Heart of Darkness

·
Okunma
·
Beğeni
·
9293
Gösterim
Adı:
Heart of Darkness
Baskı tarihi:
Ağustos 2010
Sayfa sayısı:
130
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780007368624
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Harper Press Publishing
The reaches opened before us and closed behind, as if the forest had stepped leisurely across the water to bar the way for our return. We penetrated deeper and deeper into the heart of darkness.

As the peak of European Imperialism, steamboat captain Charles Marlow travels deep into the African Congo on his way to relieve the elusive Mr Kurtz, an ivory trader renowned for his fearsome reputation. On his journey into the unknown Marlow takes a terrifying trip into his own subconscious, overwhelmed by his menacing, perilous and horrifying surroundings. The landscape and the people he meets force him to reflect on human nature and society, and in turn Conrad writes revealingly about hypocrisy, morality and the dangers of imperialism.
249 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

OYUN HAVASI EŞLİĞİNDE KAŞIKLARLA GÖBEK ATAN BELÇİKA KRALI II. LEOPOLD ve KONGO' DA ESTİRDİĞİ TERÖR..

Arkadaşım herşeyden önce şu linklere bir tıkla ..Elleri bileklerinden kesilen bu insanları bir gör .. Öğrenmek istersen gel devam edelim ..

https://tr.pinterest.com/pin/277041814557303262/
https://tr.pinterest.com/pin/549791066984619605/

Baharın inceden inceye gelişiyle kanı kaynayan cicişler ve çiki çiki oğlanlar , dışarda vejeteryan takılıp votka brokoli içerken evde gelip bulgur pilavına kaşık sallayıp bayram gezmelerinde kristal bardakla çay hüpürdeten gothic kızlarımız , yeşilliğin üzerine yayılıp içeceği biranın hayalini kuran prada marka kelebek gözlüklü snoob parti boylar ve kışı gözü yaşlı bir biçimde yolcu eden garipler garibi bizim cenap..Hepinize selam olsun !! Alayanıza Merhaba!!! İnceleme uzun..Daha doğrusu konu kapsamlı ve ayrıntılı olduğu için inceleme de uzun olacak.. Sadece şunu söylemek istiyorum : EVET! Ben de uzun yazmaktan yana değilim .. İnsanlar okurken sıkılsın istemiyorum .. Ama bu romanın ardında dönen ÖYLE AŞŞAĞILIK MUHABBETLER VAR Kİ , bunları bilmeden bu kitabı okumanızı asla ama asla istemem.. Bu romanın arasına katık edilmiş insanlar için , onları da geçtim kendim de bir görev addettiğim için bunları yazmak zorundayım .. O yüzden hemen başlayalım .. Uyarımı yaptım ..Benden günah gitti !! Ondan kelli , "Biraz kısa olaymış daha iyiymiş" diyecek olanlar ! İşte size fırsat.. KARANLIKTAN önceki son dönemeçtesiniz .. Sizler ayrılabilirsiniz ..Buna rağmen şikayet edecek ilk 3 kişiye tarafımdan el bombası yutturulacaktır ..

Efenim Yaban incelememde de belirttiğim gibi bir kitap okunacaksa ve bu kitap bir dönemi ya da şahsı anlatıyorsa , söz konusu roman ya da yapıt bir gerçekliğin parcasıysa, yazıldığı dönemi ve baş rol oynayan kişileri bilmek elzem .. İncelemenin uzun olacak olmasının sebebi de bu .. Dilim döndüğünce sizlere o günleri ve o bölgeyi anlatmaya çalışacağım ki etsiz çiğ köfteye dönmeyesiniz ... "Komagane gülleri" açmasın yanaklarınızda kitabı okurken ..

