Kitap
Hep Aynı Hikaye

Hep Aynı Hikaye

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.7
70 Kişi
286
Okunma
63
Beğeni
2.826
Gösterim
135 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 50 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Hece Yayınları · Ekim 2006 · Karton kapak · 9789758988747
Diğer baskılar
Hep Aynı Hikaye
Hep Aynı Hikaye
Hep Aynı Hikaye
Şu Hayatın anlamını arıyordum, biraz felsefe okudum. Hah hah ha! Felsefe bir işe yaramaz bayım, tıpkı diğer bilimler gibidir. Yolunu bulmak için basit bir el lambası bundan daha iyidir. Hem unutma, yürekte aşk olmazsa felsefe beyinde hararet yapar. Şimdi obsessif nevroz mu tercih edersin yoksa servet-i fünûn’dan kalma bir verem mi? Mendillere kan tükürebilirsin, ilaç kokulu hastanelerde sabahlayabilirsin ya da örneğin, romanlara yakışır bir şekilde saat başı alman gereken ilaçların olabilir. Hımm sanırım doktor haklıydı, uyumak üzereyim... Şu beynimi bir durdurabilsem. Bir fişi olsa. Fişi çeksem ve kurtulsam. Uyusam. Her şeyi unutsam. Uyusam...
5 mağazanın 9 ürününün ortalama fiyatı: ₺13,19
7.7
10 üzerinden
70 Puan · 12 İnceleme
Seda [صدا] :
Hep Aynı Hikaye'yi inceledi.
132 syf.
·
4 günde
Bilinç Akışı Tekniğiyle Tanışmak İsteyen Okurlara “Çerezlik” Hikâyeler
“Hep Aynı Hikâye” Ömer Faruk Dönmezʼden okuduğum ikinci eser. İlk okuduğum kitabı “Hamza”. Kitap sekiz öyküden/hikâyeden oluşuyor. Benim hassas kalbime dozajı fazla gelen şiddet ve barbarlık içeriyor. Yazarʼa tüm (sistem) eleştirilerinde hak versem de, tutumunu ve üslubunu tasvip etmiyorum. Aynı şeyi “Hamza”yı okurken de düşünmüştüm. Çok büyük eleştirileri, çok basit denklemlerle açıklamaya çalışıyor çoğu zaman. Bu yaklaşım fazlasıyla ütopik geliyor bana; çünkü hayat düşündüğümüzden daha karışık... Farklı yerlerden aynı şeyleri eleştirdiğimiz için yazarla bir bağ kurabiliyorum. Birçok konuda çok sığ düşündüğü kanaatindeyim. Yine de keyifle okunabilir bir kalemi, eğlenceli bir mizah anlayışı, hoşlandığım laf cambazlığı ve kaliteli kurgu yeteneği var. Bilinç akışı tekniği ile yazılan büyük yazarların büyük eserlerini (örneğin Virginia Woolf, Oğuz Atay gibi...) okumak isteyen arkadaşlara bu tarza alışmak için "çerezlik" bir eser. Bilinç akışıyla yazılan eserlerden kaybolurum korkusuyla uzak durdum/duruyorum. Bu kısa öyküler sayesinde bu tekniği okuma üzerine pratik yapabildim diyebilirim. Bu teknikle tanışmak isteyen okurlara başlangıç olarak bu hikâyeleri önerebilirim. Ömer Faruk Dönmezʼden okuyacağım sıradaki eser arkadaş tavsiyesiyle sipariş ettiğim “Ölü Bir Yazarın Anlattıkları” olacak. Okuduğum son eseri olmayacağını da biliyorum. Yine de Ömer Faruk Dönmezʼi okuma hayatımın tam olarak neresine koyacağımı bilemiyorum. Okudukça göreceğim bakalım, henüz kesin konuşmak için erken. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Altını çizdiğimiz cümlelerde buluşmak dileğimle...
Hep Aynı Hikaye
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
erhan
Hep Aynı Hikaye'yi inceledi.
135 syf.
Kızgınım O Anlamayanlara
Hikayelere metin altlarına saklamaktansa açık açık ortaya serilmiş bir kapitalizm ve ahlak eleştirisi hakim. Sabahtan akşama kadar televizyon başında vaktini "değerlendiren"lere, gazetenin spor ve magazin sayfalarına gömülen "okuyucu"lara, eşinden çok iş yerindeki zevata süslenen ve yine orada kibar bir tavır takınıp evde, mağaradan yeni çıkmışcasına hareket eden "hayırlı"lara, sırf okuyor gözükmek için çok satanlar listesindeki kitapları alıp ezberleyen "entelektüel"lere, hayatını bir gergedanın yaşadığı hayattan daha fazla anlamı olmayacak şekilde yaşayan "insan"lara kızıyor yazar. Açık açık gereksiz diyor bunlara. Zaten yaşamayan bu insanların ne diye nefes aldıklarını düşündürmek istiyor ama bunu algılayacaklarından da şüpheli. Yok yok. Yanlış oldu. Şüphe değil ondaki, kesin bir yargı; anlamazlar! İşte bu sebepten kimi hikayelerde daha en baştan öldürüyor bu budalaları. Yazarın kullandığı dil ve anlatımıysa olağan olarak gösterilenlerden biraz farklı. Bir konu esnasında, modern mahkeme salonunda anayasanın maddeleri arasında ilerlerken birden kralın şaşaalı şatosunun zeminine ayak basabilirsiniz. Enteresan ve hoş. Zaten böyle olmasa o da bu dünyanın zorunlu kıldığı işleme mahkum olmuş olurdu. Bu sebeple kendini parmaklıklar arkasına atsalar "siz gereksizleri dışarıya hapsediyorum" diye nidada bulunur. Bulunuyor da. İyi de yapıyor. Son olarak, Hamza adlı kitabında bulunan o dini estetik ve hassasiyeti bulamadığımdan ötürü ve hikayelerde yer yer kendini tekrar ettiği için (belki o ahmakların beynini çivileyip uyandırmaktır amacı, belki de okuyucuya kitabın ismini ezberletmek) istediğim zevki alamadım. Tamam yazarın bu yolda birinci kitabı ama bu yönden bir eksiklik var benim adıma. Kısacası, yazarın ilk kitabı olduğu göz önünde bulundurulur ve Hamza'dan önce okunursa etki ziyadesiyle artar.
Hep Aynı Hikaye
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
16
Cemal Yıldız
Hep Aynı Hikaye'yi inceledi.
132 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Kendi yorumlarım ile Hep Aynı Hikaye
Hikayeler şeklinde ayrılmış bu kitap içinde hikâyeden çok daha fazlasını barındırıyor. Kimi zaman kendisini okurken içine çekmekte, kimi zaman ise itmekte. Ben kitabı bütün olarak bir yin ile yang dengesine benzettim. Hikayeler edebi bir üslup ile yazılmış Stefan Zweig ve Franz Kafka’nın eserlerinden aldığım bir tadı alabildim bazı bölümlerde. Benzetmeler, ana karakterin serzenişleri, geçmişte, o anda ve gelecekte duyduğu sevinç, kızgınlık ve öfke hatta şüpheleri gayet güzel bir şekilde hikâyeye yansımış vaziyette karşıma çıktı. “Bir kralın sarayında birde cellatların gölgesinde iflas etmek zorundadır tüm teoriler” sözü günümüzde de geçmişte de zamansız bir kavram maalesef ki. Krallık dönemleri bitmiş olabilir, cellatlar şu anda olmaya bilirler ama artık kendi krallarımızı kendimiz seçiyoruz. Yeri geliyor bizleri çok mağdur ediyorlar, sesimizi çıkardığımızda cezalandırıyorlar. Yeri geliyor bize karşı iyi lakin eskiden komşumuz olan insanlara ceza çektiriyorlar. Bir yanlış bazen bilinse bile yada bir doğru bazen bilinse bile kralın sözü doğrudur bizim söylediklerimiz doğru değildir tıpkı yapılan nükleer santraller gibi, insanların kitap okuması için basılan kitaplardan çok silahların üretildiği gibi. “Tüm gazetelerin en büyük hayali, iyi birisi tarafından satın alınmaktır.” Bir gazetenin duyguları altında yatanlar aslında