Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens (İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
76311
Gösterim
Adı:
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Alt başlık:
İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055029739
Orijinal adı:
קיצור תולדות האנושות‎,
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kolektıf Kitap
Baskılar:
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Sapiens: Bəşəriyyətin Qısa Tarixi
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Sapiens: A Brief History of Humankind
Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?
Para neden herkesin güvendiği tek şey?
Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?
Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?
Geleceğin dini bilim mi?
İnsanların miadı çoktan doldu mu?
100 bin yıl önce yeryüzünde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak?
Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim’le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor.
Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir?
30’dan fazla dile çevrilmiş bu kışkırtıcı çalışma özellikle Jared Diamond, James Gleick, Matt Ridley ve Robert Wright’ın eserlerine aşina okurlar için muhteşem bir kaynak.
“Sapiens, tarihin ve modern dünyanın en büyük sorularını gayet yalın bir dille ele alıyor. Çok seveceksiniz!” Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı
“Harari’nin eseri kabul görmüş doktrinlerin karşısında duran fikirler ve şaşırtıcı gerçeklerle bezeli.” John
412 syf.
·26 günde·10/10
Yıllar önce İsveçli botanikçi Carl von Linné Doğanın Sistemi adlı eserinde dünyadaki canlıları iki isimli cins ve tür olarak adlandırıp, bilim otoritelerince kabul gördü. Mesela köpek Canis Familiaris, kurt ise Canis Lupus'tur. Yani aynı cins ama farklı tür. Günümüz insanoğluna da Homo Sapiens denilir.Bu eserde kapağında da yazdığı gibi "insan türünün kısa bir tarihi" ni anlatan bir kitap.

Bazı örneklerden anladığım kadarıyla çevirmen, verilen örneklerin okuyucular tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için değişiklik yapmış. cumhuriyet ve imparatorluk dönemi, istanbul ve izmir karşılaştırması vs.

Çok temel, anlaşılır, detaylarda boğmadan insan türü nerden doğdu, nasıl evrimleşti, yayıldı, neleri değiştirdi, bu değişimleri kendisi yaşarken çevresinde nasıl değişimler gerçekleşti, bunların bireylere, topluluklara, imparatorluklara, devrimlere ve devletlere yansımalarını cevaplayan yakın gelecekte bu bağlamda bizi nelerin bekleyebileceğini soran arşivlik eser.

Son zamanlarda okuduklarım arasında bitmesini asla istemediğim, ufkumu arşa çıkaran, şimdiye kadar hiç düşünmediğim şeyler hakkında düşünmemi sağlayan kitaptır okunmaya değer buluyorum..

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
412 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10
İncelememe başlarken kitabı okumaya karar verirseniz tüm ön yargılarınızı ve bağlılıklarınızı bir kenara bırakıp kitaba öyle başlamanızı tavsiye ederim. Eğer din,ırk ve millet kategorileri sizin için birer tabuysa bu kitap sizi rahatsız edecek içeriğe sahip nitelikte.

Kitap çok çarpıcı ve sarsıcı olmasına rağmen,o kadar anlaşılır ve sade bir dil kullanılmış ki su gibi akıp gidiyor satırlar. Çok yazılmış zaten fakat kırmızı kalemle altını çizmek gibi olsun diye bir kere de ben yazayım. Kitap bu alanda bilgi sahibi olan olmayan herkesin anlayabileceği bir kitap. Eleştirel bir kitap olduğuna dair okuduğum yorumlara ise katılmıyorum, zira yazar kişisel görüşünü katmadan,kırmadan,incitmeden yazmış.Başta tabu dediğim konulara sert bir şekilde,kibirli ve rahatsız edecek biçimde değinmek yerine çok naif bir şekilde tane tane anlatmış. Sanki kimseyi kızdırmak istememiş de tersine gerçeği herkese göstermek istemiş.

Kitapta ilerledikçe kendimizi ne kadar önemsediğimizi daha şiddetle fark ettim. Sonuçta koca evrende önemsiz bir tür olarak ortaya çıkıp, hayal gücümüz sayesinde baskın tür haline dönüşen, türleri yok eden,türlerin günümüze dek devam etmesine sebep olan,koca evrende Dünya dediğimiz küçük noktada yaşayıp Tanrıcılık oynayan,hala kendimizi tek sanan kibirli hayvanlarız.

Gözümüzde devasa öneme sahip ne varsa tek tek önemsiz hale geliyor okudukça. Kitapla ilgili sevdiğim şeylerden birisi de önce sorgulamamıza öncülük edip sonra soruların cevaplarını tüm açıklığıyla aktarması. Bu konuda gerçek bu şekilde öyleyse siz diğer türlüye inanmayı bırakın demiyor asla. Seçimi bize bırakıyor, dilerseniz tüm bu sunduğum kanıtları bir kenara atıp görmezden gelerek bunca zaman inandıklarınızla yaşamaya devam edebilirsiniz demek istiyor gibi. Bilmemek bazılarımız için mutluluk olabilir.

Son kısımlardaki gelecek öngörüleri gerçekten ürkütücüydü. Kitabı okumaya başladığım zamanlarda "Black Mirror" dizisini izlemeye başlamıştım. Bilen vardır mutlaka dizide de gelecekte teknolojinin epey ilerlediği zamanlardan rahatsız edici bölümler izlersiniz. Birçok bölümü "Böyle bir şey olsa ne olur?" sorusunu sormanıza ve korkutucu hissetmenize neden olur. Kitaptaki gelecek varsayımları da aynı bu hissi verdi bana. Özellikle gelişmişlik ve mutluluk ilişkisine değinildiği kısımlar.

Bilim,mühendislik ve teknoloji çalışmalarıyla ileride şuanda bize imkansız gelen pek çok şeyi çözümleyebiliriz belki; fakat şahsi görüşüm bu teknolojilerin insanlar arasındaki uçurumu daha da açacağı yönünde.Muhtemelen Genetik Mühendisliği'nin nimetlerinden her Homo Sapiens yaralanamayacak,çünkü herkesin maddi gücü şuan olduğu gibi gelecekte de aynı düzeyde olmayacak ve Homo Sapiens'ten daha üst bir türe evrimleşme sürecinde daha mutsuz,yüksek ayrımcılığın hakim sürdüğü belki de kaosun hakim olduğu bir ortam bizi bekliyor olacak. Son yıllarda epey gözde hale gelen distopik kurgularda bahsedilen sınıflara ayrılmış bir düzen belki de hayal değil.

Bu mükemmel kitabı okursanız pek çok olaya farklı açılardan bakmaya başlarsınız,ama ben baktığım pencerenin önünde iyiyim,bana dokunmayın derseniz yavaşça o kitabı yere bırakın. İncelememi kitaptaki şu güzel alıntıyla bitirmek istiyorum.

