Günden Kalanlar (Özel Baskı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.675
Gösterim
Adı:
Günden Kalanlar
Alt başlık:
Özel Baskı
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750841729
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Remains of the Day
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Günden Kalanlar
Günden Kalanlar
Remains of the Day
Remains of the Day
“Kazuo Ishiguro, büyük bir duygusal güce sahip romanlarında, dünyayla bir bağlantımız olduğu yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumu açığa çıkardı.”
İSVEÇ AKADEMİSİ, 2017 NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ GEREKÇESİ

Bir roman düşünün ki asıl anlattığı, tek bir satırında dahi geçmeyen duygular, umutlar, hayal kırıklıkları, özlemler olsun. Kazuo Ishiguro’nun benzersiz tarzını en iyi ortaya koyduğu eserlerinden biri olan “Günden Kalanlar” böyle bir roman...

İngiliz malikânelerinin ihtişamını yitirdiği dönemin son büyük başuşaklarından biridir Stevens. Amerikalı yeni işvereninin arzuladığı düzeni kurmak için birlikte çalıştığı eski kâhyayı ziyaret etmeye karar verir ve İngiliz taşrasında bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca karşılaştığı manzaraların ve insanların yarattığı izlenimler anılarıyla ve mesleğinin gereklerine dair düşünceleriyle birleşerek, özenle bastırdığı duygularını ortaya sererken, hayatını idealleri uğruna harcayan Stevens basmakalıp fikirleri ve saplantılarıyla okurun kalbini fetheden eşsiz bir kahramana dönüşür.

Dokunaklı bir dramın özündeki komiği okura yaşatmayı başaran “Günden Kalanlar”, edebiyat tarihinin köşetaşlarından biri.

“Katman katman açılan, büyüleyici bir roman.”
The New York Times

“Okuru fark ettirmeden sarsan, parlak bir roman.”
Newsweek

“Bir yazarın varabileceği en yüksek mertebe... Hayranlık uyandıracak derecede cesur ve bütünlüklü bir anlatı.”
The New York Review of Books
208 syf.
Eğer gözümden kaçmadıysa, galiba tek bir metafor yoktu kitapta. Oysa günümüz yazarları için metafor okuru hipnotize etmek için başvurulan bir sihirdir. Altı hemen çizilir. Alegori, imge ve sembol peki? Gırla gitsin kullanılır yazarlarca. Mesela bizde H.A. Toptaş bayılır. Ben de. Bunlar peki, varlar mıydı bu eserde? Belki önemsiz birkaç tane. Billahi fark bile edemedim.

Mesela Birgül Oğuz, harika öykü kitabı Hah’a şöyle başlar. “Anam beni doğurmamış. Tutmuş, bir akasyanın dibine bırakmış. Ve vaki olmuş ki ben kendimi Akasya'nın dibinde bulmuşum. O hışıldamış ben tutunmuşum, o hışıldamış ben tutunmuşum. Bir pirinç tanesi kadarken, koca, koygun bir akasya gölgesi olmuşum.” Ne kadar çarpıcı değil mi? Ben şahsen bayıldım. Zira ilk darbeyi daha girişte aldım.

Bu kitapta işte, yok böyle yazar cambazlıkları.

Çünkü Başuşak Stevens anlatır. Çünkü Stevens’ın derinliği bu kadardır. Kitap boyunca derinliği olan tek söz edemez Stevens. İşte bunu, ki her satırda hem de gözünüze sokmadan hissettirir size. İyi yazarlık böyle bir şey işte.

Londra’ya yerleşen biraderim bir gün dedi ki, bak Ziko, bu İngiliz asilzadeleri, aristokratları öyle alçak gönüllü insanlar ki anlatamam. İkisiyle tanıştım çalıştığım zengin Musevi sahipli barda. Sabaha kadar muhabbet etmişliğim bile oldu. Sonra öğrendim ki, bu iki, alçak gönüllülükten ve kibarlıktan kırılan, herif bilmem ne malikanelerinin sahipleriymiş. Adam kadehini tazeletirken bile, bin kere özür diliyordu.

Kaldı ki çok Amerikalı zenginle tanıştım. Bir saniye gecikmemde “bok suratlı herif, o boklu donunu benim bahşişimle ancak değiştirebilirsin, acele et,” gibi laflar ediyorlardı. Üstelik bahşişleri asla o iki, yüzü kızararak konuşan asilzadenin yarısı bile etmiyordu. Bu minvalde anlattı, bolca da küfür yedi benden.

İşte bu romanı okuyunca hak verdim biradere, anlattığı şeylerin doğru olduğuna karar verdim. İki göçmenin gözlemi de aynıymış. Biri TC’den diğeri Japonya’dan. Stevens anlatıyordu zira aynı şeyleri.

Aristokratın yine aynı sınıftan vaftiz babası olduğu bir Kardinal var, Stevens’ın onunla yaptığı muhabbeti okuyunca biradere hak vereceksiniz. (Romanın hissettirdiklerini doğru buldum. Elbette bu benim öznelim tamamen)

Biraz konusuna girersek, ki bazı kitapları tüm detaylarıyla anlatsanız da temasını, asla bir spoiler olamazsınız. Bu kitap da öyle. Stevens’ın başuşak olduğu malikanenin sahibi aristokrat adam bir Nazi hayranı. Hayranlıkla kalmıyor, hatta İngiltere'nin Hitler’le işbirliğine gitmesi için toplantılar düzenliyor malikanede. Ama yine alçak gönüllü yine kibar. Hatalarını fark ediyor, itiraf ediyor, telafi için samimiyetiyle uğraşıyor, ama kaybediyor. İşe alınışları kendi direktifiyle olan iki Yahudi hizmetçiyi yine kendisi ve yine Yahudi oldukları için atar. Çok sonra, hem de tek bir zorunluluk olmadığı halde bu iki Yahudi hizmetkarı araması bunun için güzel bir delildi.

Kitapta benim için vurucu üç noktayı vurgulamak istiyorum. İlki, malikanenin sonraki sahibi olan Amerikalı sonradan görme zenginin, bizim Başuşak Stevens’ı izine gönderirken emrine verdiği Daimler marka lüks arabayla verdiği mesajdı, ki olağanüstüydü. Ama Stevens’in bu mesajı almadığını hissetmeniz gerçekten yıkıcıydı. Daimler bir Alaman markasıdır zira.

İkincisi, İngiltere’nin ileri gelenleri yine malikhanede bir toplantıdadırlar. Bunlardan biri, Stevens’e bazı sorular sorar. Alacağı cevabı bilmektedir elbette. Biri sorulardan ““O zaman, belki başka bir konuda yardım edersin bize. Fransızlarla Bolşevikler arasında bir silah anlaşması yapılması durumunda Avrupa’daki döviz oranları iyiye mi yoksa kötüye mi gider sence?” Stevens’ın tüm bu sorulara cevabı aynıdır. “Çok özür dilerim, efendim, ama bu konuda size yardımcı olamayacağım.”

Bu zatı şahanelerinin varmak istediği yer, ta o zamandan, şudur. “Bu ulusun geleceğiyle ilgili kararları şu dostumuzun ve onun gibi birkaç milyon daha insanın ellerine bırakma düşüncesinde diretiyoruz hâlâ. Bize ayak bağı olan bu parlamento sistemimiz varken sorunlarımıza çözüm bulamamamız şaşılacak şey mi?” Kısacası der ki, hiç dağdaki çobanla benim oyum bir olur mu!”

"Peki ya şu sınıf çatışması? Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki sosyal sınıflar denen bir şey yok, toplumda farklı zeka eğrileri var. Nedir bu zeka eğrileri ve doğrudan sonuçları: Yeryüzünde tüm toplumlarda, tüm kültürlerde değişmez bir gerçeklik var: Daha düşük ortalama zekaya sahip olan gruplar, daha düşük gelir seviyesine sahiptir." Bu son parantez içi fikirler bana, Plotinuss'a ait ve inanıyorum. Ama bu, oy vermede eşitliğin benim için bir tabu olduğunu asla değiştirmez.

Adam, insanların tek eşit olduğu, insanlığın bulduğu en önemli hakkı olan, “herkese eşit ve tek oy”u çalma düşüncesine delil yapar Stevens’ın cevabını.