Hikayemiz 4 şahsı barındırıyor .. Bunlardan biri güzide yazarımız Joseph Conrad .. Diğerlerini de beraber tanıyalım .. Hazırsanız OYNAYA OYNAYA GELİN ÇOCUKLAR .. EL ELE EL ELE VERİN ÇOCUKLAR!! ( yalnız aklıma şu saniye KIZLAR EL ELE VERİN HAYDİ VELVELE VERİN türküsünün gelmesi ahauahaha neyse şüphesiz <3 ŞEYTAN <3 kalplere vesvese veriyor !!! tütütütütüüüüü!!! )

Arkadaşım Demir Ökçe incelememde de ( #25935136 ) bahsetmiştim bu emperyalist ülkelerin kanı kaynamaya başlayınca keşiflere başlıyorlar , gittikleri yere misyonerler götürüyorlar falan diye ...Avrupalılar esasen 1800 lerin başında Afrika kıtasının kuzeyini biliyorlardı ..Lakin iç kısımlar onlar için halen daha bir muammaydı.. Ateşli hastalıklar , kabile savaşları , cehennem sıcakları falan fistan gülistan .. Bunlar yeterince zorluk çıkarmaktaydı kendilerine ve bölgeden uzak tutuyordu onları..Ama birgün yeter diyip korkularını yendiler ve misyoner kaşifler göndermeye başladılar ..Merak ve açgözlüllük ağır basmıştı .. İşte o kaşif misyonerlerden biri , istemeden de olsa söz konusu kitabımıza konu olan bütün bu manyaklığı başlatan adam olan Dr David Livingstone' du..Bu emmimiz öyle insancıl öyle insancıldı ki (?!?!?) bu medeniyetten uzak insanları , safi onları düşündüğü için kıtanın içlerine hz. isa ve ilaç götürmeye karar verdi (mendil vereyim de sil gözün yaşını caniko! ağlamayan varsa ona da SOĞAN VERİRİZ !) ..Ormanlar sık ve gürdü .. Otoyolu babayın evinde bulursun tabii.. Gel zaman git zaman bu arkadaş sırra kadem bastı.. Onu aramak için bölgeye bu sefer hikayemizin 2. şahsı olan Henry Morton Stanley isimli bir gazeteci gönderildi ..Dr Livingstone haçı ve ilaçları götürmüş ,sözde adil ticaret istemişti oralarda ama o da aslında Nil ' in kaynağını aramak için bölgeye gönderilmişti emperyal güçler tarafından.. Kaybı önemliydi ..Bulunması gerekiyordu.. Henry M. S. uzun arayışlardan sonra viran bir köyde kendisini hasta yatağında buldu ve "How I Found Livingstone?" (Livingstone ' u Nasıl Buldum?) ve In the Darkest of Africa (Afrika'nın Kapkaranlığında) gibi o dönem için çok merak uyandıran kitaplar kaleme aldı .. İşte ne olduysa bundan sonra oldu ve Avrupa ' nın tüm dikkati bu bölgeye yani Afrika'ya çevrildi ..Bu bölge zamanın şartları düşünüldüğünde ; devlet adamlarının , misyonerlerin , işadamlarının ve madalya düşkünü maceraperest asker emeklilerinin isteyeceği herşeye sahipti.. 15 sene gibi kısa bir sürede Etiyopya hariç tüm bölge emperyalist devletlerce paylaşıldı .Pastadan pay alanlar arasında Fransa , Britanya , Portekiz , Almanya , İtalya ve Belçika gibi devletler vardı.. Biz hikayemize Belçika ile devam edeceğiz..İşte bu Stanley denen zevat Belçika ' nın bölgeye atılımında önemli bir rol oynadı .. Bir servetin önünde yattığını gayet iyi anlamıştı ve Dr. Livingstone ' dan daha acımasız bir mizacı vardı ..Bu arada kendisinin Kongo Irmağı'nı keşfeden kişi olduğunu da araya sıkıştırılam.. Hemen kolları sıvayıp Avrupa' ya bir yatırımcı aramaya gitti ve Bingo!!! Bulduğu yatırımcı hem bir işadamı hem de bir KRALDI! Kim mi idi o şahıs ? Hikayemizin diğer kahramanı Belçika Kralı II. Leopold! Leopold' ün Kongo Irmağı havzasında bol miktarda bulunan FİLDİŞİ , kauçuk ağacı ( o dönem yeni yeni caddelere serilen arabaların lastikleri için eşsiz bir hammadde idi ) ve palmiye yağını duyunca gözleri parladı .. Stanley' i kendine ortak yaparak ve yanına da bir kaç yandaş alarak bir şirket kurdu .. Kurulan şirket şahıs adına olduğu için Belçika devleti ile alakası olmayacaktı ..Ülkeler kanununa da bağlı olmayacağı gibi söz konusu şirkette Belçikalıların da payı bulunmayacaktı ..Sizin anlayacağınız TURNAYI gözünden vurmuşlardı .. Kim bilir belki kutlama için bir araya geldikleri sırada arkaya RİNGO RİNGO ŞİŞELERİ açıp kaşıkla bile oynamışlıkları olabilir .. Ciddi olacağım diyorum ama olmuyor zohahahaha =)) Hem bünyeler su kaynatmıştır .. Az es verelim ..Sözleri alalım :

Leopold ile kaşık havası !! =)) Düşündükçe beynim yanıyor lkdfşalsdjfşldkjf =))) Ya olduysa ?!?!?! =)))

Giydiğim sarı .. Kadehler YARI =((
Sen kimin yarisin hacı cav cav aha canıma değsin!
Giydiğim atlas .. İğneler batmaz !!!
Yar bensiz yatmaz hacı cav cav aha canıma değsin!

ŞİŞELEEEEEER!!! Ringo ringo şişeler
Çamura mı girdin sen bensiz
Kongo'ya gittin habersiz ... (nakarat X 2 )

Evet ! Devam edelim =)) İşbu gavur ifrit tohumu Stanley , Kongo' ya gidip ordaki 500' e yakın kabile reisini karşısına alarak bir toplantı düzenledi .. Kasıtlı olarak yapılan yanlış çevirilerin eşliğinde kabile reislerini kandırıp topraklarını ellerinden alarak bu insancıkları bir güzel kölesi haline getirdi..Leopold artık Belçika' nın 80 katı büyüklüğünde bir toprak parcasının kayıtsız şartsız TEK efendisi idi .. Silah ve şiddet ile yıldırıp hizaya sokacağını düşündüğü insanlar , bir müddet sonra ayaklanınca bu kez ayaklananların SAĞ ELLERİNİ KESTİRİP, yıldırma taktiğine yöneldi .. Bu yöntemle beraber ufak çaplı bir soykırımın da kapısını ardına kadar açmış oldu .. Bir yandan köleleştirdiği insanlardan sahibi olduğu devletin ( ki burda tam karşılığı Kongo oluyor ) adına vergi istiyor , diğer yandan ülkeyi son zerresine kadar sömürüp semiriyordu .. Bu durumun dünya kamuoyunca duyulması ve Kongo' nun ücra köşelerinden haberlerin Avrupa kıyılarına ulaşması hayli uzun sürdü .. Kokuyu ilk alan, dünyanın ahlakça en gözde (?!?!?!) ulusu olan İngilizler oldu .. Bu ahlak jandarması ulus büyükelçiliği görevlendirerek olayı araştırmaya açtı .. Kongolu yerlilerin, ormanda ansızın karşılarına çıkan büyükelçilik birimlerine aktardıkları ve kayıtlara geçen şu soruyu buraya noktasına virgülüne dahi dokunmadan aktarıyorum ...

"BEYAZ ADAM EVİNE HİÇ DÖNMEYECEK Mİ ? BU DURUM SONSUZA KADAR HEP BÖYLE Mİ SÜRECEK?"

Velhasılkelam çok uzatmamak adına kısa kesiyorum .. Kongo özgürlüğüne kademeli olarak çook çok sonraları kavuştu .. 1908' de Belçika , Kongo ' yu kralın elinden aldı .. Kral da öteden beri bölgeyi Belçika' ya verecektim zaten diyerek açığa çıkan soykırımın ve türlü rezaletin verdiği mecburiyetle anllaşmayı kabul etmek zorunda kaldı .. Belçikalılar Leopold' ün getirdiği medeniyete ek olarak değerlere değer kattılar!! Minnacık bir örnek vereyim : Hastalıklarla mücadele ve bölgenin inşaası yapılıyordu yapılmasına ama 1960 da bağımsızlığını kazanana kadar Kongo ' da Kongoluların OY ATMA HAKLARI YOKTU !! NASIL ? GÜZEL DEĞİL Mİ??!?!?!!!

Neyse artık kitabı ve 4. şahsı gönül rahatlığıyla anlatabilirim cicim! Bizim Stanley Kongo ormanlarına girmişti girmeye ama II. Leopold sütle yıkadığı bebek poposu kıvamındaki narin cildi ve KÜSTAH sivrisinekler yüzünden Kongo ' ya hiçbir zaman gitmedi .. Burdan sonra Eduardo Galeano devam etsin : "Ama Joseph Conrad oraya gitti.En ünlü romanı olan Karanlığın Yüreği ' nin başkişisi olan Kurtz sömürge birliğinin seçkin subayı Yüzbaşı Leon Rom' un EDEBİ karşılığıydı.Yerliler onun buyruklarını dört ayak üzerinde dinliyorlardı ve yüzbalı onlara sersem hayvanlar diyordu. Evinin girişinde , bahçe çiçeklerinin arasında dikili duran yirmi sopa dekoru tamamlıyordu.Bu sopaların her birinin tepesine asi bir kölenin KAFASI GEÇİRİLMİŞTİ.Bürosunun girişinde diğer çiçeklerinin arasındaysa rüzgar estikçe sallanan bir darağacı yükseliyordu."

Romanda geçen olaylar bu yukarda okuduğunuz hastalıklı aura etrafında dönüyor .. Medeniyet götürmeye diye giden sözde medeni insanların ,medeniyetsizliğin nasıl sözlük karşılığı olup çıktıkları büyük bir ustalıkla anlatılmış.. Tabiri caizse güzel bir ironi olmuş .. Yazara gelecek olursak kendisi bu yazdığı roman ile zamanında esaslı miktarda eleştiri oklarının hedefi olmuş.. Yalnız bir dahi olduğu su götürmez ..Lehçe , tam emin olamamakla beraber sanırım Ukrayna doğumlu olmasından ötürü de rusça bilen ve ingilizceyi de 20 yaşından sonra öğrenen bu şahsın , bu eserle beraber ismini İngiliz Edebiyatına adeta altın harflerle kazıdığı da göz önüne alınacak olursa sanırım hakkını siz de teslim edersiniz .. Kendim de çeviri yapan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, kitabı okurken orjinal metinden kimi zaman karşılaştırmalar yaptım elimdeki kopya ile..Zira çeviri bazı kısımlarda yetersiz kalmaktaydı .. Orjinal metinleri okuyunca çevirmene hak verdim ..Sanırım bu tarz bir eserin doğru adresi çevirmen babında Mete Ergin olmalıydı ..

Conrad' ın dili kullanımı, ustalığın bir kaç tık üstünde ..Maestroluğa evrilmiş diyebilirim rahatlıkla.. Zaten o günden bugüne dek eskimeden kalıp Kültler statüsüne giren bu eser için daha ne denebilir ki? Dedim ya çok eleştiri almış diye ..O konuda da bir kaç şeyi belirtmeden geçemicem ..Bu adamın kullandığı metaforlar cidden inanılmaz .. Ama kimi yerlerde Kongo Irmağı' nı bir Yılana (kötücül bir nesne gibi ) , kimi yerlerde bu kıyıda yaşayan yerlileri de Dante' nin cehennemindeki şeytanlara benzetmiş .. Romanı anlatan kendisi değil de bir başka anlatıcı olduğu için bu hususta yapılan eleştirilerden, benim değil anlatanın fikirleri diyerek sıyrılma noktasını secmiş.. Bana sorarsanız bu hiçte inandırıcı gelmedi bana .. Şahsi kanaatim bu yönde ...Kitabı okuyacak kesim için şunu söylemeliyim ki, kesinlikle su gibi akacak , rahat okunacak bir roman gözüyle bakıp almayın bu kitabı .. Bambaşka bir dile sahip ..Okurken sizden yüksek dozajda emek ve özveri istiyor .. Bu tarz kitaplar söz konusu olduğunda SÜRAT FELAKETTİR .. Yavaş yavaş, sindire sindire okuyun .. Bu arada kitabı İletişimden okudum ve eleştirel basım olmasından dolayı da kitap içindeki yararlı kaynaklardan epeyce yararlandım ..Size de tavsiyem İletişim olacak.. Uzun upuzun bir incelemenin kısası: MUHAKKAK ALIP OKUYUN !!!

Bonus editi : Az daha unutuyordum !! Kongolulara uygulanan sistematik zulümde emeği geçen tüm devlet ve şahıslar için gelsin ! NORVEÇLİLER "KULAKTAN DOLUMLA " ALINAN BİLGİLERE GÖRE DUŞ ALMAYI , SUYU SABUNU BİLMEZLERMİŞ .. NEYSE Kİ MÜZİKTEN ANLIYORLAR .. ALBÜM İSMİNE ÇOK DİKKAT =)) 16: 45 ' e al dinle =))

https://www.youtube.com/...4uPBQfqY&t=1152s
112 syf.
·7 günde·Beğendi
Edebiyat evimiz, modern Conrad babamız diyerek bir seçtiremedik toplantıda şu kitabı Tucoo…

Modern edebiyatın kurucularından sayılan Conrad’ın, dilin rüzgârına tutunup denizin özgürlüğünde, anlatma işini iki anlatıcıyla sürdürdüğü yapısı ve sömürgeciliği ele alan konusuyla iki boyuttan oluşan kitabını OKUDUM. “Okudum” bana hep ikircik bir kelime gibi gelmiştir. Bir kitabı okumuş olmakla, bir kitabı yaşamak arasındaki belli belirsiz ayrımın arasında gidip gelen yarı yarıya ortak bir bağ olduğunu varsayarsak ve yine bir kitabı okumuş olmakla, bir kitabı yaşamanın meydana getirdiği düşsel yaratım farklarını düşünürsek bu ikirciklik daha da belirginleşiyor. İşte böyle -sözcüklerin kaygan zemininde- okudum diyebiliyorum Karanlığın Yüreği’ni.

20 yaşından sonra İngilizceyi öğrenen Polonya asıllı Conrad, bu kitapla İngiliz edebiyatındaki yerini aşılmaz dalgalarla çevirmiş bir modernist. Ah, bu ‘okura yorumu yasaklamayan ama o yoruma ulaşmak için elinden geleni ardına koymamasını isteyen’ modernistler yok mu? Conrad o kadar çok ara cümle ve simgesel bir dil kullanmış ki önceki cümlede verilen modernist yorumuna bire bir uyuyor tarzı. Anlatıya çevresini tasvir ederek başlayan anlatıcı(gemiden bir mürettebat), sonradan kendi anlatısının dinleyeni olacak şekilde “ve burası da dünyanın karanlık yerlerinden biriydi” diyerek araya giren Marlow’a bırakıyor anlatıyı. Kitabın sonuna kadar anlatıyı devralan Marlow bize üç bölümde üç karanlık olgudan bahsediyor(“insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını”). Conrad, ders çalışan çocuğunu arada bir kontrol eden baba misali, “terbiyesizlik etme, Marlow, diye hırladı bir ses, ben de hiç olmazsa birisinin daha uyanık olduğunu anladım.” gibi cümlelerle aslında öyküyü anlatanın Marlow değil, asıl anlatıcı olduğunu okuruna unutturmuyor. Seni gidi oyunbaz diyoruz bu gibilerine.

Fildişi ticareti yapan bir şirkete kaptan olarak giren Marlow’dan bulunduğu adada yerlileri zorla çalıştıran, sömüren Kurtz’u geri getirmesi istenir. Kitap bu yolculuğu ele alıyor kısaca. Kitabın iki boyutlu olduğunu başta söylemiştim. İlk boyut dil ve yapısıydı. İkinci boyut ise ele alınan konu: Sömürgecilik. Conrad’ın ince bir simgesellikle yoğurduğu Kurtz adlı karakteri sömürünün, emperyalizmin dünyaya ne boyutta yayıldığının göstergesiydi kitapta. (Borges’e karakter yarattığını düşündüğünüz yazarlar kim diye sorulduğunda ilk olarak Conrad’ı örnek vermesi tesadüf olamaz gibi geldi bana kitabı okuduktan sonra.) Para, heves, hırs uğruna kendinden olmayanı kanının son damlasına kadar sömüren emperyalist kişiler ya da ülkelerin iğrençliğini görmek karanlığın yüreğine balıklama atlamak gibi oldu. Aslında hepimiz maddi manevi birer sömürücü emperyalistiz, değil mi? En basitinden ben bu kitabı inceleyerek sömürüyorum. Bazıları sevgiyi silah olarak kullanıp sömürüyor. Bazılarımız zamanını sömürüyor. Toplantıda seçilseydi çok güzel tartışılırdı bu kitap.

