Hastalar ve Işıklar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1811
Gösterim
Adı:
Hastalar ve Işıklar
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551670
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Öyküyü dantela gibi işleyen bir Türkçe, hayalgücünü tutuşturan tasvirler; gerçeklik duygusundan koparmayan bir örgü... Çağdaş Türk hikayeciliğine yepyeni bir çehre ve yerli bir boyut getiren Özdenören'in 1967'de yayımlanan ilk öykü kitabı...
Şimdiden klasikleşmiş bir öykü demeti...
(Tanıtım Bülteninden)
126 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Hikaye okumak istedim sadece. Bu nedenle daha önce Çözülme'sini okumuş olduğum Rasim Özdenören'in bende var olan diğer bir hikaye kitabı Hastalar ve Işıklar'ı okudum. Başlıkta Hasta ve Işık var. Ama bu bildiğimiz Hasta değil; bu var olan, üzeri puslu geçmişte yaşadığımız, bu olayları an be an gördüğümüz hallerdeki bizler ''Hasta''lar. Işık'sa yok gibi, tozlu, loş...
''Ben ne okuyorum?'' Bunu sık sık sordum kendime kitabı okurken. Öyle ki, bir hikayeden sonra allak bullak olup, 'nasıl olur, ben bu anı yaşadım'a gitmeye başladım! Hikayelerdeki yaşanmışlık hissi o kadar yüksek ki Özdenören okuru zamanda yolculuğa çıkarıyor. Birden de değil... Adım adım götürüyor kişiyi ve yine adım adım isyana sürüklüyor. Hissediyorsun; cümleleriyle yavaş yavaş patlayışın, geçmişe dönüşün altını dolduruyor.

Hikaye deyince aklıma hep Sait Faik gelir benim. İnsanı alaya alan, yaşamayı seven. Tramvaydan denize sürükleyen, oradan karaya vurdurtan, oturtup tavla oynattıran, çay içirten, konuşturan... Anlattıran, ağlattıran. Eylemliliğini en isyankar, en serseri, en ''bizli'' yaşatan bende Sait Faik. Özdenören'in hikayeleriyse dehliz. Duraklık. Kitabı okurken aklıma sık sık Andre Gide'in ''Senin için kendi ailen kadar, kendi odan kadar, kendi geçmişin kadar tehlikeli bir şey yoktur.'' sözü geldi. Kişilerin kendi ruhlarının gerisinde, en gerisinde, dibinde pusup kalmış ailevi vurdulu-kırdılı anlarını, kişinin ruhundaki berelerinin nasıl kanayıp kanayıp artık kabuk bağalayamayacak bir ıslaklıkla parladığını, sızladığını anlatıyor. Ailenin sevgilisi anne, güç insanı ise hep baba. Babayla olan ruhsal uyuşmazlık, geçmişteki yabanıllığın; kişide artık olgunlaşmış olan ruhta nasıl bir çimdikli acı yarattığını, bunun sürüncemesindeki ruhu anlatıyor yazar. Özdenören, kişinin bile isteye görmezden geldiği, üstünün toz bağlaması için dokunmadığı gerçeklikleri, yaşanmışlıkları cümleleriyle baştan baştan yaşatıyor kişiye.
<<Ben eşikte hep bekliyor, içimde yılların biriktirdiği giz düğümlerinin tatlı, yumuşak, sözsüz bir şeyle çözülüp açılır gibi olduğunu, eridiğini hissediyordum.>> syf21

Özdenören'in doğayla, ışıkla, maddeyle çok derin bir ilişkisi var. Doğayı çok farklı duyularda kullanıyor. Tek bir algı yerine imgelemler üzerinden onları çok daha ilginç hallere bürüyor. Doğa tasvirleri, gün batımları, gün başlangıcı, yağmur tıpırtıları onun ifadesiyle çok seslileşiyor.
<<Akşamın şeritleri tepenin diplerinden, yerden bitme korkunç sütunlar halinde karanlığın devrilmez, aman vermez destekleri gibi geceye uzanıyor. >>syf33

Beni bu dilde, bu ifadede en çok etkileyen şeylerden biri de düşündürücülüğü oldu. Önceki hikaye okurluğumda ben hep eylem halindeydim, çok gezer az düşünürdüm. Fakat Özdenören beni çok düşündürdü, beynimi yaktı. Onun hikayesi eğer ''bir kelime'' ise düşündürücülüğü ''kalınca bir roman''. En basitinden her hikayede bir sorgulama var, sorgulatıyor yazar. Salt kendi kendine dalışa geçiyorsun bir süreden sonra. Hikaye bittikten sonra içine sinen bulanık his kişinin düşünceleriyle özdeşene kadar bir demlenme süreci var. Orada da zaten hikaye kişinin içine çöküyor, zift gibi.

Hikayelerdeki düşündürücülüğü, günlük minnacık yaşanmışlıkların tırtıl gibi kişinin zihnine girip, yavaş yavaş düşüncesini-ruhunu bitirmesini, bu denli tırtık tırtık öldürme halini, kişinin toplumla sorunlarını ve en çok, en dipteki kendi ile olan sorunlarını, benliğini arayış halini yazarın denemeci kimliğine bağlıyorum. Hikayelerde denemesel hava mis gibi hissediliyor! Odak var, odağın etrafında ailesel pürüz görünümlü fakat derininde kişinin çevresiyle, benliğiyle olan öz sorunu var, ve tüm bunlar bir deneme havasında vurduruyor kafayı duvara...
Seve seve kırılmalı o kafa..

<<Dolana dolana her köşede ve babamla aramızda koyu mavi bir duvar..düzenli bir biçimde muhkem bir yapı gibi yükseliyor:duman. Çoktandır derimin altında bir şeyin tükenmez bir yolculuk içinde olduğunu duyuyorum, ne zaman başladı, nerede başladı?
Duvar bir mavi yağma'sıyla kalınlaşıyor.>>syf61
126 syf.
·4 günde·10/10
Vee Rasim Özdenören üstadın ilk kitabı olan "Hastalar ve Işıklar" kitabının da gece kapağını kapattım. Icerisinde 15 başlıktan oluşan bir hikâye kitabı. Ama öyle alelade yazılmış hikâyelerden değil tabii ki. Öyle güçlü tasvirlerle bezemiş ki kitabı, okurken kahramanların gerçek olduğunu sanabilirsiniz. Zira okurken kendimi kitabın isimsiz kahramanının yanında hissetim hep. Bazı paragraflar o kadar güzeldi ki, defalarca okuduğum oldu. Ilk birkaç hikâyede pek bir şey anlayamadım. Başlıklar açıldıkça konular farklı sandım ama sonuna doğru bir şeylerin değiştiğini anlayabiliyorsunuz. Bu kitabı okurken birçok okuduğum kitap aklıma geldi, neden bilmiyorum. Yine bu kitabı okurken, herkesin "yalnızlık" algısı ve yaşamışlığı farklıdır. Benim hissettiğim ise sanki yoğun kar olan, soğuk ve kimsesiz bir yerde tek başıma sabahın olmasını bekliyormuşum da, sanki o esnada kitabı okuyormuşum gibi hissettim. O yalnızlığı ve soğukluğu tamamıyle hissettim. Hastalar ve Işıklar... Benim anladığım kadarıyla biraz psikolojik, biraz melankolik bir eserdi. Yazarıyla tanışırsam bir gün bu kitap hakkında konuşmayı çok isterim. Bir de hani derler ya, perşembenin gelişi çarşambadan belli olur, diye. Işte bu kitapta yazarın ikinci kitabı olan "Gül Yetiştiren Adam" kitabındaki yalnızlık ve değişiminin geldiği unsurun aslında bu kitapla haber verdiğini düşündüm. Benim niyetim ömrüm yeterse Rasim Özdenören'in ilk kitabından son kitabına kadar tüm kitaplarını okuyup yazarı, yazarın kalemini, hayata bakış açısını tanımak ve öğrenmek. Güzel bir eserdi, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım, istifadeli okumalarınız olsun.
126 syf.
·Puan vermedi
İnsanın iç mücadelesi benzersiz bir şekilde işlenmiş olan, özellikle bazı tasvirler için cümleleri tekrar tekrar okuduğum bir Rasim Özdenören eseri. Gerçeklikten ayrılmadan yazılmış olan bu eserde kimi zaman kahramanların yaşadıkları ruhsal durumlarda kendi ruh halimden de birşeyler buldum.
126 syf.
·Puan vermedi
Rasim Özdenören kalemini iyi bilen biri için ziyafet sofrası gibi bir kitap. Birbirine girmiş kelimeler ve cümlelerin aynı zamanda nasıl bu kadar sade ve zarif olduklarını anlayamıyorum. Öyküde çok önemli bu kalemi okumanızı tavsiye ederim.
126 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Ben ne okudum, bu nedir böyle, gerçekten kelimeler akıp gidiyor mu bana mı öyle geliyor gibi tuhaf düşüncelerle okuduğum, beyin yakan bir kitabın yorumuyla merhabalar. Aslında yorumuyla dememem gerek zira bu kitaba yorum yazabileceğimi hiç sanmıyorum.

