Hayatın Tüh Noktası

8,8/10  (5 Oy) · 
6 okunma  · 
5 beğeni  · 
551 gösterim
Hayat, süresi senaryo ile alâkalı; kahramanı ölmedikçe devam eden, kimine göre uzun, kimine göre kısa metrajlı bir film. Yani herkes kendi filminin kahramanı, herkes kendi dünyasının olmazsa olmazı sonuçta. Madem ki bir film hayat ve madem ki bizler bu filmin kahramanlarıyız; o zaman film tadında yaşamak gerekmez mi o hayatı?

Gülmek ve ağlamak, sevinmek ve üzülmek, sevmek ve sevilmek, insan olmanın doğasından değil mi? Tıpkı doğmak, büyümek, baba olmak, anne olmak, yaşlanmak ve ölmek gibi... İyi olmasa kötü olmaz, keder olmasa sevinç anlam kazanmaz. Zor olmasa kolay nedir ki?

Kitaptan bazı başlıklar;
- Bu muskayı yapan buraya gelecek
- Kabloda elektrik var mı abi?
- Aslanlar oteli basmış
- Biz cenazeyi çoktan defnettik
- Kesin çözüm kobra yağı!
- Patolojimiz bozuldu
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2013
  • Sayfa Sayısı:
    266
  • ISBN:
    9789944915489
  • Yayınevi:
    Kent Kitap
  • Kitabın Türü:
Mehmet Y. 
17 Tem 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu kitabı çok daha önce okumalıydım. Bugüne nasipmiş.
Bir kitabın yazarını şahsen tanımak o kitabı okurken sempati duymanıza sebep olabilir; kabul. Ama bu kitabın bana sempatik gelmesinin tek sebebi de bu değildi. Çünkü ‘Hayatın Tüh Noktası’ hayatın içinden bir kitap.
Bizde okumak ciddi bir eksikliktir ancak en az onun kadar büyük bir eksiklik de yazmamaktır. Bolca konuşuruz ama bir türlü kağıda dökmeyiz bunları. Halbuki ecdad ne demiş? Söz uçar, yazı kalır…
Sıkça verdiğim bir örnektir; mesela bu ülkede milyonlarca insan Hacca ya da Umreye gitmiştir, milyonlarca erkek askere gitmiştir ama kaç kişi bunları kitaplaştırmıştır? Hatta bırakın kitabı, bir günlük olarak yazıvermiştir. Cevabınızı duyar gibiyim. Kim, ne yapacak bizim anılarımızı? Öyle ya, belki de çoğu sıradan, hepimizin yaşadığı şeyler olabilir. Ancak şöyle düşünelim, günümüzden 300 yıl önce yaşamış büyük dedemizden bize bir mektup kalsaydı. Ne kadar ilginç olurdu değil mi? Belki o da günlük ve sıradan şeylerden söz edecekti ama…
Ayhan Özkoroğlu, Samsunlu bir isim. Şehrin tanınan simalarından. Kaleme aldığı ‘Hayatın Tüh Noktası’ ise kendi kişisel tarihini anlatmaktan ibaret olan mütevazı bir çalışma. Aile fertleri, dostları, arkadaşları da kitabın yardımcı karakterleri.

Aslında Ayhan ağabeyin yaptığı iş büyük bir cesareti de beraberinde getiriyor. Çünkü bizde insanın yeri geldiğinde kendiyle dalga geçmesi çok da fazla yapılan bir iş olmadığı gibi en fazla dost meclislerinde gerçekleşen bir durumdur. Lakin Özkoroğlu, burada kendi zaafları da dahil pek çok şeyi bir kitaba malzeme yaparak, yüreğini bir bölümünü hiç tanımadığı okurlarına açmış oluyor. Çocukluğu, büyükleri, iş hayatı ve hatta bazen özel hayatı bile kitabın konuları arasında. Klasik bir tabir olacak ama bazen güldüren bazen hüzünlendiren hatıraları var kitapta. Kendisi elitist ya da sosyetik birisi olmadığı için de hayatı bizlerin hayatına da epeyce benziyor.
Peki, kitapta en beğendiğim bölümler hangileriydi? Ağırlıklı olarak gülünç şeyleri söyleyebilirim. Mesela balığın yanındaki yeşillik; mesela bir daha ne zaman gol olur?; mesela kılavuzu karga olanın; mesela kusura bakma abi, görmedim gibi anılar…

'Kaçakçı Ayhan Özköroğlu', bir devrin ruh halini yansıtması açısından ibretlikti. Yine KYM aracılığıyla yapılan etkinliklerde karşılaşılan yokluklar ise yürek sızlattı. Eşiyle tanışma hikayesi ise gerçekten çok sıra dışı ve güzeldi.
Bu sevimli kitap ile ilgili iki eleştirim olacak. Birincisi yayınevi tarafından hiç redaksiyon yapılmamış olması. Yani, yazarın gözünden kaçan hatalar düzeltilmemiş. İkincisini ise bizzat yazarına söyleyeceğim. Ee, yazar tanıdık olunca o kadar hakkımız olsun değil mi?

Bahri Oral 
14 Ara 2015 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayatın içinden hayata dair sıcacık hikayeler anlatan, herkesin hayatından bir parça bulabileceği ve mutlaka evet bende diyeceğiniz bir kitap. Tebrik ediyor ve şiddetle tavsiye ediyorum

Kitaptan 2 Alıntı

madem ki bir film hayat
ve madem ki bizler bu filmin kahramanlarıyız;
o zaman film tadında yaşamak gerekmez mi o hayatı?

Hayatın Tüh Noktası, Ayhan Özköroğlu (Sayfa 14)Hayatın Tüh Noktası, Ayhan Özköroğlu (Sayfa 14)

Mandolin
Mandolin çalmayı çok istiyordu. Halk eğitim bir mandolin kursu açmıştı ama kaydolsa ne yazar ne bir mandolini nede onu alacak parası vardı. Küçüktü ilkokula yeni başlamıştı ve yolun daha çok başındaydı. Soğuktu üşümüştü. Eve geldiğinde annesinin sıcaklığı ile ısındı. Okulda olanları anlattı annesine bir nefeste. Sonra yine durgunlaştı gözleri daldı. Döndü annesine ve:

“Babamın işi olsaydı, parası da olurdu, bana mandolin alırdı değimli anne” dedi

Anne yutkundu, cevap veremedi sözcükler boğazında düğümlendi, ağzından çıkan “evet” titrek bir mum alevinin havada bıraktığı sis gibi kayboldu.

Akşam olmuş ve baba eve dönmüştü, o uyumuştu. Anne küçük çocuğun söylediklerine ona anlattı. Beraber ağlaştılar. Daha sonra masanın üzerindeki kumbaraya gözleri ilişti. O zamanlar kumbaralar metaldi ve sadece dolduğunda bankada açılırdı. Birbirlerine baktılar ve aynı anda kalktılar. Anne bir şiş birde cımbız getirdi ve kumbaradan para çektiler. Sabahı zor ettiler önce gidip bir mandolin aldılar daha sonra çocuğu mandolin kursuna yazdırdılar. Mandolin almışlardı ama kılıfına para yetmemişti. Anne eve koştu mavi bir kumaştan fırfırlı bir kılıf dikti, mandolini içine koyup yatağın altına sakladı. Akşam oldu çocuk döndü. Yine üşümüştü. Annesi kapıda karşıladı, kucakladı ve kulağına fısıldadı

_Git yatağın altına bir bak

Fırladı küçük çocuk. Daldı yatağın altına ve çıkarttı küçük elleriyle mavi torbayı. Heyecanla açtı ağzını torbanın. İçindeki mandolindi. Şaşkındı, ne diyeceğini bilmiyordu. Anne yine ağlıyordu ama bu defa sevinçten.

Sadece mandolinin alındığını ve kursa yazdırıldığını biliyordu küçük çocuk. Yıllar sonra öğrenecekti anne babanın ne olduğunu ama belki de hiç anlayamayacaktı kumbaradan para çekmenin nasıl bir his olduğunu. Çocuktu ve sadece istemeyi biliyordu. Vermenin anlamı henüz çok uzaktı onun dünyasına. Anne ve babanın çocukları için yaşadığına, onlarla gülüp onlarla ağladığına, çocuğa yok demenin ne zor olduğuna dair hiçbir şey bilmiyordu daha. Dedim ya küçüktü, çocuktu ve daha yolun başındaydı.

Yıllar geçti aradan baba oldu küçük çocuk ve çocukları oldu tıpkı kendi çocukluğu gibi. Önce baba olmanın ne demek olduğunu anladı. Sonra vermeyi öğrendi, çocukları ardı ardına istedikçe. Ayakkabı istediler, elbise istediler, oyuncak istediler aldı. Hatta bir bilgisayar bile aldı onlara. Ama hiç biri o mandolin kadar değerli olmadı. Kırdılar, bozdular, eskittiler. Çocuktular, kıymet bilmediler. Hatta kumbaralarını bile kırıp döktüler. Çünkü onlar kumbaradan para çekmenin ne demek olduğunu hiç bilmediler ve umut ediyorum hiç bilmezler.

Yaşı doksanlara dayanmış bir amcanın 250 gr şeker için kuyrukta Amener resulü okuduğunu dinlemiş ve daha önce bunu yazmıştım. Ben hiç kuyruk beklemedim, böylesi bir yokluğu hiç yaşamadım. Düşündüm taşındım kendimden bir hatıra buldum çıkarttım. O küçük çocuk bendim ve anladım ki benim çocuklarımda benim yaşadığım kadarını yaşamadı. Eminim bugün bunca nimetin arasında yokluktan, darlıktan şikâyet edenler hafızalarını şöyle bir yoklayacaklar ve zamanın derinliklerinde kendi hatıralarına ulaşacaklardır. Ulaşacaklardır ve bugün sahip olduklarına şöyle biraz daha sıkıca sarılacaklardır.

Hayatın Tüh Noktası, Ayhan Özköroğlu (Sayfa 176)Hayatın Tüh Noktası, Ayhan Özköroğlu (Sayfa 176)