Hayatın Sessizliğinde

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.839
Gösterim
Adı:
Hayatın Sessizliğinde
Baskı tarihi:
20 Aralık 2005
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759174146
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap
Baskılar:
Hayatın Sessizliğinde
Hayatın Sessizliğinde
Hayatın Sessizliğinde
Hızla çekip giden onca şeyin, her şeyin içinden, bir tek kendi yüzün dönüp bakar geriye...

İlk Cinayet
Eskiden, çok eskiden, asla geri gelmeyecek altın çağda, sonsuzluk henüz çarpıp durmamışken zamana, ışık vardı. Söz vardı. Sözün geldiği yürek. Toprak ve suret. Ama hiçbiri yetmedi insanların dünyasının filizlenmesine. Parçalamayı öğrendi tanrılar. İlk cinayet işlendi, kardeş kardeşi öldürdü. Kan suya karıştı, ışık çığlığa... Daha doğmamış olan, sonsuza dek ayrıldı ölenden, söz koptu yürekten, suret unuttu yüzü. Kırmızı bir perde gibi gerildi kan, ölümle yaşam arasına..Bunun içindir ki hep eksik, hep tamamlanmamış kalacak hayatımız, her gün bir tanrı başka bir tanrıyı boğazlayacak içimizde ve her gün yeniden yaratacağız kendimizi, kanla düşlerin evliliğinden.
175 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazı yazmakla ilgilenen insanların aşina olduklarını düşündüğüm bi' nefesle yaklaştı bu kitap bana. Kitabı okurken sık sık ne iç fikirler diye düşündüm, bunları karşındakinin anlayacağını düşünmek de ne cesaret diye düşündüm, kendi iç dünyanı olduğu gibi, doğrudan doğruya insanlara açmak, bi' tür delilik diye düşündüm.

Hayatın Sessizliğinde, Aslı Erdoğan'ın farklı zamanlarda yazmış olduğu çok boyutlu yazılardan oluşuyor. Kiminde öykümsü, kiminde denememsi tarzlarla ele alınan bu metinler konu olarak varoluşsal, yaşamsal dertlerle dolu. Yine de farklı boyutlarıyla çeşitlendirilmiş, ayrıntılarındırılmış bu yazın noktaları kalın bi' keçeli kalemle birleştirilirse, görülebilir ki hepsi genelce bi' hissi yüklenmiş: yalnızlık. Ben bunu hissettim çokça. İnsanlarıyla çoğalan kimi yazılarda bile, bahsedilmeyen yalnızlık etkiledi beni en çok. Sanki ısrarla bakılmayan tarafın kişiyi asıl etkileyen yön olması gibi.

Noktalar birleştirildiğinde görülebilir ki, bu yazılar olaydan mekandan oldukça soyut, düşünsel bi' düzlemi yurt edinmişler. "Hayatın Sessizliğinde"ki bi' anda yazılmış gibi tüm yazılar. Susmaksızın süren hayatta, yazarın da sık sık anlatırken bi' girizgah olarak bahsettiği gibi, beyaz kağıdı, sigarası ve kahvesiyle kendi iç sessizliğine bürünüyor yazar. Ve aslında susmayan hayatı, kendi yarattığı sessizlikle yorumluyor.. kendi melankolik, içli, anısal, uç cümleleriyle.

Kitabı bir öykü derlemesi zannederek almıştım elime.. ama kısa kısa yazılmış olan bu metinler bi' öykü kitabından çok daha karmaşık ve derin geldi bana. Kitabı okumayı düşünen herkese "doğru" bi' zamanlamayla başlamalarını, kendi sessizliklerine bürünebilecekleri anı yakalayıp o şekilde okumalarını öneririm.
175 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
UYARI: Bu inceleme en koyu yalnızlıkların diplerinde el yordamıyla birbirini bulan okur-yazar dostluğunu, bu sayede okurun yazara karşı resmiyetsiz hitaplarını, sadece duygularla yoğrulmuş harfleri ve gecenin en derin hislerini barındırır.
-Kulaklıklarınızı takınız: https://youtu.be/s5FPC3nSn1E
-Ve derin bir nefes aldığınızdan emin olunuz.-

Bilirsiniz, insan hayatında yıkılma, kırılma ve dönüm noktaları vardır. Bununla birlikte her kitabın da bir zamanı oluyor. Ruhun dinginliği, öfkenin şiddeti, çekilen acılar ve yaşanan mutlulukları kapsayan hayatımızın odalarında duygularla birlikte onlara denk düşen kitaplar da yerlerini alıyor böylelikle. Ellerimiz o anları yakalayarak cümleleri seçerken aynalara bakarız aynı zamanda. Kendi yansımamızı ararız sürekli, hislerimizi paylaşmak isteriz.

“Kabuk Adam”dan sonra Aslı’yla ikinci buluşmamın daha yoğun duygular içermesi işte bu yüzden. Elimi atıp okumak istediğim hiçbir kitabı okuyamamanın getirdiği üzüntüyle raflara geri döndüğüm, aklımın en ufak bir sözcüğü ve cümleyi kabul etmediği böyle bir dönemde seslendi çünkü bana. Okumaktan çok yazmanın iyi geldiği zamanlarda her kitap, kalem olamıyor. Bu sesleniş, yazamadıklarımı bir kenara iterek kitaba yönelmemi sağladı. Kurmuş olduğum bu bağdan sonra gelen dostluk hissinden dolayı ismiyle hitap ediyorum artık kendisine. Kendimi kendime bile anlatamazken, kötü gün dostluklarının temsili niteliğinde bir çağrıyla hayatıma girip karşılıklı olarak duygularımızı paylaştığımızı hissettirdiği için. En çokta yalnızlığı paylaşarak Özdemir Asaf’ın yanılabildiğini bana gösterdiği için…

Yazılmasının beş yıldan uzun bir süre olduğunu söylediği kitabın içinde yirmi dokuz metin bulunuyor. Ne bir kahraman ne bir hikaye. Sadece arayış var metinlerinde, kendini, insanları, dünyayı, en sevdiği ve seveceği adamı belki. Onun deyişiyle “hedefsiz bir yolculuk”. Zekasının ince kıvrımlarıyla tanıştım bu kitabında “Kabuk Adam”dan daha farklı olarak. Sözlerinin inceliğiyle ve çığlıkla karışık suskunluklarıyla. Dili sade olmasına rağmen su gibi akıp giden cümlelere sahip değil. Metinlerden bazılarını tekrar tekrar okudum. Bazen anlayamadığım, bazense çok sevdiğim için. Konsantre duygular ve cümleler barındırıyor tamamen. O açıdan zor kitap kategorisine konulabilir. Nasıl okunması gerektiğini ise kitap isminde gizleyen, aslında gizlemeyip açıkça belli eden kitaplardan biri “Hayatın Sessizliğinde”.

Doğru zamanda doğru insanla karşılaşır gibi karşılaştığım bu kitabı zaman çarkımın farklı bir anına denk gelseydi bu kadar sever miydim? Emin değilim. Daha kısa sürede biter miydi? Kesinlikle evet. Peki anlamlandırabilir miydim? Kısmen evet. Çiğneyip yutabilir miydim metinlerini? Kesinlikle hayır. Bittikten sonra savaştan çıkmış gibi hissettim kendimi. O açıdan kendinizi çok iyi hissettiğiniz günlerde bu kitabı elinize almak, oksijen tüpü olmadan suya dalan bir dalgıcın, okyanusun derinlerindeki güzelliği keşfedemeden amaçsız bir çırpınmayla yüzeye çıkma isteğine dönüşecek tahminimce. Anlamaya çalışmadan geçmeyi okumaktan saymayanlar için bu kısmı ön hatırlatma olarak kabul edebiliriz.

Okurken kendimi hem rahatsız hem de rahatlamış hissettim. Sesim oldu Aslı. Suların en derininde ve gökyüzünün en üstünde buluştuk. Önce gecenin yıkımını hissettiren tüm duyguları yaşadık ardından sabahı bekledik. Umutsuzluğun en derinini yaşarken birlikte umuda çıkan yolda yürüdük. Vurgun yemek kendi yalnızlığınla konuşmaktan daha öte bir şey değildi, onu gördüm bir kez daha. Ruhun çığlıklarının duyulmadığı sessizlikte bir sırdaş ararken bulduğum isim oldu.

“Dışarı çık! Yaşam dışarıda ve onun kendisini yeterince ciddiye almayanlara nasıl öfkelendiğini öğrenmiş olmalısın” sözü yankılandı kulağımda kitap bittikten sonra. Nefes alma ihtiyacı yaratan kitaplardan biriyle birlikte su yüzeyine ulaştım, ciğerlerime derin bir hava doldurarak dışarı çıktım. Elimde beni soluksuz bırakan bir kitap ve bu sayede edindiğim bir dost var artık.

"İşte böyle başlıyor bir varoluş öyküsü, kararsızca, üzerine ağ gibi atılmış boşluğa yakalanan sözcüklerin bedenleşmesiyle ve elbet düş kırıklığıyla…

Bu benim öyküm olsun mu?"
175 syf.
·32 günde·9/10
Ruhum kelimeleriyle dans etti. Sanki kitap değil bir ezgiydi.
Kelimelerinde kendimden o kadar çok şey buldum ki... Neredeyse kitapta altını çizmediğim yer bırakmadım. Ruhuma dokunduğu içindir, kim bilir, çok beğendim.
Kitapta okuduğum bir iki cümle benim için kitabı anlatan cümlelerdi. O cümleleleri buraya da aktarıyorum:"Hedefsiz bir yolculuk bu. (Aynen bu yazı gibi. Öykü yok, kişiler yok, yargılar yok. Yalnızca belli belirsiz, üstü kapalı kalmaya yazgılı bir uğultu.)" Syf 126.
175 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Kimseye söyleyemedikleri boş verdikleri, acıları, mutlulukları ,hüzünleri herşeyi mükemmel kelime hazinesiyle sizi farklı bir yolculuğa çıkartan iyi bir eser bazen durup kelimelerin içinde kayboluveriyorsunuz kendimce çok şey çıkardım kendimi çok sorguladım..
175 syf.
·18 günde·4/10
Aslı Erdoğan'ın ne kadar rafine yazdığını okurları gayet iyi bilirler. Bu kitabında da vurucu paragraflarla bizi kendi içimize dönüp kendimizi ve dünyayı sorgulayacağımız bir zemine çekiyor. Fakat Aslı Erdoğan tarafından mı hazırlandığını yoksa yayınevinin bir çakallık mı yaptığını anlayamadığım bir durum var: "Bir Kez Daha" adlı kitabında -ki kitap "denemeler" başlığıyla basılmıştı. Bu kitap ise "metinler" başlığıyla basılmış.- yer alan birçok metin bu kitaba da alınmış. Kitabın neredeyse yarısı diğer kitaptaki metinlerden oluşuyor. Kendimi kandırılmış hissettim ve bu, hiç hoş değil.
175 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Aslı Erdoğan hayata bağlanışını anlatmaya başladığı girişle birlikte, hayatın her evresini sorgulayan ve ince ince işlediği kelimeleri ihtişamlı cümlelere dönüştürerek yine sizi satırlarında yakalıyor....Dört duvar arasında geçen ve yaşamından geçip gidenler ve iz bırakanlar. Yazar havada uçuşan harfleri güzel bağlamlara, örümcek ağı gibi örerken, bu ağa takılmak zorunda hissedeceksiniz kendinizi...
175 syf.
·Beğendi·8/10
İşte kadın!
Feyza Altun'un kadının fenni ni yorumlarken Aslı hanımdan hiç bahsetmemişim.Çok büyük eksikliktir. Eserinde deneme şeklinde ilerleyen yazılar var ve hayatın önemli noktalarına temas ediyor. O hem toplumda hem toplumun üstünde bir göz misali bize yazıyor...
Bir kadın olarak onun kitabı bana ilham verdi, en zor durumlarda kendime güvenimi perçinlemiştir.
175 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yazarin anlatis tarzina sectigi kelimelere bayilcaksiniz. Bu kitaptan sonra yalnizliginizi seviceksiniz..Hatta bu nasıl bi yalnizlik deyip kendi yalnizliginiza sukrediceksiniz. Yalniz yazarmizin yalnizligi da cok asilmis demeden gecemiycem :)
175 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"yoksa bu benim öyküm mü? oysa ona başlayabilmek için koca bir dünyayı yitirdim."

Aslı Erdoğanın okuduğum ilk kitabı.Şiirsel düzyazılardan oluşuyor diyebilirim.Derin duygularını okuyucuya çok güzel aktarmış.Okurken biraz depresyona girebilirsinz!.
Yalnızlığımın tam ortasında konuşuyorum, ben ki yalnızlıktan daha uzun süren bir şey tanımadım.
"Kırmızı artık aynı kırmızı değil, kız çocuk kırmızısı değil. Kan rengi, utanç rengi, tokat rengi, çok lekeli." 
"Gidilmemiş yerlerin, okunmamış kitapların, yerine getirilmemiş sözlerin, dilimin ucuna takılıp kalmış cümlelerin pişmanlığını duyuyorum en çok."
Saatleri kullanmak yerine, yazılması gereken yazılar, alınması gereken kararlar, yapılması gereken düzenlemeler adına kullanmak yerine, içlerine kıvrılıp daldım gene, kedi gibi.
Gökyüzünün altında söylenecek yeni bir şey yoksa eğer, her cümle, her öykü defalarca seslendirilmişse, ben hangi çığlığın yankısıyım? Hangi suskunluğun?
Sözcükler bu Pazar günü evlerinden çıkmak, hayhuya karışmak, riske atılmak istemiyor. Reçetelerim yok, ne toplum, ne kendim, ne de yaşam için.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayatın Sessizliğinde
Baskı tarihi:
20 Aralık 2005
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759174146
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap
Baskılar:
Hayatın Sessizliğinde
Hayatın Sessizliğinde
Hayatın Sessizliğinde
Hızla çekip giden onca şeyin, her şeyin içinden, bir tek kendi yüzün dönüp bakar geriye...

İlk Cinayet
Eskiden, çok eskiden, asla geri gelmeyecek altın çağda, sonsuzluk henüz çarpıp durmamışken zamana, ışık vardı. Söz vardı. Sözün geldiği yürek. Toprak ve suret. Ama hiçbiri yetmedi insanların dünyasının filizlenmesine. Parçalamayı öğrendi tanrılar. İlk cinayet işlendi, kardeş kardeşi öldürdü. Kan suya karıştı, ışık çığlığa... Daha doğmamış olan, sonsuza dek ayrıldı ölenden, söz koptu yürekten, suret unuttu yüzü. Kırmızı bir perde gibi gerildi kan, ölümle yaşam arasına..Bunun içindir ki hep eksik, hep tamamlanmamış kalacak hayatımız, her gün bir tanrı başka bir tanrıyı boğazlayacak içimizde ve her gün yeniden yaratacağız kendimizi, kanla düşlerin evliliğinden.

Kitabı okuyanlar 107 okur

  • Ferit Adsoy
  • Gece
  • 1000Kitap OkumA GüNLüğüM

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%3.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0