Adı:
Güneş Giderken
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
93
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053606727
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Necati Tosuner Güneş Giderken'de yaşlanıyor olma duygusunu işliyor. Dün gibi gelen anıların eskidiği, tutkuların yıprandığı, telaşların boşuna olduğu, pişmanlıkların geride kaldığı, umutlara ulaşılamadığı fark edilse de, o yaşlanmayan yüreğin nasıl kıpırdandığını öykülüyor. Necati Tosuner bu öykülerde günlük olayları, bilinen duyguları, sıradan insanlık hallerini harikulade dil ustalığıyla ince ve kırılgan bir örgü haline getiriyor.

Mayıs'ta, Ağustos sıcakları başlamıştı. "Ey kısa ömrüm, nasıl geçersen geç!.." diyen ağustosböcekleri daha görünmemişti ama, karpuz çoktan çıkmıştı elbet, -ve hemen de kabuğu denize düşmüştü. Evet, kış olunca ağustosböceği kalıyor muydu ki, gidip karıncanın kapısını çalsın!.. Peki, kışın karınca da mı kalmıyordu yoksa, -kapıyı açacak... Kışın karınca kalmıyorsa, o "çalışkanlığın" ne anlamı olabilirdi?.. Ve o telaşların... yiyecek diye delirmelerin?..
(Tanıtım Bülteninden)
Güneş giderkenki o anlar… Telaşların, mutsuzlukların, sevinç ve kederlerin birbirini kovalamasıyla nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir günün bitişini haber veren gün batımı…

Gün doğumunu izlemek mutluluk verir insana. Yeni bir günün başlangıcını müjdeler gün doğumu. Umut demektir yepyeni bir gün, başlangıç demektir. Gün batımı ise hüznü daha çok hatırlatır bize. Bitişi haber verir çünkü…

Necati Tosuner hayatın “Güneş Giderken”inde yaşayanları kaleme almış bu hikayelerinde… İkinci baharını yaşamak isteyen bir çifti okurken, başka bir öyküde bir gence sevdalanan yorgun bir kalbe yoldaşlık ediyoruz. Hayatın gün batımında kalan insanları ince mizahıyla süsleyerek, sade diliyle çok güzel anlatmayı başarmış Tosuner. “Sait Faik Hikaye Ödülü’nü nasıl almış bu kitap?”sorusunu sordurmadı bana, 1999’da bu ödülü alan eser. Bizden insanların başına gelen sıradan olayları, karamsar dünyalarını, okuru içine çekerek anlatmayı başarmış.

Kitabı okuduktan sonra kapak tasarımına takılmadım değil. Manzara resmi güzel; fakat bir yaşlı fotoğrafı ve arkada yine bir gün batımı olsaydı, kitaba daha yakışan bir kapak olurdu, diye düşünüyorum. "Eylül" eserinin kapak tasarımları da aynı şekilde. Kapak tasarımcıları ya mecazlı söyleyişleri anlamıyor, ya da kitabı okumuyorlar galiba...

Sözün özü İlk kitabını okuduğum Necati Tosuner, sıkılarak okuyabileceğimi düşündüğüm “Güneş Giderken”de, özellikle bir çocuğun anlatımıyla başlayan ilk hikayesi "Ayten’in Keremli Öyküsü"nde ne basit bir anlatım derken, ilerleyen sayfalarda beni olumlu anlamda şaşırtmayı başardı. Her hayatın bir bitişinin olduğunu hatırlatırken yüzümüzde de tebessüm bıraktırmayı ihmal etmeyen hikayeleriyle kesinlikle tavsiye edebileceğim, kendini bir çırpıda okutan, kafa dinlendiren bir eser…

Arkadaşlarla aramızda
Bir yarışma düzenliyoruz
Bakalım
Kim daha önce bunayacak?..
Beni kazandırıyorlar!
(Sayfa 85)
Çiçek getirmiş bana. Papatya.
Hani, yersem mideme bir şey olmasın.
Necati Tosuner
Sayfa 85 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bu aralar böyleyim: Yolu karşıya geçmeyi bile bir dert haline getiriyorum kendime...
Necati Tosuner
Sayfa 63 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Güneş Giderken
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
93
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053606727
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Necati Tosuner Güneş Giderken'de yaşlanıyor olma duygusunu işliyor. Dün gibi gelen anıların eskidiği, tutkuların yıprandığı, telaşların boşuna olduğu, pişmanlıkların geride kaldığı, umutlara ulaşılamadığı fark edilse de, o yaşlanmayan yüreğin nasıl kıpırdandığını öykülüyor. Necati Tosuner bu öykülerde günlük olayları, bilinen duyguları, sıradan insanlık hallerini harikulade dil ustalığıyla ince ve kırılgan bir örgü haline getiriyor.

Mayıs'ta, Ağustos sıcakları başlamıştı. "Ey kısa ömrüm, nasıl geçersen geç!.." diyen ağustosböcekleri daha görünmemişti ama, karpuz çoktan çıkmıştı elbet, -ve hemen de kabuğu denize düşmüştü. Evet, kış olunca ağustosböceği kalıyor muydu ki, gidip karıncanın kapısını çalsın!.. Peki, kışın karınca da mı kalmıyordu yoksa, -kapıyı açacak... Kışın karınca kalmıyorsa, o "çalışkanlığın" ne anlamı olabilirdi?.. Ve o telaşların... yiyecek diye delirmelerin?..
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Ecem İspir
  • Masiva
  • Kitap Misafiri
  • caner dilsiz
  • içimdekikedi
  • Ahmet Altun
  • Exlibris

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0