Adı:
Hayatı İslam'la Yaşamak
Baskı tarihi:
Mart 2008
Sayfa sayısı:
208
ISBN:
9789753522687
Kitabın türü:
Yayınevi:
Pınar Yayınları
Hayat tarzımızdaki seçeneklerden birisini işaretlerken, gerçekten o seçeneğin getireceği sonuçlara katlanabileceğimizi iyice düşünmeli, ölçmeli, tartmalı ve böylece iradeli bir tercih yapmalıyız. Çünkü; tercih etmek birini diğerinden üstün tutmaktır. Neyi tercih ettiğinize şöyle bir durup bakmalısınız. Dünyayı mı, ahireti mi tercih ediyorsunuz?
İnsanların belirlediği hayat tarzlarının bizi gerçek mutluluğa götürmeyeceği ön kabulüyle yola çıkıp; hemen ardından insanların ilahlığına dayanan seçeneklere uygun davranışlarla hayatımıza devam etmeye kalkışmamız, mutsuzluklarımızın artmasına sebep olacaktır.
Seçeneklerimizi belirlerken, aynı anda iki doğrunun olmayacağını da bilmek zorundayız. Yani; Allah’ın bir ve tek olduğunu kabul ederken; dünyada hem Allah’ın hayat tarzı belirleyiciliğini kabul edip hem de insanların, yaratılmış dar ufukluluğuyla ortaya çıkardıkları hayat tarzlarını kabul etmeye kalkışmak, aynı anda iki doğrunun olduğu gibi bir yanılgıya götürecektir bizi.
Allah’ın yeryüzündeki her şeye hâkim olduğu ve her şeyin O’nun yetkisine boyun eğdiğini vurgulayan “Lailahe illallah” cümlesi’nin dosdoğru anlaşılamaması sebebiyle; hiç farkında olunmadan makam, para, çevre ve bilgi ilah edinilecektir ki bu kişiyi aynı anda iki tercihi de doğru kabul etmeye veya doğru kabul ettirmeye sevk edecektir.
Namazda rabbinin emri gereği Kâbe’ye dönen insanımız, namazdan sonra farklı hayat tarzını yaşamaktan kaçınmamaktadır. Namazda ortaya koyduğu Allah’ın dinini kendine hayat tarzı edinme düşüncesi ve niyeti, namazdan sonra pratiğe geçmemektedir.
İşte İslâm’ın getirdiği hayat tarzı, bizim yaratılışımıza en uygun ve her aradığımızı bulabileceğimizi biricik seçenektir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Okuduğu her ayet ve hadiste başkalarının inançlarını ve hayat tarzlarını sorgulamaya kalkanlar, acaba kendi inanç ve hayat tarzlarını ne zaman sorgulama fırsatını bulacaklardır.
Hac ibadeti; Müslümanların birbirlerini görünce motivasyonlarını arttırarak; toplam kalite anlayışıyla birlikte eksiklerini ihtiyaçlarını, dertlerini ve sevinçlerini paylaştıkları toplumsal bir ibadettir.
Belki de şimdilerde en çok sormamız gereken sorulardan birisi, acaba bireysel hatalarımızdan dolayı insanları, iman edilmesi gereken şeylerden uzaklaştırıyor muyuz ?
Hz. Yusuf bir dönem hapishanede, bir dönem devletin en üst seviyesinde yöneticilik yaptığı halde Allah'ın rızasını kazanabilecek kimlik ve kişiliğin gereklerini yerine getirmiştir. O'nun hapiste olması kimliğini kaybetmesine veya vazgeçmesine sebep olmadığı gibi devletin üst seviyesinde yönetici olması da kimlik ve kişiliğini kaybetmesine sebep olmamıştır.

Bulunduğumuz yer önemli olmayıp, bulunduğumuz yerde ne yaptığımız asıl önemli olandır.
Allah'a kul olmanın özü haline getirilmediği anda artık çok kimlilik veya sanal kimlikler oluşmaya başlayacaktır. Her bireye göre değişen doğru ve yanlışlar, bireylere göre ayarlanan davranış modelleri, kula kulluğun meydana geldiği kimliksizlerin veya çok kimlikliliklerin öne çıktığı toplumları doğurur.
Hicret, bir kaçış ve problemlerden uzak kalış değil, Allah'a kulluğu daha iyi yapabileceğimiz bir yer bulma ve arayıştır.
Ben merkezli kapitalist hayat tarzı, tüm yaşamın sadece bu dünyadan ibaret olduğunu kabullenmeyi, tüm iyiliklerin ve kötülüklerin, tüm ilişkilerin sadece bu dünyada yaşanması gereğini ve tüm çabaların para için gösterilecek, hiçbir sınır tanımaksızın paranın elde edilmesi hırsını öngörür.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayatı İslam'la Yaşamak
Baskı tarihi:
Mart 2008
Sayfa sayısı:
208
ISBN:
9789753522687
Kitabın türü:
Yayınevi:
Pınar Yayınları
Hayat tarzımızdaki seçeneklerden birisini işaretlerken, gerçekten o seçeneğin getireceği sonuçlara katlanabileceğimizi iyice düşünmeli, ölçmeli, tartmalı ve böylece iradeli bir tercih yapmalıyız. Çünkü; tercih etmek birini diğerinden üstün tutmaktır. Neyi tercih ettiğinize şöyle bir durup bakmalısınız. Dünyayı mı, ahireti mi tercih ediyorsunuz?
İnsanların belirlediği hayat tarzlarının bizi gerçek mutluluğa götürmeyeceği ön kabulüyle yola çıkıp; hemen ardından insanların ilahlığına dayanan seçeneklere uygun davranışlarla hayatımıza devam etmeye kalkışmamız, mutsuzluklarımızın artmasına sebep olacaktır.
Seçeneklerimizi belirlerken, aynı anda iki doğrunun olmayacağını da bilmek zorundayız. Yani; Allah’ın bir ve tek olduğunu kabul ederken; dünyada hem Allah’ın hayat tarzı belirleyiciliğini kabul edip hem de insanların, yaratılmış dar ufukluluğuyla ortaya çıkardıkları hayat tarzlarını kabul etmeye kalkışmak, aynı anda iki doğrunun olduğu gibi bir yanılgıya götürecektir bizi.
Allah’ın yeryüzündeki her şeye hâkim olduğu ve her şeyin O’nun yetkisine boyun eğdiğini vurgulayan “Lailahe illallah” cümlesi’nin dosdoğru anlaşılamaması sebebiyle; hiç farkında olunmadan makam, para, çevre ve bilgi ilah edinilecektir ki bu kişiyi aynı anda iki tercihi de doğru kabul etmeye veya doğru kabul ettirmeye sevk edecektir.
Namazda rabbinin emri gereği Kâbe’ye dönen insanımız, namazdan sonra farklı hayat tarzını yaşamaktan kaçınmamaktadır. Namazda ortaya koyduğu Allah’ın dinini kendine hayat tarzı edinme düşüncesi ve niyeti, namazdan sonra pratiğe geçmemektedir.
İşte İslâm’ın getirdiği hayat tarzı, bizim yaratılışımıza en uygun ve her aradığımızı bulabileceğimizi biricik seçenektir.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Miniktosbaa
  • Afra

Kitap istatistikleri