Hay Bin Yakzan

·
Okunma
·
Beğeni
·
13,2bin
Gösterim
Adı:
Hay Bin Yakzan
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753634755
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Hay Bin Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Hayy bin Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Hayy bin Yakzan
Hay Bin Yakzan
9.yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen "Salaman ve Absal" öyküsü, başta İbn Sina'nın "Hay bin Yakzan'ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Genellikle alegorik öyküler ya da öykümsü anlatılar olan bu yapıtlardan sadece biri, roman boyutlarına ulaştı ve bütün benzerlerini gölgede bıraktı: 12. yüzyılda Endülüslü İşraki düşünür İbn Tufeyl'in yazdığı "Hay bin Yakzan" ya da "Esrarü'l-Hikmeti'l-Meşrikiye".

Bu ilk "felsefi roman" ve ilk "robinsonad", Tanpınar'ın deyişiyle 'Müslüman aleminin tek romanı', 14. yüzyıldan başlayarak bellibaşlı Avrupa dillerine çevrildi; Defoe, Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçı üzerinde etkili oldu. Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl'e ve yapıtına ilgisiz kaldı: Üzerindeki "Hay bin Yakzan" etkileri özel çalışmalara konu olan "Robinson Crusoe" defalarca Türkçe'ye çevrildiği halde, "Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti.

Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, İbn Tufeyl'in "Hay bin Yakzan"ına ek olarak -M.Şerefeddin Yaltkaya'nın çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düşünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina'nın "Hay bin Yakzan"ı da yer alıyor.
128 syf.
·80 günde·10/10
Hay bin Yakzan Müslüman aleminin ilk felsefi romanı olarak adlandırılır. Dış dünyadan kopuk bir adada hakikati arayan bir çocuğun hikayesi var. Yanlış hatırlamıyorsam bunun bir de çizgi filmini yapmışlardı. Onun ateşi keşfetmesi, ateşle farklı şeyler tecrübe etmesi ve ilk insan gibi herşeyi kendi başına öğrenmeye çalışması değişik bir serüven oldu benim için. İslam'ın altın çağları denilen dönemde yazılan bu eser edebi eserden ziyade felsefi bir eser. Güzel bir okumaydı benim için teşekkürler  İbn Tufeyl...

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
170 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Hay Bin Yakzan kitabını yorumladım:
https://youtu.be/fAJGZH1rfg8

İlk felsefi roman, Tanpınar'ın deyişiyle "Müslüman aleminin tek romanı", Spinoza'nın çeviri yaptığı bir evrendoğum (kozmogoni) kitabı, bir "ilk" arama kitabı, bir nevi insanlık için bir "ilk" yardım.

Bir kitap düşünün ki, içerisinde hem 4 elementten insanın olgunluğuna erişimine kadar geçirdiği süreç hem evrime göndermeler hem Kur'an motifleri ve tasavvufu savunanlar için ek olarak tasavvufi görüşler hem de evrenin başlangıcına ait bir arayış var. İşte o kitap, bu kitap. Bugüne kadar okuduğum ilk evrendoğum kitabı.

Öncelikle kitapta pek çok yerde geçen özdek tanımından başlamalı. Özdek, bilinçten bağımsız olarak var olan her şeydir. Aldığı ilk biçimler su, hava, ateş ve topraktır. Ama yine de konumuz Avatar değil. Söz konusu olan, hepimizin hayatlarının başlangıcı ve daha doğrusu evrenin başlangıcına doğru zamansız bir fener tutma "id"i.

Kitapta önce İbn Sina'nın Hay bin Yakzan'ı, daha sonrasında da İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı var. Evreni, akıl ile anlamlandırma süreçlerinden geçen çeşitli insanların bir bedende dünyaya getirildiklerinin bilincinde olmalarının sonucunda düşünme süreçlerine indirgenen bir farkındalık anlatılmakta. Etkin bir akılla birlikte, öfke ve kösnü güçlerine hakim olan insanın kendi bedensel güçlerinin akli güçlerinin önüne geçmesinin savaşı ön planda.