"Gelecek belirsizdir ve şu son birkaç sayfadaki öngörülerin eksiksiz gerçekleşmesi gerçekten çok şaşırtıcı olur. Tarih bize, hemen önümüzde duruyor gibi görünen şeylerin öngörülmeyen engeller yüzünden gerçekleşemeyebileceğini ve onların yerine bambaşka, hayal bile edilemeyen senaryoların devreye girebileceğini öğretmiştir. Bizden cevap bekleyen en önemli soru, "Neye dönüşmek istiyoruz?" değil, "Neyi istemek istiyoruz?"dur."
412 syf.
·4 günde·6/10
- İlk olarak kendimi eleştirmem ve incelemem gerekiyor. Ben tarihin aşırı anlatıldığı bu tarz kitapları pek sevmediğimi daha iyi anladım ve kitabı okurken sıkılmamak, uyumamak ve dokunduracak bir yer bulmamak için kendimi zor tuttum. Yaşadığımız hayatın ''hiçbir zaman'' tarafsızlığından yana değilim. İlla ki bir tarafta yer almamız gerekiyor ve buna göre de fikirlerimize ters düşen anlarda durup düşünüyoruz. Karşımızdakinin düşüncelerini ve hareketlerini de kendi tarafımıza göre değerlendiriyoruz. Ben de kitabı değerlendirip incelerken kendi tarafımdan baktım olaylara ve bu yönden inceledim. Okuyanlar bunu göz ardı etmesin lütfen. Kişisel görüşlerim bunlar. Saygılar.

- Gelelim kitabımıza. Ufak ufak spoilerler ile süslenmiş bir inceleme olacak şimdiden uyarmak istiyorum.

''Kitapta geçen dini konulara hiç değinmedim. Yazarın görüşünü herkesin okuyup kendine göre yorumlamasını istediğim için.''

-Kitabımız taaa çok eski zamanlardaki insanların ilk yerleşim yerlerine ve ilk zamandaki insan kalıntılarını incelemeyle başlıyor. Evet iyi hoş bu bilgileri ediniyoruz ama daha dakika bir gol bir sanki hiç bilmediğimiz bir şeymiş gibi insanlığın vahşet yılları geliyor gözümüzün önüne. İlk dönemlerden beri yabani olan(gerek fiziksel açıdan gerekse duygusal açıdan), şiddete meyilli bir türle karşılaşıyoruz. ''Sapiens''.

-Tarla tapan, çiftçi, saban ile başlıyor kitabımız. Güzel adımlar atmamış insanoğlu hiçbir döneminde. Resmen tarih katliamlarla dolu. Bir oturup anlaşamamışız yazarın anlattıklarına ve tarihi bulguların söylediğine göre. Tarihi bulgular derken kitapta 149 adet alıntı var. Tabii ki bu kitabı yazarken böyle alıntıların olması gerekiyordur muhakkak ama yazar bir alıntı arkasından detayını yazmış. Kendi bilgi havuzundan faydalanarak içinde yüzeceğimiz şeyler bırakmamış nerdeyse, alıntıları açıklamak üzerine bir kitap olmuş. Bu basit bir şey demiyorum! Tabii ki bu olayları her yönden değerlendirmenin güçlükleri vardır ama bu kitaptan beklentim beni insanlık adına aydınlatmasıydı. Olmadı.
Açıklama okudum bol bol.

-Gördüğüm ikinci canımı sıkan şey örneğin bir konuya başlarken 2 veya daha fazla soru sormuş. İlk soruyu açıklamış açıklamış ve açıklamış. Haydi 2. soruyu açıklamaya yine ilk soruyu açıklamaya başladığı yerden başlayarak devam etmiş. Bu 3. soruda da böyle olmuş. 4-5 olsaydı can sıkıcı olabilirdi. İç içe geçmiş soru açıklama sayfaları resmen beni boğdu.

-Kitapta fark ettiğim bir diğer şey kitabın yarısından fazlası neredeyse aynı yüzyıllar on yıllar içinde geçerken, bir anda yaklaşık 500 yıl öncesine gelmiş olup ilk insanlarla kıt'aların keşfine sıçramış olması. Aradaki devirleri çok seri cümlelerle atlamış yazar ki bence bu büyük bir eksiklik böyle bir kitap için.
Kitaptaki vahşetin gözler önüne her serilişinde ve insanlığın yaptıklarından yazar her gem vurduğunda acaba; hadi biz bunların farkında değiliz cahil insanlarız, bu kitabı da okumadık varsayıyoruz. Yazar ne gibi güzellikler yapmışta dünyanın güzelleşmesi için, insan hayatının gelişimi için nasıl bir rol oynadığını çok merak ettim.

''Kişisel görüşüm..''

Evrimi anlatıyor ama bence hala en yabani ve evrilmemiş tür biziz. Bunun farkındayız zaten. Fiziksel olarak evrilmiş olabiliriz, eskiden kamburmuşuz,daha fazla kıllıymışız falan ama ya duygularımız?
Hala kin besliyor, hasetlikten çatlıyoruz. Fesatlık içimizi yiyip bitiriyor ve doymak bilmeyen ego dürtüleriyle süslü hayatımızda en üstün ırk olduğumuzu sanıyoruz. Bitmek bilmeyen yarışların içinde seyrediyor hayatımız. Görsel Show çağındayız şu an. Herkesin birbirine caka sattığı ve evrilmemiş insandan bile daha açgözlü olduğumuz çağda.

''Kıssadan hisse..''
-Adım attığımız her kara parçasında doğanın kalbine resmen on bin yıllar, bin yıllar, yüzyıllar boyu atom bombası atıp doğayı katledip durmuşuz. Ekolojinin içine etmişiz ve biz bunları yaparken evriliyor-muşuz. Vay halimize. Hayvan neslini değil, kendimize benzeyen diğer insan türlerinin bile kökünü kurutmaktan aşağı kalmamışız. Diyeceksiniz ki onlarca sanat eseri var, binlerce resim, doğa harikası yapılar. O yapıların altında yatan gerçekler de var. Hepsini detaylı incelersek yine elimizdeki vahşet tablosu hepsinin üstünü örtmeye yeter de artar.

''İnsanoğlu doğanın başına gelen en büyük felakettir.''

Kesinlikle..

Sabırla incelememi okuyan herkese teşekkür ederim..
Yorumlar ve eleştiriler (olacaksa) saygı çerçevesi içinde olsun lütfen..
412 syf.
·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda kitaplar hakkındaki yorumlarımı izleyebilirsiniz:
https://www.youtube.com/...oHVW_FSN58EE52V193Ag

"Yaşamak için bir sebebiniz varsa her şeyle baş edebilirsiniz." Friedrich Nietzsche

Şimdi, başlığı gördün ve geldin. Bu yazının içeriğinde haliyle neler olacak diye merak ediyorsun. Hatta belki bir ateistsin ve bu yazıda geçen evrim ile ilgili düşüncelerin bir hatasını bulabilmek için ısrarla okumaya devam edeceksin. Belki de bir teistsin ve üstüne ayetler atılmasını, ayetler var ayetler!!!11 denmesini isteyeceksin. Eğer gerçekten bunları okumak istiyorsan, bunu başkaları benden çok daha iyi yapmıştır ve yapıyordur, emin olabilirsin.

Öncelikle bu çağda gerizekalı olmak çok kolay. Bence Tanrı'nın varlığına inanmak ya da inanmamak bir gerizekalılık göstergesi değildir. Tam tersine, Tanrı'nın varlığına inanan ya da inanmayan insanları gerizekalı olarak göstermeye çalışan insanlar gerizekalıdır. Nasıl? Gerizekalıception oldu değil mi böyle de, neyse... Biz konumuza geri dönelim.

