1000Kitap Logosu
Resim
8.8
10 üzerinden
951 Puan · 241 İnceleme
168 syf.
·
17 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
HAY'DAN HU'YA
Doğu' da alegorik eserin kaynağıdır Hay bin Yakzan. Hem İbni Sina hem İbni Tufeyl bu esere iki ayrı hikaye yazarlar. Kitap da iki ayrı bölümden oluşup fasıla fasıla ilerler. Eserin konusu ise, beşeriyetin, eşyanın ve mahlukatın hasılı üzerine kuruludur. "Ruhun özü ve gerçekliği, cisme eklenerek ona duygu, hareket ve algı gibi, kendine özgü, türlü türlü eylem ve etki yeteneği kazandıran cisimlikten başka bir nitelikti." (sf.111) "Hareket için mutlaka bir hareket ettirici gereklidir. Hareket ettirici, eğer cisme bulaşan (sirayet eden) bir güç ise, cismin varlığıyla var olur, parçalanmasıyla parçalanır." (sf. 122) "Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilmi dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de kuşkusuz apaçık kitaptadır." Kur'an, 34/3. Eser, Hay bin Yakzanin bünyesinde insanoğlunu anlatmaktadır. Evrenin, varlıkların, bedenin ve ruhun oluşumu ve tek bir Yaratıcıyı bulma serüveni üzerine kuruludur. "Evrenin başlangıçsız ya da yaratılmış oluşu konusundaki kuşku ve ikircimler, ulaşılan sonucu etkilemiyordu. Her iki durumda da cisim olmayan, ne cisme bitişik, ne ondan ayrı, ne cismin içinde, ne onun dışında olan bir Özne'nin varlığının zorunluluğu kesinlik kazanıyordu." (sf. 123) Hay bin Yakzan, benim fikrimce varlık ve felsefenin doruk noktasidir. Zaten eser, simgesel ve imgesel bir anlatımı ile hikaye eklemeleri ile zenginleştirilmiştir. "Hay bin Yakzan, müşahede ettiği şeyleri, kendinden ve diğer varlıklardan fena bulduğu; varlıkta diri (hay), kendiliğinden var olan (kayyum), bir'den (vahid) başka bir şey görmediği zaman müşahede etti." Kendine özgü öz, gerçek Varlık'ın özünden ayrı bir gerçeklik taşımamaktadır. Özünün gerçekliği Tanrı'nın özüdür. Daha önceleri Tanrı'nın özünden ayrı gördüğü ve salt kendine özgü bir öz sandığı şeyin ayrı bir gerçekliği yoktu. (sf.147). "O öylesine aşkın ve ince (latif) idi ki, ona ses ve harf giysisi giydirilmesi mümkün değildi. (sf. 150) Benim üzerimde ağırlığı olan bir kitap gibi geldi, bitirmekte zorlandım, hem tasavvufî hem felsefî yapısı gereği tamamen akıcı değil ama sorgulatan, tabuları yıkan, algıları yeniden kuran bir anlatımı bulunmakta... Tavsiye ederim
Hay bin Yakzan,
İbn-i Sina
,
İbn Tufeyl
Hay bin Yakzan
8.8/10 · 3.164 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
HAY BİN YAKZAN; kendini ve hakikatı arayışın hikayesi...
Orijinal adı: Hayy bin Yakzan, Arapçası: حي بن يقظان "Uyanık Oğlu Hay" demektir. Latince: Philosophus Autodidactus "Kendi Kendini Eğitmiş Felsefeci". Hay=diri; Yakzan=uyanış, akleden insan, Kısacası Türkçe tercümesi: Ruhun, aklın dirilişi.. Elimde tuttuğum yaklaşık 1000 yıllık bir başyapıt! Bu değerli eser 9. yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen Salaman ve Absal öyküsü, başta İbn Sina’nın Hay bin Yakzan’ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Endülüs'de İbn-i Tufeyl tarafından yazılan aydınlanma ve felsefi romandır. Dünyada felsefî romanın olduğu kadar Robinsonad (adasal roman) türünün de ilk örneği olarak kabul edilir. Türkçe çevirisi ise 1923 yılında Babanzade Reşid tarafından yapılmış ve Mihrab dergisinde tefrika edilmiştir.. Felsefe ve tasavvufi öğretileri sembolik bir dille ifade ederek daha iyi kavranmasını sağlamak düşüncesi ile yazılmış olan ve İbn-i Tufeyl'in sistemini oluşturan, ana fikirlerin yer aldığı en önemli eseridir. İbn-i Tufeyl bu romanıyla döneminde tartışılan üç önemli soruna çözüm getirmeyi amaçlamıştır. Bunlar: 1. İnsan kendi başına, hiçbir eğitim almadan sadece doğayı gözlemleyerek ve düşünerek "insan-ı kâmil" seviyesine ulaşabilir. 2. Gözlem, deney ve akıl yürütme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy ile çelişmez. Başka bir deyişle din ile felsefe ve daha dar olarak da bilim çelişmez. 3. Mutlak bilgiye ulaşmak bireyseldir ve bunu herkes başarabilir.. Kitabın konusu: Romanın üç karakteri vahşi Hayy, mistik Absal, sosyal Salaman'dır. Bütün ömrünü kimsesiz bir adada geçiren Hayy, bir ceylan tarafından beslenip büyütülmüştür ve hiçbir toplumsal bağı olmayan bir münzevidir. Elli yıl içinde evreni gözlem ve deneylerle, kıyaslamalar ve akıl yürütmelerle çözer, varoluş nedenlerini, anlamlarını, Tanrı ile olan bağıntılarını kavrar. Diğer bir adadan gelen ve vahye dayalı inancı, dini simgeleyen Absal'la karşılaşması, kendisinin tek başına ulaştığı yaratıcı olgusu ile Absal'ın inancının örtüşmesi ve bunun üzerine ikisinin birlikte Absal'ın adasına giderek yüce gerçeklikleri anlatmaya çalışmaları anlatılır.. Bu değerli eseri mutlaka okumanızı ve anlamanızı isterim...
Hay bin Yakzan
8.8/10 · 3.164 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
Kendini bilen Rabb'ini bilir. Nefsini bilen Rabb'ini bilir, hayır hayır, Nefesini bilen Rabb'ini bilir. Öz'ü bilen töz'e ulaşma gayreti içinde olan Öz'e varır. Gece vakti ayak ucunda akıl yürütmeler yapalım biraz; Özlemek nedir? Sözcüğün kökeni öz. Peki insan kimi özler? İnsan evvelden bildiğini özler, salt yakınlık duyduğunu özler. Özlemek, bütünlemek; eksikliği tamamlamak manasına da geliyor. Sana yakın olanı, senin yakın olduğun O zat'ı bilmek, özümlemek, özlemek, özütlenmek... İşte bir biçimde özlemek. Bir biçimde diyorum zira herkes çok başka yollarda arıyor özünü. Bu dünya sahnesinde malayani işlerle saniyelerimizi dakikalara, dakikaları saatlere ve onları güne; ömre yayıp zayi ediyoruz. Fikretmediğimiz, "fam" etmediğimiz bazı mühim müşkiller var; başta bir öz var. Evrende bulunan bileşikler, karışımlar, moleküller ve atomlar, hüveler, kuarklar ve daha nicesi bir bir yalnız Bir'i tesbih ederek varlığının ispatı oluyor. Cem'i zıddeyn muhaldir, buna lafz-ı latife göre öyleyse denebilir ki bir şey ya yaratılmış yahut kendi kendine türemiştir. İkisi bir arada bulunamaz. Peki ya "karanlık" öyleyse aydınlığın zıddı değil midir? Küçük bir izah olması bakımından p ise q önermesine varacak, p, q ise q da p'dir önermesine yol alacağım. Aristo mantığına başvuracağım. Değillemeyi seçeceğim burada bilhassa. Karanlık, aydınlığın zıddı değil; ışığın yokluğudur. Vurgulamak istediğim nokta " aydınlık kaynağının" yokluğu değil, aydınlığın yokluğu olması. Karanlık, ışığın yokluğuysa; cem'i ziddeyn muhaldir önermesini avam diliyle ispatlamış olduk. Nefesini bilen'e dönmek istiyorum. Evrenin ilk arkhesi kabul edilen "hava"ya. Hava, yaşam kaynağı kabul edilerek özün bir formu kabul edildi Antik Yunan'da. Çok da kadim bir inanış olarak hala bir itibarı vardır. Tek bir an bile nefes almaması düşünülemeyen; katman katman hava içeren bu küçük gezegeni algılama biçimimiz işte bu kadar mikro boyuttaydı. Mikrodan makroya; tikellerden tümellere varmaya çalışıyorduk. Tümel'i, tümellerin bilgisini bilenin, bilginin, hakikatin peşinde oradan oraya sürüklenmemiz de bundan. Bilme; insanı ayakta tutan ara sıra sarsan çokça yoran enerjisi büyük istek. Kitapta tam da bu manada bir girişimi görüyorum. Bir bilme gayreti, manayı "öz"ümseme gayreti. Daha ilk sayfalarda İbn Sina'nın yazdığı sayfalarda şöyle düşünmeye başladım; gölgeler. Gölgeler ne çok hayatımızı karartmış Allah'ım?! Ne kadar boğulmuşuz vahdeti ararken kesrette. Bu da imtihan elhamdülillah. Eh, biraz mağara alegorisini burada anlatmanın vakti geldi. Normlarımız, cehaletimiz, sanrılarımız, yaşadım bildim diye bunların zerreleriyle yetindiklerimiz; gölgelerin gölgesi. Karanlığın en şatafatlı en kör eğlencelisi. Zincirlerine bağlı iman özünü yakalayamamış dünyevi zevk ve safahat içinde yaşayan biz biçareler; acizler, fakr kokan cesetler. Sayımızın artışıyla gölgelerimiz esasen kof kirlilik olan gölgeler, içi boş eğlencelerimiz; kendimizi tatmin etme isteğimiz. Eğlencelerinden kurtulmak istemeyen anut nefslerimiz. Yaka silkip asla kovmaya kıyamadığımız belki bizatihi ahiretine kıymalarımız. Ne yârdan ne serden geçmezliğimiz. Korkularımız, kabuğuna ve belki mağaralarına; inlerine saklanmış cesareti olmayan kokuşmuş üstü safî şeytani kokularla örtülü giysilerimiz; çevremiz; mağaramız. Dışarıdan gelen hakikat sesine kulak tıkamışlığımız; gözleri açamayacak kadar karanlığa alışmışlığımız, Güneş'i yok saymışlığımız; bizi bilene, bizi görene sırt çevirmişliğimiz ve kahrolası bir nefsimiz var. Tebliğ ediciler, mesaj göndericiler, Hakk'ı Bir bilip bıkıp usanmadan zincirlerimizin kilidini açan bizi üzmeden, tenimizi; gönlümüzü acıtmadan, kırmadan mağaradan çıkarmak için uğraşan binlerce sese yönelme istidadı olan bir ulu vechimiz var. Kitap özelinde birkaç şey eklemek istiyorum; İbn Sina'nın ve İbn Tufeyl'in aynı isimli iki eserinin bir arada basımı olan bu kitapta İbn Sina'nın teşbihlerini maalesef yetersiz buldum. Bir zıtlık, ikirciklik durum oluşturma gayretini haddim olmayarak kadın-erkek -zahiri- üzerinden ilerletmesini maalesef yersiz buldum. İbn Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ı ise tek kelimeyle "enfes"ti. Baştan sona akla yatkın teşbihler, yerinde yararlanılmış Kur'an ayetleri, esinlenmelerin hakikatli bir isnadının olması mükemmele yakındı. İbn Tufeyl'e hayranlık duyma sebebim. İbn Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ında çok oturaklı bir kombinasyon, çok yerli yerinde bir kronoloji de yer alıyor. Birçok peygamberin yaşantısından misallerin uyarlanması, Hz. Âdem, Hz. Musa hele ki Hz. İbrahim'in arayışına olan o latif göndermeler... Habil Kabil meselesi, ilk ar duygusunun peydah oluşu peyderpey ifade edilişi. Benim gibi öz'e, asl'a hakikat'e çok meraklı olanların okumasını da salık veririm. Etimolojik sözlük kullanarak Kur'an okumaları yapanların ne demek istediğimi daha iyi anladığını biliyorum. İyi ki okudum dediğim bir eser. "Uğrumda mücahede edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz."( Ankebut, 69) Allah mücahede eden, tefekkür edenlerden eylesin.
Hay bin Yakzan
8.8/10 · 3.164 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
Bu kitapta; Hayadında bir ormanda dünyaya gözlerini açan, hiçbirşey bilmeyen ve annesini ceylan sanan bir çocuğun; aklıyla, kalbiyle, düşünerek, eleştirerek ve inceleyerek keşfederek düşünmesi, kendini yaratan bir yaratıcı olması gerektiği sonucuna varıp Allah’ı bulma serüveni anlatılmaktadır. Bu ilk 'felsefi roman' ve ilk 'robinsonad', Tanpınar'ın deyişiyle 'Müslüman âleminin tek romanı',14. yüzyıldan başlayarak bellibaşlı Avrupa dillerine çevrildi; Defoe, Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçı üzerinde etkili oldu. Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl'e ve yapıtına ilgisiz kaldı: Üzerindeki 'Hay bin Yakzan' etkileri özel çalışmalara konu olan 'Robinson Crusoe' defalarca Türkçe'ye çevrildiği halde, 'Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti. Kitap çok etkileyiciydi tekrar tekrar okuduğum bölümler oldu kesinlikle okunmalısınız Keyifli Okumalar
Hay bin Yakzan
8.8/10 · 3.164 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
25
248 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.