Hep Doğruları Söyleyen Yalanım Ben

0,0/10  (0 Oy) · 
2 okunma  · 
0 beğeni  · 
353 gösterim
Üç bölümden oluşan bu günlükler, bireyin çelişkilerini, tutkularını, yılgınlık ve çılgınlıklarını anlatır.
  • Baskı Tarihi:
    2002
  • Sayfa Sayısı:
    142
  • ISBN:
    9751728614
  • Yayınevi:
    Kültür Sanat Edebiyat Yayınları
  • Kitabın Türü:

"Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Bu yüzden; bir ordu sertleşince savaşı kaybeder. Bir ağaç sertleşince kesilir. Büyük ve güçlüler aşağıya aittir. narin ve güçsüzler yukarıya. Hayat bir nehirdir, bir akıştır, başlangıcı ve sonu olmayan bir sürekliliktir. Bir yere gitmez, her zaman oradadır. Hayat için tek zaman şimdi ve tek yer burası. Varma çabası yok, varılacak bir şey yok. ele geçirme çabası yok. Koruma çabası yok, çünkü kendisinden sakınılacak bir şey yok. Sadece hayat var; tek başına, tamamen tek başına; tek başınalığında güzel, tek başınalığında ihtişamlı. Hayatı ancak bu şekilde yaşayabilirsin: onunla akabilirsin; o zaman sen de ihtişamlısın; bir zarafetin var, şiddetsizliğin zarafeti; kavgan yok, mücadelen yok. O zaman güzelsin; çocuksu, çiçeksi, yumuşak, narin, çürümemiş. Var olmanın aslında tek yolu bu çünkü savaşma yolu, var olma yolu değil. Bu yol nehirle birlikte akmak, onunla öylesine birlikte akmak ki, artık ayrı olduğunu ve onunla aktığını hissetmemek. Hayır, onun parçası olmak; sadece parçası olmak da değil, içine gömülmek; artık nehir oldun ayrılık yok. Savaşmadığın zaman hayat olursun. Savaşmadığın zaman büyüdün, sonsuzluk oldun. Bu durum aslında sadece şu; hayata güvenmek. Kendi bireysel zihnine değil, bütüne güvenmek. Parçaya değil bütüne güvenmek. Zihne değil varoluşa güvenmek. Teslim olduğun zaman bir anda yumuşarsın; çünkü sert olmaya ihtiyaç kalmaz. Savaşmıyorsun, düşmanlık yok. Korumaya gerek yok, güvenli olma arzusu yok, zaten hayatla birsin. Ve hayat zaten güvenli! Sadece bireysel egolar güvensiz; onların korunmaya ihtiyacı var, güvenliğe ihtiyacı var, zırh giymeye ihtiyacı var. Korku içindeler, sürekli titreme halinde; bu durumda nasıl yaşanır? Çaresizlik ve endişeyle nasıl yaşanır? Yaşanamaz. Bütün neşe kaybolur; burada olmanın saf neşesi ve gerçekten saf neşe bu. Sebebi yok; sadece öyle çünkü sen varsın, içinde yükseliyor bu; çünkü sen varsın. Sen bir kere açıldın mı, hayatla akmaya başladın mı, içinden hiç sebepsiz sürekli neşe yükselir! Hissetmeye başlarsın ki, var olmak, mutlu olmaktır..'
Osho'nun bu öğretisini, belkide farkında olmadan, iliklerine kadar hisseden, yumuşak ve narin, varma çabası olmayan, kavgası ve mücadelesi olmayan, savaşmayan ve tamamen teslim olmuş bir yazarın, günlüklerinin derlemesi ile oluşturulmuş, Türk Edebiyatı Tarihi'nin belkide en realist serbest yazım örneklerinden biridir. Okurken, yazarın, asla bir konuya bağlı kalmadığını, aslında hiçbir şey anlatmadığını, anlatmaya dahi çalışmadığını, bir mesaj veya bir öğreti sunma gayesinde olmadığını, gün içerisinde karşılaştığı bir olayı o an oracıkta yazarken bir kağıt parçasına, aklına gelen kel alaka kelimeleri dahi yazıyor oluşundan idrak edebiliyorsunuz. Çünkü serbest yazım, tam olarak olmasa da, düşünce dilini olduğu gibi kağıda aktarmaktan geçer ve yazarken birşey anlatma veya aktarma kaygısı içerisinde olmamanız gerekir. İfade etmek istediğim tam olarak şu; hepimiz yalnız kaldığımızı hissettiğimiz anlarda, dış dünya ile aramıza bir perde çektiğimiz o ender anlarda, kendimize yönelir ve hayata dair düşüncelerin, bizi bir labirente sürüklemesine musade eder, ve zamanın, bizi bu labirentin içinden çıkılamaz noktalarına kadar sürüklediğini fark edemeyiz. Düşündükçe daha da derinliklerine indiğimiz ve zamanın ve mekanın idrakine dahi varamadığımız bu noktada, bizi, bu labirentin içinden çıkaran da yine hayata dair bir dış ses olur. O an ancak anlayabiliriz ki, hissediyoruzdur yaşamı. Ve geri döndüğümüzde içinde bulunduğumuz o labirentten dünyaya, aklımıza ilk gelen düşün, 'keşke bu düşüncelerimi bir kenara yazsaydım' olur çoğu zaman. İşte bu eser, yazarın, sanki karanlık bir odada, bir önceki kelimenin ne olduğunu görmeden, aklına gelenleri sıralayarak oluşturduğu, ve o 'düşünceyi bir kenara yazmak' eylemini kusursuza en yakın şekilde uyguladığı eserdir.

Kitaptan 2 Alıntı

Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşama içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi o kadar zayıflıyor.

Hep Doğruları Söyleyen Yalanım Ben, Remzi Karabulut (Sayfa 57)Hep Doğruları Söyleyen Yalanım Ben, Remzi Karabulut (Sayfa 57)

Kaldığım bir yer yok. Sürdüğüm bir konu yok çünkü. Kişi, az önceki kişi değil ki. Hiçbir anı tutmuyor ki kişinin. Yaşamın da öyle, her anı bağımsız, her anı bir bilmece.

Hep Doğruları Söyleyen Yalanım Ben, Remzi Karabulut (Sayfa 22)Hep Doğruları Söyleyen Yalanım Ben, Remzi Karabulut (Sayfa 22)