Elimizde iki konu var, bunlardan birisi bilim, diğeri de din. Bunlar hakkında size detaylı yorum yapabilecek kapasiteyi kendimde göremiyorum. Yani bu konuların uzmanı değilim. Evrimsel biyologlar, ilahiyatçılar ve bu konunun eğitimini alanlar zaten size yeterince bilgi sağlayabilir bu konuda. Fakat sadece inandığım ve kabul ettiğim bazı çerçeveler var. Biz de zaten bu sitede bunun için yok muyuz? Farklı çerçevelerden bakıp başka bakış açılarını görebilmek ve düşünce yelpazemizi genişletebilmek için... O zaman başlıyorum.

Aslında ne bilimin ne de dinin birbirinin doktrinlerini çürütmeye niyeti var diye düşünüyorum. Bu ikisi de zamanında kozmik ve fizik dünyası hakkında araştırmalar yapıp da bu çalışmalarını yapmaya onu teşvik edenin Allah ve Kur'an olmasını belirten İbn-i Heysem gibi aynı elimizde tuttuğumuz iki adet kelime gibi. Bilim, bir gözlemden sonra yapılan bir diğer gözlemin önceki gözlemi yanlışlayabileceği, geçici olup zamanla sınırlı olan ve değişime bağlı ilerleyen bir dal olduğu için güzeldir zaten. Din ise değişmeyen sürekli bir olgudur, zamandan bağımsızdır ve sürekli, sonsuz bir bilgidir.

Örnek verecek olursam; annemizin bize yaptığı bir kek düşünürsek, bilimi bu kekin "nasıl" yapıldığıyla, içindeki bileşenleri, kaç derecede pişirilip, pişirme süresinin ne kadar sürdüğünü belirtmesiyle açıklayabiliriz. Fakat bilim "neden" sorusuna bir çalışma alanı olup çerçevesi ve metodu olduğundan dolayı cevap vermez. Annemin keki neden yaptığını bilimle açıklayamam. Peki, bilim bunu açıklamak ister mi zaten? Hayır kardeşim, sana pilot kalemle Allah'ı kanıtlamayacağım, dur.

Yuval Noah Harari'ye göre bu sorunun cevabı hayır. Hatta zaten onun da dediği üzere "Evrimin amacı yoktur." (s. 153) Hatta yine onun da dediği üzere "İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur. (...)" (s. 382) Peki, Sapiens yani insan bunun neresinde? Evrime göre amacı olmayan ve hiçbir zaman da olmayacak bir dünyaya, amacı olan şeyler bırakabilmek isteyen bir türdür Sapiens.

"Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır." Montaigne

"Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz." Dostoyevski

Evet, evrim teorisine biraz edebiyat gözüyle bakıyoruz gördüğünüz gibi. Ama mantıken düşünecek olursanız, teist ve yaradılış yanlısı insanlar Dostoyevski'yi Allah'ın yarattığını düşünürken, evrim teorisi yanlısı insanlar da Dostoyevski'nin atasının, 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika'da Güney Maymunu anlamına gelen bir maymun cinsinden evrimleştiğini düşünüyor. Belki Montaigne, Darwin'in doğumuna yetişememişti fakat Dostoyevski, Darwin ile aynı çağda yaşadı. Yaşamda tutunma pahasına dünya yaşamı için bu ürünlerini verdi ve göçtü gitti. Acaba Dostoyevski evrimi "kabul ediyor muydu?" Farkındaysanız, kabul etmek eylemini kullandım. Şimdi bu konuya geçelim.

Evrim teorisi bilimdir, buna inanmazsınız, kabul edersiniz veya etmezsiniz, bu sizin tercihiniz. Din ise bir inançtır, buna da inanırsınız ya da inanmazsınız, bu da yine sizin tercihiniz. Mesela geçen İhsan Oktay Anar'ın dediği bir cümle vardı ya : "Ben inanmayı değil, bilmeyi tercih ederim." Etsin kardeşim, bundan bize ne? İncelemenin başlarında dediğim konu olan bilim ve dinin konusu bu. Alanında uzman kişiler zaten konuşuyor, ama şunu da söyleyeyim... Bir inanç da bilgisiz olmamalıdır, eğer bilgisiz bir inanç varsa orada körü körünelik de vardır. Bir şeye inanıyorsan da inanmıyorsan da altında mantıklı nedenlerin olsun. Mesela ben evrim teorisindeki tesadüfün birbiri ardınca gelen tesadüflerin bir araya gelip tesadüfleri oluşturmasını kabul etmiyorum. Zaten bilim de salt rastgelelikle ilerlemez fakat sonuçta evrimin altyapısında amaçsızlık ve rastgelelik vardır. Bunu kabul eden edebilir, etmeyen de etmez, bu yüzden de kimseyi sorumlu tutamayız. Ama eğer bu konuyu evrim perspektifinde duymak isterseniz şu videoyu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/PT6fLkB_rQ0

Hatta evrim teorisi meraklıları için geçen gün evrimsel biyolog Ergi Deniz Özsoy'un Twitter'da yayınladığı kitap listesini paylaşayım burada da:
1-Evrim Nedir? -Ernst Mayr
2-Evrim Neden Gerçektir? -Jerry A. Coyne
3-Üçlü Sarmal -Richard Lewontin
4-Biyoloji Budur- Ernst Mayr
5-Atalarımızın Hikayesi -Richard Dawkins
6-Evrim: Çok Kısa Bir Başlangıç(baskıda)- Brain ve Deborah Charlesworth
7- Evrim mi Yaratılışçılık mı? - Eugenie Scott
8-Evrim: İnsanın Kökenini Çözme Hikayesi -Tamer Kaya
9-Evrim Kuramı ve Mekanizmaları - Çağrı Mert Bakırcı
10-Evrimsel Biyoloji Yazıları - Ergi Deniz Özsoy

Bunlarla birlikte bence bütün kutsal kitapları da okumalısın, en azından Avesta, Tevrat, İncil, Zebur, Kur'an-ı Kerim gibi kutsal kitapları kesinlikle okumalısın. Bunun yanısıra teizm görüşüne bağlı ilerleyen Hay bin Yakzan, Dine Karşı Din, Hakikatin İzinde gibi kitapları ve panteist filozof Spinoza'nın Etika kitabını öneririm. Kimsenin sizi bir şeye inandığınız için, bir şeyi kabul ettiğiniz için gerizekalı olarak etiketlemesine izin vermeyin. Pek çok konuda uzman değiliz ve yapacağımız tek şey o alanda uzman olan insanların görüşlerini okuyup belki de onlarla birlikte yolumuzu çizmek. Bu isterseniz amaçsız ve körlemesine ilerleyen bir evrim yolu da olabilir. İsterseniz de hayatınıza anlam ve mana katmak için daha manevi yollar tercih edebilirsiniz, bu tamamen size kalmış. Sadece şunu bilin, bugüne kadarki pek çok bilim adamı da ateistti ve bu dünyaya bir şeyler bırakmak için savaştı. Bu dünyanın daha iyi kalabilmesi ve daha uzun yaşayabilmesi için hayat kalitelerimizi yükseltecek icatlar yaptılar. O zaman bir de siz hangi kitabı okuyun biliyor musunuz? İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabı da bunları anlatıyor zaten. Bu noktada size de bu soruları sormam gerek...
İnsan türü nereden geldi ve nereye gidiyor? Bu gidişin sonu nereye varacak? Avcı ve toplayıcı olarak başladığımız hayatlarımızda yoksa biz insanlar mı avlanıp toplanacağız? Salt daha tembel olabilmeniz için hayatınıza eklenen kolaylıklar olan icatları ne kadar yerinde kullanabiliyoruz? Başta ayet paylaşmayacağım demiştim fakat İnşirah Suresi 7. ayeti bence her dinden, her inançtan, herhangi bir bilgiyi kabul eden insanlara yöneltebiliriz:
"O hâlde boş kaldığın zaman, hemen (başka bir işe giriş) yorul!"

Einstein da boş kaldığı zaman yoruldu. Nietzsche de boş kaldığı zaman kafasını yordu, Tanrı düşüncesini öldürdü. Ama en azından yoruldu ve çalıştı! Darwin de boş kaldığı zaman yoruldu ve Galapagos adasına giden ekipte yer aldı, belki bu dünyaya farklı bir düşünce ekleyeceğini düşünüyordu ve başardı da. Daha pek çok yorulan kişi var, bunların arasında da zamanın büyük bölümüne hakimlik kurmuş olan Bereketli Hilal bölgesinin hükümdarlığının yavaş yavaş ellerinden gitmesine sebep olan değişim, Coğrafi Keşifler var. Belki de Cortes ya da Pizarro, Aztekler ya da İnkaları işgal etmeye gitmeseydi şu an Amerika adlı bir kıtayı tanımıyor olabilirdik... O yüzden sen şu kitabı da oku bence:
Tüfek, Mikrop ve Çelik

İnsan, tanınması gereken ilk coğrafyaydı. Biz ise onu en sona bırakıyoruz. Bu yazıyı okuyan sen, hangi inançtan olursan ol ve hangi düşünceyi savunursan savun... İnsan türünün bu freni boşalmış haliyle gidişine hangi bireysel çözümlerle engel olabiliyorsun? Yoksa sen de mi amaçsızlık ve rastgelelik akımına kapılıyorsun? E o zaman neden Tanrı'ya inanmayan bilim adamları da her şey amaçsız yaaauu bırakalım gitsin deyip her şeyi koyvermedi? Benim kendi çapımdaki bireysel çözümüm köy okullarına kitap hediye etmek mesela, hayatımı buna göre çizeceğim ve muhtemelen de 70 80 yaşına kadar yaşayabilirsem 14,5 milyar yıllık evrende küçücük bir noktaya değmiş gibi sayacağım kendimi. Bireysel çözümlerin ve çalışmanın dini, dili, ırkı yoktur, bunu sen kendi başına da yapabilirsin.

Cehaletimizi kabul edelim, "Bilmiyorum" demeyi öğrenelim ve bu bilmemezlik bize yeni bilgilerin kapısını açsın. Her görüşten kitap okuyalım, kitap ırkçısı olmayalım, bir Müslüman iken evrim teorisi kitapları ya da bir evrimsel biyolog, evrim teorisi savunucusu bir ateistken de teizm kitapları okuyalım. Karşıt görüşleri bilelim, bilelim ki Türkiye adı verilen bu simülasyonda bir ortamda görüşlerimizi sakince ve mantıklı nedenlerle birlikte sunabilelim. Anlaşılması zor olan bir şey söylemedim değil mi?
412 syf.
·17 günde·7/10
Bu kitabı okumaya karar verdiyseniz ve üstüne biraz araştırma yaptıysanız, genel olarak belirli tabulara sahip olan kişilerin kitabı okumaması hakkındaki yorumlara rastlamışsınızdır.

Kitabın konusu; özetle insanın dünya üzerinde nerden nereye geldiğini ve bundan sonraki akıbetini konu alıyor.
Londra Doğa Tarihi Müzesi’ni gezme şansını yakalamış; Charles Darwin’in çalışmaları ve bulmuş olduğu kalıntıları görmüş biri olarak, kitabın ilk 100 sayfasını ilgiyle okudum. Evrimleşme sürecini bilimsel olmasının yanı sıra yalın bir dille anlatmış.

Kitapta, insanoğlunun yerleşik hayata geçişiyle birlikte ihtiyaçlarının, beklentilerinin ve yaşam standartlarının değişimi uzun uzadıya anlatılıyor. Buğday hakkında birçok çarpıcı gerçeği açıklıyor. Vejetaryen olmaya yatkınsanız muhtemelen bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle vejetaryen olma kararı verirsiniz. Çünkü, insanoğlunun tüm doğayı nasıl kendi çıkarları için telef ettiğini tane tane yazmış. Aşağıda yer alan animasyonu aylar önce izlemiştim. Bu kitabı okuyunca o animasyon canlandı gözümde. Animasyonu https://goo.gl/dDhX1e linkten izleyebilirsiniz.

Paranın hayatımıza girmesini konu aldığı bölümler ve paranın hayatımıza katmış olduğu kredi, banka konularının ele alındığı bölümleri okurken biraz sıkıldığımı itiraf edebilirim. Seneler önce okuduğum ders kitaplarımı hatırlattı bana. Tabii konuya aşina olmayan kişiler için güzel bir bilgi aktarımı olmuş.

Kitabın ilk 300 sayfası hep bizden önce yaşananları konu almış. Aman canım geçmiş, geçmişte kalmıştır diyorsanız ve okuduklarınız sizi etkilemediyse son 100 sayfayı daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim.
İnsanoğlunun şu anda yaşadığı içsel kaosu ve geleceğinin belirsizliği var son 100 sayfada. İnsanın Siborglara dönüşümü hakkında enteresan bilgilere yer verilmiş. İnsan ırkının tamamen değişeceği ve Siborgların artık insan değil, hatta organik bile değil, tamamen farklı bir şeye dönüşebileceğinin sinyaller veriyor.
Gılgamış Destanı’ndaki ölümsüzlüğe duyulan özleme, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında yer alan mutluluğun en üst düzeyde olmasına ve George Orwell’in 1984’ün ünlü “Büyük Birader”inden de bahsetmiş olması hoşuma gitti. Yazar Frankenstein’in kehanetine de yer vermiş kitapta. Şimdilerde aslında üzerinde kafa patlatılan dijital keşiflerin ve robot üzerine yoğunlaşan çalışmaların belkide insan ırkının sonu getirebileceğini anlatmış. İnsanlığın sadece gelişebilmek adına soylarını tükettiği bir çok canlı türü ile aynı kaderi paylaşabileceği gerçeği var. Bunlar çok ürkütücü gerçekler değil mi?

Bu kitabı okumadan önce Gılgamış Destanı’nı, Dr. Frankenstein’i, Cesur yeni Dünya’yı ve 1984’ü okumanızı tavsiye ederim. Hepsi birbirinden değerli kitaplardır.

Matrix filminin ünlü bir sahnesi vardır. Morpheus elinde iki hap ile Neo bir seçim şansı verir ve şöyle der; "Mavi hapı seçersen hiçbir şey hatırlamazsın, yatağında uyanırsın ve istediğin her ne ise ona inanırsın. Kırmızı hapı seçersen, sana gerçekleri gösteririm. “

Ben mavi hapı seçiyorum derseniz, kitabı okumak sizin için tam anlamıyla bir zaman kaybı olmasının yanı sıra işkenceye dönüşebilir. Fakat ben meraklıyım ve kırmızı hapı seçiyorum derseniz, kitaptan oldukça keyif alacağınızı söyleyebilirim.
412 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
İnsanlık tarihine, insanlığa ve insana dair…

"İnsanlar özgür doğdular ama her yerde zincirler içine alındılar."
~Jean Jacques Rousseau

İlk insandan günümüze kadar birçok şey değişti. En basiti insan değişti… Yaşamak için avlanan insandan, keyfi için avlanan insana güncelleme yapıldı. Bunu tek başına, insan yaptı.. Şempanze yapacak değildi ya. Ya da bu güncellemeyi Microsoft’un sahibi Bill Gates vermedi….. Bizzat insan yazıp, güncellemeyi yayınladı ve her insan kendi güncellemesini indirdi…daha sonra kullanmaya başladı...

Kitaba dönecek olursak; ilk olarak kalıplaşmış zihinlerin, o kalıplardan uzaklaşıp okuması gereken bir kitap. Kafanızda belirli bir yapı taşı var ise uzak durun. Sizin kalıplaşmış ilkelerinize ters gelecektir. O yüzden her şeyden arınmış, nü bir yek beyinle okumaya başlayın.. Okumaya başlamaya karar mı verdiniz.. Gelin o halde başımızdan neler geçmiş, başınızdan neler geçecek bir ufak tur atalım.. Spoiler içermez ama insan vahşeti içereceği kesindir… İnsanlık namına yapabileceğim en iyi eleştirilerin olacağı inceleme olacaktır. Haydi başlayalım…!

Öncelikle bu kitap ile ilgili altmış iki alıntı paylaştığımı söyleyeyim. Sonra baktım bu işin sonu yok azalttım, sonrada bıraktım. Kitabı yazdığımı düşündüm çünkü. Altı çizilecek o kadar nokta var ki, hepsi tek bir kitapta toplanmış gibiydi. Bazı alıntıları şu an yeniden paylaşıyorum, inceleme öncesine hazırlık olması açısından. Kitabı okuyalı üç ay oldu sanırım. İncelemeyi yazarken Burzum’dan güzel bir liste yaptım..

Hayvanlardan Tanrılara: İNSAN! İnsan aslına bakarsanız dünyanın Tanrısı gibidir. Hatta ve hatta kendini İnsan Tanrı ilan etmiştir. Bir düşünün etrafınızda olanları, devletlerin kararlarını, toplumsal olayları.. Bunların hiçbirini doğa tek başına yapıyor mu? Aynı görüşte birleşen insanların, diğer görüşlere saygısı kalıyor mu? Her şeyi en ucunda yaşamaya çalışıyoruz. Sınırları zorladığımız şey İNSAN olmak için değil ne yazık ki, insanlıktan çıkmak için.

Voltaire, "Tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkârıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür," demiştir. Biz şuan bunu tartışacak değiliz. Sadece konunun ironisine dikkat kesilmeniz için paylaştım. İnsanlar görmedikleri ya da maddesel olarak dokunmadıkları hayali şeylere bir yere kadar inanır. Ondan sonrası sadece kandırmak için kullandıkları kelimelerden ibarettir. İşte bu yüzden diyoruz ki; İnsanlar, kendi Tanrısal Dünyasını yaratmıştır. Bu Dünya’nın tek hakimi de onlardır. Dolar uğruna ağaç kesilecekse kesilir, dolar uğruna bir fil katledilip dişi birkaç züppenin boynuna kolye olacaksa olur, bir kadın eğlence uğruna satılabilir, bir çocuk açlığa terkedilip ölüme mahkum edilebilir. Bunlar en doğal eylemlerdir. Okuyunca garip, işleyiş olarak normaldir.

İlk insana dönelim? Teknoloji’nin olmadığı, dilin olmadığı insana… Doğa ile baş başa kalmış insan… Ne yapardı bu insan? Homo Erectus’tan………Homo Sapiens’e, yani bize.. Biz şuan Dünyada tek canlı insan türüyüz . Ne oldu geçmişimize. Neden o eski insanlardan bir canlı örnek yok … Cevabı basit aslında, her bir yeni insan türü, bir diğerini yok etti.. Beyaz’ın Siyah’ı yok etmeye çalıştığı gibi… Günümüzü düşünün şimdi, Beyaz insan ile Siyah insan arasında hala ayrım var. 22. değil 33. Yüzyılda da olsak bunun değişeceği imkansıza yakın bir şey. Beyaz insan, siyah insanı hakir görerek; onun üzerinde güce sahip olduğunu iddia etmektedir. Yani Beyaz insan üstün ırk, siyah insan ise işe yaramaz, çürük ırk olarak görülmektedir. Ve bunu yapanların çoğu, Tanrıya inanan insanlardır. Eee hani onu da Tanrı yaratmadı mı? Kendilerince saçma sapan cevaplar buldukları bir çok teoriyle gelirler. Evet ne demiştik, neden tek insan türüyüz.. Çünkü yok etmek bizim doğamızda var. İnsanın doğasında olan en nadide parça yok etme ve sahip olma dürtüsüdür. Kitabın içeriğinde karşınıza çıkacak olan durumlardan biri de Kadın, Erkek ve aile ile ilgilidir. Eski insanlar da ve belki de şuan yerli kabilelerin bir çoğunda evlilik vb. bir şey yoktur. İsteyen istediği ile birlikte olur, doğa çocuklar zaten kabilenin çocuğudur. Bir ayrım olmaz. Böyle bir ayrım olmayacağı içinde kıskançlık yoktur. Bu satırı okuduğunuzda bu ne saçma şey dediğinizi duyuyorum ama bunu şuan ki yüzyılda söylüyorsunuz. Binlerce yıl geriye gittiğinizde bu durum fazlasıyla normaldi. İlk insan ve ondan sonra gelen insan türleri her birini yok ederek yoluna devam etti. Bir çok toplu mezar bulunmasına karşında, bunların bilerek ve istenerek bir başka insan türünün sonunu hazırlayan katliamlar mı, yoksa doğal bir ölüm mü olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Bugün yapılan keşifler çok olmamakla beraber, bulunanlardan da çok fazla şey elde edilememektedir. Tek bildiğimiz, dünün ilkel insanı, bugünün teknolojik ve bilgili insanından farklı değildir. Bilgisel beyinlerin yaptığı katliamları unutacak kadar saf değilizdir. Şimdi ilk insandan çıkıp, yüzyıllarımızın insanına bir bakalım..

Avrupa diyelim.. İlk olarak İngiltere’yi konuya bahis edelim. Talleyrand Prensi şöyle demiştir; "Süngüyle pek çok şeyi yapabilirsiniz, ama üstüne oturmak pek rahat değildir." Bazen yüzlerce askerin yapamadığını, tek bir rahip üstelik çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir. Dünya sömürge ile haritalanmıştır. Ne demiştik, insanlar yok ederek hakim olmayı sever. Bir yere hakim olmak istiyor ise, derhal oranın yerli halkını katliam yolu ile yok eder ya da kendine köle yapar ya da kanının son damlasına kadar kurutur. Bakınız; İngiltere.. Fransa, İspanya…