Her şeyden önce, özdek konusu evren gibi kitabın da ana hammaddeleri. Özdek ile biçimleşmenin ilk buluşmasından oluşan 4 elementle birlikte maden, bitki, hayvan ve insanın oluşumları akılla duyuların, aklın kendi kendine hükmedebilmesinin açıklamasıyla birlikte aynı zamanda gökbilim açısından göklerin kademelerinin tanımlanması ve imge-akıl karışımında evrenin sorgulanması konularında bilgilerin 170 sayfaya doyurucu bir şekilde sığdırılabilmesi eminim ki pek çok okur için eşsiz bir deneyim olacaktır, bu en azından benim için çok farklı bir deneyim oldu.

İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı zamanında büyük tartışmalara yol açan üç ana sorunu çözümlemeyi amaçlıyor:
1-İnsan kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin, sadece doğayı inceleyerek düşünme yoluyla yetkin insan, üst insan aşamasına ulaşabilir, insani nefs etkin akılla birleşebilir.
2- Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmez, yani felsefe ile din arasında tam bir uygunluk vardır.
3- Mutlak bilgilere ulaşmak, bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey değil, bireysel bir olaydır.

Yukarıda yazılan 3 tartışma konusu üzerinden gidilerek ve başka bir bakış açısından gerek Nietzsche'nin üst insan konusuna paralellik gösterilebilecek bir konuda gerekse de bir insanın yalnız başına, etrafında kimse olmaksızın sadece sorgulayarak, deney ve gözlem süreçleriyle birlikte Tanrı'yı ve bir Yaratıcı olmasının zorunluluğu konularına eğilmesi anlatılıyor. Bireysel sezgilerin, akıl ve deney ile uyumluluk reaksiyonları aşamalarından sonra her bilginin üstüne bilgi katılmasıyla -bir nevi 4 elementin evreni başlatması gibi- gerçekleşen bu süreçler zinciri İbn Tufeyl'in de Hay bin Yakzan'ı Kur'an'dan pek çok motiflerle bezemesine sebep olmuş.

Varsayımlarla birlikte ilerleyen hikayede, bütün nesnelerin hamurunun 4 elementin çeşitli oranlarda birleşimi olarak belirtilirken bu kısımdan sonrası için hem teist hem ateist okurlar açısından görüş ve bakış açısı farklılıklarına neden olup güzel, verimli tartışmalar çıkabilecek konular başlıyor.

Teizmi savunan insanlar açısından, yaratılışın çamurdan başlayıp bunun verimli koşullarda mayalanmasıyla birlikte kabarcık sürecinden geçmesi ve ardından bir Yaratıcı'nın ona bir amaç, rol belirlemek suretiyle onu salt tesadüfilikten kurtarıp adeta büyütmesi, bana ilk olarak Hacc Suresi 5. ayette geçen nutfe, alak, mudga gibi bir tekamül sürecini, yani evrimi çağrıştırdı. Ayrıca Nuh Suresi 14. ayette de "Oysa O, sizi bu aşamaya kadar aşama aşama yaratmıştır." diye belirtilir, bu da yaratılışı savunan insanlar için bir evrendoğum sebebidir. Bu kitapta da eminim ki kafasında bu konularda soruları olan insanlar, daha çok soru işaretine sahip olacaklardır. Yine de "Neden?" sorusuna eğilmek açısından dini, "Nasıl?" sorusuna eğilmek açısından bilimi kendine yol arkadaşı edinmiş insanlar için kesinlikle keşfedilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Ateizmi savunan insanlar açısından da Çağrı Mert Bakırcı'nın Evrim Kuramı ve Mekanizmaları kitabının 59. sayfasında belirttiği gibi, cansızlıktan canlılığa geçiş aşamaları okyanusların tabanlarında, tıpkı bugün kıtaların üzerinde gördüğümüz gibi volkanik bacaların bulunduğu, evrenin yaklaşık başlangıcı olan milyarlarca yıl öncesine gidildiği ve ilk yaşamın oradaki kabarcıklanmalardan ve çeşitli kimyasal reaksiyonlarla birlikte kimyasal moleküllerin oluşmasının etrafında gelişen bir canlılık süreci var. Engelsiz bir doğal seçilim süreci, doğal koşulların elverişliliği ve aşama aşama türdeşleşme konuları Hay bin Yakzan'ın da beslendiği diğer konulardan.

