Hadis OkumalarıMetin Karabaşoğlu

·
Okunma
·
Beğeni
·
289
Gösterim
Adı:
Hadis Okumaları
Baskı tarihi:
Ocak 2004
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758285297
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karakalem Kitabevi Yayınları
“Hadis Okumaları”, Karabaşoğlu’nun ‘Okumalar’ zincirinin olmazsa olmaz bir halkasını tamamlıyor. ‘Okumalar’ başlığını taşıyan diğer kitaplarının tarzını ve üslubunu bu kitapta hadis temelinde sürdüren yazar, ‘hayatın tam ortasında’ okuyup yorumladığı hadislerle bizi kudsî nebinin aydınlık hayatına ve sözlerine yaklaştırıyor. Kudsî nebinin sözlerini yaşadığımız günlere taşırken, yaşadığımız günleri hadislerle buluşturuyor.
Kitaba yazdığı sunuşta, Mehmed Paksu’nun dediği gibi, “Sevgili yazar, yine bam telini bulmuş, kalp ritmini yakalamış, hayatın içindeki hadisleri gündeme taşıyor.”

İçindekiler
Hadis Okumaları için birkaç söz
Önsöz
Birinci Bölüm:
HAYATIN TAM ORTASINDA
İmanın asgarî şartı
Ahlâkın doğru adresi
Birbirimizi sevmedikçe...
Kardeşini sevebilmek
Düşmanla karşılaşmayı ummak
En kısa hadis
İki yanlış arasında
Bir haksızlık karşısında
Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, ve de yozlaştırmayın
Yönelişin adresi
Alenîlik
Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!
Yakînin anahtarı
İkinci Bölüm:
YAŞADIĞIMIZ GÜNLERE DAİR
Amaçlı alışveriş!
Bir denge turnusolu
Hz. İsa laik miydi?
Büyütmek, yetiştirmek
İki hadisle öğretilen
Babalara övgü
Nasıl bilirsen
İstenmeyen şahitlikler
Teknolojiye nebevî bakış
Yüz kere şehit olmak
Üçüncü Bölüm:
ÜMİDE ÇAĞRI
Bir delikten iki kere kim ısırılmaz?
İstiğfarda ısrar
Keyfiyet
Kişi sevdiğiyle beraberdir
Sevginin adresi
Dördüncü Bölüm:
İNCELİKLER, NÜANSLAR
Duamız kadar kuluz
‘La havle’ çekmek
İki özgürlük
Neden hayâ imandandır?
Ölmeden önce ölmek
Göstergeler
Sûret çarşısı
Vesile
Faziletin ölçüsü
Ruhsat-azimet dengesi
Nafile
Dünyanın üç yüzü
Notlar

Hadis Okumaları için birkaç söz
İLKOKUL YILLARI. 1960’LI SENELER. İlk hocam, sevgili babacığım her ay imamlık maaşını almaya gittiğinde eve dönüşünde bir kitapla içeri girerdi. O ay da, el kitabı tarzında ciltli üç kitap getirdi. Hiç unutmuyorum, biri kırmızı, diğeri koyu yeşil, öteki de siyahtı. Hasan Basri Çantay’ın “On Kere Kırk Hadis” kitaplarıydı bunlar. Sayfa sayısı kabarık da olsa, küçük boy ebadında ve yazıları da iri puntolu olduğu için günlerce elimden düşmedi kitaplar.
Hadisler öyle uzun metinler değildi. Kısa, öz, kolay anlaşılır, hayatın içinden, günlük yaşantıyı yansıtan, özenle seçilmiş, tercüme edilmiş, hakkında yeterli açıklamalar yapılmış hadisler içeren sevimli bir çalışmaydı. Çantay rahmetli, gerçekten ‘âlim-i mürşid’ olduğu için, ilmini, süt gibi içimi kolay, sindirimi rahat biçimde veriyordu.
Aradan kırk yıl geçtikten sonra babamın izniyle bu kitaplar mütevazı kütüphanemi süslemeye başladı. Geçen sene baştan sona çocukluktan kalma tatlı bir heyecan içinde tekrar okudum; ve ömrüm oldukça bu kitapları elimden düşürmeyeceğim anlaşılıyor.
Efendimiz (a.s.m.) hayatımıza o kadar girmiş, hayatı o kadar güzelleştirmiş, berraklaştırmış, aydınlatmış ve anlamlı hale getirmiş ki, bunu, hadislerin o eşsiz bahçesine girince anlıyorsunuz. Hele çocukluk yıllarından itibaren böyle müstesna bir tadı damağınız hissetmişse, artık onsuz yaşamak size anlamsız geliyor.
Daha sonra, Metin Bey kardeşimle aynı mesaiyi paylaştığımız 80’li yılların ortalarından itibaren gazetede dinî yazılar yazmaya ve gelen sorulara cevap aramaya başladığımız günlerde hadislere olan ihtiyacımız o kadar arttı ki, kurumun dar bütçesinden tahsisat talep ederek kitapçıların yolunu tuttuk.
Kitapçı raflarında hadis kitaplarını gördükçe hemen indirtiyor, sırtlayarak götürüyor, kendi kütüphanemizi süslüyorduk. O yıllarda Sünen-i Tirmizî ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i gibi kitapların hacimli şerhleri de gelmişti. Onları da görür görmez sahiplenmiştik. Yine o yıllarda 7 büyük boy ciltlik Concordance gibi hadis arama ve bulma kılavuzu da yayınlanmıştı ki, artık keyfimize diyecek yoktu. Hadisin bir kelimesini hatırlayınca birkaç dakika içinde hadisin kendisine ulaşıyorduk ve zevkle yazımızı zenginleştiriyorduk.
Bir tevafuk eseri olacak ki, yine bu dönemde bir ekip halinde Kütüb-i Sitte başta olmak üzere elimizde mevcut bütün hadis kitaplarını tarayarak metniyle birlikte bin sayfalık bir hadis kitabı hazırlamıştık. Bu vesile ile de binlerce hadisle buluşma, tanışma ve kaynaşma gibi bir nimete kavuşmuştuk.
Ama hadis açlığım hiç dinmedi. Müsned’in hâmişinde Kenzü’l-Ummâl’den seçme hadisler yer alıyordu. Kısa, özlü ve hayatın içinde hadislerdi. Ama kitabın kendisini merak ediyordum. “Nasıl ulaşabilirim, ne şekilde elde edebilirim?” diye yıllarca hasretini çektim. Sonunda mâşukuna kavuşan bir ‘âşık’ gibi muradıma erdim. Birkaç sene önce bir kitap fuarında Arapça dinî eserler standına varınca Kenzü’l-Ummâl’in geriden beni kendine doğru çektiğini gördüm. Cüzdanımı boşaltarak 18 ciltlik “İşçilerin Hazinesi”ne kavuşmuş oldum, elhamdülillah.
Meğer ne hazineymiş yâ Rabbi! Her biri altı yüz küsur sayfalık kitabı özellikle geceleri içerek ve kalbimin içine dökerek okumaya başladım. Bir de son iki cildinin bütün hadislerin alfabetik indeksi olduğunu farkedince, bunun benim gibi ‘zaman fukarası’ bir gariban için büyük bir kolaylık sağladığını anladım. Ondan sonraki günlerde, uzun süre birkaç sayfa okumadan uykum gelmez oldu.
Yeni öğrendiğim hadisleri de ertesi gün radyodaki programıma taşıyor, dinleyicilerimle paylaşıyordum. İmam Tirmizî’nin kitabının başına yazdığı gibi, artık bizim evde ve bizim radyoda ‘Konuşan bir Peygamber (a.s.m.)’ vardı. O konuştukça hiç kimseye bir söz kalmıyordu. Çünkü sözün en güzelini, en mükemmelini, en canlısını, en tatlısını, en kalıcı olanını, en eskimeyenini o söylüyordu. Dinleyenlerin de hemen kanlarına karışıyor, ruhlarına işliyor, gönüllerini açıyor, bir âb-ı hayat çeşmesi gibi hayatlarına hayat katıyordu.
Aradan aylar yıllar geçti. Başta Kelâm-ı Kadîm ve onun bir manevî mucizesi, asrımıza da bir söylemi olan Risale-i Nur olmak üzere, okuduğu kitaplardan elde ettiği istifade notlarını samimi bir eda ile kaleme alan Metin kardeşimin Kur’ân Okumaları ve Risale Okumaları kısa aralıklarla bir seri halinde elimize kadar ulaştı. Kitapları aile boyu, sırasıyla okumaya koyulduk. Kitaplar, o zamana kadar nazar-ı dikkatimize ilişmemiş olan orijinal nükteleri, noktaları ve notları içeriyordu. Üstadın dediği gibi, ‘nev’im adına’ iftihar ettim, sevinç duydum, hamd ettim.
Benim düşünemediklerimi ve yazamadıklarımı can dostlarımın ve Nur kardeşlerimin yazdıklarını görünce ‘kardeşlerimin meziyetlerini şahsımda, faziletlerini kendimde tasavvur etme ve onların şerefiyle şâkirâne iftihar etme’ duygusunu yaşadım.
Bu yazıyı yazmadan on gün önce de, nezaket, saygı ve edep bütünlüğü içinde bir telefon aldım. Ses Metin Karabaşoğlu kardeşimindi. “Hadis Okumaları” ismiyle bir çalışma yaptığını söylüyor ve bu kitap için bir takdim yazmamı rica ediyordu. O günlerde de benim yurtdışı programlarım vardı, hem de konu bir yerde haddimin üzerinde bir teklifti. Ben kim, bir hadis çalışmasına takdim yazmak kim?
Dedim, “Bu da bir tevafuktur.” Emri Ravza’nın sahibinden almış gibi kabul ettim. Kitabın yarısını uçakta, geri kalanını da dönüşte okudum.
Sevgili yazar, yine bam telini bulmuş, kalp ritmini yakalamış, hayatın içindeki hadisleri gündeme taşıyordu. Yine bir keşifte bulunmuştu. Yeni bir ‘buluş’a imza atıyordu. Benim aklıma, âcizâne, sadece “Rabbim devamını getirsin” demekten başka birşey gelmedi.
‘Medine Güzelini’ tanıttırdığın ve bizlere tattırdığın gibi, o ‘Canlar Canı’ da seni tatlandırsın, benim ‘âlim’ ve ümmeti ‘irşad’a devam eden kardeşim...

Mehmed PAKSU
5 Haziran
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hadis Okumaları
Baskı tarihi:
Ocak 2004
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758285297
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karakalem Kitabevi Yayınları
“Hadis Okumaları”, Karabaşoğlu’nun ‘Okumalar’ zincirinin olmazsa olmaz bir halkasını tamamlıyor. ‘Okumalar’ başlığını taşıyan diğer kitaplarının tarzını ve üslubunu bu kitapta hadis temelinde sürdüren yazar, ‘hayatın tam ortasında’ okuyup yorumladığı hadislerle bizi kudsî nebinin aydınlık hayatına ve sözlerine yaklaştırıyor. Kudsî nebinin sözlerini yaşadığımız günlere taşırken, yaşadığımız günleri hadislerle buluşturuyor.
Kitaba yazdığı sunuşta, Mehmed Paksu’nun dediği gibi, “Sevgili yazar, yine bam telini bulmuş, kalp ritmini yakalamış, hayatın içindeki hadisleri gündeme taşıyor.”

İçindekiler
Hadis Okumaları için birkaç söz
Önsöz
Birinci Bölüm:
HAYATIN TAM ORTASINDA
İmanın asgarî şartı
Ahlâkın doğru adresi
Birbirimizi sevmedikçe...
Kardeşini sevebilmek
Düşmanla karşılaşmayı ummak
En kısa hadis
İki yanlış arasında
Bir haksızlık karşısında
Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, ve de yozlaştırmayın
Yönelişin adresi
Alenîlik
Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!
Yakînin anahtarı
İkinci Bölüm:
YAŞADIĞIMIZ GÜNLERE DAİR
Amaçlı alışveriş!
Bir denge turnusolu
Hz. İsa laik miydi?
Büyütmek, yetiştirmek
İki hadisle öğretilen
Babalara övgü
Nasıl bilirsen
İstenmeyen şahitlikler
Teknolojiye nebevî bakış
Yüz kere şehit olmak
Üçüncü Bölüm:
ÜMİDE ÇAĞRI
Bir delikten iki kere kim ısırılmaz?
İstiğfarda ısrar
Keyfiyet
Kişi sevdiğiyle beraberdir
Sevginin adresi
Dördüncü Bölüm:
İNCELİKLER, NÜANSLAR
Duamız kadar kuluz
‘La havle’ çekmek
İki özgürlük
Neden hayâ imandandır?
Ölmeden önce ölmek
Göstergeler
Sûret çarşısı
Vesile
Faziletin ölçüsü
Ruhsat-azimet dengesi
Nafile
Dünyanın üç yüzü
Notlar

Hadis Okumaları için birkaç söz
İLKOKUL YILLARI. 1960’LI SENELER. İlk hocam, sevgili babacığım her ay imamlık maaşını almaya gittiğinde eve dönüşünde bir kitapla içeri girerdi. O ay da, el kitabı tarzında ciltli üç kitap getirdi. Hiç unutmuyorum, biri kırmızı, diğeri koyu yeşil, öteki de siyahtı. Hasan Basri Çantay’ın “On Kere Kırk Hadis” kitaplarıydı bunlar. Sayfa sayısı kabarık da olsa, küçük boy ebadında ve yazıları da iri puntolu olduğu için günlerce elimden düşmedi kitaplar.
Hadisler öyle uzun metinler değildi. Kısa, öz, kolay anlaşılır, hayatın içinden, günlük yaşantıyı yansıtan, özenle seçilmiş, tercüme edilmiş, hakkında yeterli açıklamalar yapılmış hadisler içeren sevimli bir çalışmaydı. Çantay rahmetli, gerçekten ‘âlim-i mürşid’ olduğu için, ilmini, süt gibi içimi kolay, sindirimi rahat biçimde veriyordu.
Aradan kırk yıl geçtikten sonra babamın izniyle bu kitaplar mütevazı kütüphanemi süslemeye başladı. Geçen sene baştan sona çocukluktan kalma tatlı bir heyecan içinde tekrar okudum; ve ömrüm oldukça bu kitapları elimden düşürmeyeceğim anlaşılıyor.
Efendimiz (a.s.m.) hayatımıza o kadar girmiş, hayatı o kadar güzelleştirmiş, berraklaştırmış, aydınlatmış ve anlamlı hale getirmiş ki, bunu, hadislerin o eşsiz bahçesine girince anlıyorsunuz. Hele çocukluk yıllarından itibaren böyle müstesna bir tadı damağınız hissetmişse, artık onsuz yaşamak size anlamsız geliyor.
Daha sonra, Metin Bey kardeşimle aynı mesaiyi paylaştığımız 80’li yılların ortalarından itibaren gazetede dinî yazılar yazmaya ve gelen sorulara cevap aramaya başladığımız günlerde hadislere olan ihtiyacımız o kadar arttı ki, kurumun dar bütçesinden tahsisat talep ederek kitapçıların yolunu tuttuk.
Kitapçı raflarında hadis kitaplarını gördükçe hemen indirtiyor, sırtlayarak götürüyor, kendi kütüphanemizi süslüyorduk. O yıllarda Sünen-i Tirmizî ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i gibi kitapların hacimli şerhleri de gelmişti. Onları da görür görmez sahiplenmiştik. Yine o yıllarda 7 büyük boy ciltlik Concordance gibi hadis arama ve bulma kılavuzu da yayınlanmıştı ki, artık keyfimize diyecek yoktu. Hadisin bir kelimesini hatırlayınca birkaç dakika içinde hadisin kendisine ulaşıyorduk ve zevkle yazımızı zenginleştiriyorduk.
Bir tevafuk eseri olacak ki, yine bu dönemde bir ekip halinde Kütüb-i Sitte başta olmak üzere elimizde mevcut bütün hadis kitaplarını tarayarak metniyle birlikte bin sayfalık bir hadis kitabı hazırlamıştık. Bu vesile ile de binlerce hadisle buluşma, tanışma ve kaynaşma gibi bir nimete kavuşmuştuk.
Ama hadis açlığım hiç dinmedi. Müsned’in hâmişinde Kenzü’l-Ummâl’den seçme hadisler yer alıyordu. Kısa, özlü ve hayatın içinde hadislerdi. Ama kitabın kendisini merak ediyordum. “Nasıl ulaşabilirim, ne şekilde elde edebilirim?” diye yıllarca hasretini çektim. Sonunda mâşukuna kavuşan bir ‘âşık’ gibi muradıma erdim. Birkaç sene önce bir kitap fuarında Arapça dinî eserler standına varınca Kenzü’l-Ummâl’in geriden beni kendine doğru çektiğini gördüm. Cüzdanımı boşaltarak 18 ciltlik “İşçilerin Hazinesi”ne kavuşmuş oldum, elhamdülillah.
Meğer ne hazineymiş yâ Rabbi! Her biri altı yüz küsur sayfalık kitabı özellikle geceleri içerek ve kalbimin içine dökerek okumaya başladım. Bir de son iki cildinin bütün hadislerin alfabetik indeksi olduğunu farkedince, bunun benim gibi ‘zaman fukarası’ bir gariban için büyük bir kolaylık sağladığını anladım. Ondan sonraki günlerde, uzun süre birkaç sayfa okumadan uykum gelmez oldu.
Yeni öğrendiğim hadisleri de ertesi gün radyodaki programıma taşıyor, dinleyicilerimle paylaşıyordum. İmam Tirmizî’nin kitabının başına yazdığı gibi, artık bizim evde ve bizim radyoda ‘Konuşan bir Peygamber (a.s.m.)’ vardı. O konuştukça hiç kimseye bir söz kalmıyordu. Çünkü sözün en güzelini, en mükemmelini, en canlısını, en tatlısını, en kalıcı olanını, en eskimeyenini o söylüyordu. Dinleyenlerin de hemen kanlarına karışıyor, ruhlarına işliyor, gönüllerini açıyor, bir âb-ı hayat çeşmesi gibi hayatlarına hayat katıyordu.
Aradan aylar yıllar geçti. Başta Kelâm-ı Kadîm ve onun bir manevî mucizesi, asrımıza da bir söylemi olan Risale-i Nur olmak üzere, okuduğu kitaplardan elde ettiği istifade notlarını samimi bir eda ile kaleme alan Metin kardeşimin Kur’ân Okumaları ve Risale Okumaları kısa aralıklarla bir seri halinde elimize kadar ulaştı. Kitapları aile boyu, sırasıyla okumaya koyulduk. Kitaplar, o zamana kadar nazar-ı dikkatimize ilişmemiş olan orijinal nükteleri, noktaları ve notları içeriyordu. Üstadın dediği gibi, ‘nev’im adına’ iftihar ettim, sevinç duydum, hamd ettim.
Benim düşünemediklerimi ve yazamadıklarımı can dostlarımın ve Nur kardeşlerimin yazdıklarını görünce ‘kardeşlerimin meziyetlerini şahsımda, faziletlerini kendimde tasavvur etme ve onların şerefiyle şâkirâne iftihar etme’ duygusunu yaşadım.
Bu yazıyı yazmadan on gün önce de, nezaket, saygı ve edep bütünlüğü içinde bir telefon aldım. Ses Metin Karabaşoğlu kardeşimindi. “Hadis Okumaları” ismiyle bir çalışma yaptığını söylüyor ve bu kitap için bir takdim yazmamı rica ediyordu. O günlerde de benim yurtdışı programlarım vardı, hem de konu bir yerde haddimin üzerinde bir teklifti. Ben kim, bir hadis çalışmasına takdim yazmak kim?
Dedim, “Bu da bir tevafuktur.” Emri Ravza’nın sahibinden almış gibi kabul ettim. Kitabın yarısını uçakta, geri kalanını da dönüşte okudum.
Sevgili yazar, yine bam telini bulmuş, kalp ritmini yakalamış, hayatın içindeki hadisleri gündeme taşıyordu. Yine bir keşifte bulunmuştu. Yeni bir ‘buluş’a imza atıyordu. Benim aklıma, âcizâne, sadece “Rabbim devamını getirsin” demekten başka birşey gelmedi.
‘Medine Güzelini’ tanıttırdığın ve bizlere tattırdığın gibi, o ‘Canlar Canı’ da seni tatlandırsın, benim ‘âlim’ ve ümmeti ‘irşad’a devam eden kardeşim...

Mehmed PAKSU
5 Haziran

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Zeynep Şilan Ceylan
  • Rogojin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0