Coğrafi keşifler başladıktan sonra, her bir ülke kendince bir yerleri keşfetmeye, keşfederken de sömürmeye ant içmiş bir TERMİNATÖR gibi her adım attığı yeri kuruttu. Yerli halkı katletti, onların ritüellerine, inançlarına ve topraklarına saygı göstermedi. Coğrafi keşiflerin hiçbirisi Tarih derslerinde anlatıldığı gibi masum değildir. Zaten birçoğunun da gerçek olmadığı daha sonra anlaşılacaktır. Keşiflerin her birinde kan vardır. İnsan kanıdır. Doğa’nın kanıdır. İnsan adım attığı her yeri katletmiştir. 1450’lerden sonra artık dünya sömürmek için keşfetmeye hazırdır…!! Savulun İnsan ırkı, Avrupalı ırklarınız gelip sizi katletmeye, çocuğunuzu öldürmeye, soyunuzu kurutmaya geliyor…! O eski kabilelerden, yerli halktan bir şey kalmadı… Belki kalsaydı, bizden önceki insan türüne dair daha somut deliller elde edilebilirdi.
"Bir imparatorluk kurmak ve sürdürmek genellikle büyük nüfusların katledilmesini ve geriye kalanların da zalimce bastırılmasını gerektirir."
İnsan ırkı vardı, yavaş yavaş gelişti… Her yeni ırk, bir önceki ırk ile karşılaştı ve onu yok etti.. Bu yok edilişe doğada ayak uydurur. Birbirinden habersiz birçok insan türü aynı anda yaşamış bile olabilir. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Ama ayrı ırkların birlikte olması, günümüzün siyahı ile beyazının birlikte olması gibidir. Hala kabul görmemektedir ve daha 40-50 yıl önceye kadar, idama giden kararlar alınmıştır.

Son insan türüne gelelim.. Yani bize.. neler yaptık, neler yapıyoruz??

"16. Yüzyıldan 19.Yüzyıla, 10 milyon Afrikalı köle Amerika'ya getirildi ve bunların yüzde 70'i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu(...) Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada da şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu."
"Avrupayı kasıp kavuran Sanayi Devrimi, bankerleri ve sermayedarları zenginleştirdi ama milyonlarca işçiyi sefalet içinde fakirliğe mahkum etti."

Sanayi Devrimi….!
Sanayi Devrimi ile Sapiensler yani bizler tamamen değiştik. Öyle bir değiştik ki, hala toparlanamadık ve bununla birlikte Dünyanın sonunu getirmek için en hızlı şekilde çalışıyoruz. Birilerinin zengin, birilerinin fakir olduğu net bir düzende yaşıyoruz. Bunu kabul ettiğimiz için de olan şeylere çok tepki göstermiyoruz artık. İnsanların katledilmeleri, yüzyıllar önce duyulması çok zor bir haberken, şimdi olduğu anda bile haberimiz olmaktadır. Yalnız değişen bir fark var; hissiz bir insan türü vardır artık. İnsanlar ölümlere bile çok tepki vermiyor artık. Uysal bir hayvan gibi itaat ediyor ve sesini çok nadir çıkarıyor. Zaten sesini çıkaran grup istediğini alıyor ise; derhal o zulmetmeye başlıyor. Bu da tekerrürün bir tarihi oluyor. Yani hiçbir şey değişmiyor.

Günümüz insanını tanıyalım;
"Ortaçağ Avrupası'nda, aristokratlar paralarını aşırı lüks şeylere dikkatsizce harcarken köylüler her kuruşu sayarak tutumlu yaşarlardı. Bugünse durum tam tersine döndü; zenginler kendi yatırımlarına ve varlıklarına dikkat ederek yaşarken, daha az varlıklılar borca girerek hiç ihtiyaçları olmayan arabalar ve televizyonlar alıyorlar."
Evet, tam olarak olduğumuz konu bu…. Tüketim insanı olduk.. İlk insan beslenmek için avlanırken, biz keyif için her şeyi yapıyoruz. Konu karnımızı doyurmayı geçti, doğanın zevklerini bile bir kenara bıraktık, suni zevkler arıyoruz. Ama buna karşın mutlu değiliz… "Tarihin seçimleri insanlığın faydası için yapılmamıştır. Tarih ilerledikçe insanların iyilik ve mutluluğunun geliştiğine dair hiç bir kanıt yoktur."
İnsanlar mutlu değildir… Para bile insanları mutlu etmemektedir. Çünkü insan elde ettiği şeyi bir süre sonra umursamaz bir hale gelir. Anlık mutluluk için yapılan şeyler, uzun süre sürmez…
"Kimse lotoyu kazandığı, yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz. İnsanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisler sayesinde mutlu olurlar."
Artık pahalı cep telefonları ardı ardına alınan ayakkabılar, elbiseler, yeni koltuk takımları ve işimize yaramayan birçok ıvır zıvır, dünyamızın yeni çöplüğü haline geldi. "Para parayı, fakirlik de fakirliği çeker. Eğitim daha fazla eğitimi, cehalet daha fazla cehaleti doğurur." Bu doğurgan tablo, homo sapiens’tir.

"Şuanda insanlar her zamankinden daha fazla çelik ve kıyafet üretip, öncekinden çok daha fazla bina inşa ediyorlar."
Tüketiyoruz….
"...on milyarlarca çiftlik hayvanı bugün mekanik bir üretim bandında yaşıyor ve her yıl bunların 50 milyar tanesi kesiliyor."
Tüketiyoruz…… Sınırsızca tüketiyoruz… Sadece Paraya İtaat ediyoruz…
"Aynı Tanrıya inanmayan veya aynı Krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyorlar."

İnsan doğdu.. İnsan yaşadı.. İnsan katletti.. İnsan öldü… İnsan bunların içinden sevgiye ve hoş görüye çok az hizmet etti. İnsan daha önce de kullandığımız tabiri ile kendisini Tanrı ilan etti. Ne isterse onu yaptı ve yapıyor. Ne isterse onu yapmaya devam edecek. TERMİNATÖR gibi, önüne ne çıkarsa paramparça ediyor.
İnsanlığın kısa tarihine göz attığınız bu eser, insan ırklarından girip, günümüze, günümüzden çıkıp, 1800’lere, 1800’lerden M.Ö ve M.S.’ya gidiyor. Edineceğiniz bilgilerin belirli bir sınırı yok ve bu sizi şaşırtarak okumaya sevk edecektir.

Kitabı okuduktan sonra, sizlere Dan Brown ‘un Başlangıç ‘ını okumanızı öreniyorum. Yuval Noah Harari 'nin yazdıklarının, kurgusal olarak karşınıza çıkmasına olanak sağlamış olacaksınız.

Uzunca yazdığım incelemenin sonuna geliyorum. Atladığım çok şey var ve hepsini buraya kısaca yazmam imkansız. Daha çok İnsanlardan, ırkların yok edilişinden, sanayi devrimi, coğrafi keşifler ve tüketim çılgınlığından bahsettim. Dediğim gibi kitap anlattıklarımdan daha fazlasıdır.

Herkese önermiyorum. Çünkü kalıp insanların okuyamayacağı bir kitap. Derin bir nefes alın, zihninizi boşaltın ve öyle okuyun. Bakın o zaman bilginin karşısında eğileceksiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=YPGeEE05N5A

İyi okumalar….
412 syf.
·Beğendi·10/10
Yazarın ilk kitabı, ve dili o kadar sade ki branşıniz ne olursa olsun çok rahat şekilde anlayabileceğiniz bir üslup kullanılmış. Konusu insanoğlunun başlangıcından günümüze kadar ki gelişimini anlatıyor. Özel mülkiyet kavramın ortaya çıkışıyla insanoğlunun hayatında ki değişimleri aşama aşama çok güzel açıklamış. Neanderthaller, homo sapiens, avcılar ve toplayıcılar, kadının eski tarihlerde ki önemi, para, dinler, mitler, ilk köyler, hiyerarşi, ilk dedikodu :) özellikle amerikalı bir astronot ile Kızılderili arasında geçen bir diyalog çok hoşuma gitti, müthişti. Kitabı bitirdiğiniz zaman insanoğlunun tarihi hakkında epey bir bilgi sahibi oluyorsunuz.Yazarın ilk eseri olmasıyla dolayısıyla epey emek verilmiş.Bu konuya ilgisi olanların mutlaka okuması gereken bir eser.
412 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okumayan arkadaşlar benim gibi "spoiler" düşmanı ise lütfen incelemeyi okumayınız (!)

