Hamlet’i okurken en çok ilgimi çeken şey, oyunun başındaki atmosfer oldu: gizemli, yoğun ve düşündürücü. Shakespeare’in dili zaten inanılmaz — Türkçeye çevrilmiş olmasına rağmen yer yer anlamını bilmediğim kelimelere rastlasam da, bu beni rahatsız etmek yerine metnin derinliğini daha çok hissettirdi.
Oyunda sadece bir intikam hikâyesi anlatılmıyor aslında. Hayat, ölüm, vicdan, kararsızlık, eylemsizlik, zaman ve insanın kendi iç sesiyle hesaplaşması gibi pek çok tema var. Hamlet’in kendi içinde yaşadığı gelgitler, sürekli düşünmesi ama harekete geçememesi, bir yerden sonra sadece karakterin değil insan doğasının da açığa çıkışı gibi geliyor.
— Bundan sonrası spoiler içeriyor — Ama kişisel olarak söylemem gerekirse, trajik son beni biraz uzaklaştırdı. Klasik tiyatrolarda neredeyse her zaman her şey felaketle biter gibi. Dönemin yapısı elbette buna zemin hazırlıyor olabilir, ama ben Hamlet’in dönüşümünü görmeyi, bir yere varmasını isterdim. Belki bir şeyin farkına varması, başka bir yöne evrilmesi bana daha anlamlı gelirdi. Ama, istemeden de olsa, kendi başına gelen şeyi başkasının da yaşamasına sebep olduğu için, bu vicdan azabı ile nasıl yaşardı o da bir merak konusu tabii.
Yine de Hamlet, düşündüren ve zihinde uzun süre yer eden bir oyun. Cevaplardan çok soruların izini sürmek isteyen herkesin bir gün yolunun bu metinle kesişeceğini düşünüyorum.