Her Şeyden Çok Ağzını Severdim

9,0/10  (2 Oy) · 
2 okunma  · 
1 beğeni  · 
87 gösterim
"Küçükken gardırobun arkasındaki sığınağıma girmiş, elimde babamın tabancası, tetiği çekememiştim. O köşede, orada, duvarın kenarıyla, açılınca sığınağa kapı olan gardırop kapağının kesiştiği yerde oluşan o büyük yalnızlıkta büzülmüş, uzak, yalnız, gizlenmiş, kendimi dünyadan koruyordum, dahası tuzağımı kuruyordum dünyaya."

Yabanıl ve hırçın bir kız çocuğu, kıvırcık saçlı, koyu tenli, çingeneyi andırıyor. Aşırı, bastırılamaz bir baba sevgisi; neşe, şefkat, tutku. Ölüme karşı içgüdüsel bir çekim; acı ve çelişki dolu bir yaşam bağı.

Genç kızlığın başlangıcında ortaya çıkan hastalık; kişisel bir iç savaş; dünyayla, varoluşla, anneyle; ulaşılmaz güzellikle hesaplaşma.. o güzel yüzle, öpmeyi bilmeyen o ağızla hesaplaşma.

Yılların, anıların, belleğin değişkenliğinde düş ve gerçek. Özyaşam kesitleri...

Bilinçli ve acı dolu, kadınca bir deneyimin romanı: Tutkulu ve berrak.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2002
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789755333458
  • Orijinal Adı:
    La bocca piu di tutto mi piaceva
  • Çeviri:
    Dilek Peçenek
  • Yayınevi:
    İmge Yayınları
  • Kitabın Türü:
Serap Kırgöz 
 28 Şub 15:05 · Kitabı okudu · 24 günde · 10/10 puan

~Spoiler içerir~
İlk gördüğümde romanın adı beni çok etkilemişti. Aşk romanı olduğunu zannetmiştim. Kitapta bir aşk vardı ama iki sevgili gibi değil babasına aşık olan bir kızı ve bir o kadarda annesini sevmeyen bir kızın hayatını anlatıyordu. Nadia annesine özeniyor ve en çok ağzını severdi ve kitabın adı da buradan geliyor her şeyden çok ağzını severdim. Babasının ölümünden sonra yaşamak istemiyor onunla birlikte ölmek istiyordu ve günden güne gittikçe zayıflıyordu. Doktorlar hastaneye yatmazsa ölür diyorlardı.
Hastaneye yatırdılar ve zorla iyileştirmeye çalıştılar. Daha sonradan annesini de kaybetti. Ve bir gün aniden yaşamaya karar verdi. Başlangıcında yaşamayı bilemeyen ben, ortasından yaşayacağım belki zamanı..