Ey Harrari !!! Geldiysen kapıya değil kafama üç kere vur...

Tık... Tık... (...)

Son vuruşu sanırım Homo Deus ile yapacak. Neyse. "Naçiz'Hane" İncelememize başlayabiliriz.

Nasıl ki yazar taaaa insanlığın tahmin edilen tarihinden başlayarak günümüze geldiyse ben de incelemeyi en baştan kitabın sonlarına doğru yapmayı görev sayarım. Sayın yazar sadece insanlık tarihinden değil evrenin teorileriyle sabit kara deliğinden bir teleskop yardımıyla dünyadaki küçük canlılara doğru çoooook geniş bir perspektiften bakmış. Dinî tabuları olan ve az buçuk kitap okuyan bir insan dahi Homo Sapiens' i okuduğu zaman yazara kesinlikle kızmayacağını iddia ediyorum. Bir insan düşünün ki insanlık tarihini anlatırken bilime, dine, teknolojiye, sosyolojik evrime ve tarihe değinecek ve duygularını işin içine katmayacak. İşte o kişi Harrari. Yani insan bu kadar mı naif olur. Bu kadar mı "aman inanan insanlar da beni okuyacak" diye düşünüp herkesin anlayacağı bir üslup takınır. Alkıııııış seni seviyoruz Harrari !

Savaşan İmparatorluklara kızmıyor, kapitalizme kızmıyor, dinlere kızmıyor, yapılan hatalara kızmıyor. "Şunu şöyle yaparsanız küçük dünyamızı kurtarırız" demiyor. Dünyayı birbirlerine sıkı sıkıya bağlı toplumların veya günümüzün bireyselleşmeyi ön plana çıkaran toplumların doğrularını yanlışlarını öne çıkarmıyor. Küçük bir Tanrı' nın insanlara bahşettiği "cüzi iradeyi" nasıl kullandıklarını uzaktan izleyerek müdahele etmeden bakması olarak düşünülebilir Harrari.

Eleştirdiğim noktaları yok mu? Var. Örneğin; "1789'da Fransız nüfusu, neredeyse bir gecede kralların tanrısal gücü mitine inanmayı bırakıp halkın egemenliği mitine inanmaya başladı." Kısmı... Sayın Harrari Fransız halkı kralların tanrısal gücü mitine inanmayı bırakalı 100 yılı kapsar. 1 gecede inanmayı bırakmadılar...

Homo Sapiens (günümüz insanları) ' in Homo Erektus, Neandertaller (eski atalarımız)' a göre fiziken güçsüz akılca üstün olduğu yine Homo Sapiens' in bu aklı kullandığı için diğer türleri yok ettiğini ve bunu da dil becerimize bağlaması da hep düşündüğüm bir olaydı. Ve Harrari' nin kaleminden zihnime koca bir fener ışıltısı yayılır... Cümle aynen şöyle "En muhtemel cevap, zaten tartışmanın da hâlâ sürmesini sağlayan şey, Homo sapiens dünyayı, her şeyden önce kendine özgü dili sayesinde fethetti."

Beni en derinden etkileyen şey ne diye kendime soru soracak olsam...

Sanırım bir konuyu ele alırken (ister bilimsel bir konu olsun ister arkadaşlar arası sohbet) ortadaki gerçeği "bütün yönleriyle" ele almanın önemi olurdu... Geçen bir yaren bana aynen şöyle dedi "bence Osmanlı' nın çöküşünün temel sebebi..." hoooooop orda bi duuur. Tamam Cumhuriyetçiyiz eyvallah ama öyle Osmanlı' nın çöküşü bir sebebe bağlanacak kadar basit bir olay değil. Ve temellerine dinamit koyup bir anda çökertemezsin. Aynen şöyle der Sayın Harrari "tarihi süreci makro düzeyde anlayabilmek için bireysel hikayeler yerine büyük resmi incelememiz gerekir." (:

İşte Harrari bana bunu öğretti.

Geçmişte insanlar daha derli topluydu, aile bağları kuvvetliydi; "nerde o eski bayramlaaaaar" evet! Fakat unuttuğumuz bir şey var. Değişiyoruz! Dönüşüyoruz! Zorundayız!

Amerika' daki bireysel hayatı eleştirip teknolojilerini kıskanıyorsan kızını da bi zahmet Avrupadaki en iyi Üniversitelere de göndereceksin. Orada kendisini eğitecek, ülkene gelip ülkende o teknolojiyi kendisi üretecek. (Siyasi olayları bir kenara bırakacak olursak.

Ve itiraf etmeliyim ki Üniveriste okumuş ve okuduğu dört yılın hemen hemen iki buçuk yılını ailesiyle geçirmiş biri olarak sanırım ailemden biraz kopmuş gibiyim. Doğal bir değişim midir bilmiyorum ama daha bireysel yaşıyorum ve bu da beni rahatsız ediyor.

Daha çok duygusala bağlamamak adına sona gelmek istiyorum ki, "kapitalizm" konusuna değinmeden de edemeyeceğim. Harrari kapitalizmi şöyle özletiyor. Komünizm başarısız oldu. Kapitalizm Adam Smith' in dediği gibi Kazan-Kazan üzerine kurulmuş liberalizmle de geliştirilmiş insanlık tarihinin kaçınılmaz bir sonudur. Kaynaklar her ne kadar sınırlı olsa da insanlık daha uygun maliyetle hammade üretip bunun üstesinden gelecektir. Eğer günümüz teknolojine sahipsek bu kapitalizm sayesindendir. Fakat "karma ekonomiye ne oldu?" derler adama. "Kapitalizm küresel bir sömürü değil miydi?" derler adama ki bu son cümleyi kendisi örneklerle de başka bir kısımda anlatmış. Orda bir çelişki söz konusu sanırım. Ama bu kitabın geri kalan %99 luk güzelliğine saydam bir gölge dahi düşürmüyor.

Veee bir incelemenin daha sonuna gelinir. Benden bu kadar sayın okurlar.

~Kitapla kalın-keyifli okumalar~
412 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Okuduğum bir kitabın, okurken beni derinleştirdiği, hakkında bilgi veya fikir sahibi olduğum şeyler hakkında paradoks yarattığı, beni sıkıştırıp belki biraz da kabul etmek istemediğim bir takım şeylerle beni fazlaca düşünmeye sevkettiği kitap bana göre nitelik sahibi bir kitaptır.

Bir dostumun da dediği gibi, bir kitabın öncesi ve sonrası olmalıdır kişi için. Eğer kitabı okuduktan sonra zihniniz esnemediyse, görüş alanınız aynı perspektif üzerinde sabit kalmışsa, fikrinize ve bunun doğurduğu bir sonuç olarak da dilinize bir incelik getirmediyse o kitap size pek bir şey katmamış, yalnızca iyi bir film izlemiş gibi ya da can sıkıntısı gidermek için bir hobi etkinliği yapmış olursunuz. O an keyif verir, belki cüzi miktarda katkısı olur. Fakat kitap okuma eylemi bundan daha fazlasını vaat etmelidir okura.

Gelelim kitabımıza:

Sapiens benim için nitelikli bir kitap oldu. İnsan türünün evrimle olan başlangıcından modern çağa kadar geçen süreyi ve sapiens türünün evrimsel, gelişim ve bilimsel  tarihçesiyle birlikte, yine Homo sapiens'in ilk başlarda avcılık ve toplayıcılık yaparak sürdürdükleri yaşamlarının daha sonra yerleşik hayata geçmelerini izleyen tarım devrimi, bilimsel devrim ve sanayi devrimiyle modern çağa uzanan bir nevi yaşam kronolojisini 400 sayfalık bir hacimde toplayan adeta bilgi deposu niteliğinde bir eser. Bunula birlikte insan topluluklarının var ettiği devletler, imparatorluklar, siyasi/politik yönetim biçimleri, dinler ve ideolojiler üzerinden derince anlatımlar okuyucuyu sanki zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Elimden bırakmak istemediğim, işten eve gitme saatini sabırsızlıkla beklediğim hatta her bulduğum boşlukta okumaya çalıştığım ender kitaplarımın arasına girdi. Bu kitabı okumama vesile olan kitap kulübüme bunun için ayrıca teşekkürü borç sayıyorum.
412 syf.
·Beğendi·10/10
İnsanın; bir maymun cinsiyken, hayvanlara eş bir yaşam sürerken nasıl bugüne geldiğini yalın bir dille anlatmış yazar. Medeniyet iyi bir şey mi? İnsanlar medeniyet denen hapishanenin içinde mutluluğu kaybettiler mi? Medeniyetin başladğı diyerek övündüğümüz ''tarım devrimi'' insanın kendine verdiği bir ceza mı? Hayvanları ve bitkileri evcilleştiriyorum diyerek, insan asıl kendini mi evcilleştirdi? Ve kendini kısır bir döngünün içine mi soktu? Ve dahi dünyada kendi cehennemini mi yarattı? Okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum...
548 syf.
·9 günde·10/10
Carl Sagan'ın Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı; Jared Diamond'ın Tüfek, Mikrop ve Çelik ve Richard Louv'un Doğadaki Son Çocuk eserlerine nazaran daha az akademik, daha evrensel ve geniş açıdan yaklaşılmış, daha geniş bir zaman dilimini kapsayan enfes bir çalışmanın eseri sizi bekliyor. Bahsettiğim kitaplarla karşılaştırıp, bu üç kitabı önemsizleştirmediğimi belirterek, Sapiens'in en geniş perspektifle insanlık tarihine ışık tuttuğunu söylemeliyim. Son yıllarda okurken, ihtiyaç hissettiğim bilgiler bombardımanına uğradığım başka bir kitap hatırlamıyorum. Kesinlikle okunmalı, okumakla kalınmamalı, üzerinde derin düşünceler geliştirilmeli ve okuyanlarla saatler belki günlerce tartışılmalı derim.
Apollo 11 astronotlari Ay'a seyahat etmeden önceki aylarda ABD'nin batısında Ay' a benzeyen ıssız bir çölde eğitim gördüler. Bu alan pek çok Kızılderili topluluğa ev sahipliği yapıyordu. Bir yerliyle astronotlar arasında geçen bir diyaloğa dair şöyle bir hikaye vardır:
Birgün eğitim esnasında astronotlar yaşlı bir Kızılderili ile karşılaşırlar. Adam orada ne yaptıklarını sorar. Astronotlar kısa süre içinde Ay'a yapılacak bir araştırma seyahatinin parçası olduklarını söylerler. Yaşlı adam bunu duyunca bir an sessiz kalır,sonra astronotlarin kendisine bir iyilik yapmasını ister.
Astronotlar "Ne istiyorsunuz" diye sorar.
Yaşlı adam, "Kabilemdeki insanlar Ay'da kutsal ruhların yaşadığına inanır. Onlara halkımdan önemli bir mesaj iletmenizi isteyecektim."
Astronotlar "Mesaj nedir?" diye sorar.
Adam kendi dilinde bişeyler mırıldanir ve sonra da astronotlara bunu ezberleyene kadar tekrar etmelerini söyler.
Astronotlar "Bu ne demek?" diye sorar.
Adam "bunu size söyleyemem. Sadece kabilem ile ay ruhlarının bileceği bir sır," der.
Üsse geri döndükten sonra astronotlar uzun uğraşlardan sonra yerel dili konuşabilen birini bulur ve ondan mesajı tecrübe etmelerini isterler. Ezberledikleri şeyi söyleyince çevirmen kahkahalar ile gülmeye başlar. Nihayet sakinleşince, astronotlarin dikkatle ezberledikleri sözlerin "Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın. Topraklarınizi çalmaya geldiler." olduğunu söyler.
İnsanlar anne karnından bir ocaktan çıkan erimiş bir cam gibi çıkar ve şaşırttıcı oranda şekillendirilebilirler. Bu yüzden bugün çocuklarımızı Müslüman veya Budist, kapitalist veya sosyalist, savaşçı veya barışçıl olarak eğitebiliyoruz.
Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur...Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı'nın sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz?
İnsanlar ormanları kesti, bataklıkları kuruttu, barajlar inşa etti, ovaları suladı, binlerce kilometre demiryolu döşedi ve gökdelenlerle dolu metropoller kurdu. Dünya Homosapiens'in isteklerine uygun hale getirildikçe habitatlar ve türler yok oldu. Bir zamanlar yeşil ve mavi olan gezegenimiz, plastik ve betondan bir AVM'ye dönüştü.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Alt başlık:
İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055029739
Orijinal adı:
קיצור תולדות האנושות‎,
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kolektıf Kitap
Baskılar:
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Sapiens: Bəşəriyyətin Qısa Tarixi
Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens
Sapiens: A Brief History of Humankind
Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?
Para neden herkesin güvendiği tek şey?
Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?
Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?
Geleceğin dini bilim mi?
İnsanların miadı çoktan doldu mu?
100 bin yıl önce yeryüzünde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak?
Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim’le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor.
Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir?
30’dan fazla dile çevrilmiş bu kışkırtıcı çalışma özellikle Jared Diamond, James Gleick, Matt Ridley ve Robert Wright’ın eserlerine aşina okurlar için muhteşem bir kaynak.
“Sapiens, tarihin ve modern dünyanın en büyük sorularını gayet yalın bir dille ele alıyor. Çok seveceksiniz!” Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı
“Harari’nin eseri kabul görmüş doktrinlerin karşısında duran fikirler ve şaşırtıcı gerçeklerle bezeli.” John

Kitabı okuyanlar 12.070 okur

  • BAYBARS
  • Elif Çelik
  • Büşra Gizem USLU
  • Yeliz
  • Burak gül
  • EB
  • Berke Kaan Sarac
  • Burak Kahraman
  • Aslı Demir
  • Djarum Black

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1 (42)
9
%1 (42)
8
%0.7 (31)
7
%0.2 (10)
6
%0 (1)
5
%0.1 (3)
4
%0 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları