Her Savaş Bir Tanrı Öldürür

8,5/10  (2 Oy) · 
2 okunma  · 
2 beğeni  · 
419 gösterim
Bir insanın hayatıyla, bir toplumun tarihini bir araya getiren usta işi bir roman…

Güneydoğu’da görev yapan başarılı bir subayın anti-militarizme geçiş hikâyesini anlatan Her Savaş Bir Tanrı Öldürür; aynı zamanda bir oğlun babasıyla hesaplaşmasından, bir erkeğin eski sevdalısından af dileyişinden ve bir insanın kendisine yeniden bir hayat kurma çabasından söz ediyor.

Sandalye romanında, bir kaza sonucu “engelli” haline gelen gencin altüst olan hayatına odaklanan Süleyman Akbulut, bu kez bir askerin ölümle, öldürmekle giriştiği hesaplaşmaya tanıklık etmemizi sağlıyor.

“‘Neredeyse hepsi on sekiz-yirmi yaşlarında çocuklardı’ dedi Yılmaz. ‘Bizimkilerden, onlardan bir dolu çocuk… Hiçbirimiz bir şey yapamadık. Bir dağ başında karşılaşınca yapacak bir şey de kalmıyor zaten; iş işten geçmiş oluyor. Öldürmek zorundasın; ya sen onu, ya da o seni. Anlatsan, vatanın için öldürdün, diye avuturlar seni. Ama gelsinler ve bunu öldürdüğüm yirmi yaşındaki birinin cesedinin yarı açık gözlerine bakan vicdanıma anlatsınlar!’”
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2012
  • Sayfa Sayısı:
    444
  • ISBN:
    9786050904987
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Hüseyin 
 23 Ağu 09:45 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Kutsal her ne varsa onların da dualarına aday olacak kadar güzel ve okunması gerekilen bir kitaptır.

Süleyman Akbulut’un 2008 yılında hazırlığını yaptığı, 2009 Şubat ayında yazmaya başladığı, 2011 Martında tamamlayıp 2012 Ocakında Doğan Kitap’tan çıkan kitabı “Her Savaş Bir Tanrı Öldürür”, günümüze kadar militarizmi konu alan diğer yerli kaynaklara kıyasla farklı çizgide ilerleyen bir eser. Haklı veya haksızı, doğruyu veya yanlışı, kişileri veya kuruluşları değil yalnızca “olan” olguları ele alan farklı bir roman… Ordu bünyesinde büyük başarılar elde etmiş, özel kuvvetlerde üst rütbelere sahip bir askerin zamanla öldürdüğü baba, komutan, öğretmen, sevgili gibi tanrıları içeren kusursuza yakın bir eser. Anti-militarizme kayışın hikâyesi… Savaşı herhangi bir taraf tutmadan, doğrudan yaşayanların gözüyle ve ruhuyla anlatmayı deneyen, otuz yılı aşkın süredir devam eden amansız mücadelede verilen kayıplar üzerine aslında tam da ihtiyacımızın olduğu bir üslupla yaklaşıyor Süleyman Akbulut.

Kitap, yalnızca bir olay örgüsünden ibaret değil, olayların akışı içerisinde sosyal tespitlerde bulunan, bireysel etkileri ustaca sunan ve kolektif bir bütünün içerisinde eriyen tekil durumların başarılı bir yansıtıcısı konumunda. Birçok psikolojik tespit, sosyolojik analizle birlikte ilk etapta en çok dikkat çeken nokta, kişilerin belirli bir süre sonunda uğradıkları “yabancılaşma” durumudur. Kitapta Yılmaz karakterinin ve Yılmaz’ın en yakın arkadaşlarından birisi olan Çetin’in tasvir edildiği psikolojik durum, temelde önemli bir nevrozu açıklar. Yılmaz’ın ordudan silah arkadaşı olan Çetin’in ve Yılmaz’ın zamanla girdabına kapılacakları ağır travma halleri, onların kendi kişiliklerine olan yabancılaşma süreçlerine yönelik kapsamlı bir tasviri sunar. Özellikle de Yılmaz’ın hem kendisine hem çevresine hem de yaptığı işe yönelik yabancılaşma süreci önemlidir.

