Hakkari'de Bir Mevsim

8,9/10  (131 Oy) · 
288 okunma  · 
128 beğeni  · 
2.470 gösterim
"O"yu (Hakkari'de Bir Mevsim) sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü'nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü 'O' gözlem gücünü anlatı ustalığından alıyor.
-Melih Cevdet Anday-

Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrilen Hakkâri'de Bir Mevsim, aynı zamanda Erden Kıral yönetmenliğinde filme uyarlanarak, 33. Berlin Film Festivali'nde aralarında Gümüş Ayı'nın da olduğu 5 ödül kazandı.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2016
  • Sayfa Sayısı:
    198
  • ISBN:
    9789755702858
  • Yayınevi:
    Sel Yayınları
  • Kitabın Türü:

Ne zamandan beri okumayı düşündüğüm ama her seferinde başka zamana bıraktığım “Hakkari’de Bir Mevsim”i okumaya başlıyorum. Edgü’yü kendime çok yakın hissediyorum. O kadar sade ve içten yazıyor ki… Aidiyet duygusunu kaybetmiş bir yolcunun, benliğini arayışıdır bu kitap. Ben de her kitapta böyle yaparım. Her bir sayfada bir başka ben olurum. Karanlık dehlizlerin, örümcek ağlarıyla dolu yollarında benliğini bulmaya çalışan ama her seferinde farklı bir yoldan bunu başarmayı deneyen bir ben. Çatlak, kavruk, dokununca insanın midesini kaldıran duvarları yoklaya yoklaya ilerlerim. Bilirim, kitabın sonunda, teker teker denediğim bu yollardan birinin sonunda, bu benlerden birini bulacağım. Sarıp sarmalayacağım sonra onu, yapıştıracağım üzerime ve her kitaptan sonra yaptığım gibi daha da ağırlaşmış olarak devam edeceğim yoluma.

Odama girdiğimde, yatağına uzanmış bir kişiyle karşılaşıyorum. Selamlaştıktan sonra, daha adlarımızı öğrenmeden, söylenmeye başlıyor. Eğitim sistemi, hükümet, sosyal yaşam, işsizlik… Dinliyorum dakikalarca. İçi dolmuş, belli. İnsan bazen sadece kendini dinleyecek birini ister. Aklına gelen her şeyi söyleyebileceği, bunlar için kendini yadırgamayacak birini. Böyle insanlar çok az artık. Konuşmasının çoğunu anlayamıyorum, çok yorgunum. Dün geceden beri uyumadım ama bir yandan da arkadaşın sözünü kesmek de istemiyorum. Düşüncelerime tezatlık oluşturacağını bilsem de kesiyorum sözünü ve yatmak istediğimi belirtiyorum. Anında uyuyorum. Kırdığım insan sayısı artıyor.

Kitabı o kadar güzel bir zamanda okuyorum ki, neredeyse şimdiye kadar okumadığıma sevineceğim. Kars, Ani Harabeleri’ne gidelim diyorlar, yol dört saat sürüyormuş. Gündüz yolculuğu yaparak kitap okurum diyerek kabul ediyorum teklifi. Şansıma en önde yer buluyorum. Belli bir süre etrafıma bakınıyorum ama aklım kitapta. Açıyorum kitabı, başlıyorum okumaya. Doğu’da yolculuk yaparken, buralarda çalışmış bir insanın yazdıklarını okumak, tarifsiz bir okuma zevki veriyor bana. Geçtiğimiz her köy, gördüğüm her insan ve hayvan, kitabın içinden fırlamış, otobüsün sağına soluna serpiştirilmiş sanki. Onlarca hayvanı küçücük bedeniyle otlatmaya çalışan ve bu işi zahmetsizmiş gibi yapan, soğuk yanıklı suratıyla otobüse bakan çocuğu anlayabiliyorum. Fakirliğin, soğuğun, tezek ve ıslak koyun yünü kokusunun, açlığın, terörün, askerin, devletin ve daha nice sıkıntının, çocuğun surat ifadesinde katmer katmer belirdiğini görebiliyorum. Bu ifadenin zamanla yok olmasını ve daha iyi bir Doğu'nun oluşmasını diliyorum. Buraların insanı bunu hak ediyor. Bunca sıkıntıya sessizce direnen, güler yüzünü hiç eksik etmeyen, varını yoğunu misafirine ikram eden, yatağını sana verip yerde yatan bu insanların hak ettiği yaşam bu olamaz.