Üçüncüsü için, ki kitabın temi buydu. Bunu uzun uzun anlatmayacağım. Verdiğim linkten Tatar Çölü’nün Drogo’suna yaptığım incelemeyi okuyun eğer merakınızı cezbederse. Benim değil, eleştirmenlerin ekserisinin Drogo’ya yaptıkları, Dino Buzatti’yi meşhur eden tespitler aslında Stevens’de gerçek anlamını buluyor.

#22408332

Ve aşk, Drogo'yu da Stevens'ı da seven kadınlar vardı. Farkı anlamanızı romana bırakıyorum. Tatar Çölü'ne eleştirmenlerin yaptığı tahlillere bakışınız değişecek.

K.Işiguro iyi yazar.
208 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Romanların kalitesinin söylediği şeyler kadar söylenmeden hissettirdiği şeylerle belirlendiğini düşünüyorum. Ishaguronun bu seviyede bir roman. Az konuşarak çok derin ve çok şey anlaşan iki arkadaş gibi okuruna az şey söyleyip çok şeyler hissettirip anlatıyor. Nobel ödüllü bir yazarın gömülü devden sonra okuduğum ikinci romanıdır. Umarım devamı gelir okurum ve okuyunda derim...
208 syf.
·3 günde·10/10
2017 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış. Daha mı almasın? O üsluptaki zarafete ne demeli? Sene 1956, Darlington Malikanesi'nde tüm o İngiliz Beyefendilerle/Hanımefendilerle birlikteydim adeta. Aşırı keyif aldım, tebessümle tekrar tekrar okuduğum cümleler hayli fazlaydı. Her ne kadar çocukluğundan beri İlgiltere'de yaşıyor olsa da, dönemin İlgilteresine her şeyiyle böyle hakim yazarın Japon oluşunu ayrı sempatik buldum. 1.Dünya Savaşı'nın diğer büyük kaybedeni Almanya ile de bence ilk kez empati kurdum. Son olarak O, yalnızca bir kitap değil, bir film. (The Remains of the Day,1993) İyi ki okumuşum diyorum ve yoluma devam ediyorum.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro ile tanışma kitabım Günden Kalanlar. Aynı zamanda nobel edebiyat ödülüne sahip olan yazar yeni yeni okunmaya başlanıyor sanıyorum. Ben de kitaplarına çok fazla rastladığımdan dolayı etkilendim ve okumaya karar verdim. Ancak doğru bir kitabıyla mı başladım onu bilemiyorum. Kazuo Ishiguro hakkında kesin yorumlarda bulunmadan önce okurlar tarafından çok beğenilen Beni Asla Bırakma ya da nobel ödülünü aldığı Gömülü Dev adlı romanlarını okumak istiyorum.

Günden Kalanlar benim için gerçekten zor bir roman oldu. Sık sık kitabın ilerlemediğini hissettiğim anlar beni çok fazla sıktı. Hikayenin gidişinde anlatılmak istenen duyguları yakalayabildiğimde biraz romanın içine girebildim. Kısacası akıcı olmayan bir kitap okudum. Yine de okurken zorlanmama rağmen anlatılmak istenen fikri sevdiğimi söyleyebilirim.

İngiliz malikanesinde başuşak olarak çalışan Stevens'in hayatını okuyoruz Günden Kalanlar'da. Altı günlük bir geziye çıkan Stevens bize gittiği yerleri, tanıştığı insanları ve anılarını anlatarak hayatını baştan sona gözden geçiriyor. Tüm yaşadıkları, geçmişi, duyguları, hayal kırıklıkları, umutları bir bir yeniden gelip buluyor Stevens'i.

Hayatı işinden ibaret olan Stevens sizi kızdıracak kadar kayıtsız etrafındakilere. Öyle ki babası öldüğünde bile onu görmek yerine şu an işim var demeyi yeğleyen bir karakter Stevens. Sürekli işini düşünüyor, hiçbir hataya mahal vermeyecek şekilde yerine getirilmesi gereken görevleri hayatının merkezini oluşturuyor karakterimizin. Birlikte çalıştığı kahya Bayan Kenton, Stevens'in yüreğine dokunabilecek, onun bu katı tutumundan sıyrılmasını sağlayabilecek diye bekledim ancak Stevens yine Stevens; soğuk, katı ve sabit fikirli.

"Neden Bay Stevens, neden, neden hep olduğunuzdan başka türlü görünmek zorundasınız?"
208 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Yaklaşık 20 sene önce Yeditepe İstanbul isimli bir dizi vardı , çok severdim başka türlü bir atmosferi vardı. Sabri Usta isminde orta yaşlarda inşaatta ustabaşı olarak çalışan emektar bir adamcağız vardı, hiç unutmam bir keresinde yaklaşık şöyle söylemişti işinden bahsederken, "Patron sever beni, adamın işi bana emanet. Ustalığımın kıymetini de bilir, bakar yaptığım işe takdir eder beni , sonra sırtıma iki kere vurur pat pat "

Sabri ustaya göre inşaatı ayakta tutan temel ya da beton demir falan değil kendisiydi, haksız mıydı peki kim bilebilir ?

Stevens, kahramanımız. İngiltere'de bir malikanede uşak, bir başuşak, uşakların başı, belki de her şey demek bu adam..

1930lar,40lar,50ler boyunca çeşitli yerlerde uşaklık hizmetinde bulunur, en çok da Darlington Malikanesi'nde. Malikane sahibi devrin ileri gelen şahsiyetidir, lord hazretleridir. Siyasetçilerden tüccarlara kadar pek çok kişinin akıl danıştığı ve neredeyse İngiltere'yi avuçlarına almış bir adamdır, örneğin bugün ve uzun yıllardır Amerikada hüküm süren meşhur bir aile misali..

2. Dünya Savaşının gidişatıyla ilgili çok önemli kararlar bile bu evde alınır, İngiltere başbakanı, Avrupalı elçiler ve daha nice önemli şahsiyetler bu evin misafiri olurlar, toplantılar peş peşe gelir. Bütün bu süreçte Stevens nelere tanıklık etmez ki ! Bir doktor, bir mühendis , bir hukukçu falan değildir fakat bu gibi mesleklerdeki kaç kişi onun kadar hayatın içindedir ? Fakat alt tarafı bir uşak değil mi ? Bir başuşak..

Stevens yalnız bir adamdır, seneler boyunca bu çok sevdiği işiyle evlidir adeta. Bu zaman zarfında uzun yıllar birlikte çalıştığı ve malikanede kendisinden biraz alt kademede ama ciddi bir yetki sahibi olan Bayan Kenton ile karşılıklı bir yakınlaşmaları olsa da bunu hiç itiraf edemezler, kadın biraz daha fazla girişimde bulunmaya çabalasa da Stevens'ın duvarlarını aşamaz.. Bir süre sonra da işinden ayrılır ve başka bir şehre taşınarak bir adamla evlenir.

Kitapta biz Stevens'ın yaşlılık dönemini görürüz öncelikle ve artık işinin hızlı devrinin geride kaldığı, malikanenin daha ortalama seviyede bir sahiple el değiştirdiği dönemde yola çıkarız. Stevens birkaç günlük ve birkaç şehri kapsayan bir geziye çıkar. Bu günlerde çeşitli insanlarla karşılaşır, küçük çaplı yol maceraları yaşar, bu sürede ise geçmişine döner ve geçmiş onlarca yılı bize anlatır. Bu gezinin finalinde ise Bayan Kenton ile buluşurlar, birkaç saatlik bir sohbetten ibarettir bu görüşme, eski mesai arkadaşları olarak.. Fazlası olamamışlardır ve bunu hüzün eşliğinde iyice hissederler seneler sonra..

İshiguro'nun okuduğum 2. kitabıydı, ilki Beni Asla Bırakma, çok sevmiştim.Bütün kitaplarını okumak istiyorum. Henüz çok küçük yaşlarda ailesiyle birlikte Japonya'dan İngilitere'ye göç eder İshiguro. Adeta bir İngiliz Japonudur. Bana göre bu kadar hüzünlü oluşunun da temel sebebi budur. Anlaması ve anlatması zor bir adam, daha çok okunmayı hak ediyor diye düşünüyorum. Herkese iyi okumalar..
208 syf.
·Puan vermedi
Romanın baş karakteri olan uşak Stevens için hayatta en önemli şey "verilen görevi en iyi şekilde yapmaktır." Bu neredeyse onun bütün hayat felsefesini özetleyen cümledir. Stevens'ın özel hayatı hemen hemen yoktur. Kendi hayatını yaşamak yerine önceden, başkaları tarafından tanımlanmış bir hayatı yaşamayı tercih eder. Bunun bedelini de sonunda yine kendi ödeyecektir. Hayatında ilk defa kendi hayatıyla ilgili inisiyatif almak istediğinde de yaşayacağı bir hayal kırıklığından başka bir şey olmayacaktır. Ama İshiguro onun hayal kırıklığına uğradığından hiç söz etmez, Stevens da buna dair ne bir söz söyler ne de bir davranış sergiler. Fakat okuyucu olarak biz o hayal kırıklığını derinden hissederiz. İşte İshiguro'nun dehası, "Günden Kalanlar"ın büyüklüğü burada gizlidir.
"Günden Kalanlar" varoluş sorumluluğunu üstlenmeyen bireyin sakince ama bir o kadar da acımasızca eleştirisidir.
208 syf.
·7 günde·Beğendi·6/10
İngiliz malikanelerinin ihtişamını yitirdiği dönemin son büyük başuşaklarından biridir Stevens. Amerikalı yeni işvereninin arzuladığı düzeni kurmak için birlikte çalıştığı eski kahyayı ziyaret etmeye karar verir ve İngiliz taşrasında bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca karşılaştığı manzaraların ve insanların yarattığı izlenimler, anıları ve uşaklık mesleğinin gereklerine dair düşünceleriyle birleşir.
İngiltere'de büyümüş Japon bir yazarın "uşaklık" konusuna bu kadar derin ve detaylı eğilmesi biraz garip geldi doğrusu. Yazar 2017 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış..
208 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Her şeyden önce söylemek gerekir ki, bu bir dram romanı. Durağan ve yoğun, iç muhakemelerle dolu ve derin. O yüzden hareketli bir hikaye arıyorsanız tercih etmemenizi tavsiye edeceğim.
Yazarın daha çok bilim kurgu ve fantastik tarzda yazdığı kitaplara alışkın olduğum için ilk başlarda biraz yadırgamış olsam da ilk çeyreğinden sonra kitabı elimden bırakamadığımı itiraf ediyorum.
Anlatıcımız Stevens, kendisini işine adamış bir baş uşak. Bir İngiliz ailesinin yanında çalışırken, çalıştığı ev satılıyor ve evi satın alan Amerikan işveren, eski düzeni devam ettirmek istediği için Stevens'ı aynı şartlarda çalışması için tutuyor. Anlatıcımız bir gün, işvereninin de teşviki ile hayatı boyunca hiç yapmadığı bir şey yapıp kısa bir tatile çıkıyor. Yıllardır çalıştığı malikaneden ve artık nefes almak gibi olağan hale gelmiş işinden fiziksel olarak uzaklaşsa da, zihni neredeyse bütünüyle burada kalmaya ısrar ediyor.
Stevens ile birlikte sadece İngiltere kırsalının coğrafi güzelliklerinin değil, onun hatıralarının ve dönem tarihinin içinde de bir yolculuğa çıkıyoruz. Anlatıcımızın ruh hali, anıları ve işine aşırı bağlılığı, kitap boyunca okuru da sarıp sarmalıyor.
Edebi açıdan oldukça zengin bu romanı okumak, zarif dili ve yalın anlatımı sayesinde oldukça kolay olsa da, olay kurgusu içermeyen ve daha çok ruhsal tahlil niteliğini taşıyan hikayesinin her okuyucuya hitap etmeyeceğini düşünüyorum.
208 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Ne yalan söyleyim. Kitabı hiç sevmedim. Ama elimdeki kitabı bitirme disiplinim vardır. Yazar kitapla Nobel ödülü almış. Çok enteresan içinde gerçekten edebiyat anlamında çok fazla bir şey yok. Ama baktığınız zaman kitap ödüllü. ya Ben hiçbir şey bilmiyorum ya da bu kitaba bu ödülü verenler çok şey biliyor.
208 syf.
“Neden Bay Stevens, neden, neden hep olduğunuzdan başka türlü görünmek zorundasınız?”

Nasıl naif nasıl samimi bir dil.
Nobel ödülünü yazar bence , kesinlikle hak etmiş.
Kitabı okuyunca bunu daha iyi anladım.
Yalnız kitapta hareketli bir hikaye yok.
Sıkılgan bir okursanız bu kitabı ziyarete gelmeyin.
Samimi , bilgilendirici , tasviri bol ve edebi metinleri okumayı seviyorsanız Bay Stevens’ı mutlaka iş yerinde ziyaret edin.
İnanın mesleğine aşık bir baş uşak olan Steves size her şeyi olduğu gibi anlatacaktır.
Oturun sıkılmadan dinleyin, onun yaşanmışlarını özellikle yaşanmamışlıklarını...
Sonra da gidin muhteşem oyunculuk sergileyen film uyarlamasını izleyin...
208 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
2015 yılında kitaplara dönüşümde etkili en önemli listelerinden biri olan bu listeyle https://www.google.com.tr/...com/amp-haber/492026 adını ilk kez duydum yazarın.
Beni Asla Bırakma, listenin o kadar muazzam olmasının etkisiyle tanımak zorunda kaldığım bir kitaptı.
Nobel edebiyat ödülü de almasıyla birlikte iyice merakım arttı bu yazara.
Murakami'yi hiç sevemedim. Çok yüzeysel geldi bana. Çok yazmak için yazmış gibi. Belki benim denk gelemediğim kaydadeğer bir iki kitabı vardır.
Ancak bu adam bir başka... Belki de yaşamına İngiltere'de devam etmesi en büyük etkenlerdendir. İngiliz edebiyatıyla yoğrulması güç katmış olmalı...
Sadece iki kitabını okudum ancak an itibariyle diğer tüm kitaplarını merak ediyorum. Ve sanırım okuyacağım da. Özellikle Avunamayanlar...
Calvino gibi olabilir belki; her kitabı birbirinden farklı olabilir. Bunu şuan değerlendirmek doğru değil iki kitapla ama hislerim o yönde.
Özellikle Günden Kalanlar'daki baş karakterden... Anlatım o kadar sıradan ve sade ki kitaba ilk başladığımda giremedim içine. Çok basit gibi geldi. Tavsiyem bu okuru yanıltmasın. Daha fazla konsantrasyonla okunmaya devam edilmeli. Keza son 50 sayfa zaten mesajların kendiliğinden acımasızca ortaya çıktığı sayfalar.
Detaylara girecek kadar inceleme yapmaya gerek duymuyorum. Bazı kitapları bizzat tatmanız gerek. Önemli olan merak edilmesi okunmak için zaman ayrılması. Eğer bir nebze bu kitap için inceleme yazma zahmetinde bulunduysam ve bu inceleme okunuyorsa, pişman olunmayacak bir eserle tanışmanız da o derece faydalı olacaktır. Keyifli okumalar...
208 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bir meslek, erbabını ne kadar insani vasıflarından koparabilir ve yaşamın dışına iter? Her mesleğin kendine ördüğü bir kabuk vardır ama bu kabukların geçirgenlikleri, hayatla kurdukları organik bağlar değişkenlik gösterir. Kazuo Ishiguro “Günden Kalanlar” ile uşaklığın, kabuğu en sert, hayat ile organik bağı en düşük meslek olduğunu ispat ediyor bizlere. Hem de okuru bir uşağın zihnine sokup, her birimizi romanın sonuna kadar bir uşak üniforması ile dolaştırmayı sağlayacak kadar.

İtiraf etmem gerekir ki, Kazuo Ishuguro’nun varlığından, Nobel Ödülü almasından sonra haberdar olan bir kitap okuruyum. Bu da bana okur kalitemi ispatlayan bir gelişme oldu. Hala kat etmem gereken çok fazla yol var. Nobel ödülleri son yıllarda çok fazla eleştiri alan ve edebi değerleri tartışılan yazarlara ödül veren bir ödüle dönüşse de, 2017 Nobel Edebiyat Ödülü tercihi birçok edebiyat eleştirmeni tarafından olumlu karşılandı. Genel yorum Nobel’in yeniden iyi edebiyatı keşfettiği yönündeydi.

Kazuo Ishiguro’nun ilk okuduğum kitabı “Uzak Tepeler” oldu. Kısa bir ve yazarın ilk romanı olmasına karşın benim için etkileyici bir kitap olmuştu. Yazarın kitaplarından ikinci tercihim, yazarın en gözde eserlerinden sayılan “Günden Kalanlar” oldu. Bu eser, yazarın üçüncü romanı ve 1989 yılında yayınlanmış. Türkiye baskısı ise ilk olarak Can Yayınları tarafından 1993 yılında yapılmış ama okurlar tarafından çok ilgi çeken bir yazar olmamış ki, 2000 yılına kadar yazarın başka hiçbir kitabı Türkçeye çevrilmemiş. Bugüne kadar Can Yayınları yazarın iki kitabını, Turkuaz Yayınları iki kitabını, Yapı Kredi Yayınları yedi kitabını Türkçeye kazandırmış. Son yıllarda yazarın Türkiye’deki istikrarlı yayıncısı ise Yapı Kredi Yayınları. Roman olarak tüm eserleri Türkiye’de yayınlanmış ancak henüz yayınlanmamış üç adet öykü kitabı mevcut.

Yapı Kredi Yayınlarının web sayfasında Ishuguro’nun yayınlanan kitaplarının baskı sayılarına baktığımda, ülkemizde en dikkat çeken eserinin “Beni Asla Bırakma” olduğu görülüyor. 2007 yılıda ilk basımı yapılan kitap bugüne kadar 15. baskısını yapmış. Diğer kitapları arasında ise en fazla baskı sayısına ulaşan 5 baskı ile “Günden Kalanlar”. Bu sayılar Nobel ödülü öncesinde de Ishaguro’ya bir ilginin oluştuğu ve kitaplarının dikkat çektiğini gösteriyor.

Okuduğum iki kitabı neticesinde şunu söyleyebilirim ki, Ishaguro bu ilgiyi kesinlikle hak ediyor. Ishaguro saf ve iyi edebiyatın temsilcilerinden birisi. Kitabı sadece heyecan, aksiyon, sürpriz son gibi popüler kriterlerle okumayan, cümlenin ve akışın hazzını almak isteyen okurlar için sakinleştirici niteliğinde bir yazar.

“Günden Kalanlar” bir yolculuk romanı –bir uşağın 6 günlük izin süresince İngiltere’nin güneybatı yönüne yaptığı seyahat - gibi görünse de, yolculuk sadece coğrafi değil, beraberinde zihinsel ve tarihi bir yolculuğu da getiriyor. Başkarakter uşak Steven’ın zihninde, 1. Dünya savaşı sonrasından başlayıp, 2. Dünya savaşının sonrasına kadar geçen sürede, bir Lord Malikanesi merkezinde olduğu bir süreci takip ediyoruz. Bu sürecin içinde, uşaklık mesleğinde kuşaktan kuşağa yaşanan değişim kadar, İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı sonrası yenik Almanya’ya yönelik politikalarından, 2. Dünya Savaşı öncesi Hitler’e karşı ikircikli politikalarına kadar dünya tekerliğinin merkezinde yaşanan değişimler de var. Romanda 6 güne sığdırılmış 30 yılı yaşıyoruz.

Romanı özel kılan şeyin konusundan çok dili, ruhu ve konunun işlenme şekli olduğunu düşünüyorum. Romanın aktarıcısı İngilizlerin uşak geleneğinin saf bir temsilcisi. Ancak bu aktarım bir yazı dilinden çok bir iç konuşma dili şeklinde. Buna karşın, mesleğin gereklerinden dolayı son derece ciddi, kurallı ve şekilli bir dil söz konusu. Aktarım bir iç konuşma olduğu için kendi kapalı mantığını da koruyor. Karşımızda karakterinin doğrularını, yanlışlarını ya da bunları yapma nedenlerini söyleyen bir yazar yok. Aksine her yaptığını kendi mantık dizgesi ile doğrulayan ve hep haklı çıkan saf bir uşakla karşı karşıyayız. Onun zihni ile sürükleniyoruz. O, zihninde işvereni olan Lord’u övdükçe, okur olarak bizler Lord’un iyi birisi olduğunu ve dünyaya adalet getirmeye çalıştığını düşünürken, gittikçe aynı kişinin İngiltere’de 2. Dünya Savaşının sonunda lekeli bir etikete sahip olduğunu öğreniyoruz. Uşak, hizmetkârı olan Lord’un kusurlarını zihninde ne kadar örtmeye çalışsa dahi, aynı zihin uşağın kendini doğrulama girişimlerini boşa çıkarıp gizlenemez anıları ortaya dökmeye başlıyor.

Aynı durum, romanın genelinde, bir tül perde arkasında gizlenen bir duygusal ilişki için de geçerli. Uşağın, 6 günlük gezi programının, malikanede çalışan eski bir hizmetkarın yeniden malikaneye dönmesinin amaçlandığı bir ziyareti kapsadığını da düşünürken, ziyaretin sonunda, gizlenen ve kaybedilmiş bir aşkın peşinden gidilmiş olduğunu da fark ediyoruz.

Romanların kalitesinin, söylediği şeyler kadar söylemeden hissettirdiği şeylerle belirlendiğini düşünürüm. Ishaguro’nun bu eseri de bu seviyede bir roman. Az konuşarak çok derin anlaşan iki arkadaş gibi, okuruna az şey söylüyor ama çok şey hissettirip, anlatıyor.
.. daha bu yaşta kusursuzluğa eriştiğiniz inancındaysanız, ileride hiç kuşkusuz ulaşabileceğiniz mertebelere asla ulaşamayacaksınız.
"Neden Bay Stevens, neden, neden hep olduğunuzdan başka türlü görünmek zorundasınız?"
Paramız yok ama kimin umurunda aşkımız var ve kim daha fazlasını ister birbirimize sahibiz insanın yaşamı boyunca isteyebileceği tek şey bu işte.
Daha bu yaşta kusursuzluğa eriştiğiniz inancındaysanız, ileride kuşkusuz ulaşabileceğiniz mertebelere asla ulaşamayacaksınız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Günden Kalanlar
Alt başlık:
Özel Baskı
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750841729
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Remains of the Day
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Günden Kalanlar
Günden Kalanlar
Remains of the Day
Remains of the Day
“Kazuo Ishiguro, büyük bir duygusal güce sahip romanlarında, dünyayla bir bağlantımız olduğu yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumu açığa çıkardı.”
İSVEÇ AKADEMİSİ, 2017 NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ GEREKÇESİ

Bir roman düşünün ki asıl anlattığı, tek bir satırında dahi geçmeyen duygular, umutlar, hayal kırıklıkları, özlemler olsun. Kazuo Ishiguro’nun benzersiz tarzını en iyi ortaya koyduğu eserlerinden biri olan “Günden Kalanlar” böyle bir roman...

İngiliz malikânelerinin ihtişamını yitirdiği dönemin son büyük başuşaklarından biridir Stevens. Amerikalı yeni işvereninin arzuladığı düzeni kurmak için birlikte çalıştığı eski kâhyayı ziyaret etmeye karar verir ve İngiliz taşrasında bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca karşılaştığı manzaraların ve insanların yarattığı izlenimler anılarıyla ve mesleğinin gereklerine dair düşünceleriyle birleşerek, özenle bastırdığı duygularını ortaya sererken, hayatını idealleri uğruna harcayan Stevens basmakalıp fikirleri ve saplantılarıyla okurun kalbini fetheden eşsiz bir kahramana dönüşür.

Dokunaklı bir dramın özündeki komiği okura yaşatmayı başaran “Günden Kalanlar”, edebiyat tarihinin köşetaşlarından biri.

“Katman katman açılan, büyüleyici bir roman.”
The New York Times

“Okuru fark ettirmeden sarsan, parlak bir roman.”
Newsweek

“Bir yazarın varabileceği en yüksek mertebe... Hayranlık uyandıracak derecede cesur ve bütünlüklü bir anlatı.”
The New York Review of Books

Kitabı okuyanlar 518 okur

  • Sinem
  • Erhan Akil
  • çiğdem turhan
  • Naciye Nalan GEBEŞ
  • Sevde
  • Damla Tutguner
  • Nesrin Demir
  • Mehmet özakçil
  • necva bölücü
  • Cem DENİZ

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.9 (2)
8
%0.4 (1)
7
%0.4 (1)
6
%0.4 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları