Harfler ve Notalar

8,7/10  (72 Oy) · 
176 okunma  · 
65 beğeni  · 
3.250 gösterim
"Sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım. Başka bir ifadeyle, senin için yazmakla sana ve edebiyata en büyük kötülüğü edeceğimden korkarım."

Harfler ve Notalar, hem bir deneme kitabı hem de Hasan Ali Toptaş'ın okuyanlarına mektupları. Yazar, bir yandan okuma evrenine dair küçük sırları açık ederken, bir yandan da kulaklarımızın dibine unutulmaz küpeler bırakıyor. Toptaş'ın okurlarıyla gerçekleştirdiği bu edebiyat sohbetleri, yayımlandığı günden beri yazmaya gönül verenlerin başucunda vazgeçilmez bir yer edindi kendisine.

"Zaten, bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmak değil midir?" diyen Toptaş'ın, bestekâr sezgisini besleyen dünyasıyla tanışıyoruz. "Denemeleri, Toptaş'ın bizim onu okurken aklımızdan 'akrabası' diye geçirdiğimiz yazarların (Borges, Kafka, Márquez, Fuentes, Calvino, Kundera vb.) iyi bir okuru olduğunu gösteriyor. Sonsuzca geniş bir ufukta hareket ediyor Toptaş'ın denemeleri."
-Necmiye Alpay-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2016
  • Sayfa Sayısı:
    168
  • ISBN:
    9786051850030
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
18 Haz 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hayatın üzerime üzerime estiği şu günlerde Hasan Ali Toptaş okumak beni gerçekten çok rahatlatıyor. Kurduğu cümleler, konuları anlatış biçimleri, ele avuca sığmaz hayal gücü ve kitaplarındaki melodilerle bunu başarıyor. Bu özelliklerinden sonra Toptaş’ın seni en çok etkileyen özelliği ne diye sorsalar kesinlikle ‘sesi’ derdim. Evet, onun buğulu sesi. Sesini adına çekilen Büyük Umutlar Belgeseli’nde duymuştum. Daha ilk anda bu sesin zihnimin derinliklerine kazınıp orda kendine bir yer edindiğini bilememişim. Daha doğrusu zınk diye orda kalmış da ben gelip geçici sanmışım. İşte sonra okuduğum her kelimesinde, cümlesinde, kitabında bu ses soğuk duvarlara çarparak harflere dönüştü sözgelimi, sonra odanın loş havasıyla birleşerek birer nota oldu kulaklarıma gümbür gümbür doldu. İşte böylesi bir sesin sahibini okumakla kendimi rahatlatıyorum.

Harfler ve Notalar’ı alıştığımız diğer Hasan Ali Toptaş kitaplarından ayıran en önemli nokta kitabın otobiyografik ve deneme tarzı yazılardan oluşması. Başından geçen olayları, anıları, sevdiği eser ve yazarları, arkadaşlarını, entelektüel birikimini kendi ağzından dinliyoruz. Bu da kitabın samimiliğine artı bir samimilik katmış bana göre. Gerçi, Hasan Ali Toptaş taşa yazsa yine okurum o ayrı bir şey. Belki bu kitabında kendine has bir melodiyle oluşturduğu cümlelerini göremiyoruz ya da savrula savrula gidip geldiğimiz diyarlar da yok ama kendini anlatmada, kendini kendine anlatmada, her zamanki başarısını gösteriyor Toptaş. Onun için ideal bir yazar tanıma kitabı Harfler ve Notalar. Anlatılacak o kadar çok şey var ki hangisini anlatsam çok zor karar verdim. Birkaçını anlatıp gerisini size bırakıyorum.

Kitabın en sevdiğim bölümü “Taşranın da Ötesinde” adlı kısımdı. Bu bölümde anlatılanları belgeselinde defalarca izlemiştim. Ama bunların yazıya dökülmüş halleri daha çok hoşuma gitti(Yazı, ses ve görüntüden daha mı etkili ne?). Hasan Ali Toptaş ismini ne zaman görsem ya da ne zaman duysam aklıma direk birbiriyle ilişkili üç şey gelecek: Aynalı lakabı, Halil Ahmet Amca ve Konuşan Katır kitabı. Bu üç şey belki de Toptaş’ı edebiyatımıza kazandıran en önemli etkendir. Bu olayı Toptaş’ın kendi sözleriyle kısaca özetlemek istiyorum: “İlkokul ikinci sınıfta başımın arkasında bir yara çıktı ve hastanede tedavi gördüm. Tedavi sonrasında yaranın olduğu yerdeki saçlar bir daha çıkmadı. Duvarların ve insanların yanından yürürken kelleşmiş olan yerin onların üstlerinde ışıl ışıl yansıdığını düşünüp çok utanırdım. Ve bir gün bunu fark eden bir çocuk bana –Aaa, aynalı geliyor, diye bağırdı. Bu cümle beni hem çok üzdü hem de kaderimi değiştiren cümle oldu. Çünkü onu sadece kasaba değil tüm dünya duymuştu. O zamanlarda Denizli’den kasabaya Halil Ahmet Amca diye biri geldi. Denizli’den çocuklar için kitap getiriyordu. Ben de ilk kitabımı ondan aldım. Kitabın ismi Konuşan Katır’dı. Utanıyordum o yara yüzünden ve nereye saklanacağımı bilmiyordum. Bu kitap bana saklanacağım yerin kelimelerin yeri olduğunu gösterdi,” diyor Toptaş. Ben burada Toptaş’a eserleri için değil de bir nevi onun yazmasına yol açan lakap takan çocuğa ve Halil Ahmet Amca’ya yürekten teşekkür etmek istiyorum. Belki onlar olmasa edebiyatımızda da Hasan Ali Toptaş diye birisi olmayacaktı. Bu olayı Hasan Ali Toptaş okumak isteyen herkese anlatacağım. Dinle, bir yara ve bir kitap insanı nasıl evirip çeviriyor bak da örnek al, diyeceğim.

Toptaş’ın örnek aldığı ve etkilendiği yazar ve kitaplardan da kısaca bahsetmek istiyorum. İlk okuduğu kitabın Konuşan Katır olduğunu söylemiştim. Ondan sonra Kemalettin Tuğcu ve Bekir Yıldız gibi yazarları okumuş. Ve git gide kitaplarla kendini bütünleştirmiş. Bu kitaplardan biri de adını en çok duyduğumuz Tristram Shandy adlı kitap. Bu kitap konulardan sapmalarıyla ünlü imiş. Tabii ki ben de hemen listeme aldım. Toptaş’ın ayrı bir bölümde ele aldığı yazarlardan biri de E. M. Cioran. Toptaş, “Cioran okumak her daim iyidir, çünkü onu okuduğunuzda kendinizi kötü hissedersiniz,” diyor. Gerçekten de öyle. Yarım yamalak okuduğum ender kitaplardan biri de olsa Çürümenin Kitabı’nı okurken Cioran’ın bu tarzda bir yazar olduğunu hissetmiştim. Ve Toptaş sayesinde Çürümenin Kitabı’nı tekrar okuyacaklarım arasına aldım. Bahsedecek o kadar çok eser ve yazar var ki ama ben son olarak Toptaş’ın Kafka hayranlığından bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz kendisine Doğunun Kafkası deniliyor. Toptaş Kafka’nın hikayelerini defalarca okuduğunu ve aklına ne zaman eserse açıp tekrar okuduğunu söylüyor. Herhalde hiçbir hikayeye Kafka’nın Hikayeler’ini değişmez Toptaş. Kitapta Proust, Borges, Joyce, Kundera gibi bir sürü yazarın ismi geçiyor. Hepsini listeledim.

Toptaş’ın kitaplarında en dikkat ettiği şeyin kurduğu cümleler olduğunu Harfler ve Notalar adlı bölümü okuyunca iyice düşünmeye başladım. Bir söyleşisinde cümleler üzerinde çok çalıştığını, eksik bir şey hissettiği anda cümleyi tekrar baştan oluşturduğunu söylüyordu. Bu kitapta da bir cümle yazmanın aynı zamanda bir beste yapmaya benzediğini, kitabın altında yatan ritim duygusunu hissedemeyince o kitapta bir şeylerin eksik olduğunu anlatıyor. Toptaş okuyanlar, özellikle ilk kelimeden itibaren başlayan ahengin cümle boyunca devam ettiğini bilirler. Bunun en önemli örneği bir cümlenin neredeyse bir sayfayı kapladığı Bin Hüzünlü Haz kitabı bana göre. Orada Toptaş cümleleriyle Alâeddin’i mi arıyordu yoksa cümlelerin içinde bilinçli mi kayboluyordu kişiye göre değişir tabii.

Sanırım uzun bir yazı oldu. Ama söz konusu Toptaş olunca akan sular buz tutuyor benim için. Kütüphaneme tekrar tekrar okuyacağım bir kitap ekledim. Bir insanı dışardan ne kadar tanıyabilirseniz Harfler ve Notalar ile Toptaş’ı dışardan o kadar tanımış oldum. Kitap gerçekten bana gerek Toptaş gerek de farklı eserler, yazarlar hakkında çok şey kattı. Öyle ki gidip Konuşan Katır, Köyünü Unutan Adam, Sahipsizler, Kaçakçı Şahan, Reşo Ağa, Don Kişot, Ulysses gibi kitapları aldım. Ve ilerde çokça işime yarayacak uzun bir liste çıkardım kitaptan. Çok çok uzun onun için buraya yazmadım. İsteyen olursa atarım kendisine. Elimde diğer kitapları mevcut ama sırada hangisine başlayacağım bilmiyorum. Öneri kısmına gelirsek bu kitabı hemen okumayın, şöyle belli başlı eserlerini okuduktan sonra okuyun ki ne büyük yazarmış yahu şu Hasan Ali Toptaş deyin. Bana gelince üstüme örtecek yorgan bulamasam Toptaş’ın kitaplarını üstüme örter uyurum, öyle bir Hasan Ali Toptaş işte. Bir inceleme de böylece bitti. Kitapla kalın…

Yazarlar eserlerini oluşturduklarında okur ile yazar arasında kelimelerle örülmüş bir köprü kurulur.
Okur ile yazar arasındaki mesafe azaldıkça yazar, iki farklı duyguyu bir arada yaşar: Okurun kendini anlamasından duyduğu sevinç ve okurun kendisine bu denli yaklaşmasının yazarın objektifliğinin önüne geçebileceği kaygısı.
Hasan Ali Toptaş da bu iki duyguyu bir arada yaşamış olacak ki okura açık mektupla başlıyor eseri: “Sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım.” diyor yazar.

Kitabın türünün deneme olması da okur ile yazar arasındaki mesafeyi biraz daha daraltıyor.
Hasan Ali Toptaş, hayatına dair ufak ama bir o kadar da ilgi çekici anları paylaşıyor okurla.
Sıcak bir sohbet, içini dökme de diyebiliriz bu kitap için.
Oldukça mütevazı, doğduğu toprakların o büyülü ezgisine kendisini kaptırmış bir yazarla oturup oldukça tatlı bir sohbet etmek isterseniz bu kitabı okumalısınız.
“Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş’ın sazının tellerine vuruşunu kalbinizde duyacaksınız kitabı okurken.
Srebrenica’daki bir çocuğun masum sorusuyla yüzleşeceksiniz: “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” Siz de Hasan Ali’ye eşlik edeceksiniz: “Bat dünya, bat!”
Yine de umudu yitirmeyip dünyayı yaşanılır kılan şeyler olduğunu da kabulleneceksiniz.
Sanatın, dünyanın bütün çirkin yanlarını törpüleyip yumuşatan mucizevi elleri imdadınıza yetişecek.

Eserin bir diğer güzel yanı ise, Hasan Ali Toptaş’ın yazım sürecini yakından gözlemleme imkânına kavuşmanız.
Toptaş, okuduğu eserleri, beğendiği yazarları da okurla paylaşmış. Bu da okuyucuya farklı penceler açıyor. Hem yeni yazarlarla tanışmış oldum kitabı okuduğumda hem de tanıdığım yazarların daha önce duymadığım eserleriyle tanıştım.

Özetle her açıdan beğendiğim, samimi bir tanışma kitabı oldu “Harfler ve Notalar”. Kitabın ahengine kendimi kaptırdım ve tebessümle kapattım kitabı.
Murat Sezgin ve Körkalem’e bu güzel etkinliği başlattıkları için teşekkür ederim.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın! :)

Melike 
17 Ara 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir kitap okudum diyemem. Sanki yeniden görüşmüş de uzun uzun konuşmak üzere sözleşmiş gibi... sanki yazdıklarını bana anlatırmış gibi. Hayali bir masada, karşı karşıyayız.
Ellerimde mektupları, mektup kağıdına basmayan yayınevlerine söylenerek tuttuğum Kafka'nın yazdığı mektuplardan bir demet var muhtemelen. Başlıyor oradan anlatmaya, önce bir mektup çıkarıyor ama kendisi okuyor. Aklıma imza günündeki o hali geliyor; parçalı bulutların ardından güneşe bakar gibi bakıyorum. Kulaklarım alabildiğine açık.
"Okusak, dünyanın bütün uğraşlarını bir kenara itip okusak da her kitaba biraz geç kalırız, az biraz ya da birazdan belki biraz daha fazla."diyor. Ertelediğim her kitap için sitem dolu sözler bunlar. Kızmış belki biraz bana da. Okumamızdan şikayet eder gibi baktı sanki.
Sadece okumayı değil elbette okumak kadar yazmayı da konuşuyoruz. Acemilikle ilgili söylediği sözleri hatırlatırken yine aynı hareketi yapıyor: gözlüklerini az biraz daha yukarı kaldırıyor. Bu hareket, yazdıkların böyle böyle büyür demek bir nevi.
Masada kahve yok. Nar ve incirler var bu defa. Bilge Karasu'nun gazelini okurken sanki "çok içiyorsun, bırak artık." der gibi kasıtlı söz açmıyor kahveden.
O kadar dışavurumcusun ama Balthus'tan haberin yok diyor bi anda bana, yüzüm kızarmış eminim bunu söylediğinde, Balthus ve Duras'ı anlatırken. Sonra aklıma kazıyacağımı bilerek bir metafizik resmi çıkarıp kucağıma bırakıyor. "window, cour de Rohani" yeniden başlıyoruz, hadi bakalım diyorum resme bakarken.
Anılarını da anlatıyor. Her biri nasihat bana. "Bir gün şu yaşadığın günlerin anılara dönüşecek." diyor mesela. Bilmekle beraber, anları anılaştırma telaşı kapladı mı beni diye bir yokluyorum kendimi. Yok olan kütüphanesini konuşurken de ne kadar güçlü. Zihninin kendine oynadığı oyunlarla öyle eğleniyor ki. Sonra "Sen de zihnindekilere sahip çık!" deyiveriyor. Ara ara aklımı okuyor. Orada var olanları sayıyor bana. "O çok sevdiğin kitaplardan bunlar, sıkı sıkı tutun bunlara." diyor. "Unutmadığın her an kadar varsın; sonrası tekrarların tekrarı..." diye de ekliyor. Baba-kız sohbeti yapıyoruz.
Nar ve incirler bitiyor. Tabaklar boş yeniden. Ayırt edemeyeceğim bir lezzetle aklıma takılacak yeni cümleler bırakıyor. Öyle ki, bunları melodili söylesen şarkı, türkü olur. Sonra kurduğu o cümlelerden bir harf iniyor masaya. O harfe tutunuyor, uçuyor masadan. "Unutma! Kelimelerin ruhu da vardır, onları yakaladıysan gerisi boş" bakışı atıyor. Kısa süre sonra görüşmek için sözleşiyoruz. Tutunup uçtuğu o harfe el sallıyorum, o da bana el sallıyor. Vedalaşmıyoruz, uğurluyoruz birbirimizi sadece.

Siz de belki okuduğunuzda böyle olacaksınız ya da oldunuz. Hiç gidesim yok bu masadan, bir başka kitapla hiç konuşasım yok. Bunu kaldırıp rafa koyasım hiç yok. Belki sizin de öyle..

Meltem Tekeli 
05 Ara 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hasan Ali Toptaş romanlarını ve öykülerini (ve şiirsel metinlerini) okurken hep merak ettiğim nokta; onunla sohbet etmek nasıl bir duygu acaba? Yazdığı şeylere baktığımızda çoğunlukla hayatından esintiler altında olduğunu hissediyoruz. Hiç ilgisi yoksa bile öyle güzel betimliyor, öyle güzel anlatıyor ki bütün bunlar her ayrıntısına kadar kurgu olamaz diyoruz. Ki kendisi de Bir Buluşma isimli denemesinde (Everest Yayınları-Sayfa:64) “Sonra satın aldığın birkaç kitapla birlikte, şehrin öteki ucuna dönüyorsun gene; geliyor, havada yankılanan paslı çekiç sesleriyle kırmızı dilli tamirci çıraklarının arasından geçerek, iki yanı eciş bücüş otomobillerle çevrili bir kapıdan içeri giriyorsun. O sırada, on beş yıl sonra yazacağın romandaki prefabrik büroya girdiğinin farkında değilsin tabii.” Diyor sözgelimi. Anlıyoruz ki, onun çıkış noktası gerçek hayat. Ama bu demek değil ki, yazdığı her şeyi yaşamış ya da görmüş. Hindistan’a Gitmek isimli denemesinde de (sayfa: 128) “Uykuların Doğusu’na başlarken kafamda sadece ‘İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır’ düşüncesi vardı. Bu düşüncenin yanında da roman yazma arzusu vardı elbette. Ne var ki, her zamanki gibi ben yazacağım romanda neleri nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Pusulam yoktu açıkçası, haritam yoktu, planlarım, karakterlerim ve hikâyelerim yoktu.” Diye başlıyor ve devamında da her kitabın kendi kendini yazdırdığını anlatıyor. Bir karakter çıkmışsa ortaya, iyi ve ya kötü demeden ona bırakıyor kalemi. O kendi hayatını yazıyor aslında. Eleştirildiği konular oluyor, kimin olmaz ki? Zaten her okuduğunu olduğu gibi kabullenecek okurlar isteseydi, insanlara değil bitkilere yazardı sözgelimi. Zaten kendisi de Ayakta Yazmak isimli denemesinde (Sayfa: 157) “Diyebilirim ki, edebiyat her türlü iktidarın uzağında, bir bakıma, eşim dostum ne der, arkadaşlarım ne düşünür, eleştirmenler nasıl bakar, editörler sever mi, yayıncılar olumlu yaklaşır mı, yasalara uygun mu, ahlâka aykırı mı gibi kaygıların ötesinde bir yerde yapılan çok özel bir uğraştır ve yazar bu yüzden hep ayakta yazar.” Derken bu duruma yanıt veriyor gibi.

Uzun lafın kısası, Hasan Ali Toptaş’ın iç dünyasını merak ediyorsanız bunu romanlarında, öykülerinde (yani yarattığı karakterlerde) değil de denemelerinde arayın derim ben. Ben çok şey kazandım bu denemeler ile. Bir kalem ve kâğıt bulundu sürekli elimin altında, geçen tüm kitap ve yazar isimlerini not aldım. Kendisi de bir eser okurken oradan oraya geçecek notlar bırakırmış kendine. Onu örnek aldım galiba biraz.

Hasan Ali Toptaş'ı ilk kez Harfler ve Notalar kitabıyla tanıdım.Okuyucuyla arasındaki bağı samimi şekilde anlatıyor.
Yazar, kitabının birçok sayfasında ülkemizden ve dünyadan önemli yazarlar ve kitapları üzerine ipuçları vermekte.
"Karanlık noktası olmayan bir hikayenin ömrü ancak bir okumalıktır."
Kitap "Okuyana Mektup" ile başlıyor. Mektuplar bana göre özeldir; yazanla yazılan arasında kalması gerektiğinden bu bölümden hiç bahsetmeyeceğim.
Janouch'u kıskandım. Hem Janouch'u, hem de babasını. Ne babalar var şu dünyada? Eve yüksek elektrik faturası gelmesinden kuşkulanan baba, oğlu Janouch'un gizli gizli şiir yazdığını fark eder. Oğlunu alıp işyerindeki mesai arkadaşıyla tanıştırır. Janouch ve babasının mesai arkadaşı üç, dört yıl boyunca işyerinde ya da Prag sokaklarında yürürken edebiyat, sinema, tiyatro, resim, savaş, aile ve akla gelebilecek birçok konuda konuşurlar. Gustav Janouch bu konuşmaları not eder ve Kafka İle Konuşmalar adlı kitap çıkar ortaya.
Hasan Ali Toptaş bu kitabı her eline alıp okuduğunda sanki Kafka ile konuşan kendisidir.
"… ey hayat, bana kör noktamı aydınlatacak bol ışıklı dostlar ver."
"… hızın değere dönüştüğü bir dünyada, devasa bir hız topu halinde, korkunç bir gürültüyle hep birlikte yuvarlanıp duruyoruz. Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların, butonların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metrekareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor tabii ve artık insanoğlu öteki insanların varlığından uzaklaşıp sadece kendi hızıyla arkadaş oluyor." Günümüzü ne kadar doğru yansıtmış… Bir insan olarak yazarın da bu hızdan etkilendiğini belirten Hasan Ali Toptaş, kendi gözündeki ideal yazarı "Saati Kurmak" adlı bölümde anlatıyor.
Metinleri nasıl okuduğuna ve kendi metinlerini nasıl kurduğuna dair bilgiler veriyor.
Toptaş'ın edebiyat serüveninden kulaklara küpe olacak Güzel anekdotlar. Genç yazarlar için bir başucu kitabı, okurlar içinse keyifli bir edebiyat sohbeti.
okunması gereken güzel bir kitap.

mazlum taş 
 15 Oca 18:19 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Uzun zamandır böylesine müthiş bir deneme kitabı okumamıştım. Bir solukta, Hasan Ali Toptaş’ın anlattıklarını içimde yaşaya yaşaya okudum. Hasan Ali Toptaş’ın iyi bir yazar olduğu kadar çok iyi bir okuyucu olduğunu da farkettim.

Adeta okura “bak bu yazarları, bu kitapları da okumalısın.” diyor. Ayrıca Harfler ve Notalar benim için bir kitabın içindekiler kısmı gibi olacak sanırım. Çünkü okumam gereken bir çok yazar olduğunu farkettim.

Merve 
27 Oca 18:05 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · Puan vermedi

Hasan Ali Toptaş'ı ilk bu kitabıyla tanıdım. Sadece bir kitap okudum diyemem sanki yazarla uzun bir sohbet etmişim hissine kapıldım. Harfler ve Notalar içinde hikayeler, şiirler, anılar, değerli yazarların eserlerinden alıntılar barındıran dolu dolu bir kitap. Yazar kendisini etkileyen yazarlardan, eserlerden ipuçları vererek biz okuyuculara da bu eserlerle tanışma imkânı sunmakta. Başucu niteliğinde herkese tavsiye edebileceğim oldukça faydalı bir kitap.

Bir hikayenin gizemli olması gerektiğini anlatıyor Hasan Ali Toptaş, muhteşem bir tanımla:
"Sevgili çocuklar" diyor, "Hikaye dediğimiz şey kelime kusarak değil, kelime yutarak yazılır."
Belki o sadece edebiyat dünyası için söylüyor bunu ama ben kahramanı olduğum kendi hikayemin de öyle olması gerektiğini düşünerek okuyorum.
İşte diyorum sonra, anlatmaya çalıştığı da tam olarak bu.
Yazar bir yazıyor, okur onu zihninde bin ediyor!

ihtiyar 
26 Oca 2016 · Kitabı okudu · 3 günde

Bu tür deneme kitapları bir yazarın nasıl yazar olabildiğini de gösteriyor, ya da ip uçları veriyor. Aynı zamanda da bir entelektüel birikimin okuyuculara ulaşması ve bu birikimlerden istifade etmek isteyen okuyucular için açık bırakılan bir sürü kapı. Keyifle okudum, tavsiye ederim.

Meltem Parlak 
05 Eki 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hiç kitap okuyamadığım dönemlerde nedense elimde hep bir Toptaş kitabı oluyor. Hangi kitabı elime alsam yarım bıraktığım zamanlarda, Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarını sular seller gibi okuyorum, kaleminin tadı damağımda kalıyor.  Vazgeçilmezim oldu âdeta. Kelimeleri öyle güzel ki... Ne yazsa tereddüt etmeden alır okurum.
.
.
.
Harfler ve Notalar kitabı otobiyografik ve deneme türünde. Benim kanımca yazarı tanımak için ilk bu kitap okunmalı. Anılarını, başından geçen olayları anlatmış. Ve yine başarılı yine başarılı.
.
.
.
Kitapta sevdiğim çok yer var ve yine altını çizdiğim onlarca cümle var desem yeridir. Tebessüm etmemi sağlayan "Kimseye Verilmeyen Kitap" başlıklı bölüm idi. "Hikâye Anlatıcısına Ne Oldu?" Bölümünde ise mükemmel bir noktaya değinmiş ve en sevdiğim bölümlerden biriydi. Yine en bi sevdiğim bölümlerden biri de "Saati Kurmak" bölümü idi.
.
.
.
Gözüme ilişen diğer bir nokta ise, yazar sevdiği kitap ve yazarlardan oldukça sık bahsetmiş ve sağ olsun onların çok büyük bir kısmı benim de okuma listeme güzelce yerleştiler. Çoğu benim de okumayı istediğim kitaplardı. Ve yine bazıları da bende de mevcut.
.
.
.
Toptaş'ı anlatmaya kalksam sayfalar sürer. Hatta onu anlatmaya kelimeler yetmez bence. Ben MÜKEMMEL diyeyim siz anlayın işte.

4 /

Kitaptan 207 Alıntı

Murat Sezgin 
14 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

İnsaf et zaman!
Hiç kuşkusuz, zamanı ne kadar hesaplı kullanırsam kullanayım, birçok kitap kalacak öylece; asla okunamayacak. İşin kötüsü, okumam gerektiği halde okuyamadığım kitapların adlarını ve yazarlarını bile öğrenemeyeceğim.

Harfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 75 - İletişim Yayınları)Harfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 75 - İletişim Yayınları)

''Biliyoruz ki, bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor.''

Harfler ve Notalar, Hasan Ali ToptaşHarfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş
Okan Bayram 
11 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır.

Harfler ve Notalar, Hasan Ali ToptaşHarfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş
Mâsiva 
01 Tem 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ve Hayat...
...bıkkın bir sesle Şükrü Erbaş’a; “Abi hayat bu kadar uzun olur mu, çok sıkıldım artık ben, bitse de çekip gitsek!” diyorum. Kimi zaman da, hayat dediğimiz şu hayat neredeyse bir nefes kadar kısa görünüyor gözüme.

Harfler ve Notalar, Hasan Ali ToptaşHarfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş

''Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?'' sorusu da unutamadığım ve asla unutamayacağım cümlelerden biridir. Sırbistan sınırına 10 km uzaklıktaki Boşnak şehri Srebrenica'da yaşayan, adını bilmediğim bir çocuk sormuş bu soruyu. Ardından da ne yazık ki, 11 temmuz 1995 tarihinde yapılan katliamda henüz dört yaşındayken öldürülmüş.

Harfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 148)Harfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 148)
Melike 
09 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Masaya oturmadan önce benim yapmam gereken en önemli iş seni unutmaktır biliyorsun. Unutamazsam, asla yazamam çünkü; elimde kalem, öylece kalakalırım kağıdın başında. Ardından da, ne kadar uzak ve anlayışlı olursan ol, özgürlüğümün senin varlığınla kuşatıldığını düşünürüm.

Harfler ve Notalar, Hasan Ali ToptaşHarfler ve Notalar, Hasan Ali Toptaş