·
Okunma
·
Beğeni
·
397
Gösterim
Adı:
Hakikatlerin Özü
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
110
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755741864
Orijinal adı:
Zübdetü'l-Hakaik
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
Bu hadiste "Kader kılınmış şey değişmez", diğer bir hadiste ise "Kaderi duadan başka hiç bir şey geri çevirmez" rivayet olunmuştur. Dua, daha aşağıda olanın (edna), daha yukardan (a'la) talep etmesi manasınadır. İmdi, bu iki hadis arasında görülen tenakuz görünüştedir. Birinci hadise göre kader değiştirilmez ve ikinci hadise göre kaderin reddi mümkündür.
Ey Arif! Eğer bir kimse 'kaderi redd mümkün değildir' derse birinci hadise göre doğru demiş olur. Bir başka kimse 'kaderi redd mümkündür' derse, ikinci hadise göre yine doğru söylemiş olur. Meselenin tahkiki şudur: Eşyada değişme mümkündür, ama bütünde mümkün değildir. Kaderin reddi yine kaderle mümkün olur...

Kaderiye, Cebriye ve bazı batıl mezheplerin ortaya çıkışı kader meselesini halledemediklerinden dolayı olmuştur.
110 syf.
·Puan vermedi
Kitabın orjinal adı "Zübdetü'l-Hakâik". Bendeki eserin çevirmeni burada adı geçen Ejder Okumuş değil. Farklı bir yayınevinden farklı bir çevirmen tarafından çevrilmiş olanı var elimde. Fakat aynı eser olduğu için bendeki kitabı siteye ekletmedim. Ejder Okumuş çevirisi nasıldır bilmiyorum, bu çeviri hakkında bir şey söyleyemem.
Kitaptan bahsetmek istiyorum. Eserin orjinalinin yazarı Azizüddîn Nesefî. Bu sitede adı Aziz Nesefî olarak geçiyor. Aslında bazı kitapları siteye Azizüddîn Nesefî ismiyle girilmiş, bazı kitapları da Aziz Nesefî adıyla girilmiş ve sanki iki farklı kişi var gibi bir görüntü oluşmuş. Kütüphaneciler bu hataya da bir el atarlar mı acaba? Veya niye şimdiye kadar fark edilmedi?
Ölüm tarihi kesin olmamakla birlikte 1300 yılında vefat ettiği tahmin ediliyor. Tahmini olarak verilen ölüm tarihi, kitaplarına attığı yazılma tarihleri ile uyumlu.
Bu mübareği nasıl anlatayım ki? Benim için özel olan alimlerden biri daha. O yüzden onun hakkında fazla konuşmak istemiyorum, bana özel kalsın istiyorum :) Gizli bir hazinedir kendisi. Tanımak isteyen kitaplarını edinsin okusun. Ahmed Avni Konuk tercümesiyle "İnsan-ı Kamil" eseri de nefistir. Aynı eseri Prof. Mehmet Kanar da tercüme etmiştir. Ahmed Avni Konuk'un dili biraz ağır olduğu için, biraz daha türkçeleştirilmişini okumak isteyen Mehmet Kanar tercümesini edinebilir ama ilmî üstünlüğünden dolayı Ahmed Avni Konuk tercümesini tavsiye ederim. Gerçi ben her ikisini de aldım ve zaman zaman karşılaştırmalı okuyorum.
Bu mübareği okuyunuz, keşfediniz. Benim için bir dahidir.
Aşk ateşi maşuka düşer, ondan da âşıka.
Muma bak ki, kendi yanmadan kelebeği yakamaz.
Maşukun gönlünü yakan ateş, âşıktan kaynaklanır.
Pervâne kanadını gönül mumuna göndermiştir.
Hayır ve şer Allah'tandır demek; yaratmak ve hükmetmek Allah'tandır, kesb ve irâde yâni hayrı ve şerri kazanmak ve istemek kuldandır diye itikat etmek lazımdır. Eğer böyle olmazsa irâde-i cüziyyeyi inkar etmiş ve (bozuk) Cebriye mezhebine göre inanmış olur.
Başlangıçta zannederdim ki, ben kendim Hakk'ı arıyorum. Sonradan öğrendim ki Hakk beni talep ediyor.
Onun için âyet-i kerîmede şöyle buyruldu:
"Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler."
"Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'tan razı oldular."
Buna göre muhabbet ve rızânın sudûru evvelâ Cenâb-ı Hakk'tan, sonra da kullarından olmaktadır. Buna işâret için âyetlerde Allah'ın sevgi ve rızâsı kulların sevgi ve rızâsından önce zikredilmiştir.
Hattâ bir insan bir kimseye muhabbet edip, âşık olup meylederse başlangıçta aşk maşukta (sevilen kimsede) parıldayıp kıvılcım atarak âşık olanın kalbine aks eder, yansır ve âşıkta harâret peydâ edip onun içini yakar denilmiştir.

(Bâyezid-i Bistâmî kuddise sırruh)
Başlangıçta zannederdim ki, ben Hakk'ı zikrediyorum. Sonradan Hakk'ın beni zikreder olduğunu öğrendim. Benim O'nu zikredişim, O'nun beni zikredişinin fer'i (ayrıntısı) imiş.
(Bâyezid-i Bistâmî kuddise sırruh)
• "Zirâ senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez." (Kehf, 49)
• "Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi nefislerine zulmettiler." (Hûd, 101)
Kendi nefsini temize çıkarıp kadere isnât etmek tam cehildir. Çünkü insanlar amellerine göre karşılık görürler. "Amel hayırsa hayır, şerse şer olarak karşılık verilir." kâidesince her şahsın zâtî istidâdı (kişisel kapasitesi) kader-i ilâhiyeyi kendi nefsine çeker, davet eder.
Bir Hadîs-i Kudsî'de Cenâb-ı Hakk buyurur: "Bazı kullarım vardır ki, onlar için fakirlik daha iyidir. Eğer onları zengin edersem hâli fesâda gider. Bazı kullarım da vardır ki, onlar için zenginlik daha iyidir. Eğer onu fakir kılarsam hâli fesâda gider."
Bu Hadîs-i Kudsî birçok manayı içine alır. Bir kimsenin istidât ve kâbiliyeti neyi gerektiriyorsa ona göre muamele olunur. Meselâ Zeyd'in (A şahsı) hareket ve tavırları Amr'ın (B şahsı) hareket ve tavırlarından iyi ve güzel iken Zeyd'in fakir ve mihnette, Amr'ın nimet ve rahatta olması kaderin cilvesi demektir.
.
Bir âbid, Hızır aleyhisselâm'ın vasfını işitmesi ile ona âşık olup gece gündüz Hazret-i Hızır'ın görüşme ve sohbetini temennî eder. Lâkin Hızır ismini ilk işittiği zaman, o şu şekilde olmalı diye hayâlinde bir şekil tasavvur eder. Bir gün tenhâ bir yerde Hazret-i Hızır kendi olduğu cismânî kıyâfetiyle o âbide görünür ve:
"İşte görmeyi temenni ve arzu ettiğin Hızır benim." buyurur.
Âbid hemen Hazret-i Hızır'ın suretine bakıp kalbinde tasavvur ettiği kıyâfet ve şekilde olmadığını görür ve ona:
"Sen Hızır değilsin." der. Hızır aleyhisselam âbide:
"Niçin ben Hızır değilim?" diye sorar. Âbid:
"Benim tasavvur ve mevhumum olan Hızır bu suret ve kıyâfette değildir." diye cevab verir. Bunun üzerine Hazret-i Hızır ona:
"Öyleyse sen bana âşık değilsin, ancak kendi tasavvur ve mevhumuna âşıksın." der ve kaybolur.
Ben kendi nefsimin hayrını arzu eder olduğumu sanıyordum. Sonradan anladım ki, Hakk Teâlâ benim hayrımı istiyor. Meğer ben kendi nefsime zarar vermekte gayret edermişim.
(Bâyezid-i Bistâmî kuddise sırruh)
İnsanoğluna verilen ilim, mal, makâm, nimet hepsi imtihandır. Eğer bir kimse doğru yolda, istikâmet üzere olup şükrünü edâ ederse evvelki hâlinden daha iyiye terakkî ettirilir. Yâhut eski (kapasitesi oranında kendi) hâlinde bırakılır.
Eğer (bu ikramları) yerine sarf etmez ve şükrünü edâ etmezse elinde olan ilâhî nimetlerin hepsi alınıp fakir olarak bırakılır. Dünyada bu hüküm devam eder, bozulmaz. Zirâ dünya bir imtihan yeridir. Âdet-i İlâhiyye'de başkalaştırma ve değiştirme olmaz. Her nefis her ân imtihan olunmaktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hakikatlerin Özü
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
110
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755741864
Orijinal adı:
Zübdetü'l-Hakaik
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
Bu hadiste "Kader kılınmış şey değişmez", diğer bir hadiste ise "Kaderi duadan başka hiç bir şey geri çevirmez" rivayet olunmuştur. Dua, daha aşağıda olanın (edna), daha yukardan (a'la) talep etmesi manasınadır. İmdi, bu iki hadis arasında görülen tenakuz görünüştedir. Birinci hadise göre kader değiştirilmez ve ikinci hadise göre kaderin reddi mümkündür.
Ey Arif! Eğer bir kimse 'kaderi redd mümkün değildir' derse birinci hadise göre doğru demiş olur. Bir başka kimse 'kaderi redd mümkündür' derse, ikinci hadise göre yine doğru söylemiş olur. Meselenin tahkiki şudur: Eşyada değişme mümkündür, ama bütünde mümkün değildir. Kaderin reddi yine kaderle mümkün olur...

Kaderiye, Cebriye ve bazı batıl mezheplerin ortaya çıkışı kader meselesini halledemediklerinden dolayı olmuştur.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Ahuu..
  • SÜLEYMAN SADIK
  • Sükût Mühendisi
  • yıldırım kerem çambel
  • ✔☪  Pinhânî ☪ ✔
  • neslihan
  • Abdullah .
  • Muhammed

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0