Apateizmi savunan arkadaşlar buraları okumasalar da olur sanırım? :)

Kitaptan küçük bir örnek vermek gerekirse, Hay bin Yakzan daha çok kabul edilen varsayımda bir çamurun şekillenip mayalanması ve Yaratıcı'nın ona hayat vermesinden oluşuyor, daha sonrasında ise kendi çocuğunu kaybetmiş bir ceylan onu emzirip büyütüyor. Bu aslanların avcılık karakterleri güçlü olan yavruyu diğerlerinden daha çok kollaması gibi bir içgüdü doğuruyor. İçgüdü konusunda yaptığımız tartışma için şu alıntının altındaki yorumlara bakabilirsiniz : #35329239

Özet olarak, Spinoza'nın töz felsefesine yakınsayan bir yaklaşımda özdek, 4 element, evrim ve yaratılış konularının harmanlandığı, evrenin ilk anına gitme idi güden bir sorgulamada, adaptasyon, çevreyi tanıma, sezgi, deney ve gözlemlerin hepsinin bir arada kullanılıp bir insanın bir tümevarım minvalinde düşünce süreçleri sonucunda etrafında bunu sorabilecek ne kimsesi ne de interneti olan bir insan sizce Tanrı'nın var olmasının zorunluluğuna, amaçlılığa mı ulaşır, yoksa bu tam tersi bir tarafta amacın gereksizliğine mi?

İncelemeyi buraya kadar okuyanlar için bir teşekkür mahiyetinde kendi hayat felsefesini, yani evrenin ilk anlarına ait düşüncelerini, inancı ne olursa olsun aşağıya yorum olarak yazmış olan arkadaşlarım arasından bu kitabı isteyenlere, kitabı hediye ettim. Kur'an ve yaratılış, Darwin ve evrim teorisi, hayatın tamamen bir simülasyon olma ihtimali, insan ırkının Anunnaki'ler tarafından yaratılması vs... Ben bu kitapla birlikte kendi hayati görüşlerimi ve amaçlarımı sorgulayıp soru işaretlerime yeni renkler kattım. Tartışmalardan, eleştirilerden kendime o kadar çok şey katıyorum ki kesinlikle tartışmaların etkisini yadsıyamıyorum.

Görüşlerimiz ne olursa olsun bu kitabı okuyup daha çok sorgulayabilir, kimliğimizi oluşturma yolunda belki de büyük adımlar atabiliriz. Gerçek olan şu ki, içinde yaşadığımız evren ve beden hakkında ne kadar fazla çeşitlilikte kitap okuyabiliyorsak bu bizim için kârdır. Bundan dolayı, bu kitap daha çok bilinmeyi ve okunmayı hak ediyor. Sevgiler...
128 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
İslam dünyasının önemli filozoflarından, İşraki felsefesini Endülüs'te temsil eden İbn Tufeyl'in kaleme aldığı, Müslüman aleminin ilk alegorik öyküsü olmakla şöhret bulmuş bir kitap. Eserde, zamanın filozoflarını derinden meşgul eden, insan nefsi ile faal aklın birleşimini, diğer yandan felsefeyle din arasında bir uyuşma bulunduğunu gösterip ve bu ikisini uzlaştırarak yıllardan beri devam ede gelen felsefe - din münakaşalarına yeni bir biçim vermek maksadı vardır.

Issız bir adada insanlardan soyut bir şekilde tabiatın kucağında yetişen Hay bin Yakzan, aklının tüm etkinliğini kullanarak, tabiatı müşahede ederek, nesnelerin niteliğinden yola çıkarak varlığın ötesinde bir metafizik varlık bulunduğu fikrine varır. Nihayet aklî zorlamayla ve manevi bir takım tecrübeler sayesinde Tanrı bilgisine ulaşır.

Bu teorik gelişimindeki esas vasıtalarıysa duyular, gözlem ve deneysel akıldır. Kısacası kozmolojik delillere dayanarak bir yaratıcı fikrine varır.

bunun yanında, İslam'da alegorik öykü geleneğinin tarihçesi ve farklı bir Hay bin Yakzan öyküsünü kaleme alan İbn Sina'nın eseri de yer alıyor.

Bu eser 14. yüzyıldan başlayarak çeşitli Avrupa dillerine çevrildi. Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçının üzerinde etkisi oldu. Türkçeye çevrilmesi ise 1923 yılında gerçekleşti. Avrupalıların önemle üzerinde durduğu bu eser Doğu'da yeterince ilgi göremedi. Oysa ki birçok tartışmaya ve girift düşünsel problemlere ışık tutabilecek nitelikte bir eser.

Bitirdiğim vakit harika bir kitap okumanın verdiği haz, bu kadar geç rastlamış olmamın verdiği garip-gıcık bir hissiyatla kapağını kapadım.
128 syf.
·4 günde·
İbn Tufeyl İşraki felsefesinin en önemli temsilcilerinden biridir. Kendisi 12.yüzyılda yaşamış bir filozof, hekim ve gökbilimcidir. Hay bin Yakzan ise sadece İslam coğrafyasında değil tüm dünyada birçok versiyonu bulunan alegorik bir eserdir. Bu versiyonlardan en güçlü olanları ise İbn Sina ve İbn Tüfeyl’e ait olanlardır. Hüseyin bin İshak’ın (ö 873) Yunanca’dan çevirdiği, Absal ile Salaman öyküsündeki alegori anlatım tekniği İbn Sina tarafından öyküleştirilerek, daha sonra bir anlatı geleneğine dönüşmüştür. İbn Tüfeyl’in (ö1186) Hay bin Yakzan öyküsü geleneğin en ünlü yapıtıdır. Benim bildiğim kadarıyla İbn Sina'nın eseri günümüzde bulunmuyor. Elimize ulaşmamış yani. Benim bildiğim kadarıyla dedim çünkü internette bu bilgiyi doğrulayamadım. Bir din felsefesi öğretim üyesinden bunu duymuştum. Sanıyorum ki bazı kitaplarda İbn Sina'nın da isminin yazmasının sebebi İbn Tufeyl'in Hay b. Yakzan'ını, İbn Sina'nın hikayesini daha açık seçik bir şekilde ve daha uzun olarak ele alması nedeniyledir. Elimdeki kitabın önsözünde bu bilgiler yer almıyor onu da anlamış değilim. (Kitabın önsözü de yok :D)
Artık kitabın içeriğine geleyim, çok fazla uzatıyorum bazen.

Hay bin Yakzan mutlak hakikatin, zorunlu varlığın - yani varlığı başka bir şeye muhtaç olmayan varlığın - salt akılla temellendirilişin hikayesi aslında. Hay, bilinmeyen bir şekilde kendisini, kimsenin bilmediği bir adada bulan bir insanın ismidir. Nasıl dünyaya geldiği hakkında teoriler kitapta mevcut olsa da hakikatini bilmiyoruz. Nasıl doğarsa doğsun, tek başınadır ve ona, yakın zamanda yavrusunu kaybeden bir ceylan bakmakta ve büyütmektedir. Fakat Hay, her geçen yıl gerek ceylandan gerek etrafındaki diğer hayvanlardan farklı olduğunu idrak eder. Y
Hay'ın insani olarak idrak ettiği ilk şey utanma duygusu olur. Çıplaklığından utanır, örtünme ihtiyacı hisseder. Sonrasında nesnelere yaklaşımının farklılığını, bedensel farklılığını müşahede eder. Tamamen tecrübedir bunlar. Öğretmeyle elde edilen bilgi değildir. Misal ceylan ot yiyebilirken Hay yiyemez.
Dolayısıyla 7 yaşına kadar ilk müşahede ve tecrübeleri insan olmanın ne'liğini fark etmesidir. Daha sonra ceylan ölür ve büyük bir şok yaşar. Bunun ne olduğunu araştırır. Bedenin soğukluğunu hisseder. Bir nevi otopsi yapar ve kalbi sıcak bulur, canlılığı sağlayan kaynağı o zanneder ama sonra bir süre sonra kalp de soğur. O zaman bedenden farklı bir şeyin bedenden ayrıldığını ve bu bedenden ayrılan şeyin hem canlılık ilkesi hem de bedenin nizamını sağladığını fark eder ve bu esnada 15 yaşındadır. Bu yaşlarda ruhu keşfetmiştir. Bundan sonra ateşi de keşfeder. 25 yaşına geldiğinde cismani olana dair izlenimini tamamlar ve bunun gayri cismani bir ilkesinin olması gerektiğini, zihninde var olan ceylan olayı üzerinden de inşa ederek düşünür ve Tanrı fikrine ulaşır.
Tabi hikaye burada bitmeyecektir. Hay'ın ömrünün geri kalan kısmında, Tanrı'nın varlığı ile birlikte farklı bir yaşama - adeta Tanrı'da yok olmayı içeren bir yaşama - dair çok güzel bir hikaye ve Hay'ı derinden sarsacak bir arkadaş beklemektedir.
Sakin bir kafa ve olabildiğince odaklanarak okuduğunuzda çok zevk alabileceğiniz bir eser. Şiddetle tavsiye ediyorum.



