·
Okunma
·
Beğeni
·
122,1bin
Gösterim
Adı:
Gün Uzar Yüzyıl Olur
Baskı tarihi:
Haziran 2000
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799754061610
Kitabın türü:
Orijinal adı:
И дольше века длится день
Çeviri:
Mehmet Özgül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Yaşayan en büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, 1928'de Kırgızistan'ın Frunze kentinde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bitirdi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların geleneklerini ve yaşam biçimlerini, sevinçlerini ve acılarını, duygulu olduğu ölçüde gerçekçi bir dille ve evrensel boyutlarda anlattığı roman ve öyküleriyle kısa zamanda tanındı. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanan Aytmatov'un yapıtları çeşitli dillere çevrildi ve ona uluslararası ün kazandırdı.
Cengiz Aytmatov'un tüm yapıtlarını, 4 cilt halinde, Mehmet Özgül'ün yetkin Türkçesiyle Rusça aslından tam olarak okurlarımıza kıvançla sunuyoruz.
413 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Cengiz Aytmatov'un sanırsam okuduğum dördüncü kitabıydı ve bariz şekilde bir ayrıntı dikkatimi çekti. Sevgili yazarımızın dört kitabında da savaş, illa ki bi yerlerde geçiyor. Aileler savaşlardan etkileniyor veya oğullarını savaşa gönderiyorlar. Hep bir çekilmişlik havası var. Sonra kendimce zor olmayan bir sonuca vardım. (Aslında bu sonuca herkes kolaylıkla varabilir veya çoktan varmışlardır.) Yazarlar, gerçekten de eserlerinde çevresinden, yaşadıklarından etkileniyor. Edebiyat dersinde bundan bize çok bahsettiler ama kalıplaşmış bir cümle oldu gitti zamanla. Anlamına varamamıştım. Ama bunu Cengiz Aytmatov bana kesinlikle kanıtlamış oldu. Sizlerde yazarın hayatını ve kitaplarını okuduysanız bana hak verirsiniz. Cengiz Aytmatov'u bilmeyenler için, yazarın kitapları yanı sıra hayatını da bir okumanızı isterim. Babasının savaşta katledilmesinden dolayı yetim büyümesiyle başlar hayatı. Ve ikinci dünya savaşının yokluğunu sıkıntılarını her şeyiyle yaşayan yazarımız bunları da her kitabına işlemiş. İşte benimde dikkatinize parmak bastırmak istediğim nokta da tam buydu. Basit gibi görünüyor ama beni etkileyen bir durum. Düşünür müsünüz? Hayatınız sıkıntılarla geçiyor, yetim büyüyorsunuz, savaş var, yokluk çekiyorsunuz; tarlada, dağda, bayırda çalışıyorsunuz, sevdiklerinizi ölüme gönderiyorsunuz. Düşünün, hayatınızda savaş var. Neticesinde siz bir yazarsınız ve roman yazıyorsunuz. Gördüklerinizden, çektiklerinizden, yaşadıklarınızdan başka neleri bu kadar iyi yazabilirsiniz? Ya da sizden hiç yaşamadığınız bilmediğiniz bir hayatı yazmanızı isteseler ne kadar başarılı olabilirsiniz? Dolayısıyla Sevgili Cengiz Aytmatov'un(bütün yazarların) gördüklerinden bağımsız bir şekilde yazabilmesi mümkün değildi. Ve yazarın gördükleri kötü olunca, okuyucu da bir kötü oluyor. Bu sebeple Cengiz Aytmatov'un yeri bende çok farklıdır. Bu söylediklerimin üstüne, yazarın kaleminin gücü de eklenince "Cengiz Aytmatov bir efsanedir." diye temize çekerek, bu konuyla ilgili son noktamı koyuyorum.

Kitaba gelecek olursak:
İçinde farklı insanların farklı yaşamları var. Ve hepside çok tatlılar. Kitabın baş kahramanının farklı zamanda ki anılarına, ara ara dönüş yaparak bu hikayelere tanık olmamızı sağlamış sevgili yazarımız. Biraz da, o zaman ki siyasi rejim hakkında mesajlar verilmiş.

Cengiz Aytmatov'un anlatımındaki samimiyeti ben çok az yazarda hissediyorum. (Muhtemelen kişiden kişiye değişen bir durumdur bu.) Hatta en samimi bulduğum yazar diyebilirim. Bunun nedeni olayların beni etkilemesi midir yoksa karakterlerin çok bizden olması mıdır bilmiyorum. Bu romanda da aynı şekilde herşey yerli yerinde, olması gerektiği gibi. Hikâye gayet abartısız ve sade. Ve bir de betimlemeler... Yazarımız bu konuda kuşkusuz çok iyi. Kendisine malzeme olarak bir tahta verseniz, onu çok rahatlıkla ağaca dönüştürebilir. Sizde "ben bu ağacı nasıl oldu da tahta gördüm" dersiniz.(Keşke tahta olan insanları da ağaç olarak görebilseydik. En azından oksijen tüketimi azalırdı. Ya da hergün tahta insan göreceğimize ağaç görürdük. Yeşillik şart.) Kitabın anlatım biçimi diğer kitaplarına göre farklıydı. Ama bu farklılık daha da güzel olmuş. Sakın diğer kitaplarında ki anlatımlar kötü sanmayın. Sadece bu sefer iyinin de iyisi olmuş.

Yazar, her kitabında olduğu gibi kahramanlarını çok candan işlemiş. Özellikle baş kahramanımız "Yedigey" karakteri beni çok etkiledi. Onun gibi iyi niyetli insanlar herhalde pek yoktur. Kahramanımız başkalarının acılarına ortak oluyor. Temiz yürekli Yedigey!

Çiçek kokan bu eseri okumalı. Hasta Roman okuyucuları kesinlikle es geçmemeli. Tahta kafalılar da okumalı. Belki ağaç olmasını öğrenirler. Yeşillik şart tabiki.

Trenler bir yerlere gitsindi gelsindi, gitsindi gelsindi ama Yedigey hep iyi olsundu...