--- Spoiler İçerir ---
Askeri liseye girdikten sekiz sene sonra, yirmi iki yaşında mezun olan Yılmaz Varlık, askerî yaşamı için çocukluğundan vazgeçmeye bir de çok sevdiği kızı, askeri kurallara ve babasının baskılarına boyun eğerek vazgeçmeyi ekliyor. Bununla birlikte ilk görev yeri olan Adana’daki bir cezaevinde jandarma iken yaşadığı travma da onun ruhsal dünyasında kapanması zor bir yara açmıştır. 1980 darbesinin sivillere yönelik çirkin yüzünün muhatabı olan Yılmaz, idam edilmek için tutuklanan Serhat adında bir gencin son dileğini yerine getirip, ondan geriye kalan mektubu ailesine ulaştırma sorumluluğunu üstlendiğinde ruhundaki yaralara Serhat’ın darağacına gidişine çaresizce şahitlik edişini eklemişti. İdam edilen on dokuz yaşındaki genci kurtarmak için hamlede bulunan Yılmaz’a engel olan komutanını darp etmesi hem resmi siciline hem de ruhsal siciline atılan ilk ciddi askeri çiziği oluşturacaktı. Bu ve bunun gibi olayların muhatabı Yılmaz için vicdan ve sorumluluk, hiyerarşi ve zorunluluktan git gide üstün gelmeye başlamıştı. Yılmaz’ın hayatının seyrini değiştirecek, o güne dek yönetilen yaşamının kontrolünü eline alacağı acı olay görev aldığı Şırnak bölgesinde gerçekleşecekti. O güne kadar askeri hayatında kendilerine öğretilen ne varsa sorgusuz itaat etmeyi, ruhlarını, zihinlerini hatta reflekslerini bile baştan yaratma isteklerine karşılık insan olabilmenin hürriyetini çatışma sırasında öldürdüğü genç bir militan kızın cesedi başında donup kalarak yerle bir etmişti. Yılmaz Varlık, on iki saat süren, birliğinden dokuz askeri kaybettiği, karşı taraftan dokuz militanın öldürüldüğü fakat sayıca değil psikolojik arbedesi sırasında sayısız kayıplar verdiği operasyonda öldürdüğü “gencecik” bir kızın cesedi başında donup kaldığı gerekçesiyle askeri hastaneye sevk edildi. Yılmaz’ın bugün siyasal gündemde yalnızca üstünkörü geçilen meselelerin derininde barınan facialara yönelik farkındalığı da bu olayla başlayacaktı. Toplumun yalnızca acısını paylaştığı acıların birinci muhatapları olanlar için savaş ve ölümün ne anlam taşıdığı noktasında kitapta dikkat çekici bir anlatım vardır.

---Spoiler---

Her Savaş Bir Tanrı Öldürür, savaşın gerçek yüzünü, toplumsal yansımalarını, bireyler üzerindeki etkilerini ustaca ele alan bir eser.

Kitaptan 1 Alıntı

Hüseyin 
 23 Ağu 09:36 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Ülke yoktu boğazlaşırken, vatan yoktu, bayrak yoktu. Bir çatışmanın ortasında ülkesi için savaştığını düşündüğü tek bir an olmamıştı. Öncesinde evet, sonrasında evet... Ama çatışma anında sadece ölmemeyi düşünüyordu. [...] Sonra boğazlaşma biter. Ve biten günün ardından o günün sabahında o gün öleceğini düşünmeyen kırk bir kişi ölmüş olur. Oyun gibidir. Ölüm hep senin dışındaki insanların başına gelen bir şeydir çünkü.

Her Savaş Bir Tanrı Öldürür, Süleyman Akbulut (Sayfa 49 - Doğan Kitap. İlk baskı, Ocak 2012, İstanbul.)Her Savaş Bir Tanrı Öldürür, Süleyman Akbulut (Sayfa 49 - Doğan Kitap. İlk baskı, Ocak 2012, İstanbul.)