Ben genelde inceleme yazarken hafif spoiler verir devamını getirmem belki merak edip okuyan olur diye. Ama buradan sonrası fazla spoiler olur kitabı okuyacaklar bakmasın.




Sonuç olarak da şunlar söylenebilir:
-Yalnız insan, salt akılla metafizik hakikati kavrayabilir ama bunu dine dönüştüremez.
-Yalnız insanın salt akılla idrak ettiği aydınlanma ancak çok az kişiye nasip olur. Fakat halkın tamamı bundan nasiplenemez.
128 syf.
·2 günde·9/10
Kitap, yalnız başına bir adada dünyaya gelmiş bir insanın düşünme ve araştırma yolu ile ilahi hakikatleri anlamaya çalışmasını konu ediniyor. Hem felsefi hem de mistik yönü oldukça kuvvetli olan bir eser. Spinoza'nın ortaya attığı görüşlerin esin kaynağı olduğunu söyleyebileceğimiz düzeyde paralellikler içeriyor. Misalen Spinoza'nın "töz" kavramı, hay bin yakzan'da "öz" ve "özne" olarak karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde maddenin devinimine dair görüşler de nerdeyse aynı diyebilirim. Hay bin yakzan'ın Spinoza'nın kitaplarının basıldığı matbada, aynı tarihte hatta aynı cilt yapısı ile çıkarılmış olması ve avrupa baskısının girişinde SDB (Spinoza De Benedict ?) yazması da çevirinin bizzat Spinoza tarafından yapılmış olabileceğini düşündürüyor. Cennet/cehennem, varlık, cisim gibi konularda ortaya konulan fikirlerin Kurtuba'dan çıkan diğer düşünür ve ilim adamlarıyla aynı minvalde olması da dikkati çeken diğer bir husus. Sanırım eserin yazıldığı dönemde Endülüs coğrafyasına vahdet-i vücut olarak tanımlanan ekol hakimdi. Eserin Türkiye'de gereken ilgiyi görmemesi ve tanınmaması ise eserle alakalı üzücü bir durum. Kitabın felsefi açıdan oldukça kıymetli olduğunu düşünüyor ve ülkemizde de en kısa zamanda layıkı ile tanınmasını ümit ediyorum.
128 syf.
·9/10
Çocukken izlediğim çizgi filmin, İbn Tufeyl'in eserinden uyarlandığını öğrendikten sonra bazı yerleri hızlı geçerek bir çırpıda bitirdim:) Harika bir kurgunun içine yerleştirilmiş varoluş, bilgelik ve tasavvuf yolculuğu... Varoluş felsefesi ve tasavvufla ilgilenenlere özellikle tavsiye ediyorum.
128 syf.
·10/10
Hay Bin Yakzan kitabı, öykündü anlatıların bütünleşerek oluşturduğu felsefi ve imgesel roman niteliğindedir.
Hay ıssız bir ada ceylan tarafından büyütülen bir çocuktur. Ada nasıl geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Iki olasılık üstünden anlatılmıştır. Birinci olasılık toprağın mayalanması sonuncu kandiliysen türemiştir . Ikinci olasılıkta bir sandala konularak bu adaya gönderilmiştir.
Hay elli yıllık ada hayatında anlaşılır dünyanın gerçeklerinden adım adım hakikate ulaşmıştır. Hay bu süreçte nesne ve ruh arasındaki, fizik ve metafizik arasındaki, doğa ve yaratıcı arasındaki bağlanmaya başlamıştır.
Daha sonra adaya Absal gelir. Hay için Absal gelmesi düşündüğü doğa ve yaratıcı bağlı tamamlar. Hay Absal dan bilgi ve düşünce alışverişine başlar. Berrak olan zihin bilgi çok almasını sağlar.
Daha sonra ikisi birlikte hakikati anlatmak için insanların yaşadığı şehre giderler. Ama istedikleri başarıya ulaşamazlar ve tekrar adalarına dönerler.
Hakikat herkes ulaşabileceği bir gerçek olabilir ama anlatmak zordur.
Belki de inanmak bazen yetmiyor.
128 syf.
·2 günde·10/10
Felsefeyi ve hikayeciligi birleştirerek oluşturulmuş çok hoş ve anlaşılır bir kitap.
Hay b. Yakzan'in bir adada tek başına yaptığı tefekkürü konu alıyor.
Okuyunca seveceğinize eminim.
Tavsiye ederim okuyunuz.
176 syf.
·65 günde·Beğendi·9/10
Yalova-yeni kapı feribotuna binmişim. Etrafımda ukraynali yada rus diye tahmin ettiğim turistler var. Tabi yarısı Arap. Ama ben ne yapıyorum. Tabiki İbn Tufeyl reisin kitabını okuyorum kulağımda kulaklıklarla.

Başlarında kitap sıkıcı olsada nedense hayy'ın(ana karakterimiz, hattâ tek karakter var. Çizgi filmdeki eleman) bir adada anasız dünyaya gelebilir mi onu ispatlamaya çalışmış, buralar gerçek sabır istiyor ama devamında bir anda roman havasına bürünüp insanı merak ettiren bir akıcılıkla kitap kendisine bağlıyor.

Bana çok enteresan gelen hayy'a bakan ve büyüten, hayy'in en değer verdiği varlık olan ceylan öldükten sonra hayy'ın hakikati aramaya başlaması. Hayatında belkide en kötü şey başına gelmiş, ama içinde bitmek bilmeyen bir merak duygusunu ateşlemiș.

İşte kitap burdan sonra İslam felsefesinin dibine vuruyor. İlk önce ruhun varlığını az da olsa keşfeden hayy sonrasında yaratanın varlığı derken bir anda tüm anasırın sırrını keşf etmeye başlıyor. Tefekkürde okuyucusuna zirve yaptırmayı hedefleyen yazar, bunu birbirini takip eden fikirler ile okuyucuya takdim ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse zaten dili pek ağır olan kitap birde konunun müşkül olması nedeniyle iyice anlaması ve okuması zor hale geliyor. Fakat anlayarak takip edilebilirse hakikati okuyana gösterebiliyor.

Tabi hiç konuşmayı bilmeyen biri nasıl bu kadar derin felsefik düşüncelere ulaşabiliyor, hala kafamı kurcalasa da kitabı eğer sabırlı ve biraz da kelime hazneniz iyi ise tavsiye ederim. Şimdi gidip çizgi filmini izleyecem.
https://youtu.be/-Xgu9te--Y0
176 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Hakikate ulaşmanın bilgisi incelenmiştir kitapta. Hayy akıl ve sezgi ile Vacib-ul Vücûd’a ulaşan Filozofu, Absal Sûfi’yi(Tasavvuf boyutunu), Salaman ise dinin zahiriyle amel eden alimi(Şeriat boyutunu) temsil eder. Aynı hakikatin farklı tezahürlerini gayet derin bir şekilde anlatıyor İbn Tufeyl. Bilginize.
128 syf.
Kitabın okuyan için tekrar okunması gerekiyor diye düşünüyorum. Klasik bir dini metin değil daha felsefi bir yanı var. Çok farklı ve derinmişsin diyebilirim. Okuması ve sorulara cevap olması zor olan bir kitap. Anlatım hem olağanın dışında hem de olması gerekenden daha güzel.
Her yaradılanın bilgisi yaratıcının elindedir diyenler için hazırlanmış kitaplar gibi bir dinsel anlatım değil, İşin aslı beni de bu anlatım etkilemişti. En zor ve en üst mertebeye gelindiğinde bile cevap olarak yaratıcı çıkması ve sonrasının olmaması çok düşündürmedi ve rahatsız etmedi. Okuyun derim yâda en azından deneyin
128 syf.
·23 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okuması zor ama keyifliydi.. Kafama takılan tek bir şey var konuşma olmadan herhangi bir dil bilmeden nasıl düşünebiliriz??Düşünürken de konuştuğumuz dili kullanmıyor muyuz? Hay bin yakzan adada hangi dili biliyordu da o dilde düşünebildi dersiniz?
Bütün amacı mal toplamak, yemek içmek, cinsel isteklerini doyurmak, içindeki kin ve nefreti başkalarını ezerek yatıştırmak, mevki ve makam isteğinde bulunmak, öğretinin buyurduğu yükümlülükleri insanları aldatmak için yerine getirmek gibi aşağılık ve değersiz şeylerden öte gitmeyen insandan daha çok ziyanda olan kimse düşünülebilir mi?
İbn Tufeyl
Sayfa 166 - Yapı Kredi Yayınları
İnsanın dostlara ihtiyacı vardır; fakat insan gerçeği kendi başına keşfetmeyi, güzelliği yalnız başına bulmayı, kendisi ile yaşamayı da öğrenmelidir. Tamamen yalnız olmak kadar, kendisine ayıracak bir ânı bile olmayacak kadar 'sosyal' olmak da gerçek dışıdır; insanın bütünlüğü için hem yalnızlık hem de dostluklar gereklidir; idealleri gerçek yapan sentez türü budur.
Hayattaki bütün gayesi mal toplamak, yemek-içmek, şehvetini tatmin etmek, içindeki kin ve öfkeyi yatıştırmak için insanları azarlamak, makam- mevki peşinde koşmak, dini insanlara gösteriş olsun diye yaşamak gibi değersiz ve aşağılık işlerden öteye gitmeyen bir insandan daha ziyade ziyanda olan bir kimse düşünülebilir mi?
Çile insanı eğite eğite, ahlakını arıta arıta öyle bir noktaya getirir ki, o, uzaktan görünen ve kimi zaman parlayan, kimi zaman sönen bir ışığa döner..
"Bir bilimi öğrenmekte olan kimse, o bilim üzerine yazılmış bir kitabın anlamını olduğu gibi kavradığı zaman, kendisinin o güne değin bulunduğu diğer bir düzeyde kalması mümkün değildir."
İbn Tufeyl
Sayfa 69 - YKY, 2017. 19. Baskı, Çevirenler: M. Şerafettin Yaltkaya / Babanzâde Reşid

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hay Bin Yakzan
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753634755
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Hay Bin Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Hayy bin Yakzan
Hayy Bin Yakzan
Hayy bin Yakzan
Hay Bin Yakzan
9.yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen "Salaman ve Absal" öyküsü, başta İbn Sina'nın "Hay bin Yakzan'ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Genellikle alegorik öyküler ya da öykümsü anlatılar olan bu yapıtlardan sadece biri, roman boyutlarına ulaştı ve bütün benzerlerini gölgede bıraktı: 12. yüzyılda Endülüslü İşraki düşünür İbn Tufeyl'in yazdığı "Hay bin Yakzan" ya da "Esrarü'l-Hikmeti'l-Meşrikiye".

Bu ilk "felsefi roman" ve ilk "robinsonad", Tanpınar'ın deyişiyle 'Müslüman aleminin tek romanı', 14. yüzyıldan başlayarak bellibaşlı Avrupa dillerine çevrildi; Defoe, Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçı üzerinde etkili oldu. Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl'e ve yapıtına ilgisiz kaldı: Üzerindeki "Hay bin Yakzan" etkileri özel çalışmalara konu olan "Robinson Crusoe" defalarca Türkçe'ye çevrildiği halde, "Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti.

Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, İbn Tufeyl'in "Hay bin Yakzan"ına ek olarak -M.Şerefeddin Yaltkaya'nın çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düşünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina'nın "Hay bin Yakzan"ı da yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 683 okur

  • Dativus
  • Yeşim Aydoğan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.1 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları