başlangıcından sonuna kadar giden bir hikaye zinciri gibi anlatılan bu bölümde şair’ce düşünüşleri de görüyoruz.

Ateş dansı / 1978-1982

Onikinci sağnak: güz sağnağı. Suyun alacakaranlığı yankısına dönüşü, sarıp dökülürken çınarların yaprakları.

“bir gün bir uğurlu doğru saatinde
Kız kulesi bir zafertakı gibi yükselir”

Alınyazısı saati / 1979-1988

Onüçüncü sağnak: kış sağnağı, ölüm. Sonra çark bir daha dönecek. Diriliş

“bütün dünya mahkum gibi
Yalnız sen hürsün sabah yıldızı
Bizim zincirle bağlı yer yanımız kolumuz kanadımız”

Bir sonu yazar gibi bu bölümde. Ölüm. Çark bir daha dönecek ve çarkın dişlileri yeniden başa gelecek. O zaman Diriliş yeniden olacak

“nokta tüm cümlelerin başlangıcıdır”
Hallac-ı Mansur.
685 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Sezai Karakoç İslami düşüncelerini geleneksel şiir anlayışında değil, modern şiir tarzında vermiş, batı edebiyatına da hakim olduğu buradan anlaşılıyor. Şiirlerinde dinsel hikayeleri de daha çağdaş bir anlatımla bize sunuyor. İmgelemeyi de ustaca kullanan Karakoç'un özellikle gülü bir kurtarıcı olarak şiirlerinde çokça kullandığı görülüyor. Şiirini daha çok özüne önem verir şekilde kapalı bir anlatım üzerine kurmuş. Ağır ağır okunması gereken güzel bir eser.
685 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Cahit Sıtkı "yaş otuz beş yolun yarısı eder" demiş 45 yaşında ölmüştü. Sezai Karakoç ise "uzatma dünya sürgünümü benim" demiş ve 85 yaşında yaşıyor. Görüyoruz ki ne istersek, ne düşünürsek, beklersek o bizim imtihanımız oluyor.
Karakoç "insandan insana şükür ki fark var" diyerek belki de en güzel duayı bizlere öğretmiş...
Karakoç "af dilemeye geldim affa layık olmasamda" diyerek acziyetimizi belirtmiş...
Karakoç "Suna dedimse sen Leyla dedimse sen" diyerek her yerde aşkı özetlemiş...
Karakoç "Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için" diyerek her yerde Sevgiliden iz görmüş...
Karakoç "Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır" diyerek bizleri kaderimizle yüzleştirmiş...
Karakoç "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" diyerek karanlıkların ardındaki ışığa el etmiş...
Karakoç "Leylasız hayat Mecnun olmaktan beter" diyerek Mecnun gönüllerdeki yangını bilmiş...
Ve Karakoç aşkını gizlemiş aşkını özlemiş aşkını bakın nasıl özetlemiş:

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza,
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler...

Keyifli okumalar...
685 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Huhuu! :) Tayfun,orda mısın? :)Altın kapılarımız kan oldu Tayfuuuun! :) Nerdesin? Tayfun'un beynine oksijen gitmediği için beyin ölümü gerçekleşmiş sanırım.O zaman olmayan beynine el Fatiha.Neyse,kulpu kırık çaydanlığı boşverelim.Yaşayan en büyük iki şairden biri saydığım Sezai Karakoç'un incelemesine onun cenabet adını karıştırmayayım :) hahahahah :)

İncelememe dönecek olursam;lisedeki edebiyat öğretmenimin,bana edebiyatı ve şiiri sevdiren insanın, ona yönelik tespitlerini aktarayım."Sezai Karakoç büyük şair.O kadar büyük bir şair ki,şiirlerinde metinler arası geçiş vardır fakat bunu fark edemezsin.İmgelerle yüklüdür.O da;Nazım nasıl Mayakovski'den etkilenmişse,Tezer'in Pavese'si varsa,Nilgün'ün Plath'i varsa o da birçok şairden etkilenmiştir.Ama okuduğunda özgün imgelerle yüklü sanırsın"demişti.Ben bu kadar imgelerle yüklü ve sözü yormadan şiir yazan şair görmedim.İbrahim Tenekeci'nin neden İsmet Özel ve Sezai Karakoç'tan etkilendiği besbelli.

Kitabı araştırdığımda birçok şiir kitabından alıntılarla dolu olduğunu ve kitapların kronolojik sırayla şiirlerinden hazırlandığını öğrendim.Coktan bitirdi ve akıcıydı fakat kitabın arasında 6 kitap bitince uzadı :)

Okuyun değerli kitap dostları.Şiiri sevdirir bu kitap.
685 syf.
·Beğendi·10/10
“Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.”


“Sen bir rüya geceleyin gündüzün
Sen bir yağmur ince hazin
Sen şarkılarca büyük uzun
Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın”
685 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Türk şiirinin en iyi şairlerinden biri kabul edilen Sezai Karakoç'un bütün şiirlerinin  toplandığı bir külliyatı.. Epeyce kalıplı olan kitabın içeriğinde din, iman, tasavvuf, tarih bilinci, umut, çile, aşk ve pek çok alanda şiirler mevcut.
Şiirler konusunda fikir yürütmek haddim değil ancak bilinen şiirleri dışında pek hoşuma giden şiir göremedim. Ya da bana hitap etmedi. Çoğu anlaşılmaz kalıpta ve birbirinden kopuk mısralardı. Belki de durum İngiliz şairin dediği gibidir; #47614006
685 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Doğu'nun yedinci oğlu Sezai Karakoç'un şiirleri mutlaka okunmalı...Şiirlerinde yetkin bir duyuşun gürül gürül akışını duymamak mümkün değil.. Din ve sanatı biraraya çok güzel getirmiş..
685 syf.
·Beğendi·10/10
Şiirin bilgesidir Sezai Karakoç. Şairlerin değil şiirin. Şair bir şey anlatma derdini ilk sıraya alarak yazmaz şiirini. Fakat şiir hep bir şeyler anlatır. Hatta şiirin gerçek kimliğini anlattıklarından deşifre ederiz. Şiirin kurgusunu anlamak, öğrenmek isteyenler için Karakoç'un bu toplu şiirlerini bastığı kitap öğretmendir. Kitap içindeki her bölüm kendi içinde bir bütünlük arzettiği gibi bölümler arası da mükemmel bir plan sizi karşılar. Kitap yazılmamış bir nevi bina edilmiş gibidir. Sezai Karakoç ve şiirleri üzerine söylenecek çok söz var esasen lakin cüretimi aşmak istemediğimden burada bırakıyorum. Ve içinden MASAL şiirini defalarca okumanızı tavsiye ediyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gün Doğmadan
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
685
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789264552654
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitap, yayınlarımız arasında Şiirler adı altında çıkan dokuz kitapta yer almış olan şiirlerin, mümkün olduğu ölçüde kronolojik sıra gözetilerek, yeniden düzenlenmiş toplu basımıdır.
Bölümlere, yorum için, ufak ipuçları eklenmiştir.

Kitabı okuyanlar 375 okur

  • Bilal KURTBEYOĞLU
  • "Kul"
  • Dr. Ertuğrul Karaca
  • M.Salih ASLAN
  • _D_M_
  • Esmeralda
  • Mr Nobody
  • Sezen
  • Fetih fener
  • Muhammed KARABEY

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%27.1
25-34 Yaş
%40
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%3.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.6
Erkek
%47.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%56 (65)
9
%20.7 (24)
8
%15.5 (18)
7
%6 (7)
6
%0
5
%0
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.9 (1)

Kitabın sıralamaları