Hastalar ve Işıklar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.073
Gösterim
Adı:
Hastalar ve Işıklar
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551670
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Öyküyü dantela gibi işleyen bir Türkçe, hayalgücünü tutuşturan tasvirler; gerçeklik duygusundan koparmayan bir örgü... Çağdaş Türk hikayeciliğine yepyeni bir çehre ve yerli bir boyut getiren Özdenören'in 1967'de yayımlanan ilk öykü kitabı...
Şimdiden klasikleşmiş bir öykü demeti...
(Tanıtım Bülteninden)
Hikaye okumak istedim sadece. Bu nedenle daha önce Çözülme'sini okumuş olduğum Rasim Özdenören'in bende var olan diğer bir hikaye kitabı Hastalar ve Işıklar'ı okudum. Başlıkta Hasta ve Işık var. Ama bu bildiğimiz Hasta değil; bu var olan, üzeri puslu geçmişte yaşadığımız, bu olayları an be an gördüğümüz hallerdeki bizler ''Hasta''lar. Işık'sa yok gibi, tozlu, loş...
''Ben ne okuyorum?'' Bunu sık sık sordum kendime kitabı okurken. Öyle ki, bir hikayeden sonra allak bullak olup, 'nasıl olur, ben bu anı yaşadım'a gitmeye başladım! Hikayelerdeki yaşanmışlık hissi o kadar yüksek ki Özdenören okuru zamanda yolculuğa çıkarıyor. Birden de değil... Adım adım götürüyor kişiyi ve yine adım adım isyana sürüklüyor. Hissediyorsun; cümleleriyle yavaş yavaş patlayışın, geçmişe dönüşün altını dolduruyor.

Hikaye deyince aklıma hep Sait Faik gelir benim. İnsanı alaya alan, yaşamayı seven. Tramvaydan denize sürükleyen, oradan karaya vurdurtan, oturtup tavla oynattıran, çay içirten, konuşturan... Anlattıran, ağlattıran. Eylemliliğini en isyankar, en serseri, en ''bizli'' yaşatan bende Sait Faik. Özdenören'in hikayeleriyse dehliz. Duraklık. Kitabı okurken aklıma sık sık Andre Gide'in ''Senin için kendi ailen kadar, kendi odan kadar, kendi geçmişin kadar tehlikeli bir şey yoktur.'' sözü geldi. Kişilerin kendi ruhlarının gerisinde, en gerisinde, dibinde pusup kalmış ailevi vurdulu-kırdılı anlarını, kişinin ruhundaki berelerinin nasıl kanayıp kanayıp artık kabuk bağalayamayacak bir ıslaklıkla parladığını, sızladığını anlatıyor. Ailenin sevgilisi anne, güç insanı ise hep baba. Babayla olan ruhsal uyuşmazlık, geçmişteki yabanıllığın; kişide artık olgunlaşmış olan ruhta nasıl bir çimdikli acı yarattığını, bunun sürüncemesindeki ruhu anlatıyor yazar. Özdenören, kişinin bile isteye görmezden geldiği, üstünün toz bağlaması için dokunmadığı gerçeklikleri, yaşanmışlıkları cümleleriyle baştan baştan yaşatıyor kişiye.
<<Ben eşikte hep bekliyor, içimde yılların biriktirdiği giz düğümlerinin tatlı, yumuşak, sözsüz bir şeyle çözülüp açılır gibi olduğunu, eridiğini hissediyordum.>> syf21

Özdenören'in doğayla, ışıkla, maddeyle çok derin bir ilişkisi var. Doğayı çok farklı duyularda kullanıyor. Tek bir algı yerine imgelemler üzerinden onları çok daha ilginç hallere bürüyor. Doğa tasvirleri, gün batımları, gün başlangıcı, yağmur tıpırtıları onun ifadesiyle çok seslileşiyor.
<<Akşamın şeritleri tepenin diplerinden, yerden bitme korkunç sütunlar halinde karanlığın devrilmez, aman vermez destekleri gibi geceye uzanıyor. >>syf33

Beni bu dilde, bu ifadede en çok etkileyen şeylerden biri de düşündürücülüğü oldu. Önceki hikaye okurluğumda ben hep eylem halindeydim, çok gezer az düşünürdüm. Fakat Özdenören beni çok düşündürdü, beynimi yaktı. Onun hikayesi eğer ''bir kelime'' ise düşündürücülüğü ''kalınca bir roman''. En basitinden her hikayede bir sorgulama var, sorgulatıyor yazar. Salt kendi kendine dalışa geçiyorsun bir süreden sonra. Hikaye bittikten sonra içine sinen bulanık his kişinin düşünceleriyle özdeşene kadar bir demlenme süreci var. Orada da zaten hikaye kişinin içine çöküyor, zift gibi.

Hikayelerdeki düşündürücülüğü, günlük minnacık yaşanmışlıkların tırtıl gibi kişinin zihnine girip, yavaş yavaş düşüncesini-ruhunu bitirmesini, bu denli tırtık tırtık öldürme halini, kişinin toplumla sorunlarını ve en çok, en dipteki kendi ile olan sorunlarını, benliğini arayış halini yazarın denemeci kimliğine bağlıyorum. Hikayelerde denemesel hava mis gibi hissediliyor! Odak var, odağın etrafında ailesel pürüz görünümlü fakat derininde kişinin çevresiyle, benliğiyle olan öz sorunu var, ve tüm bunlar bir deneme havasında vurduruyor kafayı duvara...
Seve seve kırılmalı o kafa..

<<Dolana dolana her köşede ve babamla aramızda koyu mavi bir duvar..düzenli bir biçimde muhkem bir yapı gibi yükseliyor:duman. Çoktandır derimin altında bir şeyin tükenmez bir yolculuk içinde olduğunu duyuyorum, ne zaman başladı, nerede başladı?
Duvar bir mavi yağma'sıyla kalınlaşıyor.>>syf61
Vee Rasim Özdenören üstadın ilk kitabı olan "Hastalar ve Işıklar" kitabının da gece kapağını kapattım. Icerisinde 15 başlıktan oluşan bir hikâye kitabı. Ama öyle alelade yazılmış hikâyelerden değil tabii ki. Öyle güçlü tasvirlerle bezemiş ki kitabı, okurken kahramanların gerçek olduğunu sanabilirsiniz. Zira okurken kendimi kitabın isimsiz kahramanının yanında hissetim hep. Bazı paragraflar o kadar güzeldi ki, defalarca okuduğum oldu. Ilk birkaç hikâyede pek bir şey anlayamadım. Başlıklar açıldıkça konular farklı sandım ama sonuna doğru bir şeylerin değiştiğini anlayabiliyorsunuz. Bu kitabı okurken birçok okuduğum kitap aklıma geldi, neden bilmiyorum. Yine bu kitabı okurken, herkesin "yalnızlık" algısı ve yaşamışlığı farklıdır. Benim hissettiğim ise sanki yoğun kar olan, soğuk ve kimsesiz bir yerde tek başıma sabahın olmasını bekliyormuşum da, sanki o esnada kitabı okuyormuşum gibi hissettim. O yalnızlığı ve soğukluğu tamamıyle hissettim. Hastalar ve Işıklar... Benim anladığım kadarıyla biraz psikolojik, biraz melankolik bir eserdi. Yazarıyla tanışırsam bir gün bu kitap hakkında konuşmayı çok isterim. Bir de hani derler ya, perşembenin gelişi çarşambadan belli olur, diye. Işte bu kitapta yazarın ikinci kitabı olan "Gül Yetiştiren Adam" kitabındaki yalnızlık ve değişiminin geldiği unsurun aslında bu kitapla haber verdiğini düşündüm. Benim niyetim ömrüm yeterse Rasim Özdenören'in ilk kitabından son kitabına kadar tüm kitaplarını okuyup yazarı, yazarın kalemini, hayata bakış açısını tanımak ve öğrenmek. Güzel bir eserdi, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım, istifadeli okumalarınız olsun.
İnsanın iç mücadelesi benzersiz bir şekilde işlenmiş olan, özellikle bazı tasvirler için cümleleri tekrar tekrar okuduğum bir Rasim Özdenören eseri. Gerçeklikten ayrılmadan yazılmış olan bu eserde kimi zaman kahramanların yaşadıkları ruhsal durumlarda kendi ruh halimden de birşeyler buldum.
Rasim Özdenören kalemini iyi bilen biri için ziyafet sofrası gibi bir kitap. Birbirine girmiş kelimeler ve cümlelerin aynı zamanda nasıl bu kadar sade ve zarif olduklarını anlayamıyorum. Öyküde çok önemli bu kalemi okumanızı tavsiye ederim.
" Dönüşün boyun eğmek olduğunu biliyorum. Hatta ondan da fazla bir şey. Ama başka bir yüzü de var. Bunu da biliyorum. Dimdik duran ve yenilmeyen bir yüz. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hastalar ve Işıklar
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551670
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Öyküyü dantela gibi işleyen bir Türkçe, hayalgücünü tutuşturan tasvirler; gerçeklik duygusundan koparmayan bir örgü... Çağdaş Türk hikayeciliğine yepyeni bir çehre ve yerli bir boyut getiren Özdenören'in 1967'de yayımlanan ilk öykü kitabı...
Şimdiden klasikleşmiş bir öykü demeti...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • Ömer ATALAN
  • Mehmet Ali Hıdır
  • Orhan sarıkaya
  • Hatice Kalender
  • buse
  • Ferah
  • acz
  • Yusuf Ay
  • Elif Bilge Yurtsever
  • Bayındır Han

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (4)
9
%25 (4)
8
%31.3 (5)
7
%12.5 (2)
6
%6.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0