Saygılarımla...
413 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Heskeslere Merhaba! :)

İnceleme yapmak için doğru zamanı beklemem gerekti. Bu yüzden size karşı biraz mahçubum doğrusu.. Kitaba inceleme yapmak için bir süre kendime gelmek zorundaydım. Çünkü kitabın etkisi çok yeni olduğu için eksik veyahut yanlış şeyler yazmak istemedim.. Şimdi zamanı geldi diye düşünüyorum. Umarım yorumumu beğenirsiniz. Ve sizden ricam, eksik-hatalı gördüğünüz yerleri lütfen çekinmeden söyleyin.
Haydi iyi okumalar! :)

GÜN OLUR ASRA BEDEL

Cengiz Aytmatov'u bilmeyen arkadaşlara şöyle kısaca önermek isterim; Aytmatov, "ben kitap okumayı seviyorum, çok kitap okuyorum, kitap okumak istiyorum hatta öylesine bakıyorum" diyenlerin bile okuması gereken yazarlarda ilk sıraları almalıdır.

Aytmatov'un üslubu çok hoş, narin ve akıcı.. Hal böyle olunca insan okumadan edemiyor doğrusu :)
Yazarda en beneğendiğim yönlerden birisi de aşırılığa kaçmıyor olması. Her şey sizin istediğiniz gibi tam tadında ilerliyor.. Hani derler ya "yeme de yanında yat" diye :) Aytmatov için de söylenmiş olabilir! :)
Artık kitaba geçelim...
-
Kitabın başı yine mükemmel bir giriş ile başlayıp sizi içine çeken bir girdap gibi bütün bedeninizi ve zihninizi esir alıyor.
Aslında ilk başlarda kendinizce bir şeyler üretip yorum yapıyorsunuz. Ama Aytmatov ustalığını konuşturarak yine bir ters köşe daha yapıyor. :)

Bunu burada söylemekte bir sakınca görmüyorum; eserin, bir insanın ölümü ile bir asırı içine alan, değişik ruh hallerinde gezintiye çıkarması muhteşem bir şey.
Herkesin kendinden, ufak da olsa bir şeyler bulabileceği bir kitap.

Hayatta karşımıza çıkan sorunlara karşı çözümlerini sunan, biraz da insanlığımızı unuttuğumuz bu devirde, bize insan olduğumuzu hatırlatan bu kitabı bitirdikten sonra 2 GÜN elimden bırakmadım..

Çok uzatmak da istemiyorum. Kısa sözün aslı, okumamış olan arkadaşların en kısa sürede mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum. Incelememe göz attıktan sonra kitabı okuyanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaklar. Ayrıca bu kitabın devamı olan "Cengizhan'a Küsen Bulut" adlı eseri de okumalısınız! :)

Kitabın bazı bölüm başlarında geçen şu kesit ile incelememe son verirken, hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum...
Hoşça kalınız... :)



Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde mesafeler demir yoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...
  • Toprak Ana
    8.9/10 (8,7bin Oy)8,2bin beğeni31,1bin okunma27,1bin alıntı106,6bin gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (9,4bin Oy)8,8bin beğeni37,2bin okunma27,1bin alıntı139,1bin gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (4.936 Oy)5bin beğeni21,4bin okunma11,8bin alıntı68,7bin gösterim
  • Od
    8.5/10 (6,3bin Oy)6,5bin beğeni27,5bin okunma27bin alıntı98,7bin gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (5,6bin Oy)4.884 beğeni27,6bin okunma12bin alıntı70,3bin gösterim
  • Yaban
    8.3/10 (5,4bin Oy)4.929 beğeni25,4bin okunma15,2bin alıntı81,9bin gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.8/10 (9,3bin Oy)8,5bin beğeni27,7bin okunma19,2bin alıntı151,2bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (10,2bin Oy)10,5bin beğeni36,8bin okunma42,9bin alıntı187bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (14,7bin Oy)14,4bin beğeni50,2bin okunma48,2bin alıntı306,9bin gösterim
  • Beyaz Diş
    8.6/10 (9,7bin Oy)9,4bin beğeni39,3bin okunma17bin alıntı293,4bin gösterim
413 syf.
·66 günde·10/10 puan
Cengiz Babanın (Aytmatov olan) okuduğum beşinci kitabı. Toprak ana ve Beyaz Gemi kadar popüler olmasa da bende yeri hep ayrı olmuştur. Aslında diğer kitaplarıyla içerik olarak aynı görünsede savaş , siyasi rejim, halkın durumu vs bende uyandırdığı hisler farklı oldu bu sefer.


Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
413 syf.
·6 günde·10/10 puan
Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabı bazı yayınevlerinde Gün Uzar Yüzyıl Olur şeklinde çevrilmiştir. İçeriği ile ismi bütünleşik böylesine kitaplara çok nadir rastlanır diye düşünüyorum. Gün uzar yüzyıl olur. Bir gün bir insana nasıl yüzyıl gelebilir diye düşünüldüğünde elbette akla bir ölüm gelir ve o an geldiğinde insan kendini zamandan soyutlar ve çok farklı bir boyutta geçmişi ve anıları ile yüzleşir.

Kitap bir tilki üzerinden bozkırın betimlemesi ile başlar ve okur, o betimlemelerde daha ilk andan Aytmatov’a hayran kalır. Hayran kalmamak elde mi! Okuru mest etmek için kelimeleri ve cümleleri usta kaleminin mürekkebini herhangi bir kâğıt parçası ile buluşturması yeterli. Aytmatov da gözlemlediğim sadece betimleme yeteneği mi kesinlikle hayır. Tüm samimiyetimle ifade etmek isterim; ben bu zamana kadar okuduğum kitaplar arasında böyle bir anlatım biçimi görmedim. Aytmatov bir olayı anlatırken kimi zaman bireyler üzerinden, kimi zaman tren gibi cansız nesneler üzerinden kimi zamanda kuş veya tilki gibi bir hayvan üzerinden yazımını güçlendiriyor. Sanki elinde bir kamera varmışçasına farklı farklı açılardan olayı, bireyleri ve ruh hallerini okuyucuya gösterircesine yazımda bir ustalık sergiliyor.

Aytmatov’un kitabında oluşturduğu karakterler hayatın içerisinden basit ama hep iyi insanlardı benim nazarımda. Öyle ki Aytmatov kötü karakter dahi yaratamayacak kadar iyi bir insan izlenimi bıraktı bende. Peki, kitapta kötü olan neydi? Kitapta kötü olan devlet ve politikalarının yanında doğru ve yanlışı ayırt ederken başkasının vicdanlarına sığınan bireylerdi.

Kitap bünyesinde farklı farklı efsanelerde Aytmatov’un usta kalemi ayrıcalığı ile okura yansıtılmıştır. Mankurt efsanesi, Ana-Beyit efsanesi, Raymalı Ağa efsanesi gibi. Okuyup da hüzünlenmemek ve ders almamak bir okuyucu için büyük bir kayıp olurdu.

Okur, Sarı Özek Bozkırının ıssızlığında yaşam mücadelesi veren insanların iç ısıtan hikâyelerini okurken insanın ne kadar erdemli ve önemli bir varlık olduğu kanısına varırken diğer yandan Uzay hikâyelerine geçildiğinde, aslında aynı insanın ne kadar aciz ve küçük bir varlık olduğu kanısına vararak çelişkiye düşebiliyor.

Gün Uzar Yüzyıl Olur, benim nezdimde her bir bireyin okuyup üzerine konuşması ve edinimler elde etmesi gereken bir kitaptır. Okuma kararı alıp okuduktan sonra beğenmeyen olursa beni bulabilir herkese keyifli okumalar dilerim.

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...
Bu yerlerde demir yolunun her iki yanından ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demir yoluna göre hesaplanırdı...
413 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10 puan
Cengiz Aytmatov, kitabı 1980 yılında yazmıştır.Dilimize çevirisi 1991 yılında olmuştur.Ben kitabı Ötüken Neşriyat yayınevinden okudum.Çeviri gayet güzeldi.Çok beğendim.Roman, kısaca geleneklerin korunması gerektiğini anlatır.Bunu da Kazangap ın oğlu Sabitcan isimli karakter üzerinden yapar.Aynı zamanda Komünizm döneminde yaşanan sıkıntıları anlatır.Kitapta mankurtlaşma kavramı üzerinden bir sorgu söz konusudur.Mankurtluğunun ne olduğuna gelecek olursak: Juan Juan ların kırsal kesimlerde askerleri, güvenlik görevlilerini kaçırdıktan sonra develerin derisinin kıllı kısmını sıfıra vurulmuş bu kaçırılan kişilerin kafalarına geçirmeler ve güneş altında bekletmeleridir.Bu metodun amacı bu insanların delirmesi ve tamamen akıl sağlığını kaçırarak köle olarak kullanılabilmesi ve kendi istedikleri şekilde kullanılmasını amaçlamaktadır.Bu mankurt kavramı kitapta da masalsı bir şekilde hikayesi anlatılmış ve kitapta bulunan Sabitcan adlı karakterin Rusya da aldığı eğitimin ardından tüm gelenek ve göreneklerini kaybettiğini yani bir mankurt olarak kaldığına atıfta bulunarak mesaj göndermiştir.
Kitabın konusu kısaca Yedigey isimli Sarı Özek bozkırında yaşayan ihtiyar adamın dostu olan Kazangap ı kaybettikten sonra onun vasiyeti olan Ana Beyit e götürmeye çalışmasını anlatır.Mankurt efsanesindeki Nayman Ana da bu Ana Beyit kabristanında yatmaktadır.Kitapta onun hikayesi de masalsı bir dille anlatılmıştır.
Aytmatov, kitabında bu kısaca yolculuğun içinde sürekli geçmiş ile bugün arasında bir geçiş yaparak harika bir anlatım metodu kullanmıştır.
Kitabın giriş kısmında bir tilki betimlemesi vardır ki okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.Böyle bir betimleme yok!
Aytmatov, Kırgız bir yazardır ama olaylar Kazakistan da geçer.Aytmatov, Türk toplumlarını hep bir görmüştür.Bu da bunun bir kanıtıdır.
Sarı Özek te bir tren istasyonunda başlar hikayemiz.Tren istasyonu Cengiz Aytmatov için anlamlı bir yerdir.Çünkü Stalin tarafından öldürülen babası Torekul u gördüğü son yer bir tren istasyonudur.Bu arada belirtmekte fayda var.Babası ve kendisi Ata Beyit adı verilen ve Stalin in kurşuna dizdiği birçok aydınla birlikte Kırgız topraklarında yatmaktadir.Bu Ata Beyit mezarlığına bu ismi Cengiz Aytmatov vermiştir.Ana Beyit isminden esinlenerk koymuştur belki de kim bilir?Kitapta, Stalin'in yönetimine eleştirili birçok yaklaşım görebilirsiniz.
Son olarak, Orman Göğüslüler adı altında keşfedilen yer aslında Cengiz Aytmatov un istediği ve olmasi gereken dünyanın yalnızca bir izdüşümüdür.Rus baskısı içinde yaşayan Kazakların yalnızca o dönem için bir hayalidir.
Kitabın bir diğer adı da Gün Uzar Yüzyıl Olur dur.MEB onaylı 100 Temel eserden de biridir.İçerisinde dram, masalsı anlatım, yer yer bilim kurgu ve romantizm görmeniz muhtemeldir.
Kitap, harika idi.Anlatım olağanüstü.Kitaba tabiki puanım 10.
413 syf.
Bence dünyanın en güzel romanı budur... Evet, kabul ediyorum, tamamen kişisel bir görüş bu ancak ben öyle olduğuna inanıyorum. Bu görüşe ilk sahip olduğumda henüz bir üniversite öğrencisiydim ve kitap okuma maceramın başlarında sayılırdım. Lakin aradan uzun yıllar geçti, aralarında hatırı sayılır miktarda roman da olan binden fazla kitap okumuş birisiyim artık ve Gün Olur Asra Bedel’i bir kez daha okuduğum zaman bu fikrimin değişmesini geçtim, iyice pekiştiğini gördüm. İyi bildiğimi düşündüğüm romanın bende eksik kalan taraflarını da keşfetmiş oldum.

Muhteşem bir kurgu, olağanüstü bir anlatımı var. Cengiz Aytmatov bu kitapla edebiyatın zirvesine çıkıyor. Kadim dostu Kazangap'ın cenazesini defnetmeye çalışan Yedigey'in, o “bir gün içinde” yaşadıkları ve geri dönüşlerle anlatılanlar çok farklı bir romanla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor bize...

Birbirinden bağımsız gibi görünen ve farklı zamanlarda yaşanan hadiseleri öyle bir bağlıyor ki şaşıp kalıyorsunuz. Üstelik ortak mekân kullanıyor çoğu zaman: Sarı Özek bozkırı…

Sarı Özek bozkırı, neredeyse çöle benzeyen uçsuz bucaksız bir mekândır. Kazakistan’da bulunur ve Yedigey’in çalıştığı, yaşadığı Boranlı istasyonu da burada bir yerde bulunur.

Aytmatov tam bu bozkırda cereyan eden bazı hadiseleri kullanıyor. Mesela Nayman Ana efsanesi ve mankurtlaşma. Çok, çok eski zamanların bir öyküsüdür bu. Ardından aynı yerde bu sefer Abutalip Kuttubayev adlı bir öğretmenin, bir babanın trajedisini veriyor. Bu sefer 1950’li yıllardayız. Son olaraksa 1970’lerin sonlarında buradaki bir uzay üssü üzerinden bir şeyler anlatıyor. Tabii, devam hikayesi olan ve ayrı bir kitap durumundaki Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta da yine Sarı Özek’de idam edilen aşıkları ve Cengiz Han’ı terk eden bulutu işliyor. Bu farklı zaman olaylarının ortak özelliği zalim&mazlum ilişkisidir. Totaliter bir sistem yahut adam, insanlığı doğrayıp geçer bu anlatılarda. Üstelik sonuncusunda bütün bir dünya insanlığının geleceğini ellerinden alırlar.

Aytmatov, genelde Kırgız coğrafyasını anlatan bir yazardır. Lakin kök olarak Kırgız ve Kazakların aynı olduğunun farkındadır. Gün Olur Asra Bedel’de onun Kazakistan'da olmasından dolayı uzay üssü motifinin de etkisiyle olabilir, bu defa Kazakları anlatıyor. Hem Yedigey hem de Kazangap, Aral Gölü civarından iki Kazak’tır. Ancak sadece bununla kalmıyor aslında. Mesela Kuttubayev ve Zarife için Tatar tabirini kullanıyor, Raymalı Ağa’ya Türkmenlerin hediye ettiği Ahalteke attan söz ediyor, Kazangap’ın eşinin bir Karapapak olduğunu söylüyor. Türkistan tabirini kullanıyor ve Hoca Ahmed Yesevi’den bahsediyor. Elbette bunda Sovyetler’deki kısmi yumuşamanın da etkisi vardır. Öyle ki, anadili konuşmanın öneminden bile bahsedip, anadilini konuşmamakta ısrar eden bir Kazak subaya eleştiriler getiriyor.

Eserin pek çok yerinde dua etmenin, dua bilmenin gereği vurgulanıyor. Bir ölüyü defnederken dua bilmeyen gençlerin varlığından rahatsızlık duyuluyor. Nihayetinde Kazangap’ı eksiğiyle, yanlışıyla da olsa bir cenaze namazının ardından defnediyorlar. Aytmatov, şahsi hayatında dindar bir insan olmamakla birlikte burada, Kazakların bir dinleri, gelenekleri olduğunu vurguluyor.

Romanın fantastik bölümleri de vardır. Bu, uzayla ilgili öyküdür. Sonunda yolu ana hikayeyle kesişecektir. Buna göre ABD ile SSCB arasında Parite, yani eşitlik adı verilen ortak bir uzak araştırma çalışması vardır. O kadar eşittir ki, personel sayısından tutun da, okyanusta bekleyen geminin San Francisco ile Vladivostok arasındaki mesafesi bile eşittir. Bu arada ilginç bir durum şudur, Vladivostok, Rusçada, “Doğuya hakim ol” manasına gelmektedir. Zihniyet budur yani…

Ancak bu çalışma sırasında iki kozmonot, uzaydaki bir başka gezegenle irtibat kurar. Orman Göğsü denilebilecek olan bu gezegende de insanlar vardır. Gelgelelim, her iki devletin yöneticileri bu bilgiyi bütün insanlıktan saklayacaklardır. Çünkü insanların savaşsız da yaşabilmeleri onların işlerine gelmemektedir. Ayrıca her iki ülkenin gönderdiği füzeler ile dünya üzerinde bir kalkan oluşturulacak ve diğer gezegendekilerin dünyayla irtibat kurmaları engellenecektir. Şimdi bu “kalkan” ifadesine bir mim koyalım, yeri gelince döneceğim…

Romanda, vefat eden Kazangap’ın oğlu Sabitcan tiplemesi Sovyet sistemi eseridir. İyi ve başarılı bir insan olması için bin bir fedakarlıkla okutulan, Sovyet yatılı okullarına gönderilen Sabitcan, maalesef değerlerinden uzak, silik ve emir kulu bir kişi olacaktır. Bu arada cenaze gününe kadar ayyaş ve sevimsiz bir tip olan, Kazangap’ın damadı bütün roman boyunca bir dönüşüm içine girmiş gibi görünecektir. Aytmatov burada, ortalama Kazaklara öze dönüş mesajı vermiş olabilir.

Roman, doğal olarak Aytmatov’un hayatından izler taşıyor. Çocukluğum’da anlattığı Aral Gölü ve tren rayları manzarasını burada kullanıyor. Keza, Kazangap’ın babası “gulag” olarak ihbar ediliyor ve çalışma kampında ölüyor. Ancak birkaç sene sonra masumiyeti ortaya çıkıyor. Gerek burada gerekse de ve özellikle öğretmen Abutalip’in yaşadıklarında babası Törekul ve kendi çocukluğundan izler vardır.

Aytmatov’un eserlerinin en öne çıkan taraflarından birisi de “Kader” fikri olsa gerek. Kendisi ateist olduğunu söylediği dönemlerde bile kadere çok inanmış bir adamdı. Ömrünün olgunluk dönemlerinde ise “ibadetlerini yapmayan bir Müslüman’ım” diyecek, hatta tıpkı Kazangap’ta olduğu gibi vefatının ardından cenaze namazı kılınıp, defnedilecekti. Ancak ne olursa olsun o kadere inanan ve her eserinde bu olguyu kullanan bir yazardır.

Romanda, kımız içilmesinden türkülere kadar çok sayıda Kırgız/Kazak geleneğini görebiliyoruz. Mesela Yedigey kendisinden büyük olan Kazangap'a, Kazake yani Kazangap Abi diyor. Keza ona da çoğu kez “Yedike” diye hitap ediliyor.

Gün Olur Asra Bedel’in edebiyata kattıkları çoktur lakin Aytmatov bu romanla birlikte sosyal-psikolojiye 'mankurt' kavramını da yerleştirmeyi başarmıştır. En az roman kadar ünlü bir kavram olmuştur mankurt. Savaş esirlerinin başlarına yeni kesilmiş deve derisinden bir şire geçirilir ve kızgın güneşin altında bekletilen bu esirlerin kafa derileri değişir, alttan gelen saçlar beyne baskı yapar. Böylece çoğu ölse bile kalan esirler, geçmişini bilmeyen, efendisine köle olan, hafızasız ve duygusuz bir robot-insana dönüşür.

Romanda Sarı Özek bozkırında geçen bir efsane olan Nayman Ana efsanesi anlatılıyor. Mankurt yapılan oğlunu bulmak için yollara düşen bu ananın kabri Kazangap’ı gömmek için yola çıkacakları Ana Beyt Mezarlığıdır. Ancak gelin görün ki, oraya bir uzay üssü kurulmuş ve etrafı tellerle çevrilmiştir.

Romanın en önemli karakterlerinden biri de öğretmen Abutalip Kuttubayev’dir. Savaştan önce coğrafya öğretmenliği yapan Abutalip, cepheye gider. Burada Almanlara esir düşer ancak bir şekilde kaçıp, Yugoslav partizanların saflarına katılır. Savaş bitince Yugoslav partizanların şahitliğiyle birlikte ülkesine döner ve hayatına devam eder. Ancak birkaç sene sonra Stalin, Tito’ya kızmıştır ve Yugoslavya’yı düşman ilan eder. Böylece o vakte kadar bırakın suç olmayı bir savaş kahramanı sayılabilecek olan Abutalip’in yazgısı tersine döner. Okuldaki bir öğrencisinin “Madem esir düştünüz, niçin kendinizi öldürmediniz? Stalin’in kesin emri vardı.” Suçlanmasının ardından tıpkı bir KHK’lı gibi, sorgusuz sualsiz atılır öğretmenlikten. Oysa yeni evlidir ve iki küçük çocuğu vardır. Eşi de bir öğretmendir. İkisi çaresiz yollara düşer ve bu Boranlı denen istasyonda demiryolu işçisi olurlar. Abutalip bir yandan okuyup, bir yandan anılarını ve civardaki destanları derleyip yazmaktadır. Yani, “Her aydının yapması gereken şeyi yapıyor, yani kitap okuyor, yazı yazıyordu. Sf.182”

Ama onu işinden atanlar peşini bırakmamaya niyetlidir. Bir lanetli gibi yaşamaya çalışan bu küçük aileyi bulurlar ve Abutalip tutuklanır, götürülür. Birkaç ay sonra ise kalp krizinden öldüğü haberi gelir. Aytmatov, o zamanın şartlarında romana ekleyemediği Abutalip’in akıbeti hikayesini, Cengiz Han’a Küsen Bulut adıyla yıllar sonra neşredecektir.

Aytmatov, karısı Zarife’nin eşinin ölüm haberini aldığı günü 5 Mart 1953’e bağlar. O gün şehre giderler ve ölüm haberinin olduğu evrakı alırlar. Tam o gün katil de ölmüştür. Yani Stalin. Burada ciddi bir katil ve maktul karşılaştırması yapmıştır Aytmatov. Nihayetinde onun babasının, amcasının ve daha pek çok Kırgız aydının da katili de aynı kişidir!

Ancak Abutalip’in büyük şanssızlığı şu olmuştur, onun vefatından birkaç ay sonra Stalin de ölecektir. Hiç bitmeyecek gibi görünen zulüm bir anda bitecek, diktatör geberip gidecektir. Onun ardından ise Sovyetler’de Anti-Stalin dönemi başlayacak ve onun gazabına uğramış olan kişiler ve hakların büyük bir kısmının itibarları iade edilecektir.

Aytmatov, eserlerinde aşka yer veren ve bunu çok yetkin bir şekilde anlatan bir yazardır. Burada Yedigey’in Zarife’ye oaln aşkı da kendine yer buluyor. Ancak Yedigey bunu kötü niyetle yapmıyor, kocası başındayken de yapmıyor. Ona ve çocuklarına olan merhameti, yardım etme isteği, sevgisi, ilgisi bir aşka dönüşüyor.

Romanı 1998 yılında ilk okuduğumda büyük bir kısmı zihnimde yer etmişti. Ancak Zarife ve çocukların akıbetlerini hatırlamıyordum. Acaba, yazacak mıydı diye büyük bir merak içerisine girdim ve romanın sonlarına doğru aradığım cevabı buldum. Ancak bir yürek yangını yaşamadım diyemem…

Aytmatov, Abutalip’in alıp götüren KGB ajanının adını Tansıkbayev olarak vermişti. Aradan otuz yıl geçtikten sonra bu defa karşılarına bir başka Tansıkbayev’i çıkaracaktı: Teğmen Tansıkbayev. Ana Beyit mezarlığına, kafileyi sokmayan bu subay, Kazak dilinde konuşan Yedigey’e, “yabancı yoldaş, Rusça konuşun” diyecek, anadilini konuşmak istemeyecek kadar özünden kopmuş biriydi. Aytmatov’a göre her ikisi de mankurtlaşmıştı!

Son olarak mim koyduğumuz şire/kalkan kısmına dönelim. Aytmatov burada sembolleri kullanır. İnsanlığın başına geçirilen ve onları köleye çeviren üç şey vardır. Birincisi geçmiş yıllarda Naymanların başına deve dersi geçiren Juan Juanlar. İkincisi halklarının başına ideolojik halka geçiren Stalin rejimi ve üçüncüsü bütün insanlığın başına uzay kalkanı geçiren ABD&SSCB ortaklığı... Hepsi de diğerlerini birer mankurt yapmak istemiştir!