Edgü yazdıklarıyla, dediklerimin bin fazlasını hissettiriyor okura. Acıyla, yoklukla nasıl başa çıkılabileceğini ve zamanla bunlara nasıl alışılabileceğini gösteriyor bizlere. Farklı dilleri konuşsak da anlaşabilmenin onlarca çeşidini, soğuk ve karanlık gecelerin insan zihnine katkısını, ölen bebeklerin vicdanlarda açtığı derin yaraları gösteriyor ve bunları o kadar yalın bir şekilde yazıyor ki… Kendisini yazar olarak görmüyor belki ama okuduğum çoğu yazardan daha iyi bir yazıma sahip, insanın yüreğine işleyen cümlelerin sahibi bir yazar.

Kitabın çoğu bitti. Ani Harabeleri’ne gelmek üzereyiz, ileride gözüküyor. Yol kenarındaki köyleri harabeler sanıyorum çünkü bütün taşlar harabeden alınmış çok belli. Harabelere vardığımızda bizi, üzerindeki üniformanın eğreti durduğu, esmer, cana yakın bir görevli karşılıyor. Rehberlik yapmayı teklif ediyor, hemen kabul ediyoruz. Bir anda suratı ciddi bir ifadeye bürünüyor ve kendisinden beklenmeyen çeviklikle anlatmaya başlıyor. Ani müthiş bir yer. Buraya şimdiye kadar neden gelmemişim diye kızıyorum kendime. Ermenistan sınırını belirleyen ırmağın etrafında, sekiz kilometre karelik bir alana inşa edilmiş kutsal şehir. Onlarca farklı medeniyetin ve dinin tahribatına rağmen hala bir kısmı ayakta duruyor. Elbette her yer, insan ırkının çirkinlikleriyle dolu ama bunlar bile şehrin atmosferini yok etmeye yetmiyor. Rehberimizin insan zihnini şaşkına çevirecek bilgi birikimiyle üç saatlik tur, on dakika gibi geliyor insana. En son ekliyor, “Hocalarım, bu dediğimi kimse bilmez, bizler de dedelerimizden öğrendik. Zamanında buraya Adnan Menderes gelmiş, bakmış ki şehir tam sınırda, korkmuş. Ermeniler bizden hak talep eder diye şehrin dağıtılmasını istemiş. Çünkü Ani Ermeniler için kutsal bir şehirdir ve her sene binlerce Ermeni buraya ibadet için gelir. Gördüğünüz köylerin bütün taşları buradan alınma, devlet kendi eliyle verdi onlara bunu, yoksa gariban köylü girebilir mi buralara. Kentin böyle harap edilmesi Menderes’in suçudur. ”

Çıkışta, otobüsün yanında, yan yana dizilmiş dört çocuk görüyorum. Ellerinde, kendi yaptıkları lifler, patikler… O kadar masum bir ifadeye sahipler ki, insan iki çift lafı bir araya getirip de konuşamıyor onlarla. Saatlerce izleyesi geliyor insanın bu çocukları. Ağzımdan çıkacak herhangi bir kelimenin bu masum ifadeyi bozmasından korkuyorum. Erkek olanı çok uyanık. Patikler küçükmüş diyen birine, “esniyir agabey bunlar,” diyerek çekiştiriyor patiği. Cebime bakıyorum para yok. Ben alamıyorum ama ürünlerinin bir kısmını zorla da olsa satıyorum öğretmenlere. Paraları alınca, suratları gülüyor, parayı sevdiklerinden değil, yokluktan... Başka bir yerde görsem hiçbir duygu oluşturmayacak ifadeler, burada çığ gibi doluyor yüreğime, sarıp sarmalıyor içimi. Her şeyi küçültüp içime atasım var.

Dönüş yolundayız. Tiz bir ıslık sesi duyuyorum. Sağımızda beyaz bir kısrak beliriyor. Toptaş’ın kitabındaki gibi bir at. Yelesi dalgalanıyor, burun deliklerinden dumanlar yayılıyor etrafa. Bir zaman sonra yavaşlıyor, bizleri uğurluyor sanki. Gözden kayboluyor sonra.

Kitap bitti. Eserin edebi boyutu falan hiç ilgilendirmiyor beni ve böyle düşünüyor oluşuma şaşırmıyorum bile. Sanırım değişiyorum ve bu kitap da katkı sağlıyor buna. Son sayfayı kapattıktan sonra uzun bir süre çantama koyamıyorum kitabı.

Eminim sizler de bu kitabı okuduktan sonra uzun bir süre etkisinden kurtulamayacaksınız. Belki siz de benim yaptığım gibi, sırf daha fazla kişi okusun diye, ilk tanıştığınız kişiye hediye edeceksiniz kitabı.

Şeyma Öztürk 
30 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Doğu Anadolu'da bir şehir, Hakkari... Kendini belirsiz bir sebepten dolayı bu şehirde bulan bir yabancı... Yabancı diyoruz ama aslında bir insanın kendi ülkesinde yer alan bir şehirde kendisini yabancı olarak görmesi ne kadar da garip değil mi? Yabancı bir ülkeye gittiğimizde kendimizi bulunduğumuz yere yabancı olarak addederken kendi memleketimizin bir köşesinde yabancı olduğumuzu hissetmek; en kötüsü de kendi insanımıza yabancı olmak... Türkiye'nin doğusu ve orada ikâmet eden insanlar bu ülkenın hep unutulan, ötelenen çocukları oldu bana kalırsa. Bizler batıda daha rahat şartlara sahipken ve daha rahat bir yaşam sürerken, oradaki insanlar ağır iklim şartları ve her anlamda yetersiz koşulların getirdiği sonuçlara katlanmak zorunda kaldılar. Bu eseri okurken o kış mevsimi boyunca kendimi o insanlarla birlikte yaşayan biri olarak tahayyül ettim. Kimi zaman orada meydana gelen olaylar karşısında derin bir üzüntü duyarken, kimi zaman da orada bulunan bir insana onun sahip olmadığı ama benim sahip olduğum bir birikimi aktarıyormuşçasına mutlu oldum. Ama en acısı da kitabın sonuna dek doğu ve batı arasında var olan uçurum kendini her fırsatta hissettirdi. Biz ne zaman bu kadar ayrıştık sahi? Ferit Edgü'nün Hakkari'nin bir köyünde öğretmenlik yaptığı süre boyunca izlenimlerine eşlik ederken 'Keşke memleketimizin her yeri eşit koşullara ve belirli bir gelişmişlik düzeyine sahip olsaydı.' diye düşünmeden edemedim. Hakkari'ye hiç gitmedim fakat ben Hakkari'deki kışı sevmedim. Ölen bebeklerin, kar altında ayakkabısız gezen çocukların, yeri geldiğinde bir doktora muhtaç olan fakat buna dahi ulaşma imkânı olmayan insanların yaşadığı hayatı sevemedim. Nazım diyor ya hani;
"Kışı sevmem ben;
damı akan evler,
ayakkabısı delik çocuklar,
ocağı yanmayan analar,
utanan babalar gelir aklıma
sevmem ben kışı..." diye, insan herkes hak ettiği rahat yaşamı sürsün istiyor. Bu duyguyu çokça unutuyoruz biliyorum fakat bu eser bir kez daha hatırlattı bunu. Gerçekçiliğin esere hakim olması ve yaşanılanların bütünüyle okuyucuya aktarılmasi bana kalirsa kitabın en güzel yönüydü. Hakkari"ye doğru yolculuğa çıkıp, orada bulunan insanların yaşadıklarına tanıklık etmek isterseniz eğer çevirin sayfaları ama unutmayın bu yolculuk fazlasıyla hüzünlü.

ihtiyar 
11 Şub 22:36 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Ferit Edgü; yedek subay öğretmen olarak Hakkâri ve Beypazarı'nda 1967 yılında askerlik yapıyor. Bende Diyarbakır/Hazro’da yedek subay öğretmen olarak askerlik yapmıştım. Kitabı okurken o günler geçti gözümden. Yokluğun bile yok olduğu günlerdi. İlginç olan ise hayatımın en güzel günlerini geçirmiştim. Yokluğun içinde mutluluk, değerli, çok değerli. Lakin yokluğu kabul etmek anlamına gelmez elbette yaşanan o mutluluklar. İnsanca hisler işte, insanlığını unutmayanlar için.
Ferit Edgü’den okuduğum ikinci eser, çok başarılı, çok etkileyici. 2016 yılında yapılan 32. Baskıda çıkan bir kitabı okudum. An itibariyle site de 130 kişi okumuş. Daha ne söyleyebilirim ki…
Gerçeklikle düşü iç içe geçiren mükemmel bir şekilde şiirimsi bir anlatım. Zaten kitabın başında bu mesajı veriyor, “Hiç kuşkusuz düş gerçeğin ta kendisidir.” Anlatım tarzını değiştirmeler; iç monolog, iç diyalog, üçüncü tekil şahıs… Okurla konuşma anları, okur paylama, okura dikkat çekme… Gizem başlı başına…
Ve mükemmel bir final, öğrettiğim her şey yalan! “Biz, bir kış boyu, yufka ekmek, otlu peynir, bulgur pilavı yiyip, çay içerek yaşayamayız. Bizim meyvelerimiz, sebzelerimiz, etlerimiz vardır. Bütün bunları aradaki ayrımı göstermek için söylüyorum çocuklarım, beni yanlış anlamayın. Yalan söylemek günahtır, yalan söylemek insana yakışmaz, demedim. Beni yanlış anlamayın, yalan da söylenir. Benim size bütün bir kış söylediklerimin büyük bir çoğunluğu da yalandı. Ama şimdi söyleyeceklerim gerçek: Yavrularım, insanlar üç aylık bebekken, nedeni bilinmeyen hastalıklardan ölmeden de yaşayabilirler. Cüzzam, trahom bir alın yazısı değildir.”
Gerçekten üzgünüm, bu kitabı geç okuduğum için, Ferit Edgü’den henüz iki kitap okuduğum için.

Handan Aksu 
07 Haz 14:12 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Uzun zamandır listemde olan bir kitaptı. Kadıköy Kitap Günlerine gidince almadan geçemedim. Kitabın güzel olduğunu biliyordum fakat kimse bana şiirsel dille yazılmış harika bir kitap olduğunu söylememişti. Kitap bittikten sonra bir süre kendinize gelemiyorsunuz, korkmayın bu vicdan sahibi olduğunuza delalettir.
Genelde okuduğum kitaplar hakkında uzun bir süre konuşurum fakat bu kitap bitince -sanırım anlatamayacak kadar yormuştu beni- hemen en yakınıma lütfen okur musun dedim. Oku ve ne hissettiğini anlat bana.
Şimdi biliyorum ki bir daha eskisi gibi olmayacak hislerim. İyi ki böyle güzel kitaplar var iyi ki....

BİROL COŞKUN 
 19 Ağu 23:29 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kendime gelmeye çalışıyorum. Ne zaman bulurum da kendime gelirim bilemiyorum.Kendimi bıraktığım gibi bulur muyum onu da bilemiyorum. Kırk yıl önceye döndüm kitabı okurken. Edgü'nün hikayesiyle çocukluğumun hikayeleri uzunca bir süre beraber yol aldı. Kitabı bırakıp, kendimi dinlerken buldum bazen kendimi. Yokluğu, çaresizliği bu kadar hissettiren bir anlatımı daha önce bir kez de, okuma - yazmayı keçi güderken dağda, taşlara yazı yazarak öğrenen babamdan dinlemiştim. Annemin öğretmeninin dedemle konuşup " okutalım bu kızı, kafası çalışıyor " dediğini ve İlçede okuyacağı için biraz büyüsünde gönderelim diye üç sene sınıfta bırakıldığını fakat ne var ki tam ilk okulu bitirdiğinde dedemin vefat etmesiyle okul hayatının da sona erdiğini öğrendiğimde ne kadar üzüldüğümü hiç unutmam. İnsanların ili bırak ilçeyi bile görmeden ölüp gittiği bir köyde geçirdim çocukluğumun çoğu yazını. Cumhuriyetin o yol olmayan köyüne okul açıp öğretmen göndermesine şaşmamak elde değil. Ve bu köy Antalya'nın Gazipaşa ilçesinin gevenes köyü. Ki Antalya da bu örnekler yaşanırken Hakkari'yi hayal bile edemiyorum. Kitap adeta şiir gibi akıyor. İnsanı sürüklüyor. Eminim her okur kitapta kendisinden de bir şeyler bulur.

Avcı 
27 Tem 01:20 · Kitabı okudu

Milli Eğitimin en iyi 100 eser arasında gösterdiği Hakkari de bir Mevsim adlı eser gerçek anlamda okunmaya değer bir kitap. Iki dil bir bavul filmi de sanırım konu olarak burdan yararlanmış.
Ferit Edgü, “Hakkari’de Bir Mevsim” romanının hemen başındaki uzlaşmada, Kürtçe öğrenmeye çalışan öğretmenle Türkçe öğrenmeye çalışan köylülerin “birlikte yaşam kurmaları”nın imkânına işaret etmektedir. Muhtar, öğretmenin kaçıp kurtulmak düşüncesinde olmadığını, Pirkanis’te yaşamanın imkânlarını zorlayacak iradenin varlığını keşfettiği için ondan köye yarayacak dili, matematiği ve bilgiyi vermesini talep eder. Elbette ki, bu bilgi devletin resmi, kimlik dayatıcı, nesnel koşulları yok sayıcı müfredatı olmayacaktır. Dolayısıyla Ferit Edgü’nün romanın bu bölümünde teklif ettiği sorunsal ya da ana çelişki “zorunlu dil” nedeniyle asimilasyon değildir. Teklif edilen, öğreten ve öğrenenin birbirine hürmet eden, “birlikte etkileşimi öne çıkaran” bir eğitim modelidir.

sezen 
29 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çok sevdiğim bir arkadaşımın önerisiyle okudum bu kitabı. Sürgün olarak Hakkari'ye gönderilen sakıncalı yaftası yapıştırılmış bir kişi... sanırım burada öğretmen olmanın verdiği duygusallık ve tecrübeyle okuyunca, bende çok daha farklı bir etki yarattı bu eser... Ah güzel ülkem nasıl da hiç bir şey göründüğü gibi değil. O yüzden okuyun bu kitabı. Filmini de izleyin...

•••MERVE••• 
 04 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9 günde

Hakkari’de Bir Mevsim, Ferit Edgü’den okuduğum ikinci kitaptı.

Ferit Edgü'nün okuduğum diğer kitabında benimsenen üslûp aynı şekilde bu kitabında da yer alıyor. Cümleler kısa, dizeyi anımsatır nitelikte ve tıpkı şiir dizeleri gibi alt alta verilmiş ve yine aynı şekilde şiirsel bir anlatım benimsenmiş.

Kitapta anlatılan olaylar Hakkari’deki Pir. köyüne öğretmen olarak giden bir denizcinin bu köyde yaşadıklarından oluşmaktadır. Kitap boyunca kahramanın adı geçmez, zaten kahraman da adını önemsemez, onun için önemli olan orada gördükleri, yaşadıkları ve hissettikleridir.

Kitapta anlatıcı gördüklerini ve yaşadıklarını kendisi yazar, kendisi anlatır ancak sanki bu anlatımda anlatıcı aradan çekilmiş, bize sayfalardan bir pencere açmış ve gittiği Pir. köyünü göstermiştir. Kitabın hiçbir yerinde köy soğuktur demez, soğuğu hissettirir; hiçbir zaman bir ölüme üzüldüm demez, üzülür ve üzer. Yaşadıklarının ve hissettiklerinin yanında oralarda idari işlerin nasıl yürüdüğünü, âdetlerin, geleneklerin ne olduğunu, oradaki yaşantının zorluğunu, insanların sorunlarını çok samimi bir dille ve oldukça gerçekçi bir biçimde anlatır. Umutludur, kötüye giden bazı şeyleri değiştirmek ister ve bu uğurda yılmaz; dertlidir, öfkelidir, asabidir; korkmaz, karşısındaki kim olursa olsun sesini yükseltmesini bilir.

Kitapta altı çizilecek ve üstünde uzun uzadıya konuşulacak çok şey var. Ancak öyle yerler de var ki ne altını çizmek için kaleminizi uzatabiliyorsunuz ne de üzerinde konuşmak için ağzınızı açabiliyorsunuz. Yalnızca okuyup çok derinlerde bir şeyler hissediyorsunuz. Ve bana kalırsa bunu hissetmek bile çok büyük bir şey.

Mutlaka okunması gerekenlerden ve iyi ki okudum dediklerimden...

Emre Ö. 
18 Tem 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Okuyun. Okutturun !
Anlatılan olaylar gerçek bir yaşamdan alınma. Bir roman değil aslında bu. Şiirsel bir üslupla yazılmış bir günlük. Ama öyle bir günlük ki Türkiye'nin acı gerçeğini tokat gibi yüzümüze vuruyor. İnsanı derinden etkiliyor. Ne tasvir var ne betimleme. Ne bir duygu sömürüsü var ne ağdalı bir dil. Bu kitapta sadece gerçek var.Sadece gerçek! Türkiye'nin acı gerçeği. Ferit Edgü ile çok geç tanıştığım için pişmanım...
Aslında şu pasaj bile kitabı ve Türkiye'yi özetler nitelikte..

"Tümünüz, sen yatağında uzanmış, uzak iklimlerin ve gelecek günlerin şiirlerini düzen ozanım; sen varlıkla yokluğun arasında mekik dokuyan diyalektiksiz konuşamayan filozofum;
sen beni doğurduğuna pişman olmadığını söyleyen anam;
sen, Kendinden kaçma, kendinden kaçamazsın, bunu gördün
işte, diyen
kör sevgilim...
izin verin de çıldırayım
sizin dünyanız aklı başında insanların dünyası ise bırakın ben
çıldırayım.
Biraz da dağ başlarında çıldırayım.
Çünkü burda, bu koşullarda, ancak çıldırarak sürdürülebilir yaşam!"

Emine ÖZBEK 
09 May 19:28 · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Bu kitabı okuduktan sonra şiirin romana, hayalin gerçeğe daha bir çok şeyin birbirine geçmiş halini okumuş hissine kapılıyor insan.
Okadar güzel eleştirileri varki okadar güzel anlatmiş ki sanki olayı anlatan isimsiz "o" sizsiniz. Siz "o" oluyorsunuz. Altını çizmeye en güzel en anlamlı cümleyi bulmaya çalışsanız kitabı baştan aşşaği çizmeniz lazım.
Kitabı yazana mi teşekkür etsem tavsiye edene mi bilemedim.

5 /

Kitaptan 183 Alıntı

ihtiyar 
11 Şub 18:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 137)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 137)
Derya Yalınkılıç 
04 Nis 21:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ölmesin bebeler, ölmesin bebeler, ölmesin bebeler. Koru onları Tanrım!

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü
Emre Ö. 
18 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Sevgilisini boş yere bekleyen bir erkek için gece bitmek bilmez; gündüzleri çalışan işçi için bir gün kısa bir süre değildir; sert bir ananın kolları arasında yaşayan genç bir kız için bir yıl yüzyıl gibidir; isteklerimi, umutlarımı geciktiren her an bana dayanılmaz bir uzunlukta gelir.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Kapıyı açıp çıktım.
Çıktıktan sonra da dönüp kapamadım kapıyı.
Açtığım kapıyı bir kez de başkaları kapasın, dedim içimden.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Adın gibi garip bir kentsin Hak.
.
.
.
Kafka, karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandırmadı. (Ya da hiç girmedin onun düşlerine.)
Bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde
en korkunç kitabının konusu sen olurdun.
Tolstoy bilseydi seni
soyluluğundan bin beter utanırdı.
Ve kim bilir belki yazarlığından
- şimdi benim utandığım gibi -
Avvakum bilseydi yakınında senin gibi bir kent
olduğunu,
Kafkasları aşıp çile çekmeye sana gelir,
senin mağaralarında yaşardı.
Dostoyevski sürülseydi sana
Yer Üstünden Notlar'ı yazardı
ya da Suç ve Suç'u.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 10 - Sel Yayınları)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 10 - Sel Yayınları)

Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Bir gün belki bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 59)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 59)
Fulya 
24 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü
Şeyma Öztürk 
28 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Arada bir insanın kendini bir başkasının yerine koyması gerek. Ve belli bir sürenin geçmesi. Olayları değerlendirebilmek için. Nesnel olabilmek için."

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 78 - Sel Yayıncılık)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 78 - Sel Yayıncılık)

< Ben oradaydım, dilinden anlamadığım insanların arasında.
Dilimden çok az kimselerin anladığı insanların arasında.
Gökyüzüne yakın bir dağ başında. >

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (19)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (19)

Ben oradaydım, dilinden anlamadığım insanların arasında.
Dilimden çok az kimselerin anladığı insanların arasında.
Gökyüzüne yakın bir dağ başında.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 19)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 19)

Kitapla ilgili 1 Haber

Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi!
Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi! Eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncıların oluşturduğu 100 kişilik jüri ekibiyle Hürriyet Pazar eki ‘Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’nı yeniden belirledi.