Has-Bağçede Ayş u Tarab (Nedimler Şairler Mutribler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1954
Gösterim
Adı:
Has-Bağçede Ayş u Tarab
Alt başlık:
Nedimler Şairler Mutribler
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053324171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Yayınları
Has-Bağçede 'Ayş u Tarab: Nedîmler, Şâîrler, Mutrîbler Osmanlı sarayında padişahların has-bağçede geçirdiği hoş vakitleri ve bu âdetin İslam öncesi İran imparatorluğundan Emevî, Abbasî ve Timurî saraylarına uzanan köklü geleneğini, o dönemlerde yazılmış değerli kaynaklardan derleyerek sunan bir çalışma. Padişah işret meclisi adıyla anılan bu eğlencelere yakın adamları olan nedimlerle birlikte katılır; şiir, musikî, ve raks sanatlarının en seçkin örnekleri eşliğinde eğlenirdi. Bu meclisler, hükümdarın ve imparatorluktaki seçkin sınıfların zevklerini ve yaşam tarzlarını hem yansıtır, hem yeniden biçimlendirirdi.

Çiçek bahçeleri, havuzlar, fıskiyeler, su kanalları, nahiller, buhurdanlar arasında, genç sâkîlerin içki sunduğu bir mecliste şiir okuyan, saz çalan, şarkı söyleyen usta sanatkârlar eşliğinde sürülen zevk u safa, tüm Ortadoğu saraylarında vazgeçilmez bir gelenekti. Emevî ve Abbasî dönemlerinden beri bu meclisler levâzim-i saltanat yani hükümdarlığın vazgeçilmez bir âdeti olarak kabul edilirdi. Avrupa saraylarında da bu geleneğin karşılığı olan regalia, yani olağanüstü ziyafetler ve eğlenceler, hükümdarlığın gerekleri arasında sayılmıştır. Doğu'da olsun, Batı'da olsun saray kültürü halk kültüründen her zaman farklı olmuş ve bu farklılık işret meclisi geleneğine ve gösterilen tepkilere de yansımıştır.

Bir yandan lalalar üzerinden şehzadelere, diğer yandan sâkînâmeler ve kabusnâmeler yoluyla üst sınıf mensuplarına en ince ayrıntısıyla aktarılan bu geleneğin muhalifleri de fütüvvetnâmeler ile kendini ifade ederdi. Halk için yazılmış ahlâk kitapları olan fütüvvetnâmelerde dinin emirlerine karşı hareketler daima kötülenmiş, şarap başlıca günah sayılmıştır. Ne var ki, sâkînâmeler ve kabusnâmeler dini kurallara aykırı sayılan unsurları İslamiyet ile bağdaştırmayı bir ödev saymıştır: bu eserlerde işret meclislerinin daima Tanrı ve Peygamber'e duâ ile başladığı ve tövbe ile son bulduğu hep vurgulanır. Zira insan zayıftır, günah işler, sonunda Gaffâru'l-zünûb -günahları affedici olan- rabbine sığınır.

Osmanlı sosyal-kültürel tarihine bir katkı olarak hazırlanan bu eser, sarayın ve ona bağlı zarîfler denilen yüksek sınıfın kendine has geleneksel kültürü ile yaşamının az bilinen bir yanına ışık tutmaya çalışıyor.
512 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Tarihçilerin kutbu Halil Inalcık'dan kutup bir eser. Kafanızdaki padisah algısını yıkacağından eminim eğer kitabı okursanız.
“Has-bağçe” veya “has bahçe” saraylarda hükümdara ait olan, sadece hükümdarın ve maiyetindekilerin girebildikleri mekândır; “ayş ü tarab” da müzikli eğlence ve ziyafet demektir. Halil Hoca’nın kitabına isim olarak seçtiği “Has-bağçede ‘ayş u tarab” ise, has bahçede hükümdarların huzurunda yapılan müzikli ve içkili âlemlerdir. Hemen her şark milletinde görülen “ya ifrat, ya tefrit” âdeti gereği, saray hayatı konusunda bizde de hep uçlarda dolaşma merakı vardır. Bir kesim Osmanlı zaptiyeliğine ve din polisliğine soyunup imparatorluk zamanını dualarla ve şerbetlerle donanmış gibi göstermeye çalışır, diğer kesim ise bilgi yokluğu ve okuyup öğrenmeyi zahmet sayan bir tenbellik içerisinde saray hayatının “aşırılıklarla dolu olduğu” iddiasında bulunur. Dolayısı ile, “Saraylarda yaşayanlar da hepimiz gibi etten-kemikten insanlardı. Onların da zaafları vardı. Dinin yasakladığı keyif verici maddeleri kullandı iseler dinden çıkmamış, sadece günah işlemişlerdir. Özel hayatları ile devlet adamlıklarını karıştırmak hatâdır” diye pek düşünmezler. Halil Hoca, eserinde Türk devletlerinde, dolayısı ile de Osmanlılar zamanında hükümdarların tertip ettikleri eğlence meclislerini ayrıntıları ile anlatıyor. Kaynak olarak “sâkînâme” ve “işretnâme” gibi içkiyi konu alan kitapları, “tezkîre”leri, tarihleri ve divanları kullanıyor. Bazı padişahların, meselâ İkinci Murad’ın içki merakını o zamanın kaynaklarından aktarıyor ve hükümdarın hayata, oğlu Mehmed’in, yani sonraki senelerin Fatih’inin düğününden sonra “aşırı yiyip içme” yüzünden veda ettiğini yazıyor.
Fatih Sultan Mehmed’den bahsederken de “...Fatih’in saray bahçelerinde yaptırdığı kasırlarda işret meclisleri düzenlediğine kuşku yok” diyor. Sonra, “Dünyanın dağdağasından kurtulmak için nedîmler ve servi boylularla işret meclisine yöneldiğini gösteren beyitleri, sadece bir edebî mecâzdan ibaret değildir. Avnî (Fatih’in mahlâsı), güzellikler karşısında “dîn ü îmânın zabtedemez” diye yazıyor ve Fatih’in şiirlerinde geçen eğlence, içki ve hattâ esrar ile ilgili beyitleri nakledip diğer hükümdarlarla ilgili daha yüzlerce örnek veriyor. Osmanlı sarayını ya “ibadethâne” yahut “sefahat mekânı” şeklinde görenlerin üstâd Halil İnalcık’ın “Has-Bağçede ‘Ayş u Tarab”ından öğrenecekleri çok şeyler vardır. Böyle daha nice eserler vermesini temennî ettiğim Halil Hoca, bu kitabı ile tarihçiliği kadar büyük bir edebiyatçı olduğunu tekrar göstermiş ve edebiyatçılarımızın şimdiye kadar ihmal ettikleri “patrimonyal sistem” yani “sanatta himaye” meselesinin önemini ayrıntıları ile yeniden gözler önüne sermiştir.
Bilenler bilir; eskiler önemli bir hadise olduğunda yahut mühim bir eser verildiğinde “ebced” ile tarih düşürürlermiş...
512 syf.
·27 günde·Beğendi·10/10
Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık kaleminden, muhteşem bir eser.

Bu kitapta islam imparatorluğu olarak tanımladığı, İran, Selçuklu ve devamında Devlet-i Ali de, sanat, kültür eğlence meclislerini işlerken, toplumun genel yapısı hakkında da çok detaylı bilgiler vermektedir.

İslam toplumlarında alkol tüketimi var mıdır, halkın bu duruma karşı tepkisi, yaşantısı.

Rahmet olsun ruhuna Sn. Halil İnalcik
512 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap fazlasıyla akademik, eğer bu tarz kitapları sevmiyorsanız tavsiye etmem. Ders kitabı edasıyla yavaş yavaş okumak gerekiyor. Okurken beni zorlayan tek nokta, kitapta çok fazla Batı literatüründen terim kullanılmış olmasıydı. O da benden kaynaklı bir sorun tabi.

O dönemle iştigal olan herkesin okuması gereken bir “başucu” kitabıdır.
512 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
İnalcık bu kitabında Selçuklu ve Osmanlının eğlence hayatını anlatırken Timur ve Safevi devletleri gibi Selçuklu ve Osmanlıyla teması olan devletlerin eğlence kültürüne de yer veriyor.
Ayrıca bahse konu devletlerin eğlence kültürü anlatılırken Halil İnalcık farkıyla bir de, genel tarih özeti veriliyor ki, doğrusu sırf bunun için bile kitap okunmaya değer.
Hani şair Akif:
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi. diyor ya, bu kitapta İnalcık, bir lale soğanına bin altının verildiği meşhur Lale Devri ve isyanın kısa bir özetini çıkarmış. İsraf, gösteriş, yolsuzluk ve rüşvete karşı başlayan Patrona Halil İsyanını okurken, günümüzde Lale Devri’nin tekerrür etiğini görmenin tedirginliğini yaşadım. Dilerim bu günümüz ‘Lale Devri’nin sonu öyle bitmez.
Selçuklu ve Osmanlı zûrefa’sı (zarifleri) Yunus ve Karacoğlan gibi, arı, duru Türkçe ile yazan halk ozanlarını, âşıkları şairden ve onların yazdıklarını da şiirden saymıyorlar. Zûrefa arasında, içki ve oğlancılık çok yaygın.
Fatih’in babası II. Murad’ın tam bir ayyaş olduğunu duymuştum ama belgesini görmemiştim, bu kitabında İnalcık bu konuyu da kati surette belgeliyor. Tabi Fatih’in daha çocuk yaşında neden iki kez tahta çıkarıldığı da böylelikle ortaya çıkıyor, zira baba alkolik.
Osmanlı hanedan, bey ve paşaları kendilerini övdürmek için para ile adamlar tutuyor, onlar da efendilerini bolca övüyorlar, bunun adı da “Divan Şiiri” oluyor. Bu divan şiirinin dili de Fars ve Arap dillerinden oluştuğu için halk bu şiiri anlamıyor, desek bilmem abartmış olumuyuz.
O kadar ki Kanuni döneminde Koca Nişancı Celâl-zâde Mustafa’ya yalnızca kasideleri için 45 bin altın veriliyor. (Sayfa 397)
Kitapta ayrıca, çoğunu belki de ilk defa göreceğiniz bolca da minyatürler mevcut.
Sanat ve kültür geçmişimizi öğrenmek için okunması gereken temel bir eser.

Meyhane-i aşk içre ben bir dolu kaldırdım
Bir çengi güzel sevdim sermayeyi çaldırdım
Esnaf Şair Zati.
Türk sultanlar, bir yandan vakıflarla medreseler inşa ederek ulemayı kuvvetle destekliyor, öbür yandan sufi zaviyelerine vakıflar yapıyor, fakat saraylarında has-bağçe işret meclislerinde musahiblerle bozulmamış İrani geleneği sürdürüyorlardı.
Birbirlerine saygılı sözlerle hitap ederler, sunulan kadehi sonuna dek içerler, sakiyi bekletmemeli, öpüşmeli, şaraptan ve güzellere bakmaktan çekinmemeli.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Has-Bağçede Ayş u Tarab
Alt başlık:
Nedimler Şairler Mutribler
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053324171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Yayınları
Has-Bağçede 'Ayş u Tarab: Nedîmler, Şâîrler, Mutrîbler Osmanlı sarayında padişahların has-bağçede geçirdiği hoş vakitleri ve bu âdetin İslam öncesi İran imparatorluğundan Emevî, Abbasî ve Timurî saraylarına uzanan köklü geleneğini, o dönemlerde yazılmış değerli kaynaklardan derleyerek sunan bir çalışma. Padişah işret meclisi adıyla anılan bu eğlencelere yakın adamları olan nedimlerle birlikte katılır; şiir, musikî, ve raks sanatlarının en seçkin örnekleri eşliğinde eğlenirdi. Bu meclisler, hükümdarın ve imparatorluktaki seçkin sınıfların zevklerini ve yaşam tarzlarını hem yansıtır, hem yeniden biçimlendirirdi.

Çiçek bahçeleri, havuzlar, fıskiyeler, su kanalları, nahiller, buhurdanlar arasında, genç sâkîlerin içki sunduğu bir mecliste şiir okuyan, saz çalan, şarkı söyleyen usta sanatkârlar eşliğinde sürülen zevk u safa, tüm Ortadoğu saraylarında vazgeçilmez bir gelenekti. Emevî ve Abbasî dönemlerinden beri bu meclisler levâzim-i saltanat yani hükümdarlığın vazgeçilmez bir âdeti olarak kabul edilirdi. Avrupa saraylarında da bu geleneğin karşılığı olan regalia, yani olağanüstü ziyafetler ve eğlenceler, hükümdarlığın gerekleri arasında sayılmıştır. Doğu'da olsun, Batı'da olsun saray kültürü halk kültüründen her zaman farklı olmuş ve bu farklılık işret meclisi geleneğine ve gösterilen tepkilere de yansımıştır.

Bir yandan lalalar üzerinden şehzadelere, diğer yandan sâkînâmeler ve kabusnâmeler yoluyla üst sınıf mensuplarına en ince ayrıntısıyla aktarılan bu geleneğin muhalifleri de fütüvvetnâmeler ile kendini ifade ederdi. Halk için yazılmış ahlâk kitapları olan fütüvvetnâmelerde dinin emirlerine karşı hareketler daima kötülenmiş, şarap başlıca günah sayılmıştır. Ne var ki, sâkînâmeler ve kabusnâmeler dini kurallara aykırı sayılan unsurları İslamiyet ile bağdaştırmayı bir ödev saymıştır: bu eserlerde işret meclislerinin daima Tanrı ve Peygamber'e duâ ile başladığı ve tövbe ile son bulduğu hep vurgulanır. Zira insan zayıftır, günah işler, sonunda Gaffâru'l-zünûb -günahları affedici olan- rabbine sığınır.

Osmanlı sosyal-kültürel tarihine bir katkı olarak hazırlanan bu eser, sarayın ve ona bağlı zarîfler denilen yüksek sınıfın kendine has geleneksel kültürü ile yaşamının az bilinen bir yanına ışık tutmaya çalışıyor.

Kitabı okuyanlar 41 okur

  • Mir'at-ı Cünun
  • Beytullah
  • Gökçesu
  • izmirlitarihci
  • Özgür Ekinci
  • Ercan Saylan
  • Seyfeddin Akdöl
  • Aydolu
  • Berkay Ve
  • Gülerr

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%70 (14)
9
%10 (2)
8
%15 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%5 (1)