Büyük, çok büyük bir roman bu… Bence dünyanın en güzel romanı!
400 syf.
·13 günde
"Hayat böyleymiş! Her şey korkunç, karışık, inanılmaz. İşin bir başı bir de sonu var, ortasında ise herkes kaderini yaşıyor."
Demir alma günü gelince arkada kalanlar için son görev, sevdiğini kaybetmeden önce arzuladığı gibi uğurlamak istemeleri… Gün Olur Asra Bedel sevdiği, değer verdiği arkadaşına karşı son görevi layığıyla yerine getirmek isteyen Yedigey’in hikayesiyle başlar. Ama okuru öyle bir girdabın içine çeker ki. Her cümlesiyle o anları ilik ilik yaşatır.
Geçmiş, bugün ve yarın; bilim-kurgu, gerçek ve efsane bir arada gözler önüne serilir. Derin ve temiz aşklar, efsane ve masallar, KGB'nin acımasız uygulamaları, biz okurları heyecandan heyecana sürükler. Birbirinden ilginç ve sürükleyici konular ustalıkla bütünleştirilerek sunulur. Özellikle ‘mankurt’ hikâyesini bu kitaptan okuduktan sonra, bir insanın geçmişinin ne derece önemli olduğunun bilincine bir kez daha varıyoruz. Nayman Ana’nın yürek burkan haykırışları hala bende etkisini yitirmiş değil..
Yedigey, ölen emektar arkadaşı Kazangap'ın cenazesini mezarına götürürken, kendisinin ve milletinin geçmişini, acı-tatlı, düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir. O gün asra bedel bir gün olur. Gün Olur Asra Bedel işte bu görevin hikâyesi…
Aynı zamanda Orta Asya’dan izler de taşıyan roman, bölgenin efsanelerini, mitlerini, halk edebiyatını, öykülerini, kültürlerini hikâyeyle yoğuruyor ve homojen hale getiriyor. Biz okurlara bir kitaptan daha fazlasını armağan ediyor. Son olarak kitabın önemli bir kısmı Abutalip öğretmenin başına gelenler, bu kitapta yer almıyor. Bunun için Cengiz Han’a Küsen Bulut kitabından devam etmek gerekir. Orda da makamı ve hırsı uğruna insanların hayatlarıyla oynayan bir sorgu yargıcına tanıklık ediyoruz. Siz siz olun başınızdaki bulutu bile küstürmeyin. İyi Okumalar 
413 syf.
·3 günde·8/10 puan
''Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.''
TOLSTOY

Bu kitabımız da bir yolculukla başlıyor. Dostluğun timsali denebilecek kadar birbirine sımsıkı bağlı iki kişinin, yaşanan kötü bir olay üzerine çıktığı yolculukla. Şartlar nedir? Koşulların zorluğu nasıl atlatılır diye pek bir düşünceye dalmadan, yapması gereken en önemli şeyleri atlamayıp hiçbir şeyi göz ardı etmeden çıkılan bir yolculuk. Ne olabilir ki derseniz bu şartlar; Sarı-Özek bozkırının amansız mevsimleri derim. Çetin kış şartlarında günlerce yağan kar altında, evlerine hapsolmuş insanlar düşünün. Yazın sıcağında, kavuran güneşten biraz da olsa kurtulmak için ne içine girilecek bir göl, ne de içinden testilerce taşınıp, kana kana su içilecek bir kuyusu var. Hayır, tabii ki teknoloji falan yok. İkinci dünya savaşından biraz sonrası. Ne elde var ne de avuçta. Herkes sefil, herkes darlıkta. Bu şartlara göğüs germenin, diri kalmanın tek yolu birlik olmak. Aile gibi olan bir avuç insanın dayanışmasının ve hayata tutunmasının hikayesi. Tek gelir kaynağı Boranlı Tren istasyonu. Ekmek tekneleri. Kazangap bu ekmek teknesinin direği. Yıllarını, emeğini, her şeyini bildi bileli buraya bağlı olarak yaşayan ve şartlara aldırış etmeden hayatta kalan amansız biri. Yedigey ise onun sayesinde buraya yerleşiyor ve hayatının en büyük travmasını Kazangap sayesinde atlatıyor. İşte yolculuğumuza başlamadan önce bilmeniz gerekenler bunlar.


Kazangap; yiğit, babacan, herkesçe sevilen, saygı duyulan ve Boranlı tren istasyonuna ömrünü vermiş bir işçi.
Yedigey; savaşta geçirdiği günlerin etkisini Kazangap sayesinde atlatan, duygusal yönü daha ağır basan, insanlara yardım etmeyi seven, fedakar biri.
Karanar; dillere destan bir soydan gelen ve örnek teşkil edecek kadar eşsiz bir deve.

Haydi şimdi dillere destan Karanar'ı süsleyip çıkalım yolculuğumuza.
Bu yolculukta nelerle karşılaşacağız bir bilseniz. Yola çıkarken savaş yıllarına gidiyoruz. Kahramanlarımızın savaş zamanı neler yaptığına dair bilgiler de böylelikle edinmiş oluyoruz. Biraz daha zaman geçiyor şehre bir yabancı geliyor. İşte Tolstoy'un dediği iki olay da gerçekleşiyor ve hikayenin en tatlı kısmı burası. Aslında yabancı ve ailesi sürülüyor desek daha doğru. Savaş yıllarının etkisini kötü üzerinden atamayan ve gidecek başka hiçbir yeri olmayan bir aile. Öyle dolu dolu yaşıyorlar ki. Öyle dört elle sarılıyorlar hayata. Emek verip çabalıyorlar evlatları, tek geçim kaynakları için, insanın imrenmemesi olanaksız. Bu hikayenin de en güzel yerlerine onları yerleştirmiş yazarımız. Keşke öyle devam etseydi. Elbet bu güzel günler bitiyor, ve tatsızlıklar boy gösteriyor. Düşünce yapısının değişik olduğu, farklı rejimlerin boy gösterdiği dönemlerde yaşamanın en acı halini gördüm ben bu kitapta. Görmez olaydım. İnsanın, okuduğu kelimelerle bile acı çekmesi bile mümkünmüş. Ben o dönemde acı çektim.

Biraz daha ileriye gidiyoruz, yaşadığımız enkazın yıkıntılarının altından ne çıkarırsak kardır diyoruz. Daima güzellik, iyilik peşinde hareket ediyoruz ama musibetler yakamızı bırakmıyor bir nefes alamıyoruz. Türlü türlü hikayeler öğreniyoruz. Kitabın en sevdiğim diğer bölümleri diyebilirim. Mankurt kime denir? Ana-Beyit mezarlığının hikayesi ve Raymanlı-Aga efsanesi. Kitabı okuyacak olanlar, bunları başlarda sürekli duyacaksınız. Ama gerçekten hikayenin anlatılışına kadar bekleyin. O zaman yaşayacaksınız ve o acılar sizin de yüreğinizde iğne ucu gibi saplanıp kalacak.

Yolculuğumuz nasıl geçiyor nasıl bitiyor diye merak ediyorsanız, ben de merak ediyorum. Tam olarak bitirmek için diğer kitabını okumamız gerekiyormuş.
Cengiz Han'a Küsen Bulut

Yazarın, böyle yürek burkan olayları nasıl bu kadar akışkan bir hale getirdiğine şaşırdım. Okuduğum diğer yazarlara göre çok farklı bir akıcılığı vardı kitabın ve kültürleri olsun, halkın yaşadığı zorluklar olsun, ne kadar çeşitlilik olursa olsun yazar hepsini ustalıkla bize aktarmış. Her okuduğum cümlede sanki daha fazla kitap beni içine çekiyordu ve kitapla gitgide daha çok bağlandım. Uzak kaldığımda ise acaba kitabın karakterleri şimdi ne yapıyor diye meraklandım. Böyle içli dışlı oldum okurken kitapla. Eminim içine giren herkesin imreneceği dostluklar, çekeceği acılar, tadacağı mutluluklar var bu eserde.


Cengiz Aytmatov ile tanışmak için çok güzel bir kitaptı. Tadı damağımda kaldı. Bu kitabın ismi başka bir şey olamazdı bence. Böyle güzel işlenmiş olayların değerini anlatacak en güzel isim Gün Olur Asra Bedel
413 syf.
·9/10 puan
Merhabalar Kırgız Edebiyatının en yetkin kalemlerinden olan Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel betimlemeleri ve hayal gücü olduğundan diğer kitaplarında olduğu hava bu eserinde de var.Kitabın ismi sanki özeti gibi çünkü sadece bir günün anlatıldığı bir eserdir.Konu Kazak bozkırlarında Boranlı köyünde geçmektedir.Köyün tren istasyonunda çalışan iki arkadaş Yedigey ve Kazangap vardır.Kazangap vefat eder ve arkadaşının onu Ana Beyit ismindeki kabristanlığına defnetmesini vasiyet etmiştir.Yedigey vasiyeti yerine getirmek için yola çıkar Ana Beyit köye uzak bir yerdir oraya giderken kendi geçmişini ve milletinin geçmişte yaşadığı acı tatlı olayları hatırlar.Yazar Yedigey’in bakış açısından o bölgeyi anlatırken o bölgeye ait efsaneler ve tasvirler gözümüzün önünde canlanır.420 sayfadan oluşuyor sayfalarda doğa tasvirleri,halk efsaneleri,aşk,savaş,komünizm ve dostluk gibi konuları çok güzel bir şekilde birbiriyle bağlantılı bir şekilde birbirine bağlamıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
413 syf.
·6 günde·10/10 puan
"Hayat böyleymiş! Her şey korkunç, karışık, anlaşılmaz.."

Virüs sürecinin iyice bunalttığı, başta iyi gibi görünse de evde kalma sürecinin ruhlarımızın emdiği, bizlere vermiş olduğu saat özgürlüğünün son saatlerinden herkese merhaba Dünyalılar.

Bazen bir şarkı dinlersiniz. Bazen bir yerden bir alışveriş yaparsınız. Bazen de bir yerden yemek yersiniz. Öylesine haz alırsınız ki ister istemez orayı övme ihtiyacı duyarsınız. Övgüler yağdırıp o hazzı canlı tutarsınız. Keşfedilmesini ister bazıları, bazıları da keşfedilmemesini. Lakin insanlar size orayı sorduğunda herkes orayı mutlaka metheder. Bir nevi kefil olur. Ben de bir kitap okudum ve bu kitap için okumak isteyen herkese kefilim Dünyalılar. Tavsiyem ile kitabı okuyup beğenmeyen olursa bana ulaşabilir.  Açık adresimi verebilirim. Hatta aynı şehirde yaşıyorsak ortak bir mekan ayarlayabiliriz. Bana bir kitap hediye edersiniz ve  meseleyi sonlandırırz. :)

Neyse Dünyalılar, kitabın güzelliğine ikna etmiş olmalıyım sizleri. Peki bu kitabın konusu ne isterseniz o konuya geleyim.


Cengiz Aytmatov’dan kendi coğrafyasının izlerini taşıyan bir roman Gün Olur Asra Bedel. Daha önce Cengiz Aytmatov okumuş olan okurlar muhakkak fark etmiştir. Savaş motifini mutlaka kitabın bir kısmına işler. Bir bağ oluşturur. Çünkü Cengiz Aytmatov, 1928 yılında Kırgizistan'ın başkenti Bişkek'e bağlı Şeker kasabasında gözlerini dünyaya açmıştır. Babası devrimin ilk savunucularındanancak devrim çocuklarını yemeye başlayınca 1937 yılında Aytmatov da yetim kalmıştır. Haliyle o dönemin zihniyeti ve yaşadıkları buna itekler Cengiz Aytmatov'u. O kendi yaşamadığını karakterine yaşatmaz..

Roman Yedigey karakterinin, ölen arkadaşı Kazangap'ın cenaze işelerini üstlenmesiyle başlıyor.. Yedigey cenaze boyunca Kazangap ile geçirdiği günleri ve tren istasyonundaki zorlu yaşamlarını hatırlıyor, biz de bu sayede birçok karakterle tanışıyoruz ve istasyondaki olaylara tanık oluyoruz. Roman boyunca bir gün işleniyor ama geriye dönüşlerle birçok ayrı karakterin yaşam öykülerini paylaşıyor yazar bizlerle, romanın adının Gün Olur Asra Bedel olmasının nedeni bu. Bu nedenle de kitabın özetini yapmayacağım. Spoiler vermek istemiyorum.

Kitabın anlatımında bir belgesel havası aldım. Bu bir tek bana mı öyle geldi bilinmez ama ben bundan inanılmaz keyif aldım. Kitabı okurken kavurucu güneşi tepemde hissettim. Bir anda bozkırın tüm o sarılığı ve alabileceğine düzlüğüyle karşınızda duran yazar sizi bir sonraki sayfada uzaya hatta güneş sisteminin de dışına götürüveriyor. Bu geçişlerde çok az da olsa bocalıyorsunuz ama kitap bir müddet ilerledikçe bu geçişlere iyice alışıyorsunuz.


Gün Olur Asra Bedel gerçekten çok dolu dolu bir kitap.. Pek çok şeyin eleştirisi yapılmış romanda.. Özellikle Sovyet Rusya'nın Türk toplumları üzerinde kurduğu baskıyı, halkın dil, inanç, gelenekler ve değerlerinden kopuşunu adeta kimliklerini ve varolma nedenlerini unutarak makineleşmesini "mankurt" kavramını kullanarak eleştiriyor. Okuyanı sorgulamaya yönelten, her karakterin ve her olayın bir amaç taşıdığı, alegorik bir eser. Aynı zamanda eski Türk efsaneleriyle bilim kurgunun bir arada bulunduğu, geçmiş ve geleceği aynı anda kucaklayan bir roman..

Kitap, bir bakıma bir güne neler sığar sorusunun cevabı niteliğinde.O öyle bir gündür ki acısı ve tatlısıyla, iyi ve kötüsüyle, dost ve düşmanıyla, bugün ve yarınıyla, yaşam ve ölümüyle, kalan ve gideniyle, geçmiş ve geleceğiyle, cahil ve okumuşuyla her kesimden her cinsten insanı kaynaştırmayı başarmış en nihayetinde vermek istediği mesajı layıkıyla yerine getirmiştir bence. "Bir güne bir ömür sığar."

Cengiz Aytmatov bazı soruları akıllarda okuyucunun çözmesi için cevaplamadan bırakmış. Nihayetinde kitap bittiğinde son sayfanın arkasında başka sayfalar var mı diye istemsizce ellerimin boşluğu çevirmesini üzülerek fark ettim.

Yaa, böyleydi işte Dünyalılar. Hepinize üç vakte bir kitaplık dolusu kitap gelmesi dileğiyle.. Kalın sağlıcakla.
413 syf.
·Puan vermedi
Cengiz Aytmatov 'un kaleminden,
Gün Olur Asra Bedel kitabı, aynı coğrafyada fakat farklı zamanların anlatıldığı bir roman.

Yazarın kitabında ilettiği düşünceler benim kitaptan çıkardığım dersler niteliğindeydi. Örneğin kitabı okurken tüylerimin diken diken olduğu "Mankurt" kavramı... Türk Altay ve Kırgız efsanelerinde de bahsedilen Mankurt kavramı kişinin iradesinin yok edilip, bir bostan korkuluğuna dönüştürülmesidir. Mankurtizm kavramı ise farklı zamanlarda, farklı yöntemlerle insanları kendi benliklerinden soyutlayarak güçlülerin(!) kendi çıkarları için masum insanları kullanması, bir nevi sömürmesidir. Farklı zamanlarda diyorum çünkü yazar üç farklı zamanda, farklı şekillerde insanların köleleştirildiğinden bahsediyor bizlere eserinde.

Birincisi yani geçmiş zamanda Naymanların başına deve derisi geçiren Juan Juanlardır. İkincisi, halkların başına ideolojik bir halka geçiren Stalin rejimi ve üçüncüsü, bütün insanlığın başına uzay kalkanı geçiren ABD/SSCB ortaklığı...

Hepsi de diğerlerini birer mankurt yapmak istemiştir.

Yazarımızın da dediği gibi ve bence vermek istediği asıl mesajdaki gibi: Bir insanın bilincini, benliğini almaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Bu noktada mankurt kavramından yola çıkarak kitaptaki "Sabitcan" karakterine değinmek istiyorum. Yazar bu karakteri eğitim aldığı okullardan dolayı kendi özünü unutan, ukala ve küstahlığı ile göze çarpan modern bir mankurt örneği olarak ifade ediliyor. Etrafımıza baktığımızda ne yazık ki bu modern mankurtlarla sıkça karşılaşırız. Çünkü onun bunun lafıyla hareket eden, Batının etkisinde olup kendi milli değerlerini, özünü unutan milyonlarca insan var çevremizde.

Bütün bunların yanı sıra, kitapta bazı geleneksel hikayelere de yer verilir. Mankurt hikayesini unutmak ne mümkün? Kafası kazınmış, kafasına deve derisi konmuş ve işkence edilmiş bir genç... Acıdan bir süre sonra hafızasını kaybeder ve öz annesini bile tanımaz olur. Başlı başına etkileyici olan bu hikayenin, işaret ettiği anlamları biraz siz düşünün. Geçmişinden bihaber, insani duygulardan yoksun, annesini bile tanımayan bir insan "Mankurt" değil de nedir?

Kısacası "Gün Olur Asra Bedel" bana göre kültürünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan toplumların kaderine dair umudu hep diri tutan bir meydan okuma... Bu yüzden imkanı olan herkes okumalıdır diye düşünüyorum.

Kitaplı günler dilerim::)
"Asıl mesele de bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur..."
Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gün Uzar Yüzyıl Olur
Baskı tarihi:
Haziran 2000
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799754061610
Kitabın türü:
Orijinal adı:
И дольше века длится день
Çeviri:
Mehmet Özgül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Yaşayan en büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, 1928'de Kırgızistan'ın Frunze kentinde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bitirdi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların geleneklerini ve yaşam biçimlerini, sevinçlerini ve acılarını, duygulu olduğu ölçüde gerçekçi bir dille ve evrensel boyutlarda anlattığı roman ve öyküleriyle kısa zamanda tanındı. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanan Aytmatov'un yapıtları çeşitli dillere çevrildi ve ona uluslararası ün kazandırdı.
Cengiz Aytmatov'un tüm yapıtlarını, 4 cilt halinde, Mehmet Özgül'ün yetkin Türkçesiyle Rusça aslından tam olarak okurlarımıza kıvançla sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 25,1bin okur

  • Haşim S.
  • Olcay Erdoğan
  • İlkay YILMAZ
  • Rahime Gül Erbaş
  • Mustafa KIRMIZI
  • Nihan özkara
  • R Hazan Orhan
  • Mehmet Nuri YILDIRAR
  • Hakan merdane
  • Emresel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (7)
9
%0 (2)
8
%0.1 (4)
7
%0 (2)
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları