Hayatın Anlamı

·
Okunma
·
Beğeni
·
15,4bin
Gösterim
Adı:
Hayatın Anlamı
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ezr Yayıncılık
Hangimiz "Hayatın Anlamını Aramıyoruz ki" !
Çünkü, insan bu dünyaya sadece iyilik yapmak için gönderilmiştir."
...
Bir kitabı eleştirmek istiyorsak önce yazarını anlamalıyız diyenlerdenim bende. Yazar önümüze felsefi bir yapıt bırakıyorsa ve ki konusu 'hayat'ın içindense vermek istediği düşünceyi kendi hayatıyla da bağdaştırıyor demektir.
Tolstoy her ne kadar zengin bir aile çocuğu olarak dünyaya gelse de her zaman özel mülkiyetin ve paranın üstünlüğünü kınamıştır. Hatta öyle ki paragöz ailesiyle bu konudan dolayı arası bile açılmıştır.
Yıllarca yazmaktan vazgeçmemiş ve bu tutkusunu da sonuna kadar götürmüştür. Fakat hayatında her zaman bir boşluk vardır. Bu boşluğu evlilik ile kurtarmayı düşünmüş ama ne yazık ki bu arayışı son bulamamıştır.
Ruhsal sıkıntıları ve huzursuzluğu günden güne artmış ve bundan dolayı arayışları da kat kat artmıştı.
İşte Tolstoy anlam arayışlarını bu esere dökmüştür. Her zaman daha fazlasını isteyen toprak sahipleri, günahlarını görmezden gelip kurtuluşun parada olduğunu savunan körler ve doğru yolu bulmaya çalışan insanlar...
Belki bu kitapta hayatın anlamını bulamayacaksınız fakat anlam arayışına katılan insanlar arasına gireceksiniz.
Şuan şikayet ettiğiniz yaşamın anlamını belki de yeni kavrayacaksınız;
"Şikayet ettiğiniz yaşam belki de başkasının hayalidir."

Kitapla kalın :))
175 syf.
·4 günde·7/10 puan
¶¶Gelecek için endişe etmeyin, çünkü gelecek diye bir şey yoktur. Sadece şimdi vardır. Onun için yaşayın ve şimdinin içinde iyiyseniz, sonsuza dek iyisiniz demektir. ¶¶
Lev Tolstoy

Birçok kısa ve etkileyici hikayelerden oluşan Tolstoy’un bu kitabını okumak belki de sizin de bir nebze olsun hayatın anlamına aradığınız cevapları bulmanız da yardımcı olabilir.
Daha önce okumuş olduğum İnsan Ne ile Yaşar kitabında ki kısa hikayelerinin de yer aldığı bu kitabı okumanız önemle rica edilerek şiddetle tavsiye edilir. :))

Yer yer anlatımında çeviri azizliğimi yoksa öyle olmuş olması mı bilemedim ama çok fazla -miş'li geçmiş zaman anlatımı vardı ve bu beni biraz iğreti etti. Ama siz bana takılmayın okuyun. :))

Dediğim gibi daha öncede okumuş olduğum hikayelerden de yola çıkarsak beni etkileyen Simon' un ve Kralın Üç Soru hikayeleridir.
Çocukların nasıl da büyüklerine karşı üstün olabileceğini, yaşlıların Tolstoy kaleminde ki konumları, bir zamanlar hiçbir dine inancı olmayıp halk kesiminin yaşam standart ve inanışları sonucu yeniden bir din anlayışına sahip olup buna da hikayelerinde yer edinmesi oldukça akıcı ve düşündürürken içinize merhamet tohumları eken bir kitap olacaktır.

Okur kalın.
160 syf.
·Beğendi·10/10 puan
“𝐻𝐴𝑌𝐴𝑇𝐼𝑁 𝐴𝑁𝐿𝐴𝑀𝐼 “
Kitabın ilk bölümünde bize; Hayatın Anlamı
maddiyatı açıklıyor, ve Kitapta geçen karakter de bunun iyi bir örneğidir. Bence; Bazı insanlar vardır, gözü eşyada, parada yani demek istediğim maddi varlıkta, Oysa gerçek olan manevi huzurdur. Çünkü Dünya malı dünyada kalıyor, bu yüzden Hayatın
Anlamı başlıklı kitapta bunu bize açıkça gösteriyor. Ve Nerede sevgi Orada Allah adlı öyküde İnsanlığı ele almış, sabırlı olmayı, yardıma muhtaç insanlara yardım etmeyi anlatır. Kitapın içeriğinde 12 farklı öykü var, sade dille anlatılmış, okuyucuyu. kitap hayatı sorguluyor, hayatın felsefesini açıklamaya çalışıyor. Bence çok güzel bir eser ben severek okudum. Tavsiye ederim...
175 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Çünkü, insan bu dünyaya sadece iyilik yapmak için gönderilmiştir."
...
Bir kitabı eleştirmek istiyorsak önce yazarını anlamalıyız diyenlerdenim bende. Yazar önümüze felsefi bir yapıt bırakıyorsa ve ki konusu 'hayat'ın icindense vermek istediği düşünceyi kendi hayatıyla da bağdaştırıyor demektir...

Tolstoy her ne kadar zengin bir aile çocuğu olarak dünyaya gelse de her zaman özel mulkiyetin ve paranın üstünlüğünü kınamıştır. Hatta öyle ki paragöz ailesiyle bu konudan dolayı arası bile açılmıştır.

Yıllarca yazmaktan vazgeçmemiş ve bu tutkusunu da sonuna kadar götürmüştür. Fakat hayatında her zaman bir boşluk vardır. Bu boşluğu evlilik ile kurtarmayı düşünmüş ama ne yazık ki bu arayışı son bulamamıştır.

Ruhsal sıkıntıları ve huzursuzluğu günden güne artmış ve bundan dolayı arayışları da kat kat artmıştı.

İşte Tolstoy anlam arayışlarını bu esere dokmustur. Her zaman daha fazlasını isteyen toprak sahipleri, günahlarını görmezden gelip kurtuluşun parada olduğunu savunan körler ve doğru yolu bulmaya çalışan insanlar...

Belki bu kitapta hayatın anlamını bulamayacaksiniz fakat anlam arayışına katılan insanlar arasına gireceksiniz.

Şuan şikayet ettiğiniz yaşamın anlamını belki de yeni kavrayacaksiniz;
"Şikayet ettiğiniz yaşam belki de başkasının hayalidir."

Kitapla kalın :))
224 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir kitabı okumaya başlarken ilk yaptığım şey kitabı kaleme alan yazarın hayatını okumaktır. Tolstoy'un hayatı uzun, sancılı bir arayış içinde geçmiş ve hazin sonlu bir hikâye. Bu kitapta anlatılan birçok hikâye gibi. Tolstoy yine dokunaklı ve yürekten gelen hikayeler yazmış.
Sorgulamalar... İnancın gücü, sevgi, merhamet, para hırsının insana kaybettirdikleri, insan olmanın gerekleri, kıvrak zekanın kazandırdıkları, iyiliğin gücü, yardım etme duygusunun insanı insan yapan gücü... Hikayede öne çıkan birkaç konudan bazıları.
Para hırsı ile olan hikâye ve "insan neyle yaşar" başlıklı hikayeler favorim.
Hikayeler ders verici nitelikte olduğundan, birçok okuyucunun bu kitaptan alacağı hayat dersleri var. 7'den 70'e her yaşta kişinin okuması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim.
Tavsiye ederim keyifli okumalar..
240 syf.
·19 günde·9/10 puan
Tolstoy her zamanki gibi yalın bir dille yazmış.Ama her yazdığında derin anlamlar var.Genel olarak ölüm ve hayat ikilemi üzerinde durulmuş.Hayatı sorgulatıyor.Biraz depresif bir kitap.Kesinlikle okunmalı.Aşağıda, kitaptan beğendim bölümlerden alıntılar var.
İvan ilyiç'in en çok üzen, herkesin yalan söylemesiydi.Sanki ölmek üzere değişmiş de yalnızca hastaymış, sinirlenmez, tedavi görürse her şey düzelecekmiş gibi bir tavır takınıyorlardı.Oysa o denli uğraşırlarsa uğraşsınlar durumun düzelmeyeceğini, üstelik ağrılarının artıp öleceğini adı gibi biliyordu.İşte herkes gibi onun da bildiği bu gerçeği örtbas ederek gözüne baka baka yalan söylemeleri, ayrıca bu yalana katılması için onu da zorlamaları kendisini kahrediyordu.Ölmek üzereyken çevresini saran bu yalanlar ne kadar aşağılıktı! Ölüm gibi korkunç, görkemli bir olayı günlük ziyaretler, ev eşyaları, yemek gibi alınan mersinbalığı türünden olağan şeylere indirgemeleri İvan İlyiç'e büyük bir azap veriyordu.İşin tuhafı, onlar böyle gözüne baka baka yalan söylerken kimbilir kaç kez ,"Bırakın artık şu yalanları!Ölmek üzere olduğumu siz de biliyorsunuz, ben de.Hiç olmazsa yalan söylemeyin!" diye bağıracak olmuş, ama hiç bir zaman kendinde bu gücü bulamamıştı.Korkunç, feci bir şey olan ölüme çevresindekiler herhangi tatsız bir şey, hatta yakışıksız bir davranış gözüyle bakıyorlardı.Kalabalık bir salona girerken pis kokular saçan bir adammış gibi tavır takınıyorlardı ona karşı.bütün bunları yaptıran da, İvan İlyiç'in hayatı boyunca sıkı sıkıya uyduğu nezaket kurallarıydı.Ona kimse acımıyordu, çünkü durumunu anlamak isteyen tek bir Tanrı'nın kulu yoktu...
Bacaklarını indirdi, kolunun üstüne yan yattı.Kendisine çok acıyordu...Gerasim"in bitişik odaya gitmesine kadar zor bekleyerek çocuk gibi hüngür hüngür ağlamaya başladı.Zavallılığına, korkunç yalnızlığına, insanların, Tanrı'nın acımasızlığına, belki de Tanrı'nın yokluğuna ağlıyordu..."Bütün bunları niçin yaptın?Niçin beni buraya getirdin?Ben ne yaptım da bana bu acıları çektiriyorsun?..."
Sorularına yanıt beklemiyordu.Yanıt alamayacağı için de ağlıyordu.Ağrılar yine depreşti, ama o kıpırdamıyor, kimseyi yardıma çağırmıyordu.Kendi kendine "Haydi, daha vur!.. Ne duruyorsun?Vursana!...Ama neden?Ben sana ne yaptım?..."diyordu
Sonra sustu, yatıştı.Yalnız ağlaması değil soluk alması bile durdu; dikkat kesilip dinlemeye koyuldu.Dinlediği şey, bir ses ya da bir konuşma değildi; ta derinden gelen düşüncelerinin kıpırdanışını dinliyordu sanki."Ne istiyorsun?"Ruhu ona açıkça böyle sesleniyordu."Ne istiyorsun?Ne istiyorsun?" diye üsteledi birkaç kez daha.
O zaman İlvan İlyiç, "Ne mi istiyorum?Acı çekmemek.Yaşamak,"dedi.Sonra yeniden dinlemeye başladı.Öyle dikkatli dinliyordu ki ağrıyı bile hissetmez olmuştu.Ruhunun sesi, "Yaşamak mı?Nasıl yaşamak? diye soruyordu.
"Eskiden nasıl yaşıyorsam öyle.Rahat, tatlı yaşamak""Eskiden rahat, tatlı mı yaşıyordun?"İvan İlyiç hayalinde tatlı yaşantısının en iyi zamanlarını gözden geçirmeye başladı, işin tuhafı, tatlı yaşantısının en hoşa giden anları şimdi ona eskisinden çok farklı görünüyordu.Çocukluk dışında yaşamının en zevkli anı bile değerini yitirmişti.Yalnız orada, çocukluğunda, gerçekten tatlı olan, yeniden döndürülebilse yaşamaktan zevk alacağı çok şey vardı.Ama bu zevkleri tadan adam o değildi artık...Sanki başka birine ait anılardı bunlar.Bugünkü İvan İlyiç içinse, o zaman erinç saydığı her şey şimdi gözünde eriyor, çoğu kez iğrenç bir şeye dönüşüyordu.Çocukluğundan uzaklaşıp bugüne yaklaştıkça sevinç diye bir şey kalmıyor ya da sevinç olma özelliğini kaybediyordu.Bu dönem hukuk okulu ile başlıyordu.O zaman gereçekten tatlı olan bir şeyler vardı yine de.Neşe vardı, arkadaşlık vardı, umut vardı...Ama üst sınıflarda bu tatlı anlar iyice seyrekleşiyordu.Sonra, valinin yanında ilk görevi sırasında yeniden güzel bir dönem başlıyordu. Ancak İvan İlyiç'i bu dönemde en çok heyecanlandıran, bir kadının sevgisiyle ilgili anılardı.Sonra her şey karışıyor, iyi zamanlar yeniden azalıyordu.Daha sonra büsbütün azalıyor, böylece gitgide kayboluyordu.
Hiç beklemediği anda gelen evlilik, karısının yapmacık davranışları...Ve o öldürücü çalışma isteği, o para hırsı;böylece geçen bir, iki, on, yirmi yıl...Yıllar ilerledikçe ağırlık omuzlarına daha çok biniyordu.Meğer başarılı bir yolda yürüdüğünü sandığı halde başarısızlığa doğru dört nala koşuyormuş da haberi yokmuş.Gerçekten de öyleydi."Başkalarının gözünde iyi yaşıyor görünürken hayat ayaklarının altından akıp gidiyormuş..Şimdi de ölmeye hazırlan bakalım."Ama bunun anlamı ne?Neden böyle oluyor?Olamaz, yaşam böylesine anlamsız, böylesine çirkin olamaz!Yaşam böylesine çirkin ve anlamsızsa, bu, ölmek için bir neden mi?...Başka bir iş var bunun içinde...
"Belki de gerektiği gibi yaşamadım?" diye geldi aklına.Kendi kendine, "Ama nasıl olur, her şeyi gerektiği gibi yaptım," dedi.Sonra hayat ve ölüm bilmecesinin bu biricik çözümünü, olmayacak bir şeymiş gibi hemen kafasından uzaklaştırmaya çalıştı."Peki, şimdi isteğin nedir?Yaşamak mı?Nasıl yaşamak?Mahkemedeki mübaşirin, 'Mahkeme başlıyor,' diye bağırdığı gibi mi?""Mahkeme başlıyor, mahkeme başlıyor," diye tekrarladı kendi kendine."Al işte sana mahkeme!" "Ama ben suçlu değilim!" diye bağırdı öfkeyle. "Niçin yapıyorsunuz bunları?" Ağlamayı kesti, yüzünü duvara döndürerek hep aynı şeyi düşünmeye başladı:"Nedendir bu korkunç acılar?Nedendir?Ha?"Ne kadar düşünürse düşünsün, soruları yanıtsız kalıyordu.Her zaman olduğu gibi, gerektiği gibi yaşamadığı aklına gelince hemen doğru yaşadığında direterek bu garip düşünceyi zihninden kovuyordu...
İçinde ölüme karşı duyduğu her zamanki korkuyu arıyor, bulamıyordu.Nerede?...Ne ölümü?...Korkunun zerresi yoktu, çünkü ölüm yoktu.Ölüm yerine aydınlık vardı."Demek öyle!Ne büyük mutluluk!..."Bütün bunlar onun için bir anda oluverdi ve bu anın anlamı artık değişmedi.Orada bulunanlar içinse can çekişmesi iki saat daha sürdü.Göğsünde bir şeyler hırıldıyor, bitkin bedeni tir tir titriyordu.Sonra hırlamalar, titremeler gitgide azaldı.Birisi üzerine eğilerek, "Bitti!" dedi. İvan İlyiç bunu işitti, içinden aynı sözü yenileyip, "Ölüm bitti, o yok artık," dedi.Derin bir nefes aldı.Daha aldığı nefesin yarısındayken durdu,gerindi ve can verdi.
240 syf.
HAYATIN ANLAMI
Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek
için onu bir köye götürdü. Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dönerken
baba oğluna sordu: “Yolculuğumuzu nasıl buldun?” “Çok güzeldi babacığım” diye cevap verdi oğlu.
“İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?” “Evet.” “Peki ne öğrendin?” “Şunu
gördüm” dedi oğlu: “Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin
yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede
ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim taraçamız ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar
uzanıyor.” Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: “Ne
kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!”
224 syf.
Kitabında adını aldığı "Hayatın Anlamı " kısmından başlayarak, her öyküyü büyük bir merak içerisinde okudum. Bu bölümde azla yetinmeyen, hep daha fazlasını isteyenlerin hazin sonunu anlatıyor. Elindeki toprakla yetinmeyen Pahom'un, şimdi tek ihtiyacı cansız bedeni için  topu topu iki metrelik bir toprak. Öyküleri okudukça tüylerim ürperdi.Özellikle de " İnsan Ne İle Yaşar" bölümünde. Burada üç soruyla karşılaştım ve hepsinin yeri ve zamanı gelip de okuyunca hayretler içerisinde kaldım. Kıssadan hisse olmakla birlikte, bilgi verici bir kitap. Eskiden Mikail meleğin hristiyanlıkta can alan melek olduğunu öğrendim mesela. Bu kitapta yer alan öyküler, Tolstoy'un ne kadar kuvvetli bir gözlemci olduğunun ispatıdır bence.O dönemde yaşayan halkın, trajedilerini yokluk -varlık, sevgi-sevgisizlik bağlamında ele alan yazar,her bir öyküsünde bağımsız hayatı anlatıyor ,kendine ait dersler çıkartıyor ve yeni okuma sevgisi aşılanan insanlara bulunmaz bir hazine bırakıyor. Bu öyküleri gece yatmadan önce çocuğunuza, kardeşlerinize, arkadaşlarınıza kısaca çevrenizdeki insanlara anlatın ve yaşamdan ders çıkarmalarını sağlayın. Kesinlikle öneriyorum, iyi okumalar.
175 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tolstoy her zamanki gibi yalın bir dille yazmış. Ama her yazdığında derin anlamlar var. Genel olarak ölüm ve hayat ikilemi üzerinde durulmuş. Hayatı sorgulatıyor. Mutlaka okunması gereken bir kitap.

Kitapta geçen kısa hikayeler :
. Hayatın Anlamı
. Nerede Sevgi Orada Allah
. Üç Soru
. İnsan Ne İle Yaşar?
. Aydınlık Varoldukça, Aydınlıkta Dolaşın
. Allah Gerçeği Bilir Ama Geç Söyler
. Gerçek Mutluluk
. Irgat Emelyan ve Davul
. En Büyük Ceza
. İki Kardeş ve Altın
. Küçükler Büyüklerden daha Akıllı Çıktı
. Üç İhtiyar

Keyifli okumalar herkese..
175 syf.
·2 günde·Beğendi
Kitapta 12 adet kısa hikaye bulunmaktadır. Farklı yayınevlerinden kitap temininden dolayı bir çoğunu başka kitaplarının içinde okudum. Hikayeler kısa olmasına rağmen hepsi düşündürücü ve ders çıkartılacak nitelikte hikayeler. Hikayelerin tamamında alınacak sonuç din ile bağdaştırılmış. Tolstoy sevenler için çerez niteliğinde kalacak bir kitap. Hikayelerin isimlerini yazıyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Hayatın Anlamı
Nerede Sevgi Orada Allah
Üç Soru
İnsan Ne İle Yaşar?
Aydınlık Varoldukça, Aydınlıkta Dolaşın
Allah Gerçeği Bilir Ama Geç Söyler
Gerçek Mutluluk
Irgat Emelyan ve Davul
En Büyük Ceza
İki Kardeş ve Altın
Küçükler Büyüklerden daha Akıllı Çıktı
Üç İhtiyar
Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye gotürdü. Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler.

Şehre dönerken baba oğluna sordu: "Yolculuğumuzu nasıl buldun?" "Çok güzeldi babacığım" diye cevap verdi oğul. "İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?" "Evet." "Peki ne öğrendin?" "Şunu gördüm" dedi oğul: "Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilomet-relerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor." Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: "Ne kadar fakir olduğumuzu gös-terdiğiniz için, teşekkür ederim babacığım!"
Bazen insanın içine bir ferahlık geliyor, sanki Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyoruz da,
ondan böyle oluyor gibi hissediyor kendini
insan...Fakat kendini bir bıraktın
mı tekrar günahlara batıyorsun...
HAYATIN ANLAMI
Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir
olabileceğini göstermek için onu bir köye götürdü. Çok fakir bir ailenin
evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu:
“Yolculuğumuzu nasıl buldun?” “Çok güzeldi babacığım” diye cevap verdi
oğlu. “İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?” “Evet.” “Peki
ne öğrendin?” “Şunu gördüm” dedi oğlu: “Bizim evde bir köpeğimiz, onların
dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var,
onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal
lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim taraçamız ön bahçeye kadar,
onlarınki ise ufka kadar uzanıyor.” Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan
tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: “Ne kadar fakir olduğumuzu
gösterdiğin için teşekkür ederim babacığım!
Senin, ümitsizlik batağına saplanman neden kaynaklanıyor
biliyor musun?
Çünkü
sen kendin için, mutluluğun için
yaşamak istiyorsun.
-Bu dünyada başka ne için yaşanır
ki?
-Allah için yaşamak lazımdır
Martın.
"Şimdi anladım ki he ne kadar insanlar kendileri için kaygı çekmekle yaşadıklarını zannetseler de hakikatte onlar yalnız sevgi ile yaşarlar. Kendisinde sevgi olan, Allah'a yakındır ve Allah da ona yakındır çünkü, Allah seveni sever."
Uşağı beli alarak Pahom'un sığabileceği büyüklükte bir çukur kazdı ve onu oraya gömdü. Onun şimdi ihtiyaç duyduğu, topu topu iki metrelik bir topraktı.
Allah bizden daima affetmemizi istiyor. Yoksa O da bizi affetmez. Herkesi affetmek lazım. Hele hele ne yaptığını bilmeyenleri...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayatın Anlamı
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ezr Yayıncılık

Kitabı okuyanlar 1.365 okur

  • Aycn
  • İbrahim Çağlar Sinan
  • Kemal Esen
  • yunus Sezgin
  • Cansu Kılıç
  • Mehmet Çimiş
  • melek
  • Aysnz
  • Liva Piskin
  • Halis Bayrak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.2 (17)
9
%3 (10)
8
%8.2 (27)
7
%4 (13)
6
%1.2 (4)
5
%0.6 (2)
4
%0.3 (1)
3
%0
2
%0.6 (2)
1
%0.6 (2)