fiziksel ve cansız olan bir nesnenin aslında üretenlerini yansıttı bana. Bir dergi bir kitap bir ansiklopedi olabilirdi ama o bir gazete oldu toplumda herkesin yeri vardır herkesin yerleri ayrıdır özellikle topluma yararı olan bireylerin az ya da çok yararı olması önemli değildir. Önemli olan faktör yararı olmasıdır. Yararlı olmak için çabalamasıdır, boşa giden bir ömür, ömür değildir. Hayvanların bitkilerin, okyanusların en derinliklerinde keşif edemediğimiz canlıların bile dünyanın düzeni, ekolojik sistem için yararlar vardır. Zincirden her eksilen halka dünyanın dengesini etkilemektedir. En kötüsü ise zincirdeki halkalara zarar veren insanlardır, bilinçli bir şekilde verilen zararlar doğal faktörde veyahut bilinçsiz yapılmış hatalardan daha çok zarar verir. Zarar verdiği yer hem insanların zikridir hem fikridir. Kitap bana çoğu şeyi sorgulattığı gibi bir bir insanla bir ayakkabının hayatının temelde hiç farkı olmadığını söyledi. “Ayakkabı da tüm insanlar gibi, iş/alışveriş/televizyon üçgeninde yaşar yazarın tabiri ile (şeytan üçgeninde) sahibi ayakkabıyı sabah ayaklarına giyer ve işe gider. Sonra çılgınlar gibi alışverişe gider ve akşamları ayakkabılığa koyarak beraber televizyon izlerler ama nedene ona birisine insan ötekine ayakkabı denilmektedir. Bir insanın hayatı nasıl olur da bir ayakkabının hayatıyla aynı olabilir. Yazarın bu benzetmesi ya da metaforu aklımda doğru olduğunu inandırdı. Bir insanı insan yapan faktör yalnızca varoluş tesadüfü ya da şansı mıydı? Onun düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen bir varlık olarak bu dünyaya gelmesinin sorumluluklarını yerine getiriyor muyuz? Potansiyelimizin farkında mıydık yoksa kendimiz ya da birileri tarafından köreltilmiş miydik? İnsan, dünyanın düzenini de koruyabilir, bozabilir de hem çok tehlikelidir hem çok yararlıdır. İnsanların bir anda tüm dünyadan yok olduğu zaman dünya için hiçbir zararı olmayacak biz o zincirin halkalarından gayrı bir halkayız. Biz zincire müdahale edebiliriz gerek tamir edebiliriz gerek kırıp parçalarız. “Tuvalette aklıma gelen mısraları, ben bunları gece yarısı yıldızları izlerken buldum.” Diye yutturacaksın yoksa sana saygı duymazlar. Realist yaklaşımlar ile aslında insanın toplumda ki yerinin de yalanlar üzerine kurulu olduğunu fark ettim. Neden doğru her zaman doğru kabul edilemez? İnsan gerçekleri söylediğinde estetikliğini mi kayıp ediyor, hayat kitaplarda ki aşklar gibi değil ya da Hollywood sinemasında değiliz Asya filmlerinde ki gibi de bir zıplayışımızda bir binanın üstüne çıkamıyoruz maalesef. Kadın, erkek hiç fark etmez hepimizin zihniyeti aynı. Mesela Elon Musk baba parası ile bir şirket açıp bunu büyütseydi ya da Steve Jobs tasarımlarının tasarımcılar tarafından yapıldığı kendisinin sadece onay verdiğini ya da düzeltmeler yaptığını söyleseydi gözümüzde bu kadar büyük insanlar olur muydu? İnsan algıladığı kadarına inanmak ile geçirir ömrünü neyi algılarsak ona inanırız. Yazar yeri geliyor bizi bir otobüs bekleme durağında yağmurun altında bırakarak hayatını değiştiriyor, yeri geliyor bir gazete parçası olup bize duygularını heveslerini, hayal kırıklıklarını anlatıyor. Bir âşık olarak eski sevgiliye takıntılı bir aşk acısı çekiyor, bazen bir kertenkele ile bir insanın arkadaşlığına şahit oluyoruz. Karımı Nasıl Öldürdüm bölümünde anlatımı sanki bana Agatha Christie'yi hatırlattı. Bir cinayet vaki olmuş yine ince fikirler var haklı/haksız aslında biraz haklı diyebiliriz lakin eleştirdiği şeye kendisini de kaptıramamış. KİTAPTA HAKKINDA OLUMSUZ ELEŞTİRİLERİM “Bir mitoloji kahramanı değilsen, gerçeksen, yorgunsan, akademisyenlerin konferans salonlarındaki söylevlerine inanmıyorsan, finallere çalışmayı gereksiz buluyorsan, parfüm markalarından, ojelerden ve son çıkan kasetlerden bahsedip duran zihinsel özürlü kızları katlanılmaz buluyorsan, içinde altı yaşından kalma sıcacık bir körebe deviniyorsa, yaşadığın aşk leyla mecnun kıssalarının hiçbir versiyonuna uymuyorsa, üzgünüm, yenildin sen, kaybettin. Mahvoldun. İşin bitti. Gidebilirsin. Şapkanı vestiyerden almayı unutma. Bizi ara.” Kitaptan bu alıntıda yazara biraz sinirlendim son çıkan kasetlerden, parfüm markalarından, ojelerden bahsedip duran kadınları zihinsel özürlü olarak tanımlamak oldukça hastalıklı bir düşüncedir. Bir erkeğinde maç kuponları yapıp, atların yarıştığı bir spor izleyip hatta ve hatta bütün gün saçma muhabbetler içerisinde tek amacı son çıkan telefonu, üstü açık araba alıp ya da düşük bir marka araba alıp son ses müzik açan bir erkekte yazarın tanımlamak istediği şeye yakın olmasına rağmen hedef olarak kadınları göstermiştir. Yazar kimi zaman hikâyenin içine çekse de kimi zaman kendisini tekrar ettiğini düşündüğüm için okurken sıkıldığım anlar oldu. Anlatmak istediği şeyleri yazar rahat bir şekilde anlatsa da kullandığı ebedi dili biraz zorlama gibi geldi okurken. Şu sözle ödevimi bitirmek istiyorum “İfade edilmeyen düşünce hiç düşünülmemiş gibidir.” Umarım bu sefer kendimi ifade edebilmişimdir.
Hep Aynı Hikaye
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
Bülent
Hep Aynı Hikaye'yi inceledi.
135 syf.
·
7 günde
·
7/10 puan
Hep Aynı Hikaye-Ömer Faruk Dönmez Anlatım çok farklı anlar bana etki yaptı ve hikayedeki gibi bende İzmirdeyim sanki başından geçenleri çok samimi buldum, marjinal bir genç mecnundan alâ. Savrulan Biraz içsel metinler, nadideler.Bir gazate ve bir yazarın ağzından ufak serüven. Kaçık Çocuksu bir hava ve akıcılık bana Bir Delinin Anı Defterini hatirlatti.Durakta bekleyen bir felsefe öğretmeninin kısa süreli sorunlarla buhran ediyor fikir özgürlüğü olan yerde hapishane bizleri bekliyor . Karımı Nasıl Öldürürüm Anlatim, oluş sanki bana Agatha Criste'yi hatirlatti.Bir cinayet vaki olmuş yine ince fikirler var haklı/haksız aslında biraz haklı diyebiliriz lakin eleştirdiği şeye kendisini de kaptırmadı dikkat çekici . Bir Yanlışlık Bir huca(hikayelerin Buca'da benim okuduğum yerlerde geçmesi çok hoş, inşallah tez vakit kurtulurum)edebiyat fakültesinde tuhaf duygu karışımıyla beraber aşkın tadına bakıyor hem çocuklukta hem yetiskinlikte. Gömülen Terk edilen bir adama arkadaş olan bir kertenkele hikayesi çok tatliydi, yalnızlık, duygu azlığı v bir hayvan biraz üzse de akıcı ve mutluluk verici özellikle son gömü sahnesi, Oğuz Ataya selam gibi. Esaslı Adam Bir cunayet, apartman eski ve yeni katille duruyor.Müfettişe açıklama yapan esaslı abimiz ve başından geçenler ,sanki bir mektup gibi . Sevimli Hırsız Aslında sevimli hırsızlar daha doğru olurdu.Özel edebiyat dersi alan bir kızı ve yaşlı bir hoca Nabakov'un(ki yazar bu kitaptan diğer eserlerinde de bahsediyor)Karanlıkta Kahkaha'sıyla ilgili biraz.Galiba en güzel hikaye buydu sürekli bir şeyler çalan kız ve hocası, kızın azmi ve ustalaşmak istemesi lakin hocanın her şeyden haberdar olduğu hakikati.
Hep Aynı Hikaye
OKUYACAKLARIMA EKLE
1