Adı:
Hayatım İbret Aynası
Baskı tarihi:
Aralık 2011
Sayfa sayısı:
855
Format:
Karton kapak
ISBN:
9756055510503
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Marifet Yayınları
Hatıralarımı, canım gibi sevdiğim talebelerimin ısrarlı arzuları üzerine yazmaya başladım. Niyetim acı tatlı inanılmaz olaylar ve maceralarla dolu hayatımı kısaca hülasa etmekti. Ama yazmaya oturunca durum değişti. Önce kendimi geçmiş günlerin akışına kaptırdım. Olayları yazmıyor sanki yeniden yaşıyordum. Çocukluğumu yazarken, hiç görmediğim ancak hayalimde canlandırdığım anneciğimi, onu bana aratmayan sevgili teyzemin tatlı tebessümünü hatırlayınca ferahlıyordum. Gençliğimi yazarken, küflü oyuklarda saklanarak Kuran okuyup okuttuklarım, tahsilim uğruna sırtımda kitaplarım peşimde yırtıcı köpekler huduttan kaçak geçişlerim, hapishane günlerim, Halep, Şam ve nihayet El-Ezherdeki tahsil günlerim gözlerimin önünden geçiyordu. Ömür çok kısa, arzu çok, yaşım 86 Önümde dağlar kadar hizmet var. Ben ise henüz işin başındayım.
Hayat hikayesi okumayı seven insanlara hıtap eden bir kitap. Birminsanın kendi hayatını tüm samimiyetiyle yazıya dökmesi. Okurken şöyle dedim biz gerçekyen çok rahat bir zamanda yaşıyoruz her imkanımız var sanırım bizim imtihanımızda bu.. hayat hikayesi okumayı sevenlerin bir solukta okuyacağı bir kitap.
Kitap bitince işte Hoca budur dedim. Mutlaka okunması gereken bir kitap.
Ahmet Muhtar Hocaefendi de eğer isteseydi orucunu beyaz saraylarda bozabilirdi, yada isteseydi ülkesinde de saraylarda yaşayabilirdi bazı şarlatanlar gibi, ve dahi mercedeslerle sohbetlere de gidebilirdi, yediği önünde yemediği arkasında olabilirdi ve cemaatine diyebilirdi ki halinize şükredin, belki 5 kavanoz bal yada çörek otu yağı da satabilirdi... Ama yapmadı. Hz. Peygamber'i (s.a.s) iyi anlamış ve hayatını da O Efendiler Efendisini anlatmaya adamış muhteşem zat.
Piyasadaki çoğu hocaefendi kılıklı şarlatanların, hayatlarını halka açık bir şekilde anlatma taraftarı olmadıklarını düşünmeye başladım bu kitabı okuyunca. Esasen ifade etmekten acizim, kitap okunmadan sözlerim pek de mana bulamayacak gibi ama deneyeceğim. Yani demek istediğim, sözde hocalar sanki melekler, günleri hep ilim tahsilinde geçmiş gibi, yemiyorlar içmiyorlar gibi... Ama Ahmet Muhtar Hocaefendinin hayatını okuduğumuzda her şeyi olanca açıklığıyla ifade etmiş olduğunu görmekteyiz: çocukluğunu, üvey annesinin ve babasının hallerini, ilim tahsili için Mısır'a ne zorluklarla gittiğini, orada geçirmiş olduğu imtihanları, hangi işlerde çalıştığını - halı dokuma, baklavacılık, aşçılık - daha neler neler.
Beni ta derinden etkileyen temel sebep, hayatını Kur'an ve Sünnete ciddi manada uygun yaşaması, yaşlanana kadar bir yandan ilim öğretirken aynı zamanda geçimi içinde çeşitli işlerde çalışmış olması, ve Müslümanların dini duygularını vakıf dernek cemaat diye sömürmemiş olması.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Ne var ki daha önce hafızamıza nakşedilen şu inanç, öldürücü tokadın acısını biraz olsun azaltırdı:”Hocanın vurduğu yerde gül biter.” Hz. Peygamber (s.a.s):”Yüze tokat atmayın!”(Allah yüzü dövülmek için değil, sevilmek için yaratmıştır.) sözüne ters düşen, katı yürekli merhametsiz hocaların yüreklerini daha da katılaştıran bu uğursuz sözü, kim bilir hangi zalim akıllı düşman ya da ahmak dost, ne maksatla uydurmuştur.
Allah’ın nimetlerden haklı olarak ve daha ziyade Allah’a iman ve kulluk eden Müslümanların yararlanması gerekirken, nimetleri de serveti de saadeti de başkalarına kaptırmış, sonra da onların merhametine bırakılmıştır. Müslüman, işçi; işveren, yabancı. Bu taksimat ne acı, düşünmez misin?
Bunu söylemekle, “Öbürleri Müslümanların kafasına vurup, ekmeklerini ellerinden almışlar.” demiyorum. Demek istediğim, Müslümanlar uyurken ya da uyuşturulurken onlar uyanmış. İş kurmuş, Müslümanları çalıştırmışlar. Hala da çalıştırıyorlar. Kurucusu kendileri oldukları için, haklı olarak kazancın kaymağını kendileri yiyor. Tortusunu da vicdan ve merhametinin elverdiği kadar, el emeği veren ve göz nuru döken işçilerine veriyorlar. Bilmem buna sevinmeli mi, üzülmeli mi; yoksa ağlamalı mı?
Biz Müslümanlar, cennet yolunun kılavuzları olarak insanlık kafilesinin önünde gitmemiz ve insanlığın öncüleri olmamız gerekirken, gerilemiş ya da geriye itilmişiz. Yan yana gelip, elele tutup, güçlerimizi birleştirip her alanda yükseleceğimiz yerde bölünmüş, farklı gruplara ayrılmış, birbirimizle çekişip duruyoruz, İslam ve insan düşmanı saldırganlar, bu fırsatı kaçırır mı?
Portsaid’deki Kıpti (Hıristiyan) komutan, düşmanla gizlice anlaşarak, iki yüz bin nüfuslu koca şehri satmış. O gece, hain komutanın planlamasıyla şehirde şöyle bir haber yayılmış: “Rusya’dan bize yardım geliyor. Gün doğarken Rus gemileriyle gelen askerler, Portsaid şehrini muhasaradan kurtaracak.” İngilizler şehre girip çıkmayı yasakladığı ve haberleşmeyi kestiği için, içeride olup bitenler dışarı sızmaz. Bütün gece heyecanla bekleyen halk, sabahın ilk ışıklarında sahile dökülür. Ortalık ağarırken iki büyük gemi yaklaşır. On binlerce insanın alkışlarıyla rıhtıma yanaşır. İşte ne olduysa o anda olur. Rus askeri diye beklenilen düşman askerinin gemiden inmeleriyle, kendilerini alkışlayan halkı makineli tüfeklerle taramaları bir olur. Binlerce cansız beden yere yığılır. Kıbrıs’tan havalan uçaklar, şehri bomba yağmuruna tutar. Kahire’yi bombalarken cana kıymayan İngilizler, Portsaid şehrinde kısa sürede binlerce insanı öldürür, on binlercesini yaralar ve şehri yerle bir ederler. Öyle ya, insanları toptan öldürmek dururken, niye tek tek uğraşsınlar? İşte İngiliz adaleti budur! Hindistan’da Pakistan’da asırlardır yaptıkları bundan farklı mıdır?
Bütün dünya bilir ki kral Faruk, cehaletinden cesaret alan Kavalalı Mehmet Ali’nin torunlarındandır. Tamamen idareden aciz kalıp, tacını muhafaza edemeyeceğini anlayınca; saltanatını sürdürmek sevdasıyla –kimi satılmış bilginleri de oyuna getirerek– evlad-ı Resulden olduğuna dair karar çıkartıyor, bunu halka duyurmaları için de hatiplere emir veriyordu. Bu korkunç kararın okunduğu hutbeye göre, güya kral mütevazı olduğu için bu mukaddes sırrı bugüne kadar saklı tutmuş. Kendi aklınca güya halk Seyyiddir diye kendisine saygıyla bağlanacak, “Seyyidlerin dokunulmazlığı var.” diye hata ve kusurlarını görmezden gelecek. “Kul teftişte, Allah ne işte?” denildiği gibi, Allah da peygamberinin süfli bir gayeye alet edilmesine razı olmazdı. Bu uğursuz duyurudan üç gün sonra, kral Faruk tahtından alaşağı edildi. Kendi aklınca hayatını öylesine garantiye almıştı ki saldırıya uğradığında en ağır silahlar dahi etkisiz kalsın diye kendisini ve yanındakileri korusun diye bütün saraylarına çelik duvarlar yaptırmıştı. Ama çi fayda? (ne fayda) Allah’ın takdiri kulun tedbirini bozuyor işte.
Ne yazık ki bir zaman geldi, anlamsız bir kaygısızlık Müslümanların üstüne kâbus gibi çöktü:”Bir lokma bir hırka.”, “Bugün ye, yarın düşünme.”, “Kısmetin varsa gelir Yemen’den, kısmetin yoksa ne gelir elden.” vs. zihniyeti, tembelliği de beraberinde getirdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayatım İbret Aynası
Baskı tarihi:
Aralık 2011
Sayfa sayısı:
855
Format:
Karton kapak
ISBN:
9756055510503
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Marifet Yayınları
Hatıralarımı, canım gibi sevdiğim talebelerimin ısrarlı arzuları üzerine yazmaya başladım. Niyetim acı tatlı inanılmaz olaylar ve maceralarla dolu hayatımı kısaca hülasa etmekti. Ama yazmaya oturunca durum değişti. Önce kendimi geçmiş günlerin akışına kaptırdım. Olayları yazmıyor sanki yeniden yaşıyordum. Çocukluğumu yazarken, hiç görmediğim ancak hayalimde canlandırdığım anneciğimi, onu bana aratmayan sevgili teyzemin tatlı tebessümünü hatırlayınca ferahlıyordum. Gençliğimi yazarken, küflü oyuklarda saklanarak Kuran okuyup okuttuklarım, tahsilim uğruna sırtımda kitaplarım peşimde yırtıcı köpekler huduttan kaçak geçişlerim, hapishane günlerim, Halep, Şam ve nihayet El-Ezherdeki tahsil günlerim gözlerimin önünden geçiyordu. Ömür çok kısa, arzu çok, yaşım 86 Önümde dağlar kadar hizmet var. Ben ise henüz işin başındayım.

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Kudüs Kafa
  • Tuba YALÇIN
  • isim yok
  • Elif Doğan
  • Selman Güneş
  • Özgür
  • İhsan Koca
  • sultan seven
  • Fatih DOĞANCI

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (4)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0