Hayal Meyal

8,5/10  (103 Oy) · 
293 okunma  · 
106 beğeni  · 
1.970 gösterim
Akıl hastanesinde kalan o sarışın, zayıf kız akordeonunu çalarken hep aşkını düşünüyormuş meğer.

Çaldığı bütün parçaları onun hayaline adıyormuş. 

Gözlerinden anlamıştım zaten. Başka türlüsü mümkün değil.

İnsanın ancak aşkı için şarkı söylerken gözleri bu kadar parlar.

Hele bu kadar solgun bir yüzle şarkı söylerken birden değişiveriyorsa...

Bir enstrüman çalmayı sırf bunun için isterdim. 

Biliyor musun sonbahar gelince İstanbul susuyor bazen.

Bu şehir sustuğunda en çok martılar hüzünlenir.

Ben bir şarkıyı arıyorum.
Ben bir şarkıyı arıyorum.
Ben bir şarkıyı arıyorum.
Ben seni arıyorum.
(Tanıtım Yazısı)
Salih Çermik 
23 Oca 13:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı 'Hayal Meyal'. Tüm kitapları listemde artık. Sıradan olayları etkileyici, samimi, bıkmadan usanmadan okunabilir kılan yazıları ve yazarları seviyorum. Kitapta geçen olaylar belki de günlük yaşamda herkesin duyduğu ya da duyabileceği tarzda. Yaşanmış bir olay, şeklinde düşünüyorum kitabı. Çok samimi, güzel bir eser. Başladım ve bitirdim. Çok kalın değil kitap ve yazarın dili çok sade asla sıkıcı değil. Yalnız kaldığınız bir anda, otobüs yolculuklarında okunabilecek bir kitap. Bolca da etkileyici cümlesi var diye düşünüyorum. Tavsiye edilir.

Rıfat ÇELEBİ 
30 Kas 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ölümü beklemek... Telaş ve sükunet arasında allak bullak olan ruh hali;teslimiyet, mücadele...  Hayatın film şeridi gibi gözünün önünden akması;yaşananlar, yaşanamayanlar, hayaller, pişmanlıklar... İnsanın çocukluğuna kaçma isteği; çocukluk oyunları, çocukluk aşkları... Acıyı paylaşma isteği;kimsenin duymadığı içe akan çığlıklar,sayıklamalar,mırıldanmalar...
Planlı hayatlara bulaşan plansız acılar...Şehvetli karanlık eller,kabuslar...Ayrılıklar sonra, sessiz sedasız çekip gitmeler... Yalnızlıklar... Suçluluklar, keşkeler... Gözyaşlarıyla yoğurulu ahlar... Geçmeyen geçmiş zaman... Geçmişle şimdi arasında gidip gelmeler... Vakit nefestir... Tükenen nefes... Yaklaşan son... Saatçi dükkanında satılmayan zaman... Kürkçü dükkanı ve tilki, saatçi dükkanı ve neyse... Sorular, cevabına hazırlıklı olunmayan sorular... Kaçtıklarınla yüzyüze gelmeler, karşılaşmalar, bakışmalar, susarak anlatılanlar...Halisünasyonlar, hayali buluşmalar, eli üşüyen kadın çiçeği...Şirazesi bozulan aşık, uçan akıl...Kıyılan can, ahhhh İlknur... Sarıl bana... Seni arıyorum...
İncelememi yazarken kitabın taze etkisiyle cümleleri toparlayamıyorum işte, aşklar gibi yarım yamalak cümleler... Bir aklı kaçığın mırıldanmaları gibi yazılanlar...Rüyalar alemine dalıp uyanmak gibi... Tatlı bir sarhoşluktan ayılıp başın zonklaması gibi... Hayal meyal herşey... Zorluyorum tamam olmuyor cümleler, okuyun işte...Anlarsınız beni...
Saygılar...

insan_okur 
 02 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Evet dün bitirdiğim ve kitabın bitimiyle duygu yoğunluğuyla yazdığım kısa incelemeyi daha zenginleştirmek amaçlı olarak düzeltmeye karar verdim ve incelemeyi tekrar ele aldım.

Tarık Tufan'ın 5. eserini bu kitapla bitirmiş oldum. Daha önceki kitaplarında da olduğu gibi yazarın dili çok güzel. Üslubu çok farklı, hüzünlü bir dilde yazılmış bir eser.. Deneme ve hikaye karışımı bu eser çok duygusal bir kitap. Belki de benim hastalığım ve duygusallığım ile bu kitaptan etkilenmem daha da fazla oldu. Herkesin aynı derecede etkileneceğini sanmıyorum.

İçeriğe gelirsek; nişanlanan ve kendisi için nişanı bozan bir çocuğun kanser olması ve ailesine bunu diyememesini ele alıyor. 3 bölümden oluşan bu eseri gözyaşlarıyla bitirdiğimi itiraf etmek istiyorum. Film gibi bir hikaye. Sonu ise çok sürpriz. Allah kimseye baş edemeyeceği dert vermesin. Çok güzel duygular var kitapta. Sabretmek ve isyan etmemek adına, başına hastalık gelenlerin umudu olacak bir eser. Nişandan ayrılan ve zorla evlendirilmek istenen kişiler de okuyabilir. Aşk, aile, hastalık üçgenindeki çok güzel bir eser. İç dünyamızda saklamaya çalıştıklarımızı yüzümüze vuran türden. Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanından sonra beni en iyi sarsan ve gözyaşlarımı akıtan çok değerli bir kitap. Kesinlikle başucumda olacak.

Tavsiye ettiğim ve beğenerek okuduğum bir eser.

“İnancımız bizi diri tutuyor evladım. Sonra sabır, sabredeceğiz. Allah sevdiği kula azap etmez, ona sıkıntı verir ve sabrettirir..

Sayfa 108 Profil Yayınları

elif 
26 Mar 19:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sonunda "nasıl yani? hayır böyle bitmemeli" diye kaldığım harika bir tarık tufan kitabı. mutlaka ama mutlaka okunmalı.

Gülnaz Eliaçık 
17 Haz 12:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

HAYAL AYNASINDA YAŞAM GERÇEĞİ
Yakınlaşmış bir ölüm mü?
İnsan alışıyor bir şekilde,
Benim aklım sen de hala.
Susuşunda.
Gözlerini kaçırışında kaldı aklım.
Gidişinde en çok..."

Bazen insan, aynada gördüğünden eksik ya da fazla gelir kendine. Bazen insan, hiç başına gelmeyeceği sandığı şeyleri yanı başında bulur da, inanamaz yaşamın gerçeğine. Halbuki yaşanılan yazılandır biraz da. Kaleme hükmünüz, cümleye sözünüz geçmez. Yaşanacakların önüneyse kaderden başka hiçbir şey geçemez.
Tarık Tufan ilginç bir yazar benim nezdimde. Bu tanımı kendisine ait iki kitap okuduktan sonra yapıyorum tabi. Okur gözünün gördüğü şimdilik bu. Kekeme Çocuklar Korosu'nda ne kadar kendiyse, Hayal Meyal'de o kadar başkası gibi duruyor önümde. Hem bir ortaklık, hem de doğal bir ayrıklık söz konusu. Aslında her ikisi de kendisi. Radyocu yönüyle, gece bekciliği daha bir ağır basıyor sanki Kekeme Çocuklar Korosu'nda. Hayal Meyal'de ise, eğitimini aldığı felsefe ikliminin havasını, sayfalar arasında daha çok sosyolojik açıdan soluyorsunuz. Toplumsal birey çıkmazlarını, bireyin toplumda kendini yalnız bırakışını, mağdur olanın aslında suçlu hükmündeymiş gibi cezalandırılmasını, çevremizin kişilik itibariyle bize biçtiği rolleri...

Kitabı okurken, kahramanların ritmik yaşama duygularını, kolayca kendi içinize konuk edebiliyorsunuz. Kimi zaman İlknur, kimi zaman adı kitap boyu hiç söylenmemiş, kanserli bir genç gibi hissedebiliyorsunuz kendinizi. Hayatınızda ört bas ettiğiniz yaşamak suçları varsa mesela, İlknur'un annesinin, kızının başına gelenleri suskuların için de boğup atmaya çalışmasını anlamaya çalışabiliyorsunuz. Yine de bu konuda insanın kendini ikna etmesi mümkün olmuyor kitap boyunca.

Hayal Meyal bir aynanın önünde olup bitenleri anlatıyor gibi dursa da daha çok, sırrın diğer yanını algılamak o kadar da zor olmuyor. Özellikle Tarık Tufan gibi, cümlenin içine yüklediği ifadeleri, bir araya gelmez gibi duran kelimeleri, sarmaş dolaş önümüze sunan bir yazar için.

İçsel Kaçış

Yaşarken, etrafızmızda olup biten bir dizi olayın, bizim yolumuza hiç çıkmayacağını sanırız. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşama tutkunluğumuz bu yüzdendir belki! Gün olur bir hastane odasında yaşamımızın kaderi değişir. Halbuki yapacak çok iş, yaşanacak bir dolu şey vardır. Ama artık, hangisine ne derece yetişebilir bilemez insan. Ve bu içsel çöküş sendromuyla, kendi içine doğru bir muhakeme yolculuğuna çıkar. Aslında kitap boyu, baş kahramanımızın yaşam muhakemesini izliyoruz bir nevi. Doktor odasında, kanser olduğunu öğrenen genç, yaşamını geriye sarmış ve tüm film repliklerini kimi zaman pişmanlıkla, kimi zaman da haklılıkla tekrarlayıp durmaktadır. Doğru sandıklarının gerçekte doğru olup olmadıkları gerçeğiyle yüzleşir mesela. Bu durum biz insanlar için hazırlıksız yakalandığımız tüm yaşamsal tevafuklarda zuhur edebilir. İnsan kendini sorgulamayı, özellikle suçlamayı daha bir sever böyle anlarda. İçine gömülür ve uyandığında yaşadığı her şeyin bir rüya olması duasındadır. Uyanır ve hiçbir şey geçmemiştir!

Eserde, Tarık Tufan'ın kitaplarında vazgeçilmez bir öğe olarak yaşattığı "bizim mahalle" tanımı daha bir canlı çıkar karşımıza. Kekeme çocuklar korosunda kendi mahallesinin çocuklarını söyleten yazar, Hayal Meyal'de de yine kendi mahallesinden çıkmış/çıkabilecek insanların yaşamak oyununu bir senaryo titizliği ile kaleme almış.

Kitabın baş karakterlerinden biri olan İlknur'sa, tam anlamıyla yaşamı kendi içsel kaçışında arayan, başına gelen olayın sonrasında, sırılsıklam olmuş bir insanın iç güdüsüyle sığınacak bir liman ararken, kendini kanserli gencimizin kanatları altında buluveriyor. Ailelerin iki genci birbirine uygun buluşu, parmağa takılan halkalarla tescillleniyor. Kitapta asıl hikaye ise biribine uyumlu(!) bu çiftin aslında yaşamın iki ayrı kıyısında birleşememe çabasını anlatıyor.

İlknur'un içsel düşlerine daldığınızda küçük yaşta baba sevgisinden yoksun bir kız çocuğunun, farkında olmadan, eş adayını baba niyetine sahiplenişine şahit oluyorsunuz. Suskunluklarını dingin bir limanda beklemenin ve toplumun ona biçtiği hanım kız rolünü nasıl içine sindire sindire(!) oynadığına şahit oluyoruz.

Kitap boyu iki karakterin birbirinden kopuk düşlerini, uc uca yamamaya çalışan Tarık Tufan'ın gayreti ise takdire değer doğrusu. Özellikle anlatımını güçlendirdiği cümlelerini, kuyumcu titizliğiyle kurduğu kesin. Böyle söylediysek silip silip yazıyor manasıyla değil kesinlikle, bazen bir kerede doğru cümleyi bulmanın bir okur için nasıl kıymet biçilmez olduğunu anlıyorsunuz bu eserle.

Beklentilerin Umulmadık Tarifi

Kitabın en etkileyici karakteri, birinci ağızdan hikayesini anlatan gençten öte İlknur bence. İçine kapanık, ürkek ve sahiplenilmeyi beklenen genç bir kızın,üzerine aldığı ama hiçbir vakit kendisi gibi hissetmediği rolleri, beceriyle oynamaya çalışması onu öyle yormuş ki... Okurken üzülüyorsunuz çoğu yerde. Bilenler bilir, senaryo ekibinde Tarık Tufan'ında bulunduğu Uzak İhtimal filmindeki Rahibe Clara'ya benzetiyorum İlknur'u. Ürkeklikleri, sevgiye aç ama sevgiden bucak bucak kaçan halleri, en çok da yalnızlıkları benziyor! Tarık Tufan içine yalnızlığı sindirmiş kadınları güzel anlatıyor vesselam!

Tarık Tufan'la yapılan röportajlardan birinde genç neslin ortak bir sorunu olarak soruluyor İlknur yazara. Verdiği cevapsa Hayal Meyal'in neden yazıldığının kısa bir cevabı gibi aslında: "...Genç neslin sorununu bilmiyorum. Ama İlknur'un sorunu ait olmak yada olamamak diyelim. Aslına bakarsan aidiyet sorunu asık bir suratla aramızda yürüyor. Elimizi kim tutacak? Hangi ipe sarılacağız? Teorik olarak söylemiyorum. Harbiden diyorum. Gerçek bir bağlanma sorunudur birçoğumuzun yaşadığı. "Hayal Meyal"in etkileyici bir karakteri İlknur. Yaşadığı şeyler acıtan deneyimler olarak hayatında büyüyor."

Yazara sitem edesim geliyor burada: "Madem yaşadığı şeyler bunca canını acıtacaktı bu kızın, ya hu kaleminiz acıdan öte bir şey yazamazmıydı ilknur için." Yazabilirdi elbet, ama o zaman Hayal Meyal bunca okunur olmazdı galiba! Sahi İlknur kime ait olmalıydı? Kimse kendisine ait olsun istemedi ki İlknur'u. Anne babası ve onu seven "bizim mahalle"nin insanları, sevdikleri komşularının oğullarına ait gördü onu. Babasının arkadaşı kendisine ait gördü! Komşumuzun oğlu kendine aitmiş gibi hissetmeye çalıştı bir süre. İlknur'sa belki ilk defa parmağına takılan o yüzükle kendisini birine ait hissetmek istedi. Komşu oğlunu kendisine eş, kardeş, baba gibi görmek istedi. Çünkü tüm bu duygulardan yoksundu kalbi. Politik söylemlerden ağzı yorulmayan bir babanın kenarda köşede kalmış kızı, başına gelenleri ört bas eden bir annenin evladı olmaktan başka neydi ki?

İlknur'un sahipleniş biçimini bir türlü içine sindiremeyen gencimizse zar zor da olsa ayrılmayı başardı. Kısaca o bile müsade etmedi İlknur'un kendini birine ait hissetmesine...

Mutlu bir beraberlikle sonuçlanacağı umulan bu birlikteliğin beklentileri karşılayamayışı; mahallelinin ağzını bile açmasına gerek kalmadan, kitabımızın ana karakteri gencimizin bizim mahalleyi terkedişi ve ardından İlknur'un kayıplara karışmasıyla gözler önüne seriliyor eserde.

Odalar dolusu pişmanlık, üstelenilen yaşamak suçları... Öyle çok suçlu var ki bu kitapta aslında...
"Bazen öyle sanıyor ki insan eskisi olabilir her şey...
Olmaz halbuki.
Olmaz.
Tüketip de geçtğimiz onca şey eskisi gibi olamaz.
Ben sadece denemek istedim.
Farkındayım olmayacağının.
Ben hala gözlerini bıraktığım yerde arıyorum."
Ah İlknur, kimseye değil de en çok sana yazık oldu! Ve hiçbir şey sahiden eskisi gibisi olmadı...

Hayal Meyal, Tarık Tufan'ın kaleminin lezzetine varabileceğiniz bir eser kesinlikle, tariflerine, cümlelerine şerh düşebileceğim çok şey yok aslına bakarsanız. Sadece İlknur'a yazık ettiği için kızıyorum ben ona. Sevmek telaşının en afilli hali saklanacaktı belki de İlknur'ın kalbinin attığı yerde, durdurmaya ne gerek vardı ki diyorsunuz kitabın son sayfasına geldiğinizde. Ama geride vicdan muhasebesi yapılacak bir iz bırakılmalıydı değil mi? Belki de...

Ve sevmek, nefes saattçisinde, Nurettin efendinin kalbinde duran ve ömrünce 18.10'u gösterecek saatlerin, zamana meydan okumasıydı!

Tereddütsüz okunacak bir kitaptır Hayal Meyal, okunacak ve yer yer ağlanacak bir kitap...

Gülnaz Eliaçık - 11.07.2012

Emet Denizci 
02 Ağu 18:58 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Tarık Tufan'ın okuduğum 2. kitabı. Beğeneceğimi düşünerek aldığım halihazırda okunmayı bekleyen birkaç kitabı var elimde... Ve artık benim kalemini sevdiğim yazarlardan oldu... Yine, isimsiz bir kahramanımız kanser olduğunu öğrenince şöyle bir geçmişe yolculuk yapıyor. Eski mahallesine, ailesine, saatçi Nurettin Efendi'ye ve de İlknur'a... Eksikliği hissedilen duyguları başkasında tamamlamaya çalışmak ve bunun o başka kişide oluşturduğu yük, örtbas edilen yaşanmışlıklar ve bunlardan kaçış. Yani darmadağın hayatlar... O kadar güzel anlatılmış ki okumanızı tavsiye ederim. Ha bir de kitabın son sayfasında "nasıl ya" dedirten bir şok...

Merve 
12 Haz 04:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sonu şaşırtıcıydı. Bundan sonra şanzelize düğün salonu okunabilir tavsiyemdir :) Hayal meyal olaylar ilginç kurgu ve düşüncelerin tuhaflığı kitap bitince aaa dedirtiyor. Benim yolculuk kitabımdı akıcıdır, okunabilir :)

Yeşim 
23 Ara 2016 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazarın okuduğum ikinci kitabı yine severek,her bir sayfayı merak ederek okudum. Anlatimi cok hoş.Okudugum kitabı bir daha okumak hiç adetim değildir ama bu geleneği bu yazarın eserleriyle bozabilirim sanırım. :)

Tulpar 
 26 Tem 13:53 · Kitabı okudu · 2 günde · 6/10 puan

Duygusallık ve hüzün dozunun bu kitapta biraz fazla olması, hikayenin doğallığını kaçırmış. Şimdiye dek okuduğum kadarıyla Tarık Tufan okuyucuyu en çok finalde vurmayı seviyor. Vurmak diyorum çünkü sona doğru iyice kaptırmışken bir anda bıçak gibi kesiliveriyor ve kitap bitiyor. Bu kitabında da öyle oldu ve muhtemelen bir çok okuyucu finalde şoka uğradı; işin aslı, benim için de böyle olduğu söylenebilir ancak ben hikayenin finalinden daha çok Tarık Tufan'ın bu kadar basite kaçmasına şaşırdım. Ana hikayenin içerisindeki bazı yan karakterlerin de hikayelerine girerek kitabı uzatması daha güzel olurdu, çünkü şimdiki haliyle biraz aceleye getirilmiş bir roman hissi verdi bana.

Akıcılık açısından incelediğimde ise başarılı buldum. Kitabın tamamına yakın bir kısmını gürültülü bir ortamda okumama rağmen rahatlıkla dış ortamdan beni soyutlamayı başardı. Akıcı bir yapısı var. Önceki paragrafımda da yazdığım gibi, bu akıcılığı yakalamışken keşke biraz daha sürdürseydi.

Fatma rizeli 
25 May 01:20 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı bugün başlayıp bugün bitirdim.Gayet rahat okunan sıkmayan bir anlatım tarzına sahip ve sonuyla şaşırtmayı başarıyor

3 /

Kitaptan 186 Alıntı

Ahmet Can Ayhan 
13 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hayatım boyunca kendimle ilgili olarak uzun açıklamalara girmekten kaçındım. Yani duygularımı bütün açıklığıyla uzun uzun anlatmadım kimseye. Bunu yapmak doğrumuydu bilemiyorum ama bu böyle sürdü.

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 62)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 62)

Gitmeyi başaranlar inandırıcı insanlardır. Benim gözümde insan bir kez gidebilmeyi başardıysa söylediklerini de başarabilme gücüne erişmiş demektir.
Gidebilmek, hayatın bütün tehditkâr ve şımarık yüzlerine kafa tutabilmektir bir bakıma.
Gidebilmek, hiçbir şeyi umursamadan kendi masalına anlatılan yolları adımlayabilmektir...

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 73)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 73)
mavera 
01 Nis 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Benim aklım sende hâlâ.
Susuşunda.
Gözlerini kaçırışında kaldı aklım.
Gidişinde en çok..
" Hem ben bir kez öldüm.
Bir kere daha ölürüm.."*

*İsmail Kılıçarslan

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 6)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 6)
Ahmet Can Ayhan 
 11 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"İçelim hakkaten. Şarabımız yok madem çay içelim."
"Ah evlat bilsen bu çaydan sarhoş olan adama şarap ne gerek."

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 121)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 121)

Harfler amaçsızca kafamın içinde dönüyordu ve bir süre sonra anlamlı bir kelimeye, sese dönüşemeden can verip yığılıyorlardı. Cansız harflerin üst üste yığıldığı bir toplu mezar olmuştu zihnim. İnsanın söylemek istediklerini söyleyebilmesi nasıl da büyük bir nimetmiş meğer, o zaman anladım...

Hayal Meyal, Tarık TufanHayal Meyal, Tarık Tufan

“İstanbul sonbaharda saçlarını arkadan topluyor,
Nasıl da yakışıyor görmelisin.”

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 52)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 52)

Terk ettiğiniz bir yere geri dönmek olanaksızdır.
Dönmeyi başarabilseniz de, oranın aslında bıraktığınız yer olmadığını fark edersiniz. Ne geri döndüğünüz yer o eski yer; ne de geri dönen sizsinizdir.

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 33)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 33)
Ahmet Can Ayhan 
11 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...

İnsan bir kere âşık olmaya görsün. Her şeyi sevdiğine yormaya başlıyor.
İzlediğim filmlerdeki kadınlar, okuduğum şiirlerdeki kadınlar hep sen.
İstanbul'u da sana yoruyorum, sonbaharı da…

Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 69)Hayal Meyal, Tarık Tufan (Sayfa 69)