İçinde 13 tane hikâye bulunan, güzel bir türkçe ile yazılmış, okuması keyifli, bir Ömer Seyfettin klasiği.
Hikâyelerin vermek istediği , anlatmaya çalıştığı mesajlar da düşündürücü.
Harem, Ömer Seyfettin'in Osmanlı'nın son dönem aile hayatını inceleyen önemli uzun hikâyelerinden biridir. Kadınların son dönemde erkeklerle beraber aynı topluluk içinde bulunmaları ve erkeklerle kadınların bu durum karşısında aldıkları tavırlar bu uzun hikâyenin genel konusudur. Ömer Seyfettin bu uzun hikâyesinde alaturka ve alafranga görüşleri karşılaştırarak aile ve evlilik hayatı hakkında genel bir görüntü çizmeye çalışmıştır. Harem, Osmanlı aile hayatı, evlilik ve Batılılaşma hakkında önemli bilgiler vermesi bakımından okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
(Kitabın başlığı Harem olduğu için incelememde sadece ona yer verdim.)
Bu kitabın günümüz Türkçesi ile değil de Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olanını okudum fakat o basımı bulamadığım için bunu profilime ekledim. Osmanlı Türkçe'mi geliştirmek için bu tarz metinler okuyorum fakat bu yayınevini (Altınordu) fazla beğenmedim , Çünkü kitabın bazı yerlerinde eksik kelimeler yahut cümleler vardı, ayrıca bazı çeviriler de eksikti.
Ömer Seyfettin’in eserlerine ara sıra uğruyorum. Özellikle biraz Osamanlıca merakı olanlar için Osmanlıca halinin okunmasının ciddi yarar sağladığını söylemeliyim.
Kısaca yazarımızdan söz etmek
Harem, Ömer Seyfettin’in yanlış Batılılaşma ve Osmanlı toplumundaki yozlaşmayı eleştirdiği hikâyelerinden biridir. Eserde, Batı hayranlığıyla gelen ahlaki çözülme ve geleneklerden kopuş, harem kavramı üzerinden ironik bir dille anlatılır. Yazar, körü körüne taklit edilen Batı anlayışının toplumsal değerleri zedelediğini vurgulamakta ..
Ömer Seyfettin bu öyküsünde bizlere Batılılışmaya başlamış olan Osmanlı Devletindeki Aile hayatının bu batılılaşma eğilimine gösterdiği reaksiyonu anlatmaya çalışmaktadır.
Ömer Seyfettin her ne kadar yenilikçi bir kimliği olsa dahi, bilinçsizce ve gelişigüzel bir batılılaşmanın da Türk toplumuna ne kadar zarar vereceğini, toplumu oluşturan en hassas ve küçük mekanzma olan Aile üzernden anlatmıştır. Hem ailenin toplum için önemine hemde gelişigüzel bir batılılaşma hareketinin zararlarının anlatılmaya çalışıldığı kısa ama etkili bir öykdür.
Kısa ve öz olarak
Ömer Seyfettin'in uzun hikâyelerinden biri olan bu eser Sermet ile Nazan adlı bir çiftin birbirlerini yanlış anlayıp kavga etmelerini ve sonradan durumu birbirlerine izah etmelerini konu edinmektedir.
Yazar ise bu hikayede bize irticai şeklinde gelenekselciliğin ve bilinçsizce batılılaşmanın Türklere ne denli büyük bir zarar vereceğini gelenekseldeki sorunlardan ve alafranganın ahlaksızlıklarından örnek vererek bir ailenin başına gelen olaylar üzerinden anlatmıştır. Ayrıca bu hikayede aile içindeki güvenin ne kadar önemli olduğunu da görmekteyiz.
Ne yazık ki günümüzde de aile bağları yanlış batılılaşma yüzünden büyük zarar görmekte, evlilikler azalırken kavgalar ve boşanmalar artmaktadır.
Ömer Seyfettin'in 1918 yılında yazdığı ve ilk olarak Kadınlar Mecmuasında yayınladığı hikayesi. Hikayenin konusu üç yıllık evli olan Sermet ve Nazan, mutluluklarıyla örnek gösterilen bir çifttir. Ancak bir gün birbirlerini sevgilileriyle yakalamış ve aniden ayrılmışlardır. Yine de ayrılığın üstesinden gelememiş ve yüzleşmeye karar vermişlerdir. Epey tartıştıktan sonra, masum olduklarını birbirlerine kanıtlamak için günlüklerini okumaya karar verirler. Günlüklerini okuduklarında da birbirlerinin suçsuz olduğunu anlayan karı koca barışırlar. Önyargılar ve yanlış anlamalarla yanlış kararlar verilebileceğini anlatan bir hikaye.
Kısa hikayelerden oluşan ve genelde cinsellikle ilgili anlatılan hikayelerden oluşan kitap çok fazla eski Türkçe kelime içeriyor. Bu nedenle okumak ve anlamak zorlaşıyor. Bunun yanında dini ve kültürel değerler çok fazla alaya alındığından ben kitabı beğenmedim. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz.
Ömer Seyfettin'in harem adlı hikayesi muazzam derecede etkileyici. Kurgusu, uyandırdığı merak çok iyi. Sonunu adeta iple çektim. Konusu farklı olsa da en son Gulyabani kitabında aynı merak duygusunu şiddetli şekilde hissetmiştim.
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...