Rasim Özdenören severim, çok severim hem de. Tüm kitaplarını okumak gibi bir hayalim var, benim için epey kıymetli bir kalem. Genelde denemelerini okuyorum. O sarsıcı, düşündürücü fakat bir o kadar da açık (en azından benim için) kaleminin ardından bu kitap resmen beynimi yaktı.

Hikayeler ne olay ne duruma bağlı kişiler, karakterler üzerinden verilmiş. Sanki yalnızca ruhlar var; biz de onların hatıralarını, düşüncelerini okuyoruz. İnsan zihni kadar karışık, karmaşık bir şekilde akıp gidiyor fikirler. Hepsi ortada ama bir o kadar karışık. Bir insanın aklını okumaya çalışmak kadar çetrefilli. Ne ara başladım, ne ara bitirdim, neler okudum hatırlayamıyorum bile. Beni bir hayli sarstı. Üzerinde düşüneceğim hissiyatlar kaldı bana daha çok. Ölümü, fakirliği, yalnızlığı, anlatamamayı hissettim ziyadesiyle. Yorum yazmak hakikaten zor.
126 syf.
·10/10·
Hastalar ve Işıklar yazarın ilk öykü kitabı. Kitap üzerine yazılan değerlendirmelere göz attığımda bu kitabın Rasim Özdenören’in bundan sonra yazacağı öykülerinin temelini oluşturduğunu okuyorum.

Hikâye türüyle ilgili olarak Rasim Özdenören diyor ki: “Hikâye, nüansları yakalama sanatıdır. O, roman gibi bütün bir hayatı topuyla kucaklamaz, hayatın bir enstantanesini tespit eder, sonra o enstantaneyi seri bir üslûpla, önümüze serer.” Bu kitapta da aynen öyle yapmış. Olayların, ya da kişilerin sadece bir kesitini, gördüğü ve göstermek istediği yönünü anlatmış.

Özdenören, hikâyelerini yazış amacını da şöyle ifade ediyor: “Ben, bu öyküler okunduğu zaman, insan kendisini yücelmiş hissetsin istiyorum. Ruhen yüceldiğini, beyinsel olarak yüceldiğini hissetsin istiyorum. Onun konusu her ne olursa olsun… İster bir cinayet olsun, ister bir intihar olsun, toz olsun, gece olsun. Her ne olursa olsun… Hastalar olsun, ışıklar olsun… Çarpılmış insanlar olsun. Çözülme olsun… Ne ölçüde başardım, başaramadım bilemem. Ama bütün bu öykülerde verilmek istenen bir şey var. İnsan kendisinin yüce bir mahlûk olduğunu bilsin ve bu öyküleri okuduğunda yücelmiş olduğunu hissetsin.”

Öyküler genelde birinci tekil kişi ağzıyla, ben diliyle yazılmış. Aslında okuduğumda bunlar öykü müdür deneme midir, doğrusu pek de fark edemedim. Bazen deneme lezzeti aldım, bazen öykü. Rasim Özdenören Dostoyevski hayranı. Bunu da gizlemiyor. Eserlerinde üslup olarak ve zaman zaman konu olarak da etkisinde kaldığını dergilere verdiği röportajlarında belirtiyor.

Ben kitaptaki öyküleri burada anlatmayacağım. Bunu kitabın kendisine bırakıyorum. Ama daha çok insanı, insanın acziyetini, ölümü, hastalığı, ışığı, sokağı, evi anlatıyor.

Hastalar ve Işıklar öykü kitabından altını çizdiğim satırlar:

“Ve sokağım. Hangi bir yanından baksam benim değil, benim çocukluğumun değil. Koşsam bu sokak o değil.”

“Her yandan koşarak peşimizi izleyen, günün birinde bir köşe başında usulca eteğimizi çekiştirerek yanımıza sokulan, dostumuz olan, düşmanımız olan kristalden geçen bir ışık gibi ağır ağır varlığımıza yayılan ölüm.”

“Yatmak derin derin, sırtımız kabuklaşmış döşeklerde, yatmak uçurumlarla, jiletlerle her bir yanımızı keserek.”

“Dalsam bir geniş uykuya, göğsümdedir fırtına, yağmurun daralan çelik telleri. Alanlarda koşsam peşimdedirler.”

“Artık paydos bütün bunlara! Bütün bunlara paydos artık! Yaşaması için bir mazeret aramaktan caymıştı, o koşuşlar, korkular, düşüşler, üşüyüşler tüketmişti onu, bıktırmıştı.”

“Nerede benim sokaklarım? Kunduralarımı çarptığım taşlar? (…) Ve sokağım. Hangi bir yanından baksam benim değil, benim çocukluğumun değil. Koşsam bu sokak o değil.”

“Ölüm artık evimizde hiç beklenmeyen ve her an beklenen bir tanrı misafiridir.”

“İpin ucu kaçmış bir kez. Toparlanmam gerek. Ama bu gidişle, nasıl? Kendimi bir kerecik, bir kerecik olsun yakalayamamışken?”
126 syf.
·18 günde·Puan vermedi
Hastalar ve Işıklar'da insanın psikolojik durumunu tahlil eden çözümlemeleri görüyoruz. Hayatta karşılaştığımız iki durum Rasim Özdenören'in kaleminden bizlere yansıtılıyor.
Sonsuz, bitmez bir durgunluğun içine yerleşmiş, soluklara, kitapların sayfalarına sinmiş, yalnız, tek bir şey vardı: her yandan koşarak peşimizi izleyen, günün birinde bir köşe başında uzunca eteğimizi çekiştirerek yanımıza sokulan dostumuz olan, düşmanımız olan, kristalden geçen bir ışık gibi ağır ağır varlığımıza yayılan ölüm...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hastalar ve Işıklar
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551670
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Öyküyü dantela gibi işleyen bir Türkçe, hayalgücünü tutuşturan tasvirler; gerçeklik duygusundan koparmayan bir örgü... Çağdaş Türk hikayeciliğine yepyeni bir çehre ve yerli bir boyut getiren Özdenören'in 1967'de yayımlanan ilk öykü kitabı...
Şimdiden klasikleşmiş bir öykü demeti...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 117 okur

  • İbrahim Abanoz
  • Ahmet Ali Bolat
  • Büşra Şanal
  • Fatmatüz Zehra  Yıldız
  • Ayşe Özge Kösüre
  • Berfin Dincel
  • Had Ra
  • Elif Yazgan
  • İsyan Ahlakı
  • Hamide Sıla Yiğit

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.3 (10)
9
%12.9 (4)
8
%29 (9)
7
%12.9 (4)
6
%9.7 (3)
5
%3.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0