Ömrünü denizlerde geçirmiş Conrad’ın Karanlığın Yüreği’ni kitaplığıma koyup deniz edebiyatının her tonunu hissettim, dediğimde benim için çok keyifli ve faydalı bir okuma olduğunu biliyorum artık. Geri kalan hiçbir olgu bir anlam ifade etmiyor. Ve siz de Conrad’ı okuyun lütfen. Hem modern bir klasik okumak hem de insanlığın savaştan sonraki en büyük suçlarından olan sömürgeciliği karanlık bir şekilde görmek için. Kitapla kalın.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Karanlığın Yüreği, neredeyse yirmi beş yıl sonra üçüncü kez okumama rağmen bende yine aynı sarsıcı etkiyi gösterdi. Eserin edebi üslûbunun insanı etkilememesi imkânsız; ama bir yandan da, kendini hemen bırakan, rahat okunup kenara konulabilecek bir eser de değil Karanlığın Yüreği. Conrad'ın geç yaşlarda öğrendiği İngilizcesiyle yazdığı kitaptaki bu dilin insanı sarsmaması zor, ama insanın anlatılanı hemen, çok kolay anlaması da kolay değil ve sanki bu kasıtlı olarak yapılmış diye de düşünmüyor değilim. Eserin başından sonuna dek hem gerçek hem de mecazi anlamlarıyla karanlık her yeri usûl usûl sarıyor, yazar bazı yerleri aydınlık ve ışıklı bırakırken, hikâye ilerledikçe her yeri zifiri bir ışıksızlığa boğuyor. Conrad'ın karanlıkları türlü türlü; emperyalizm, ırkçılık, insanın insana yaptığı kötülükler ve hiç bir eleştiride sözü geçmemesine rağmen neredeyse bütün sayfalarda adı karşımıza çıkan ve bütün bu sömürünün sebebi olan fildişini düşündüğümüzde hayvanların insanın menfaatleri uğruna yok edilmesinin ideolojisi olan türcülük gibi farklı sömürüleri ve kötülükleri bir arada, karanlığın yüreğine yapılan bir nehir yolculuğuyla anlatıyor Conrad. Ama nasıl anlatıyor? Bu edebi üslûbun hâlâ etkileyiciliğini kaybetmemesi gerçekten ilginç; bir türlü eskimemiş, yaşlanmamış bir dil, bir edebiyat tadı var kitapta ve onu modern bir klasik yapan özelliklerin en önde geleni de bu olmalı herhalde. Conrad'ın karakterlerini çok da kolay ele vermeyen anlatımı ve başımızı döndüren dil kullanımı bütün eser boyunca çıtasını hiç bir biçimde düşürmeden sürüyor; Conrad'ın insana dair, insan ruhuna dair söyledikleri, bütün büyük edebiyatçıların şu dünya tecrübeleriyle sabit olmuş, ancak büyük edebiyat eserlerinde görebileceğimiz bir ifşa eyleminin bir diğer örneği. İşte bu hakikaten ancak çok iyi edebiyat eserlerinde görebileceğimiz bir nitelik ve hiç gecikmeden bu edebiyat şölenine icabet etmemiz gerektiğinin bir işareti hepimiz için.
184 syf.
·10/10
Betimlemeler, ara cümleler, havanın karanlığında başlayıp yaptıkları zulümlerin karanlığında devam eden, insanın karanlığında biten inanılmaz keyif alarak okuduğum, okuduğum her üç cümleden ikisini alıntılamak istediğim muhteşem bir şeydin sevgili kitap. Tekrar görüşeceğiz.
184 syf.
·9/10
Karanlığın Kalbi, edebiyat tarihinin başarılı eserlerindendir. İçerdiği sembollerin çokluğu nedeni ile ders kitabı olarak kullanılır. Özellikle İncil referansları çoktur. İncelenmediğinde daha keyifli bir okuma sunmasına rağmen, konu olarak iç daraltıcıdır ; geçen yüzyıl başında Avrupa'nın sömürgeleri olan Afrika ülkelerinde yaptıklarını sembolizm yardımı olmaksızın anlayabileceği şekilde okura aktarmış yazar. Edebiyat dünyasına ilgisi olanlar gözden kaçırmamalı.
184 syf.
·1 günde·6/10
Dili zorlayan bir kitap oldu. Çok fazla kesme işareti ile açıklama yapılmış. Diyaloglar ayrıca belirtilmeyip paragrafların içerisinde yer alıyor. Buna rağmen bir günde bitirebileceğiniz bir kitap.

"Uygar" Beyaz İnsanın "vahşi" diye nitelendirilen insanların topraklarında yaptığı acımasız talan bir denizcinin ağzından anlatılıyor. Ancak bu anlatım dolaylı yoldan yapılıyor. Ön planda, bir gemide bekleyen denizcilerden birinin arkadaşlarına sömürge topraklarında bir efsaneye dönen, Mr. Kurtz'un hikayesini anlatması varken arka planda "uygar" insanların gözü dönmüşlüğü ve acımasızlığı vardır.

Ne yazık ki okuma serüveni açısından keyif aldığım bir kitap olmadı. Yine de Avrupalıların sömürgecilik için neler yapabileceklerini, nelere katlanabileceklerini okumak güzeldi.

Keyifli okumalar dilerim.
184 syf.
·37 günde·Puan vermedi
Afrika'nın içlerine, kara kıtanın kalbine yolculuk..akıntının tersine karanlığın yüreğine..

Üzerine düşünülmesi gereken sözleri barındıran ilginç bir kitap. Uzaklaşırken yakalayan bir anlatım dili ..
''işte tam da gençlik böbürlenişimin ışığı.''
''Oyunlaştırılmış suskunluk''

Ben Türkçe-İngilizce iki dilli baskısından okudum. Tavsiye ederim. İyi okumalar.
184 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Conrad'in modern dönem öncesi eserlerden biri olarak tanımlanan çok önemli bir yapıtı. Emperyalizm eleştirisini ve dönem için son derece hümanist sayılabilecek kitabını özellikle notlar alarak okumakta fayda var. Mitolojik unsurları, psikanaliz unsurları ile çeşitli katmanlardan oluşan altmetinler sunan kitap görünürde Kurtz'un aranıp bulunmasından ibaret konusuyla son derece düz gibi görünen bir hikaye sunuyor. Üst metinden ziyade altındakilerle ilgilenmeyi seven kişiler için geniş bir psikanaliz ziyafeti ve tartışma bolluğu içinde yüzeceği bir deniz olarak ifade edilebilecek bir dev eser. Son derece kuru üslubuyla akıcı bir macera bekleyen kişiler uzak durmalıdır. Zira yazarın derdi asla bu değil. Okuyucusunu dikkatle seçen bu kitabı tartışma gruplarına ve Jung hayranlarına öneriyorum.
184 syf.
·Beğendi·7/10
Her kitap bir yolculuk ama bazı kitaplar bu yolculuğu öyle anlamlı hale getirir ki yolculuğun sonu okur için uzun soluklu bir düşünsel sürecin de başlangıcıdır.. Üstelik bu yolculuk sırasında sizi edebi anlamda farklı bir tat bambaşka bir teknik beklemektedir.. Karanlığın Yüreği tam da o kitaplardan biri... Thames nehrinde sıradan bir günde başlayan bir tekne yolculuğuyla beraber Kongo’nun derinliklerine doğru karanlığın tam yüreğine yol almanın öyküsü. Dağınık dikkatle okunmayı affetmeyecek bir kitap; üzerinde düşünmeyi sorgulamayı fazlasıyla hakediyor.. Afrika,sömürgecilik ve emperyalizm gibi ifadeler sizi cezbediyorsa mutlaka okuma listenize alın derim..
254 syf.
·3 günde
Belçika kongosuna ticaret için giden, özellikle allandırılıp ballandırılarak anlatılan büyük patronu(Kurtz) görmek için yanıp tutuşan, karşılaştığı dehşetengiz olayları tayfasına anlatan Marlow'un hikayesini okuyacaksınız kitapta. Yerlilerin sömürüldükleri, insan yerine konulmadıkları, aşağılık bir düzene kurban edilmelerine de değinilmiş yer yer.
Tavsiye ederekten;
Keyifli okumalar...
152 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Joseph Conrad ;çok akıcı ,sade ,anlaşılır ,sürükleyici bir dille ortaya koymuş eserini;Mel Gibsonun yönetttiği"apocalypto" filminin tekniğinde bir konuyu ele almiş o filmi izleyip beğenenenler bu kitaptan zevk alacaktır...🦋🦋🦋
184 syf.
·Beğendi·9/10
Kağıt ev vasıtası ile tanıdım Joseph Conrad'ı ilk aldığım kitabı "üç deniz öyküsü " oldu. Kitap Conrad'ın "Gölge Hattı" adlı kitabını bulmaya çalışan bir yazarı konu almıştı . Gölge Hattı açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı . Daha sonra eski bir denizci olan Conrad'ın Afrika'da sömürge devletlerde yaşan yerlilerin yaşadıkları sorunları korkusuzca dile getiren bir yazar olduğunu öğrendim. Ve en önemli kitabının Karanlığın Yüreği olduğunu duydum. İyi ki de duymuşum. Çok etkileyici bir kitap . İnsanların nasıl hayvanlaştığını ve çıkar uğruna dünyanın nasıl kolayca kandırıldığını bir kere daha anlıyorsunuz.

U.V.G.B C Avrupa'da Afrika'da yapılan katliamı haklı göstermek için kurulmuş bir cemiyet. Açılımı mı ?
Uluslar arası Vahşi , Geleneklerin Baskılanması Cemiyeti.



ÖN SÖZDEN BİR BÖLÜM

Afrikalı işçiler yavaş yavaş ölüyorlardı _ bu çok açıktı – Düşman değillerdi; suçlu değillerdi , onalar artık bu dünyaya ait olmaktan uzak , yeşilimsi bir loşluk içinde allak bullak olmuş halde yatan , hastalıklı kara gölgelerden başka bir şey değillerdi.
Süreli , sözleşmelerin meşru sınırları içinde , sahil şeridinin gizli koy ve girintilerinden getirilen , yabancısı oldukları , sevimsiz ortamlarda kaybolmuş , bilmedikleri yemekler yedirilmiş bu insanlar hastalandılar, elden ayaktan düştüler ve sonra sürüklenerek bir köşeye sığınıp dinlenmelerine izin verildi ...
Dar bir açı oluşturulacak biçimde dizlerini kendilerine çekip adeta bir balya gibi toparlanarak aynı ağacın yanına oturan iki yerli daha.
Biri, çenesini dizlerine dayamış , katlanılmaz ve dehşet verici bir tavırla gözlerini boşluğa dikmiş : kardeşi , müthiş bir bitkinliğin üstesinden gelmek istercesine alnını hayali bir noktaya yaslayarak dinlenmeye çalışıyordu; diğerleri ise , sanki bir katliama ya da salgın hastalığa maruz kalıp etrafta dağılmış cesetler gibi kolları bacakları çarpılmış bir vaziyette oldukları yere yığılıp kalmışlardı.
Kitabı cebime attım. Emin olun, kitabı okumayı bırakmak, eski ve sağlam bir dostluğun sığınağından ayrılmak gibiydi.
Joseph Conrad
Sayfa 95 - Can Yayınları
Tuhaftır yaşam —acımasız mantığın boş bir amaca yönelik gizemli düzeni. Yaşamdan tek umulacak şey, insanın biraz kendini öğrenmesi —o da geç gelir hep —ve sönmek bilmeyen bir yığın pişmanlık.
Zekice bir ifadeyle ‘Sevgili Charles, unutma ki, bir işçi layık olduğu işverenle çalışır’ dedi.
Joseph Conrad
Sayfa 52 - Can Yayınları
Gördüğüm şeylere karşı, elimden bir şey gelmediği için kendimden nefret ettim, duyulmayan sesimden, delirmeyen aklımdan nefret ettim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Heart of Darkness
Baskı tarihi:
Ağustos 2010
Sayfa sayısı:
130
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780007368624
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Harper Press Publishing
The reaches opened before us and closed behind, as if the forest had stepped leisurely across the water to bar the way for our return. We penetrated deeper and deeper into the heart of darkness.

As the peak of European Imperialism, steamboat captain Charles Marlow travels deep into the African Congo on his way to relieve the elusive Mr Kurtz, an ivory trader renowned for his fearsome reputation. On his journey into the unknown Marlow takes a terrifying trip into his own subconscious, overwhelmed by his menacing, perilous and horrifying surroundings. The landscape and the people he meets force him to reflect on human nature and society, and in turn Conrad writes revealingly about hypocrisy, morality and the dangers of imperialism.

Kitabı okuyanlar 650 okur

  • Mert Öncel

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları