·
Okunma
·
Beğeni
·
43.182
Gösterim
Adı:
Gün Uzar Yüzyıl Olur
Baskı tarihi:
Haziran 2000
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799754061610
Kitabın türü:
Orijinal adı:
И дольше века длится день
Çeviri:
Mehmet Özgül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Baskılar:
Gün Olur Asra Bedel
Gün Olur Asra Bedel
Gün Olur Asra Bedel
Gün Olur Asra Bedel
Gün Uzar Yüzyıl Olur
Yaşayan en büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, 1928'de Kırgızistan'ın Frunze kentinde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bitirdi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların geleneklerini ve yaşam biçimlerini, sevinçlerini ve acılarını, duygulu olduğu ölçüde gerçekçi bir dille ve evrensel boyutlarda anlattığı roman ve öyküleriyle kısa zamanda tanındı. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanan Aytmatov'un yapıtları çeşitli dillere çevrildi ve ona uluslararası ün kazandırdı.
Cengiz Aytmatov'un tüm yapıtlarını, 4 cilt halinde, Mehmet Özgül'ün yetkin Türkçesiyle Rusça aslından tam olarak okurlarımıza kıvançla sunuyoruz.
400 syf.
·8 günde·Puan vermedi
"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi.
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında, ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi...”

Sanırım kitaba başlar başlamaz ilk bu cümleler ilgimi çekti. Çünkü bu cümleler romanın her bölümünde tekrarlanır.
Kitabı bitirmeden merakımı gidermek için küçük çaplı bir araştırma yaptım anlamı ne olabilir diye:
Stalin'in yönetimindeki komünist Rusya'yı tasvir eden cümlelerdir; tren yolları Kafkaslarda Komünizmin en önemli iletişim ve ulaşım ağıydı.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich Meridyenlerinden başlıyorsa,  bu yerlerde de mesafeler demiryolluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya,  batıdan doğuya gider gelir... Gider gelir...

Kitap 1980'de  ilk olarak“Gün Uzar Yüzyıl Olur “  adıyla yayınlanmış. Bir çok basım da olduğu gibi Türkiye de de  " Gün Olur Asra Bedel olarak yayınlanmıstır. (Bence bu ismim daha çok anlatmış kitap içeriğini ). 157 dile çevrilmiştir diye bir şey okudum  sayı olarak kesin  doğrulugundan emin değilim ama bir çok dile çevrildiği kesin. Evrenselleşmiş bir eser çünkü.
Ve sanırım  en önemli bir şey daha var ki; kitap sovyetler yönetimi tarafından sansürlenmiş ve Aytmatov yasaklanan bölümü "Cengiz Han'a Küsen Bulut" olarak sonradan yayınlamıştır.
(Kitabın bir parçası olduğu için onuda alıp hemen okumayı düşünüyorum.)

"Vahşetin Davulları" olarak kitabın film uyarlaması da yapılmıstır.

Kitap hakkında genel bilgilerden sonra içeriğine geçeyim artık :)

Her şey, bir devenin sırtında, cenaze konvoyunun en önünde giden Yedigey'in bilincinde oluşur ve gelişir.
Bir ölümün ardından geçmişe dönüp sorgulama, kültüründen değerlerinden uzaklastırılan insanlar, Sovyet rejiminin yanlışlıkları ve bu yanlışlıkların açtığı acı sonuçları gibi konuları ele alan bu roman insana insanlığını hatırlatıyor.
Geçmiş ve gelecek bir arada işlenmis.
Yaşanmış olan bir güne (24 saat) koca bir kültürü ve gelecekte olabilecekleri sığdırmış mükemmel bir kitap.
Ayrıca o dönemin Sovyetler yönetimine karsı bir başkaldırı bir isyan romanıdır. (Bazı yerlerinin yasaklanmasının en büyük nedenlerinden zaten)
Kitabın içeriğinde bulunan (bana göre kitabın en can alan kısmı) "mankurt" kısmıysa bu kitapla birlikte bir terim olarak Dünya Edebiyatı'na girmiş. (Özellikle bu kısmı dikkatle ve üstünde düşünerek okumanızı öneririm. Çünkü öyle basit okuyup geçilecek bir yer değil. İnsanı sarsacak nitelikte).
Geçmişin efsaneleriyle geleceğin bilim kurgusunu birlikte anlatıldığı çok farklı bir anlatım, yazım tarzı var kitapta.


Kitaptan kısa bir alıntıyla da bitirmek istiyorum:
"Oysa düşünmek her zaman acı veren ağır bir iştir."
413 syf.
·6 günde·10/10
Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabı bazı yayınevlerinde Gün Uzar Yüzyıl Olur şeklinde çevrilmiştir. İçeriği ile ismi bütünleşik böylesine kitaplara çok nadir rastlanır diye düşünüyorum. Gün uzar yüzyıl olur. Bir gün bir insana nasıl yüzyıl gelebilir diye düşünüldüğünde elbette akla bir ölüm gelir ve o an geldiğinde insan kendini zamandan soyutlar ve çok farklı bir boyutta geçmişi ve anıları ile yüzleşir.

Kitap bir tilki üzerinden bozkırın betimlemesi ile başlar ve okur, o betimlemelerde daha ilk andan Aytmatov’a hayran kalır. Hayran kalmamak elde mi! Okuru mest etmek için kelimeleri ve cümleleri usta kaleminin mürekkebini herhangi bir kâğıt parçası ile buluşturması yeterli. Aytmatov da gözlemlediğim sadece betimleme yeteneği mi kesinlikle hayır. Tüm samimiyetimle ifade etmek isterim; ben bu zamana kadar okuduğum kitaplar arasında böyle bir anlatım biçimi görmedim. Aytmatov bir olayı anlatırken kimi zaman bireyler üzerinden, kimi zaman tren gibi cansız nesneler üzerinden kimi zamanda kuş veya tilki gibi bir hayvan üzerinden yazımını güçlendiriyor. Sanki elinde bir kamera varmışçasına farklı farklı açılardan olayı, bireyleri ve ruh hallerini okuyucuya gösterircesine yazımda bir ustalık sergiliyor.

Aytmatov’un kitabında oluşturduğu karakterler hayatın içerisinden basit ama hep iyi insanlardı benim nazarımda. Öyle ki Aytmatov kötü karakter dahi yaratamayacak kadar iyi bir insan izlenimi bıraktı bende. Peki, kitapta kötü olan neydi? Kitapta kötü olan devlet ve politikalarının yanında doğru ve yanlışı ayırt ederken başkasının vicdanlarına sığınan bireylerdi.

Kitap bünyesinde farklı farklı efsanelerde Aytmatov’un usta kalemi ayrıcalığı ile okura yansıtılmıştır. Mankurt efsanesi, Ana-Beyit efsanesi, Raymalı Ağa efsanesi gibi. Okuyup da hüzünlenmemek ve ders almamak bir okuyucu için büyük bir kayıp olurdu.

Okur, Sarı Özek Bozkırının ıssızlığında yaşam mücadelesi veren insanların iç ısıtan hikâyelerini okurken insanın ne kadar erdemli ve önemli bir varlık olduğu kanısına varırken diğer yandan Uzay hikâyelerine geçildiğinde, aslında aynı insanın ne kadar aciz ve küçük bir varlık olduğu kanısına vararak çelişkiye düşebiliyor.

Gün Uzar Yüzyıl Olur, benim nezdimde her bir bireyin okuyup üzerine konuşması ve edinimler elde etmesi gereken bir kitaptır. Okuma kararı alıp okuduktan sonra beğenmeyen olursa beni bulabilir herkese keyifli okumalar dilerim.

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...
Bu yerlerde demir yolunun her iki yanından ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demir yoluna göre hesaplanırdı...
  • Toprak Ana
    8.8/10 (2.668 Oy)2.555 beğeni8.912 okunma1.594 alıntı37.700 gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.3/10 (2.753 Oy)2.629 beğeni10.441 okunma1.285 alıntı42.657 gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (2.244 Oy)2.220 beğeni8.937 okunma1.037 alıntı33.518 gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.8/10 (1.755 Oy)1.546 beğeni9.234 okunma899 alıntı28.343 gösterim
  • Od
    8.5/10 (2.718 Oy)2.733 beğeni10.982 okunma2.527 alıntı42.702 gösterim
  • Yaban
    8.2/10 (1.822 Oy)1.712 beğeni8.996 okunma1.164 alıntı28.184 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (3.346 Oy)3.302 beğeni11.241 okunma2.115 alıntı59.809 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (4.060 Oy)3.973 beğeni12.220 okunma5.574 alıntı116.733 gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.8/10 (2.802 Oy)2.562 beğeni7.891 okunma992 alıntı44.226 gösterim
  • Beyaz Diş
    8.4/10 (3.149 Oy)2.995 beğeni12.814 okunma1.636 alıntı69.118 gösterim
413 syf.
·3 günde·8/10
''Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.''
TOLSTOY

Bu kitabımız da bir yolculukla başlıyor. Dostluğun timsali denebilecek kadar birbirine sımsıkı bağlı iki kişinin, yaşanan kötü bir olay üzerine çıktığı yolculukla. Şartlar nedir? Koşulların zorluğu nasıl atlatılır diye pek bir düşünceye dalmadan, yapması gereken en önemli şeyleri atlamayıp hiçbir şeyi göz ardı etmeden çıkılan bir yolculuk. Ne olabilir ki derseniz bu şartlar; Sarı-Özek bozkırının amansız mevsimleri derim. Çetin kış şartlarında günlerce yağan kar altında, evlerine hapsolmuş insanlar düşünün. Yazın sıcağında, kavuran güneşten biraz da olsa kurtulmak için ne içine girilecek bir göl, ne de içinden testilerce taşınıp, kana kana su içilecek bir kuyusu var. Hayır, tabii ki teknoloji falan yok. İkinci dünya savaşından biraz sonrası. Ne elde var ne de avuçta. Herkes sefil, herkes darlıkta. Bu şartlara göğüs germenin, diri kalmanın tek yolu birlik olmak. Aile gibi olan bir avuç insanın dayanışmasının ve hayata tutunmasının hikayesi. Tek gelir kaynağı Boranlı Tren istasyonu. Ekmek tekneleri. Kazangap bu ekmek teknesinin direği. Yıllarını, emeğini, her şeyini bildi bileli buraya bağlı olarak yaşayan ve şartlara aldırış etmeden hayatta kalan amansız biri. Yedigey ise onun sayesinde buraya yerleşiyor ve hayatının en büyük travmasını Kazangap sayesinde atlatıyor. İşte yolculuğumuza başlamadan önce bilmeniz gerekenler bunlar.


Kazangap; yiğit, babacan, herkesçe sevilen, saygı duyulan ve Boranlı tren istasyonuna ömrünü vermiş bir işçi.
Yedigey; savaşta geçirdiği günlerin etkisini Kazangap sayesinde atlatan, duygusal yönü daha ağır basan, insanlara yardım etmeyi seven, fedakar biri.
Karanar; dillere destan bir soydan gelen ve örnek teşkil edecek kadar eşsiz bir deve.

Haydi şimdi dillere destan Karanar'ı süsleyip çıkalım yolculuğumuza.
Bu yolculukta nelerle karşılaşacağız bir bilseniz. Yola çıkarken savaş yıllarına gidiyoruz. Kahramanlarımızın savaş zamanı neler yaptığına dair bilgiler de böylelikle edinmiş oluyoruz. Biraz daha zaman geçiyor şehre bir yabancı geliyor. İşte Tolstoy'un dediği iki olay da gerçekleşiyor ve hikayenin en tatlı kısmı burası. Aslında yabancı ve ailesi sürülüyor desek daha doğru. Savaş yıllarının etkisini kötü üzerinden atamayan ve gidecek başka hiçbir yeri olmayan bir aile. Öyle dolu dolu yaşıyorlar ki. Öyle dört elle sarılıyorlar hayata. Emek verip çabalıyorlar evlatları, tek geçim kaynakları için, insanın imrenmemesi olanaksız. Bu hikayenin de en güzel yerlerine onları yerleştirmiş yazarımız. Keşke öyle devam etseydi. Elbet bu güzel günler bitiyor, ve tatsızlıklar boy gösteriyor. Düşünce yapısının değişik olduğu, farklı rejimlerin boy gösterdiği dönemlerde yaşamanın en acı halini gördüm ben bu kitapta. Görmez olaydım. İnsanın, okuduğu kelimelerle bile acı çekmesi bile mümkünmüş. Ben o dönemde acı çektim.

Biraz daha ileriye gidiyoruz, yaşadığımız enkazın yıkıntılarının altından ne çıkarırsak kardır diyoruz. Daima güzellik, iyilik peşinde hareket ediyoruz ama musibetler yakamızı bırakmıyor bir nefes alamıyoruz. Türlü türlü hikayeler öğreniyoruz. Kitabın en sevdiğim diğer bölümleri diyebilirim. Mankurt kime denir? Ana-Beyit mezarlığının hikayesi ve Raymanlı-Aga efsanesi. Kitabı okuyacak olanlar, bunları başlarda sürekli duyacaksınız. Ama gerçekten hikayenin anlatılışına kadar bekleyin. O zaman yaşayacaksınız ve o acılar sizin de yüreğinizde iğne ucu gibi saplanıp kalacak.

Yolculuğumuz nasıl geçiyor nasıl bitiyor diye merak ediyorsanız, ben de merak ediyorum. Tam olarak bitirmek için diğer kitabını okumamız gerekiyormuş.
Cengiz Han'a Küsen Bulut

Yazarın, böyle yürek burkan olayları nasıl bu kadar akışkan bir hale getirdiğine şaşırdım. Okuduğum diğer yazarlara göre çok farklı bir akıcılığı vardı kitabın ve kültürleri olsun, halkın yaşadığı zorluklar olsun, ne kadar çeşitlilik olursa olsun yazar hepsini ustalıkla bize aktarmış. Her okuduğum cümlede sanki daha fazla kitap beni içine çekiyordu ve kitapla gitgide daha çok bağlandım. Uzak kaldığımda ise acaba kitabın karakterleri şimdi ne yapıyor diye meraklandım. Böyle içli dışlı oldum okurken kitapla. Eminim içine giren herkesin imreneceği dostluklar, çekeceği acılar, tadacağı mutluluklar var bu eserde.


Cengiz Aytmatov ile tanışmak için çok güzel bir kitaptı. Tadı damağımda kaldı. Bu kitabın ismi başka bir şey olamazdı bence. Böyle güzel işlenmiş olayların değerini anlatacak en güzel isim Gün Olur Asra Bedel
413 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Yine nereden başlayacağımı bilemiyorum.Günlerdir aldığım grip,hapsolduğum ev ve aklımdaki türlü düşüncelerle parça parça okuyabildiğim,bir kitap dostundan gelen bu ince hediyeyi,bu muazzam eseri incelemek zor olacak.Yahu o değil de incelemelere neden kendimle ilgili önsöz yazıyorsam,bu alışkanlık nerden bulaştı bilmiyorum ama pek hayra alamet değil :)

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi.Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...

Okuyanlar bilir bu girizgahı..Belki çoğumuz atlamışızdır belirli bir zamandan sonra..Okumaya lüzum görmemişizdir..Belki serebral korteksimizin,hipokamusumuzun ya da bilmem beynimizin herhangi bir bölgesinin alışmasından atladığımız bu bölüm bana göre kitabın kalbi.Zira o yerlerde her şeye rağmen trenler gider gelir.Bir taraftan Amerika-Rusya uzay araştırmaları yaparken,bir tarafta nayman ana mankurtlaşmış oğlunu ararken ve bir yerlerde Yedigey yasak aşkının katmerlenen ızdırabını duyarken,arkadaşını toprağa vermenin acısını yaşarken ve bir yerlerde bizden habersiz uzayda canlılar yaşarken o trenler gider gelir,gelir gider..Nasıl ki bize bir harita çizilmiş ve dünya merkezi Greenwich olarak gösterilmişse o bozkırlarda merkez trenlerdir.Ve bu tren metaforu yahut motifi hep evrendeki akışı,oluşu ve mukadderatı ve buna müteaip fatalist bir dünyanın seceresini çıkartır.Yani hayat her şeye rağmen devam eder.Acısıyla tatlısıyla var olacaktır ve bizler o trenler kadar kalıcı olamayacak varlıklarız.

Onun dışında bilim-kurgu tadında verilen uzay hikayesi..Aslında romanın beyni de o kısımdır.Bir yerlerde bizden ayrı canlılar ararken ve o canlıları bulurken ne kadar hazırlıksız olduğumuzu,öldürmek,şiddet ve sömürgeciliğin ruhumuza nasıl işlediğini gösteren bir yolculuktur o uzay yolculuğu.Bir taraftan Yedigey ve onun cefakar arkadaşlarının hayatını anlatırken kominizmin yarattığı faşizmin,acımasızlığın trajedik anlatısı dizilirken bir tarafta da bir uzay hikayesiyle ütopik bir sosyalizm vurgusu.Ve insanoğlunun gerçek yüzü.Sosyalizme insanoğlunun uyum sağlayamayacağı yani istemeyeceği çünkü insanoğlunun sömüren bir varlık olması,kötülüğe yatkın doğası..Ve bu doğaya alenen hizmet eden bilim dünyası..Bilimin sömürgeciliği ve seçiciliği..

Belki bir çoğunun istediği bir inceleme olmadı..Yedigey'in iç dünyası,Kazangapla dostuğu,Karanar'la bağı,Sabitcan'ın vefasızlığı..Okuyanlar için bunları anlatmanın gereği yok.Benim aldığım mesaj şu şekilde..Uzay'da bizden habersiz başka canlılar olabilir.Bunlar barış içinde yaşıyor olabilirler.Bize de böyle bir sistem gelebilir ama dünyadaki yüksek mercilerdeki insanların işine gelmez ve bilim de buna göre hareket eder.Yani salt pozitivist aklın mutlak zalimliği,duygusuzluğu..Sadece bilimle iyi bir dünya kurulmayacağı..Haritaların bile sömürgeciliğe göre çizildiği ve bazı yerlere doğu-bazı yerlere batı dendiği gibi..Ve hayatın akışı..Her şeye rağmen devam edişi insanların mankurtlaştırışı..Şu an teknolojik aletlere yapılan uzaktan kontrol,denetim toplumu anlayışı gibi mankurtlaşmanın o dönemde sosyolojik bir takım göndermeler içermesi..Vesaire..

Diline gelecek olursak;çok sade,süssüz,gösterişsiz..Söz sanatlarına girmeden,ağırlaştırılmadan yalıtılmış bir bilinç akışı.Ve bir varoluş bulantısının geçmişle harmanlanmış,gayet yalın anlatımı.Yani söz gelimi nasıl ki bazıları ideolojik okuma yaparsanız doyurucu bulursunuz.Duygusal bir okuma yaparsanız da doyurucu bulursunuz.Sarı Özek'te bazen üşür,bazen kavrulursunuz.Bazen uzaya çıkar Orman-göğüslülerle konuşursunuz..Yani her bakımdan nitelikli ve anlaşılır bir eser.Kısacası tam anlamıyla bir başyapıt..

Son söyleyeceğim söz ise;Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi.Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...

İyi okumalar..
413 syf.
·4 günde·9/10
Öncelikle Hercaiokumalar /Ayşe Hanıma, sonra inci e, https://1000kitap.com/JayGarrick a, Mehmet Y. beye çok teşekkür ederim güzel incelemeleriyle bu yazarın beni çağırmasında etkili oldukları için. Nasıl bir yazarmış Cengiz Aytmatov!

Aşık Veysel'in türküsünde geçer. 'Yol bir dakka miktarınca, gidiyorum gündüz gece, gündüz gece, gündüz gece...' Zamanın izafiyetinden mi kaynaklanır bu yoksa, ömrün kelebek olup uçmasından mı bilmem ama bir gün olur ki asra bedel geçirirsin, yaşadıkların şerit olur da gözünün önünden geçirirsin; ruhsal yaraların olur da akıl süzgecinden geçirirsin; gücün kuvvetin yerinde olur da kendince dünyayı ele geçirirsin (o dünya küçük bir mezarlık olsa da). Böyle duygular uyandıran bir kitap.

İyi insanların en belirgin özelliklerinden biri de herkesi kendi gibi sanmaları sanırım. Yedigey baş karakter. Kişi kendinden bilir işi, sürekli yanlış tahminlerde bulunuyor cereyan eden durumlar karşısında o saf, güçlü ama bir yandan kırılgan kalbiyle. Abutalip bir zamanlar yitip giden aydınlığın, karısı fedakarlığın namusun temsili. Karanar'sa heybetiyle, erkekliğiyle, gücüyle Yedigey'in yar ve yardımcısı bir deve. Develerin ömürleri 40 50 yıl olurmuş, ömürlük arkadaş yani.

Aytmatov'un milletinin efsanelerini, masallarını, türkülerini, şiirlerini ilmek ilmek hikayeye işleyen; coğrafyasının acılarını, kahramanlıklarını, yüzümüze çarpan; koca bozkırın 8 haneli bir istasyon köyündeki kahramanlarının hayatlarından önemli kesitleri arka planda Ekim Devrimi, İkinci Dünya Savaşı, Stalin'in ölümü, Kruşçev'in iktidarı devralışı gerçekleşirken sunan, duygusal, etkileyici, dramatik, çarpıcı ve sürükleyici, yani dolu dolu bir şaheser.

Ve bilim kurgu kısmında da iletişimsizlik, önyargılar, yargısız infazlarla gümbür gümbür bir dünya. Tabii ki, daha ne bekliyoruz ki bunca savaş tarihinden sonra.
413 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Cengiz Aytmatov'un en bilinen, en beğenilen kitabıdır sanırım Gün Olur Asra Bedel... Ayrıca tüm zamanların en güzel kitap isimlerinden birine sahiptir. Sadece adı bile bir kitap özetidir aslında...

Cengiz Aytmatov'un en sevdiğim özelliği hayatı olabildiğince minimalize edip küçücük bir dairenin içinden devasa hayatlar çıkartabilme kabiliyetidir. Okuduğum iki kitabında da aynı tarzı, olağanüstü kurgularla sunmayı başarmış... Bu aslında bir yazarın kendi duvarlarını aşmasıdır. Yazar, elindeki sınırsız imkanı kendi elleriyle daraltıp, o küçücük düşsel patikadan okyanusun yolunu bulmayı başarıyor. Elindeki malzemeleri olabildiğince azaltıp, o malzemelerle herkesin hayran kalacağı bir yemek hazırlamak gibi...

Dünyasını küçültüp dünyaya meydan okumak, zamanı daraltıp asra bedel bir günün hikayesini yazmak ancak Aytmatov gibi bir yazarın altından kalkabileceği nitelikte bir iş...

İkinci hayran olduğum tarafı ise, küçük hayatların, sadece sahip oldukları ile dünyanın en mutlu hayatlarına dönüşebildiğini okuru tatmin edecek şekilde açıkça gösterebilmesidir. Aytmatov o insanları anlattıkça siz ister istemez kendi dünyanıza döner, kendi hayatınızı sorgularsınız. Sizi sınırsız olanaklara rağmen mutsuz eden şey ile onların mutluluğunu karşılaştırır, nedenleri ve sonuçları düşünürsünüz... Hatta belki dünyaya yüklediğiniz anlam bile değişebilir...

Aytmatov hayranlığımın bir başka nedeni ise, dünyanın unuttuğu, kimsenin haberinin dahi olmadığı, hayatın en uzak ucundaki silik bir köyün hemen yanı başına evrenler arası seyahat edebilen insanların olduğu bir uzay üssünü inşa edebilecek kadar sınırsız bir hayal gücüne sahip olmasıdır.

Eğer günün birinde kendinize bir iyilik yapmak isterseniz, ilk adımı bu kitabı okumaya başlayarak atabilirsiniz... Herkese keyifli okumalar...
413 syf.
·5 günde·9/10
Bu yerlerde trenler dogudan batiya,batidan doguya gider gelir...gider gelirdi...
Yedigey ile vefayi,Kazangap ile gelenekleri ayakta tutmayi,Sabitcan ile toplumdan uzaklasmayi ve onun nasil kucumsendigini akici ve cok guzel bir dille anlatmis Aytmatov. Icinde cok guzel efsanevi hikayelerede yer verilmis harika bir roman...
413 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Şu anda, bir Cengiz Aytmatov kitabı daha okumanın büyük memnuniyetini, aldığım keyfin mutluluğunu yaşıyorum adeta. Ama kitap bittiği içinde aynı zamanda üzülüyorum. Bir yandan da, yazarın başka bir kitabını elime alacağım günlerin özlemini içimde hissetmeye başlıyorum.

Yazar bu kitabında, aslında tek bir günün hikayesini anlatıyor ama yaşayanların iç dünyasıyla bir kaç ömürlük bir süre anlatılıyor sanki.

Yazar bizi bu defa eski Sovyetler Birliği'ndeki bir bozkırda bulunan küçük bir tren istasyonunda yaşayan az sayıdaki insanın hayat mücadelesine götürüyor. O gün o istasyon da, kırk yılı aşkın bir süredir görev yapan Kazangap ismindeki kişi ölmüştür ve başta emektar Yedigey olmak üzere, oradaki insanlar ölen kişiye cenaze töreni düzenleyip toprağa vereceklerdir. Ama aynı zamanda ve aynı gün,dünyada tüm insanlığı sarsacak bazı olaylarda yaşanmaktadır. İşte kitapta o gün yaşanan, sadece bir değil neredeyse asırlara bedel olaylar, anlık ve geçmişe dönük olarak bize yansıtılmaktadır. Bu arada geçmişte yaşandığı var sayılan bir kaç efsane de o günle bağdaştırılarak okuyucuya aktarılmaktadır.

Yazarın bazı kitaplarında yardımcı karakter olarak bir hayvan seçme alışkanlığı bu kitabında da ortaya çıkmış olup, buradaki hayvan bir devedir. Karanar adındaki devenin hayatını okurken aynı zamanda da bizlere, develer hakkında geniş bir bilgi verilmektedir.

Cengiz Aytmatov kitapları hakkında çok fazla şey yazmak bence gereksiz. Yazarın tüm kitapları gibi bu kitabının da büyük bir beğeniyle okunacağı kanaatindeyim ve mutlaka okunmasını da tavsiye ediyorum.
413 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Muhteşem bir giriş, ardından insanı içine hapseden hayattan kısa dokunuslarla devam eden ve ucu açık bir son. Aytmatovun sembollestirdigi kavramlar ve her an karşımıza çıkabilecek kişiler ile ortaya çıkardığı okumaya değer değil, okunması şart bir kitap diyorum. Bu kitapta iyiliği Kazangab, dostluğu Yedigey, olgunluğu Ukubala, mucadeleciligi Abutalip ve Zarife, mutlugu çicuklar, kibiri, Sabitcan, kuralcilik ve kini Müfettiş Tansikbayev temsil ediyor. Kahramanlar üzerinden yurursek örnekleri cogaltabiliriz. Aytmatov ideal toplum utopyasini Orman-goguslulerle ortaya koymuş. Rus ve Amerika heyetleri ise dünyanın gerçek yüzü tabiki. okudukca sorular sordurup dusundukce cevaplar bulduruyor. Okumayi birakyiginizda bile dusunerek kitabi okumaya devam ediyorsunuz. Sonunu merak ettiğimiz için değil olaylara kendi açımızdan yorumlar getirdiğiniz icin siddetle üzerinde duruyorsunuz. yüzyüze olunca üzerinde çok konuşulacak bir kitap. Yukarıda da dediğim gibi okunmaya değer değil okunması şart.
413 syf.
Asra bedel bir gün... O güne sığan kocaman bir ömür... Dostluğu da kavgayı da sonuna kadar yaşayan iki yürek... Onlara eşlik eden iyi insanlar... Sarı-Özek bozkırında verilen hayat mücadelesi.
Kitabı okurken o çölün sıcaklığına, ayazın ve karın en soğuk haline şahit oluyorsunuz. Savaştan çıkmış bedenlerin verdiği hayat mücadelesini onlarla birlikte yaşıyorsunuz. Hayata tutunma çabalarını okudukça şikayet ettiğimiz şeylerin basitliği karşısında eziliyorsunuz.
Boranlı Yedigey'in, can dostu için çıktığı yolculuk aslında hayatının özetini çıkarmasına, yaşadıkları anıların tazelenmesine sebep oluyor.
Savaştan sağ dönmeyi başaran Yedigey, Boranlı da, Sarı-Özek çölünün ortasında eşiyle birlikte hayata tutunmaya çalışırlar. Onların en büyük destekçisi Boranlı istasyonunda yıllarını harcamış olan Kazangap'tır.Birlikte Sarı-Özek çölünün ağır şartlarına göğüs gererler. Bu ağır şartlar altında o çölde yolları bu sefer Abutalip'le kesişir ve artık olaylar bu üç ailenin etrafında şekillenmektedir. Sevinçleri, hüzünleri hep birliktedir. Ve biz bu birliği her olayda, her satırda en güçlü haliyle okuyup yaşıyoruz.
İşte bu kadar mükemmel anlatılan bir hayatta Cengiz Aytmatov gibi güçlü bir yazarın kaleminden çıkardı bence. Dili, anlatımı, olaylara bakış açısı, cümlelerinde kullandığı sade kelimelerle bize yaşattığı duygu yoğunluğu... İnsana daha ne olsun dedirtecek cinsten.

Keyifli okumalar...
413 syf.
İsmi güzel , okuması daha da güzel eser. Üniversitedeki hocam sağolsun tavsiye etmişti. Bir solukta okudum. Hem beynimde hem de kalbimde yer etti. Umut ve korkuyla bezenmis bir Kırgız anası. Nayman Ana'nin mankurt oğlu hala gözlerimin önünde bir film sahnesi sanki. Romanda dönemin siyasal ve toplumsal olayları çok yerinde verilmiş. Hic sıkmıyor , üstelik merak da uyandırıyor. Anlatım tekniği ve kurgusu çok sağlam. İçeriği yoğun ve doyurucu. Ayrıca Abutalip Kuttubayev'in tutsak olduğu bölümler yarım kalmış. Roman bitince insan bir eksiklik hissediyor. Okuyacak kitapseverlere tavsiyem döneminde yasaklanmış olan ve sonrasında "Cengiz Han'a Küsen Bulut " adıyla yayımlanan kitabı okumaları. Çünkü ancak o zaman taşlar yerine oturuyor. Keyifli okumalar.
"Asıl mesele de bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur..."
Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir..
Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gün Uzar Yüzyıl Olur
Baskı tarihi:
Haziran 2000
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799754061610
Kitabın türü:
Orijinal adı:
И дольше века длится день
Çeviri:
Mehmet Özgül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Baskılar:
Gün Olur Asra Bedel
Gün Olur Asra Bedel
Gün Olur Asra Bedel
Gün Olur Asra Bedel
Gün Uzar Yüzyıl Olur
Yaşayan en büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, 1928'de Kırgızistan'ın Frunze kentinde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bitirdi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların geleneklerini ve yaşam biçimlerini, sevinçlerini ve acılarını, duygulu olduğu ölçüde gerçekçi bir dille ve evrensel boyutlarda anlattığı roman ve öyküleriyle kısa zamanda tanındı. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanan Aytmatov'un yapıtları çeşitli dillere çevrildi ve ona uluslararası ün kazandırdı.
Cengiz Aytmatov'un tüm yapıtlarını, 4 cilt halinde, Mehmet Özgül'ün yetkin Türkçesiyle Rusça aslından tam olarak okurlarımıza kıvançla sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 8.344 okur

  • GG
  • Esra ÇELİK
  • Gonca özdik
  • Ahmet
  • E. Bahadır
  • Cardi
  • Özgenur YILDIZ
  • Zülfet UZUN
  • Murat Karahan
  • Tuğba Aydoğan Akcalı

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (3)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları