Güzelin 1001 Yüzü ((Tevhid Sanatçısının İzinde))

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.260
Gösterim
Adı:
Güzelin 1001 Yüzü
Alt başlık:
(Tevhid Sanatçısının İzinde)
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054042722
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
H Yayınları
Gerçek anlamda güzel O'dur ve güzellik O'na ait. O'nun güzeli sevmesi, güzelin sevilecek bir değer olması, bize kendi 'güzel'lerimizi ifade etme sorumluluğu yüklüyor. İnsanın yaratılışı aşk üzere olduğundan, güzelleşme serüvenimizin her aşaması, O'nun aşk sanatını anlama ve anlamlandırma çabasıdır biraz da. Bunu tahayyül ederek eserlerini icra eden sanatçılar, kendi ifade biçimlerini belli bir edep, belli hudutlar çerçevesinde ve belli bir yalınlık ve derinlik içinde oluşturmayı başarmış 'tevhid sanatçıları'dır bana göre. Onların her birinin ille aynı inançtan, aynı coğrafyadan gelmesi gerekmiyor. Bu yüzden tırnak içinde kullanmaya gayret ettim bu tanımımı.

Verdiğim örnekler arasında Erice'nin veya Majidi'nin filmleri de yer aldı, Giacometti'nin heykelleri, Balthus'un tabloları da, Firdevsî'nin, Şebüsterî'nin, Yunus Emre'nin, İbn Arabi'nin, Şeyh Galip'in sözleri de. Hafız Osman'ın, Turgut Cansever'in, Erol Akyavaş'ın ya da Sezai Karakoç'un, Tanpınar'ın eserleri kadar, Dostoyevski'nin, Bachmann'ın, Yukio Mişima'nın, Rilke'nin, Milan Kundera'nın eserleri de söz konusu edildi. Turan Koç'dan Mustafa Tatcı'ya, Jean Paul Sartre'dan Titus Burckhardt'a, Kemal Tahir'den Beşir Ayvazoğlu'na, Adam Phillips'den Marc Auge'ye, Niyazi Mısri'den Fuzulî'ye, Malik Aksel'den Sami Baydar'a... 'Tevhid sanatçıları' hangi meşrepten olurlarsa olsun, ilhâmı 'kaynağından' çektiklerinin az ya da çok şuurundadırlar bana göre. Hayret ve hayranlığımı arttırırlar hep.

Hakikat; bir yüz. Celâli ve cemâli bir arada; Güzel'in yüzü. Ne varsa Güzel'e ait. Gayrı yok. İnsanda birleşen her şey O'nun güzel sanatı. Bunu icra eden, çoğaltan, paylaşan, tüketen, yağmalayan, ifade eden, yansıtan herkesle Güzel yeni bir veçheye bürünüyor.
(Tanıtım Bülteninden)
239 syf.
·10/10 puan
Leyla İpekçi’den ilk bir kitap okudum. Zaman zaman gazetelerden köşe yazılarını okusam da derli toplu bir kitabını okumamıştım. Aslında birkaç kitabını da almadım değil. Ateş ve Bahçe ve Şehrim Aşk kitapları kütüphanemde okunma sırasını beklerken gördüm ki Güzelin 1001 Yüzü kitabı çıkmış. Hemen aldım ve onu okuma sırasının başlarına koydum. İsmini cazibeli buldum belki ondandı diğerlerinden öne almam. Kitabın kapağını çevirir çevirmez “Sevgi ve bilgiyle varlığın kalbine…” sloganıyla karşılanıyorum. Sevgiyle ve ilgiyle Güzel’in evine hoş geldin dercesine. Hoşbulduk dedim tüm içtenliğimle.

Ne mi anlatılıyor kitapta? Güzel’in 1001 Yüzü’nü hangi birimlerle ölçebileceğimizi anlatıyor. ‘Tevhid sanatı’nı çağrıştıran üslubun ‘nasıl’ları üzerinde yoğunlaşsa da, sanata olduğu kadar hayata da göndermeler yapıyor. Tevhit sanatçısının sanatını icra ederken hangi incelikleri gözetmesi gerektiğini anlatıyor. “Allah’ın isimleri gibi kelimeleri de sayısız. Fakat büsbütün ölçüsüz, hudutsuz bırakılmış değiliz çok şükür. O’nun (cc) istediği gibi biri olmaya çabalamanın bizi sanatta da hayatta da güzelleştirdiğine inanıyorum. Bunun ancak aşk ile gerçekleşebildiğini düşünüyorum.”

“Hz. Peygamber ashabıyla beraber yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelir. Sahabelerden bazıları manzara karşısında “Bu leş ne kadar da pis kokuyor.” demekten kendilerini alamazlar. Bu durum karşısında Allah Resulü’nün tavrı ise hayli farklı olur: ‘Köpeğin ne güzel dişleri var!’ İşte Peygamberimizin bu bakışı tevhit sanatçısının mihenk taşıdır.” Leyla İpekçi Güzel’i güzel anlatmış. Her ne kadar etrafımızda bir o kadar kötülük kol gezse de, biz ana dil olarak Güzel’ceyi dinlemeyi çok seviyoruz. Çünkü Güzelce’de anlatılan Güzel, gerçek anlamda Güzel’dir ve tüm güzellikler de ona aittir. O güzeldir, güzeli sever. Güzel yaratır. Yaratılan güzellikleri bize sevdiren de O’dur. Madem O güzel söylüyor, biz de Güzel’i güzelce görmeli, hissetmeli ve de söylemeliyiz. Güzelleşmek ödevimizdir. Bu da ancak aşk ilen olacaktır. “Ruh güzele gider. Güzel’le uçar.“ der yazar. Bediüzzaman da “Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” der.

“Sanatçı denilince marjinal, aşırı özerk, abartılı derecede ilginç, toplumdan kopuk, uçuk, itiraz eden, her şeye muhalif, aykırı ve tüm bunlara rağmen magazin için elverişli bir tip geliyor aklımıza” diyor Leyla İpekçi. Son zamanların sanatçısı işte tam da böyle bir şey. Ama her sanatçı böyle midir? Hayır. Günümüzde sanat eseri denilince de akla, serbest çağrışımla akla gelen her şeyin fütursuz özgürlükle (!) anlatıldığı eserler geliyor. Bu eserler de karakter tahlilleri, pskolojik açılımlar, dramatik unsurlar, insan tabiatının karanlık dehlizlerinde vuku bulan gerilimleri, bol aktivizm kokan tasarımlardır. “Kötülük, yalan, hırsızlık, ihanet insanın karanlık dehlizlerinde her daim mevcuttur, bunları niye saklayalım ki.” diyenler yüzünden her şey alenileşti. Alenileşmekle kalsa iyiydi. Meşrulaştı da. Gel de şimdi Bediüzzaman’ın “Batıl şeyleri iyice tasvir safi zihinleri idlaldir.” sözünü hatırlama. Yazarımız bu tarz sanat eserlerinden değil daha çok “İnsan karanlığının izdüşümlerini, sonuna dek ölçüsüzce açan değil; katmanlı bırakan, örterek dolayımlarla işaret eden eserleri icra edenlerin sanatından feyz alıyor.”

Leyla İpekçi “Hepimiz kendi dünyamızın sanatçısıyız. Sanat eserinin ‘canlı’ olduğuna ve eserinin sanatçıya şahitlik ettiğine inanan biri olarak, bugün fazlasıyla içine kaçmış ‘dünyanın ruhu’nu ancak ‘güzel’ sanatla diriltebileceğimize ve ‘güzel’in ana dili yaygınlaştıkça bu külli ruhtan payımıza düşen nurla hep birlikte güzelleşeceğimize inanıyorum.” diyor.

Kitap on üç ayrı bölümden oluşmuş. Sevgili’nin Harfleri, Gerçek ile Kurgu Arasında, Kötü karakter, Şüphe, Trajedi, Tıpkı ve Sanki, Korku, cennet Evi, Unutma Biçimleri, Öfke, Var ile Yok Arasında, Ruh hali, Kendi Medinesi’ne Varmak. Yine her başlığın altında da alt başlıklar oluşturulmuş.

Şu anki kapitalist sistemin çarkları arasında ezilip kalan insan, kavuşmayı değil sahip olmayı arzuluyor. Vermenin değil almanın peşinde. Fethetmekten yana değil, işgalden yana. Adalette gözü yok, tahakküm etmek istiyor. Fark etmek şöyle dursun fark edilmek istiyor. Tanımıyor ama tanımlıyor. Her şeyi maddede arıyor. “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.” diyor Bediüzzaman.

Portekizli film yönetmeni Victor Erice’nin ödüllü filmi Ayva Ağacı Güneşi’ndaki ayva ağacını resmini yapmaya çalışan ressamın hikâyesini mutlaka okumalısınız. En azından ben okuduğumda ânımın niye ânıma uymadığını çok iyi öğrendim. Daha önce tefekküren yazdığım birçok şeye delil bulmaktan ötürü de sevindim.

Bir de Gecenin tebessümü yazısını okumanızı dilerim. “Gecenin sessizliğinde bir tebessüm gibi görünür ay ve yıldızlar.” diye başlar. “O koyu sonsuzluğa daldığımda, gökyüzüne bakmanın kalplerdeki vesveseyi, üzüntü ve kederi azaltışını, Allah’ı hatırlatışını, hasretlilere teselli verişini, sevenlere arkadaş oluşunu, ellerini semaya açanlara ‘yuva’ oluşunu düşünmeye başlıyorum.” diye devam ediyor.

İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:

Sevmeniz, sevildiğinize delalet; övmeniz övüldüğünüze delalettir.
*
Asıl gaye ‘âlemlere rahmet olarak’ gönderilmiş En Sevgili’nin ‘aramızda olmasına’ kalbi nurlandırmasına Kur’an dilinde şahit olmaktır. Zira Allah bütün şeyleri Onun ‘vesile’siyle yaratır ve Onunla tamamlar.
*
İlahi niteliğinden dolayı, onu özlediğiniz sürece diri kalır karşınızda. Sizinle konuşur, size bakar Kâbe. Onun görüntüsüne bakmak, insanda vedasız bir kavuşma arzusuna tekabül eder.
*
Güzel olan sevilendir. Âşık olmadan iyi sevgili olunamayacağı gibi, güzelleşmek de mümkün değil.
*
Bizler en güzel halimizle ancak bir akis, yansımayız. Kendimizde tecelli eden ‘ilâhî isimleri’ bildikçe, nefsimizin perdelikleri kalkmaya başlıyor ve aslımızı (Rabbimizi) ‘kesintisiz’ bilmeye başlıyoruz.
*
Haklı olanın vicdanı affedici olmaya, alttan almaya, karşısındakinin hatasını örtmeye, idare etmeye, suskunluğa daha eğilimlidir. Oysa biz haksızmışız gibi bağıra çağıra, haklılığımızın altını çize çize, göze soka soka kanıtlamaya çalışıyoruz. Haddi aştıkça, hudutları da çiğniyoruz. Hayatın ince ruhu içeri kaçıyor.
*
Bağ varsa hayret var. Hayret varsa hayranlık var. Hayret ve hayranlık varsa, ölüm korkusu dağılacaktır.
*
Ev eğer cennet kılınıyorsa, gönle sevgi yerleşmiş demektir. Sevdiğinin yüzünü gördükçe, yeryüzü bir mescit olacak.
*
Gönülsüz itaat, sevgisiz vücuda getirilen bir eser gibidir, muhatabına ulaşmaz. Güzelleştiremez. Aşka düşmeden icra edilen eser, sanatseverin ruhunu uçurmaz. Ruhları ‘bir’leyemez.
239 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
Leyla İpekçi,”Güzelin 1001 Yüzü”nde bir tevhid sanatçısı olarak kendinden kalan izleri takip ederek kendine ulaşmaya çalışırken biz okurlarını da peşinden sürüklüyor.”Güzel,güzel ifade edilmeli ki güzelliğini gösterebilsin” gibi bir düşüncesi olmalı ki açık bir anlatım, sade bir dilden taviz vermemiş, ağdalı cümlelerden kaçınmış.Her bir konu başlığını 2-3 sayfada bir bütünsellik içerisinde işlemesi okuyucuya da rahat okuma imkanı veriyor.Nerede kaldım ne anlatıyordu derdi yaşamıyorsunuz.Güzel tespitlerin, doyurucu yorumların yer aldığı eserinde nefs-i emmare sanatçısının güzel anlayışı ile tevhid sanatçısının güzel anlayışını karşılaştırarak insanı ve rabbini, varlığı,yokluğu,hiçliği,eşyayı,hakikatı,anı,andaki sonsuzluğu...kısacası Güzel ile irtibatlandırdığı her şeyi açıklamaya çalışmış.Böylece Güzel’in evrensel boyutlarını tespit etmek istemiş.Güzel algımızı değiştirecek,etik ve estetik anlayışımıza etki edecek,güzeli daha güzel görmemize imkan sağlayacak çok hoş ve naif bir kitap.Leyla Hanım’ın kalemine sağlık.Güzelliğe ve kendine hasret modern insanın mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.Kendisiyle arasındaki mesafenin kapanmasını isteyen herkese tavsiye ederim.İyi okumalar...
“Aynı anın içinde seven ve sevilen olmanın sırrı kalpte. Kalp olmadan anlam da yok. Her şey gibi, o da tabiri caizse ‘kutsal emanet’ insana.”
Leyla İpekçi
Sayfa 12 - H Yayınları
"Ebu Cehil, Hazreti Peygamberin yanına gelir ve "ne kadar çirkin bir yüzün var senden hiç hoşlanmıyorum" der. "Haklısın" der ona Peygamber Efendimiz.Az sonra Ebubekir (ra) çıkagelir. "Ne kadar güzelsin,dünyada senden daha güzelini görmedim" der. Ona da:" Haklısın" buyururlar.Bu çelişkili duruma şahit olanlara ise şöyle cevap verir: "Ben bir aynayım, bana bakan, kendini bende görür."..."
"İlk ve son yaprağı olan bir takvim, bize tarihi verir.An ise evrenseldir.Sonsuz değişimi barındırdığından tarihselliğe hapsedilemez.Hakikatin izdüşümü andadır..."
"...Allah'ı görür gibi ibadet etmek, O'nu (cc) görür gibi yaşamak; O'nun bizi görmek istediği gibi olma arzumuzdur.Böylelikle insan 'kendi' olmaya, kendi kemaline kavuşmaya başlar giderek..."
Leyla İpekçi
Sayfa 23 - h yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Güzelin 1001 Yüzü
Alt başlık:
(Tevhid Sanatçısının İzinde)
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054042722
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
H Yayınları
Gerçek anlamda güzel O'dur ve güzellik O'na ait. O'nun güzeli sevmesi, güzelin sevilecek bir değer olması, bize kendi 'güzel'lerimizi ifade etme sorumluluğu yüklüyor. İnsanın yaratılışı aşk üzere olduğundan, güzelleşme serüvenimizin her aşaması, O'nun aşk sanatını anlama ve anlamlandırma çabasıdır biraz da. Bunu tahayyül ederek eserlerini icra eden sanatçılar, kendi ifade biçimlerini belli bir edep, belli hudutlar çerçevesinde ve belli bir yalınlık ve derinlik içinde oluşturmayı başarmış 'tevhid sanatçıları'dır bana göre. Onların her birinin ille aynı inançtan, aynı coğrafyadan gelmesi gerekmiyor. Bu yüzden tırnak içinde kullanmaya gayret ettim bu tanımımı.

Verdiğim örnekler arasında Erice'nin veya Majidi'nin filmleri de yer aldı, Giacometti'nin heykelleri, Balthus'un tabloları da, Firdevsî'nin, Şebüsterî'nin, Yunus Emre'nin, İbn Arabi'nin, Şeyh Galip'in sözleri de. Hafız Osman'ın, Turgut Cansever'in, Erol Akyavaş'ın ya da Sezai Karakoç'un, Tanpınar'ın eserleri kadar, Dostoyevski'nin, Bachmann'ın, Yukio Mişima'nın, Rilke'nin, Milan Kundera'nın eserleri de söz konusu edildi. Turan Koç'dan Mustafa Tatcı'ya, Jean Paul Sartre'dan Titus Burckhardt'a, Kemal Tahir'den Beşir Ayvazoğlu'na, Adam Phillips'den Marc Auge'ye, Niyazi Mısri'den Fuzulî'ye, Malik Aksel'den Sami Baydar'a... 'Tevhid sanatçıları' hangi meşrepten olurlarsa olsun, ilhâmı 'kaynağından' çektiklerinin az ya da çok şuurundadırlar bana göre. Hayret ve hayranlığımı arttırırlar hep.

Hakikat; bir yüz. Celâli ve cemâli bir arada; Güzel'in yüzü. Ne varsa Güzel'e ait. Gayrı yok. İnsanda birleşen her şey O'nun güzel sanatı. Bunu icra eden, çoğaltan, paylaşan, tüketen, yağmalayan, ifade eden, yansıtan herkesle Güzel yeni bir veçheye bürünüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Cihat Baybars
  • odgurmış
  • Rukiye CEYLAN
  • Vedat AKILLI
  • Murat durnal
  • Derya
  • Sait Köşk
  • Muhafazakar Lugat - 1001 Kelime
  • Nisa Nisa
  • Zeynep

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (1)
9
%28.6 (2)
8
%28.6 (2)
7
%14.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%14.3 (1)