·
Okunma
·
Beğeni
·
3.756
Gösterim
Adı:
Her Yerden Çok Uzakta
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331010
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Very Far Away from Anywhere Else
Çeviri:
Semih Aközlü
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
"Yüce Dağ Başında Bir Arkadaşla"
Önceden de oldu yüce anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürürken,
yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında,
ekseni üzerinde dönen
yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyın düşünürken,
sadece düşünüp tartarken olan biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değildim.
Yüce dağ başında bir arkadaş vardı
yanımda.
Natalie.
Birşey yok "hiçbirşey" yok bundan üstün.
Ömrümce görmezsem de bir daha,
eh diyebilirim yine de,
Bir kez orada bulundum.
Dahası da var elbet, ama bu konuda
anlatmak istediklerimin hepsi bu kadar
sanırım. "Dahası" dediğim, bundan
sonra olup bitenler, olup duranlar...
(Arka Kapak)
94 syf.
·2 günde·10/10
Ursula K. Le Guin'in en sevdiğim eseri artık bu kitabı oldu. Mülksüzler'i çok çok seneler önce okumuştum, bir gençlik hatırasıydı bende. Dünyaya Orman Denir'i geç okuduğuma hayıflanmıştım, Rize'deydim, güzel bir yazdı ve birkaç sene öncesiydi en fazla. Yerdeniz serisinin ilk kitabını ve ikincisini merakla okumuş, devamını getirememiştim. Bağışlanmanın Dört Yolu, çok ilginç, çok güzel bir ilk hikâyeyle beni etkilemişti, ama devam edememiştim. Dünyanın Son Günü ise dünyada yazılmış herhalde en ilginç, en cesur kitaplardan birisi olsa gerek. SürgünGezegeni'ni geçen hafta severek okudum...ama şimdi Her Yerden Çok Uzakta, bana göre alçakgönüllü, küçük bir başyapıt olarak, hepsinin ötesine geçerek, sevecen, ama yine de karamsar bir yerde küçük , yaralı, belki de eskimiş o tahta oturuverdi.

Bugün sıcak bir gündü ve arkadaşlarımla zaman geçirmek için iyi bir fırsattı. Kartal'da hep beraber, yani hepi topu üçümüz, ikimiz orta yaş krizlerinde debelenip politik gelişmelerden muzdarip, kişisel yaşamları kesintilerle dolu, bir diğerimiz henüz otuzlarında ve neşeli, gözlerinde hayat dolu bir sevinçle, geleceğe bakarak oturduk. Kitap sık sık aklıma geldi. Nasıl biteceğini kestirebiliyordum kitabın. Umut dolu olması imkânsız gibiydi. Çünkü hayata yeni başlayanlar ve aşka yeni atılan herkesin yürüdüğü, başkası gibi olmamak kaygısıyla, bir yerde kendine yer edinmek için sıradanlığı seçenler olduğu gibi, dik durabilen nice âşığın adım attığı, yolları aşınmış, ışıklı bir patikaydı kitapta anlatılan. Hikâyeyi okurken bu yolu hatırladım evet, bu yolu, bu patikayı, yürünmüş, kenarları eskimiş belki pörsümüş, kendi döndüğüm sapaklar ve attığım adımlarla çukurlaşmış ya da bir şekilde izi ve kokusu kalmış bu yolu hatırladım. Ve orada, yani bu yaşımda, artık elli yaşıma bilmem isteyerek mi, ya da kaçınılmaz, atarken adımlarımı, gördüğüm o yüzleri hatırladım: ana okulunda bizi taşıyan servisin en arkasında, dışarıya bakarken yanyana, eve gelene dek gözlerimizin içine bakıp güldüğümüz güzel kız, ben seni seviyordum; ortaokulda herkesin dalga geçtiği, ayaklarını içeri basarak yürüdüğü için lakabı skoda konmuş tombul kız, ben seni seviyordum; lise çağlarımda adını deftere yazdığım sen, ben seni seviyordum; seni de seviyordum ben askere giderken evlenen güzel insan; saysam daha kaç kişisiniz, kaçınız daha yürüdünüz benimle bu yolu, kiminizin haberi olmadı bile, kiminiz için zaten hayatta olmayacak birşeydi, sevgi sevgiydi ama işte Owen ve Natalie gibi değil, gençken umutlarımız başka ve seçeneklerimiz çokken, bedenlerimiz diri ve kuvvet doluyken değil, bir yolun ya da patikanın başında değil, şimdi, herşey eskimeye başlamış ve yıpranmışken, hayatımız tekrarlardan ve başarısızlıklardan örülüyken, bu yaşta bir anne ve bir kediyle yaşarken, 45 yılını geçirdiğin sokakta bütün binaları tek tek yıkarken inşaat şirketleri, eski anılar geçmişe, maziye gömülür ve bizim gibi eskimişler, adsızlar, sansızlar unutulmak için başka, küçük mahallelere taşınmaya çağrılırken, anılarımız gibiyiz, kumaşımız sökülmüş ve kime ne yararı olabilir bunca arzu ve sevginin? Bedenim eskimiş olsa da içimdeki bu his doğruyu öğrenmiş olduğumu söylüyor bana; bizler, yani biz yalnızlar, biz yapamamışlar, kıvıramamışlar, burada, bu yollarda yaya kalmışlar, bu patikada bir çamura saplanıp kalmışlar, işte edebiyata tutunarak yaralarımızı sarmaya, ve avunmaya çalışıyoruz hepimiz; çünkü iki gencin hayatı ve aşkı öğrenmek için attıkları adımları okudukça anılarımız canlanıyor ve o yolu hatırlıyor gibiyiz, nice sapakta bıraktığımız nice yüz canlandıkça, hatırladıklarımız eskisi gibi olmasa da bir sızıyla o aşina olduğumuz acıyı hatırlattıkça edebiyat iyileşmektir diyerek ne doğru bir şey söylediğimizi daha iyi anlıyoruz. İyileşmek, yani umut edebilecek denli gücümüzü kazanabilmek, bunca sene teklemeden atan kalbimize umutla sevebilme gücü olduğunu hatırlayıp gece yatağımıza yorgun bedenimizi uzattığımızda göz kapaklarımızın ardından koşup gelen, hayali bizi oyalayan ve uykuya daldığımızda geçmişimizin tozlu güzel patikalarında, dar veya geniş, tek başına yürüdüğümüz ya da el ele, beraber aştığımız onca yollarına dönen o sevgililer ve onların o soluk, neşeli, eskimiş hayalleri bizi edebiyata çağırıyor, iyileşmeye, yani yaşın kaç olursa olsun sevmeye, yani hâlâ ümit ve hayâl edebilmeye. Bu yüzden okumaya devam edebiliyorum. Burada, yani o yolun, o patikanın sapa kalmış, ağaçları kurumuş, dalları kırılmış, yaprakları nicedir solmuş yerlerinde elimde kitaplarla bekliyorum: Kâh Owen'ı Natalie'ye el sallamadan peronda durmuş, elinden geldiğince insanı oynarken görüyor, kâh bütün hayatı bir aşkın yalanıyla ve bir hakikatin ağırlıyla paramparça olmuş Martin Eden'ın okyanusta kıvranışını okuyarak ağlıyor, ya da bir küçük portakal ağacından acılardan meyveler koparan Zeze'mi, ya da artık köyünü ve ailesini özlerken okyanusun derinlerine yorgun, yaslı cesedi usul usul inen canım Gusev'imi, ya da mezarlara, yollara, ağaçlara kar yağarken eşinin yanında cama düşen karlara bakarak kendi sonunu hatırlayan ve yavaşça içi geçen Gabriel'imi ve daha nicesini böyle sevdiğimi düşünüyorum, yani buralarda, bu yollarda, sapaklarda, bu eskimiş patikada; yürünmekten, beklemekten, ümit etmekten bitap düşmüş ama yine de bir kalp sıcaklığıyla neşelenen ve canlanan bu ormanda bekliyorum, bu yaşımda. Anlaşılan o ki; biz yalnızlar, yani Faruk Duman'ın dil ve hayâl ormanında şekilden şekile sokarak anlattığı gece ve gündüz hayvanları, biz masumlar, bizim yurdumuz burası ve eninde sonunda başımıza gelecek olan da buydu; edebiyat demek ki bir avutmaydı da aynı zamanda, nefes kesilene dek sürecek bir yalnızlık süresince mümkün olduğunca acı çekmeyelim diye, ve kanıksamak için bu acıtıcı gerçeği, bize hayâlden, suretten arkadaşlar veriyor edebiyat, oyalanmak için bitene dek ömür, hem hayâl de ederek ve kalp çarptıkça, ümit etmekten vazgeçmeyelim diye. Bunca acımasız bir dünyada edebiyatın merhametine muhtacız. O yüzden, tabii ki, bir ümitle bir hayâle tutunarak "iyiki edebiyat var" demiyor muyuz? İyiki edebiyat var.
94 syf.
·2 günde·8/10
Etkinlik dolayısıyla ilk defa bilim kurgu okumaya niyetlendiğimden hileli bir giriş yapıp, Cem hocam'ın #12506522 incelemesi üzerine, Ursula K. Le Guin'in diğer kitaplarından farklı  ve psikolojik yönünün baskın olduğu ifade edilen bu kitabından başladım.
Kitabın ismi o kadar güzel ki, daha kitaba başlamadan "Her Yerden Çok Uzakta" olmayı hayal edip , okurken de bazı alıntılardan etkilenip sayfalarca yazı yazdım ama bittikten sonra anladım ki yazdıklarımın çoğu kitapla alakasız. :) Tekrar kapsamlı inceleme yazamadım bu yüzden.

Kitaba gelince Ursula K' nın oldukça muzip, esprili bir dili var.
Toplum yaşantısı içinde olmak istediği gibi değil de olması istenilen tipe dönüşmüş, sıradanlaşmış ama iç dünyası itibariyle sürekli arayış ve tamamlanma çabası içerisinde olan insanın sancılarını, yalnız kalma çabalarını,
arabeske dönüştürmeden, hayatta birçok şeyi tecrübe etmiş insanlara özel bir yaklaşımla ele alıp, bizi tam  eksildiğimiz, içe kapandığımız yerden tutarak "Her Yerden Çok Uzakta" bir dünya kurmaya götürüyor kendisi. Yönetim şekliyle, müziğiyle kendi ellerimizle ve hayal dünyamızla kurduğumuz, bu yüzden tüm varlığımızla aidiyet hissettiğimiz, gerçek hayattan kaçmak istediğimizde sığınacağımız yeni bir dünyaya.
Kitapta net bir son yok, sanki yazarın "ben bilim kurgu yazmaya işte böyle karar verdim" demek için yazdığı bir önsöz gibi.

Bilim Kurgu'ya başlangıç olarak okunabilir, diğer kitaplarını okumuş olanlar daha farklı noktalar keşfedebilirler.

Birçok yazara olduğu gibi Ursula K' ya da çarpıldım, severek okudum. Okumaya devam edeceğim.
Bundan sonra Bilim Kurgu 'nun bendeki tanımı: Her yerden çok uzakta olan dünyamız :)

Etkinlik için teşekkür ediyor ve bunu saymayarak yoluma devam ediyorum :)
94 syf.
·8/10
"Çünkü yaşam bir yanıt değil, bir sorudur ve yaşamın yanıtı siz, kendinizsinizdir." Kitap tam da bu alıntı çerçevesinde amaçları, insanlar hakkında fikirleri, aşk, aile ve pek çok şeye dair gençliğin o kendi yoğunluğuyla dolu.

Hayatın sıradan, olduk halinde bazı durumlar vardır. "Bildik" durumlardır bunlar, zorunlu(gibi)... Okumak, diploma sahibi olmak, iş edinmek, aile kurmak. Sorumluluk, sorumluluk, sorumluluk... İşte böyle bi' fikirsel derinlikte kendi zihin duvarlarında yalpalanırken tanışıyor Owen Natalia'yla. Arkadaşlığın, dostluğa nasıl dönüştüğüne, bu dostluğun aşk fikriyle nasıl korku-düşlü bi' evreye geçip eski hale geldiğine ve daha derin, daha farklı, daha aşklı bi' şekilde ilerlediğini okuyoruz.

Kitabın akışı çok sakin, dili çok duru, kurgu tahmin edilebilir düzeyde. Fakat tüm bu görünür sadeliğin ardında öylesine insani, temel fikirler, akılda dönüp duran düşünceler var ki...
İki tür sevgi vardır; biri dostluktaki sevgi, biri aşktaki sevgi. Oysa yaşam sevgisi olmadan hiç biri olmaz, hepsi yavanlık içinde sıradan kalıplara dönüşür. Asıl sevgi, bir amaç bir yaşama isteği içinde içte, derinde yaşama sevgisini hissedebilmektedir. Kitap bunu yalın, kendi halinde, naifçe sorgulatarak verdi bana.

Kitapta Emily Brontë'nin yirmi iki yaşındayken yazmış olduğu bu etkileyici şiire rastladım :

Pek aldırmadığım zenginlikler de
Gülüp geçtiğim Aşk da
Şöhret tutkusu da birer düş
Tan ağarınca yitip giden

Dua etsem, dudaklarımı
Kıpırdatan biricik dua şu:
"Taşıdığım şu kalbi at
Özgürlüğümü ver bana"

Evet, tez geçen günler biterken
Tek dileğim bu,
Yaşam ve ölümde, bukağısız bir ruh
Ve dayanma cesareti!

Hayatın içinde ilerlerken korku sarıyor insanı. Bu korku çevreyle alakalı, aile, meslek fikriyle alakalı. Tüm bunların zorlayıcı, yoğun buharı altında kişi nefes alamaz hale geliyor, yaşam sevgisinin özü yitik bi' kalıba dökülüyor. "Düş kurbanları" benzetmesi geliyor aklıma, bence bu duruma uyuyor. Çünkü düşlenenin aksi oluyor giderek, beklenmediklerin gerçekleşmesi, sıradanlık içinde "aynılık boyalı" kısır hayatı yaşama korkusu. Bizleşmiş benlerden oluşan topluma karşı kişinin ben'lik diretisi, korkusu. Bu direnç savaşmayı gerektiriyor, gücü gerektiriyor. Oysa kişinin yaşam sevgisi olmazsa amaçları için, kendi için temel gücü bulamaz ve bu sefer kendi istediği hayatı da yaşayamaz, "yolda olmak" hali biter.

Bu çift yönlü vurgun, kendine has bi' gençlik çıkmazı. Yine de düşe kalka, dostlarca kitapla, tutunarak savaşılabiliyor/direnilebiliyor. Çünkü yaşamın kendisi bir soru ve her kitap kendine özgü sorularıyla bizlere hayat veriyor.
Geleceğe sevgiler...
94 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Kitap karakterinde kendini bulmak durumu" bende bu sefer her iki karakterde de yoğun bir şekilde kendimi, yaşama bakışımı buldum.Kitap şu ana kadar duyduğum en güzel adı kendinde taşıyor 'her yerden çok uzakta' ve Owen ne yapacağını bilemeyen,hayatta bocalayan bir şekilde toparlamaya çalışan bir karakter.
Uzaklara gitme düşüncesinde olanların gitmek istediği yer thorn.
" thorn'da görüşürüz "
92 syf.
Kitapı öneriyorum. Ama daha çok ergen için yazılmış sanki. Ilk yarısında baya sıkıldım. Bir fikir bulamadım. Güzel cümleler olsa da, sanki yürekten gelmemiş gibi... ikinci yarısında artık bişeyler görmeye başladım. Ama sade bitti. Güzel kitap. Ama dediğim gibi beni dünyasına çekemedi. Yalnızlığın tarifini bana göre iyi verememiş. Sevmiş olanlar bana kızmasın lütfen. Sadece hissetdiklerimi yazdım. Iyi okumalar her kese.
94 syf.
·2 günde
Le Guin tarzinin dışına çıkmis bu kitapta beklenilen bilimkurgu yerine bu sefer psikoloji ağırlıklı bir kitap kaleme almis.İki genç insanın hayati nasil algıladıkları ve ikili ilişkide çiftin beklentileri ifade edilmiş."Ben" kavrami burada da karsimiza çıkıyor insanoğlu yalniz kalmamak dislanmamak icin "Bizi" tercih eder.Le Guinin en sevdigim yani size bir olay,bir fikir sunmasi ve size düşün demesi çok cazip geliyor bana.Normal bir okuyucu sadece Le Guin okur ama belli bir eşiğe gelen okuyucunun çok şey bulacağını düşünüyorum yazarda.Bilimkurgu yazari denmesi ayrica haksizlik gibi geliyor çünkü Felsefenin tam merkezinde durduğunu düşünüyorum Le Guin için.Umarim "biz" olmak için "ben"i veda etmezsiniz.
Kitapla kalin.
94 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Ben bu kadını sevmeye başladım. Yani okuduğum ilk bu kitabından... Okumaya başlarken konu size o kadar günlük geliyor ki, 17 yaşında bir lise öğrencisi erkek; kendini dışarıya soyutlamış, içinde ise kendi dünyası olan, kafası da iyi çalışıyor ve iki cadde ötesinde oturan okuldan bir kız arkadaşı; o da kendi halinde, müziğe de pek ilgili. Rastlaşıyorlar, bir zaman öylece konuşuyorlar; gelecek hakkında, üniversite hakkında, bazen yaşamdan bazen de öylesine... birinin alanı bilim, birinin alanı müzik... birbirinden ayrı dallar gibi görünen ama onlar konuşurlarken bir gibi... ilk başladığımda bir süre, önce okuduklarıma sonra kapağa baktım ve içimden ‘nereye nasıl bağlayacağını çok merak ediyorum’ diye geçirdim, tahminlerde de bulundum tabi. Ama ilerledikçe bunlardan fazlaydı, anlatımından yakaladı yazar beni. Yeterince derinlemesine, yeterince içine çeken bir anlatım vardı okuduklarımda. Emily Bronte’nin Rüzgarlı Bayır’ına yaptığı dokunuş beni hemen o kitaba da yönlendirdi. Uğultulu Tepeler’e yani... Antonio Vivaldi’ye de minicik bir selam çakmıştı, gülümsetti. Ve tabi kendim de aldım kendime düşen selamını satırlarından.
94 syf.
·9/10
“- Hey Owen, bir tanem, Owen yapma “
Ahh.. Natalie field yaktın gençliğimizi, gecenin sisi aşkımızı saklayamaz. O trene binip gittiğin günü asla unutamayacağım..
94 syf.
·Beğendi·8/10
Tek taraflı aşk hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı...Kahramınımız belki de hollywood filmlerinde sıkça gördüğümüz derslerinde başarılı ama asosyal öğrenci tipi.Tabi böyle kişilerin duyguları daha yoğun ve derin olur genelde.Kitap bu duyguları gayet ustalıkla ve masumane bir şekilde anlatıyor.Çocuğun deyim yerindeyse tek kızarkadaşına zamanla duyduğu aşkı da...Kitap duygulara hitap eden hem ağlatabilip hem de tebessüm ettirebilen,bir solukta okunabilecek kitaplardan
94 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu kitabı ilk gördüğümde adına vurulmuştum okuduğumda içeriğine daha çok vuruldum.

17 yaşında, dünyanın gidişatının farkına vardığınızı düşünüp kıran kırana maç yapan çocukları ve o yaşların gösterisini, bir türlü yatışmayan saçlarınız ve kalbinizde bir sızıyla saha kenarından ukala ukala izlersiniz ya, öyle bir anlatımı var.

Kahramanlarımız içinde bulundukları toplumdan biraz farklılar, farklı olduklarının da farkındalar.
Bir şekilde denk geliyorlar ve birey olmaya, seçimlerini yapmaya çalışırken aralarında  sağlam bir dostluk kuruluyor.

Ve bir gün birden biri diğerini öpüyor. O yaş için hatta her yaş için dev bir kafa karışıklığı.
Biz şimdi neyiz:))

Sanırım Le Guin'nin en sevdiğim kitaplarından biri de bu oldu. İlk gençliğin, ilişkilerin, farklı hissetmenin farklı olmanın hem güzelliğini hem can yakıcı  kısımlarını çok tatlı bir anlatımla yazmış.



 
94 syf.
·Puan vermedi
Beni çok etiklediğini söylemeliyim. Her yerden çok uzakta benim Ursula K. Le Guin den okuduğim ilk kitabı oldu. Kitap 1976 yılında yazılmış... ama ben bu kadar günümüze uyan bir kitap da görmedim.
Her yerden çok uzakta
15 16 yaşındaki bir gencin hayatının çok kısa bir dönemini anlatıyor. Ancak 15 16 yaşında olmasına rağmen yaşadıkları hissettikleri sanki her yaştan insana özgü gibiydi.
Kitap Owen nin yaşadıklarını ses kaydına almasıyla başlıyor. Owen sessiz sakin fazla kimseye karışmayan biri. Hayatına yeni biri giriyor aslında tanıdığı biri. Natalie. Ve onunla daha fazla zaman geçiriyor.
Aşkı ve dostluğu sevginin ne olduğunu, geleceği sorugulayan bir kitap.
Benim çok hoşuma gitti tavsiyemdir.
-Sorun ne?
+Korkuyorum.
-Neden?
+Yaşamaktan.
''Bana sarıldı ben de ona sarıldım.''
+Ne yapacağımı bilmiyorum, daha yıllarca yaşamam gerekiyor, bunu nasıl becereceğimi bilmiyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Her Yerden Çok Uzakta
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331010
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Very Far Away from Anywhere Else
Çeviri:
Semih Aközlü
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
"Yüce Dağ Başında Bir Arkadaşla"
Önceden de oldu yüce anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürürken,
yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında,
ekseni üzerinde dönen
yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyın düşünürken,
sadece düşünüp tartarken olan biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değildim.
Yüce dağ başında bir arkadaş vardı
yanımda.
Natalie.
Birşey yok "hiçbirşey" yok bundan üstün.
Ömrümce görmezsem de bir daha,
eh diyebilirim yine de,
Bir kez orada bulundum.
Dahası da var elbet, ama bu konuda
anlatmak istediklerimin hepsi bu kadar
sanırım. "Dahası" dediğim, bundan
sonra olup bitenler, olup duranlar...
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 501 okur

  • Tuğba Sabaz
  • A.ayrı
  • cikiskapisi
  • Betadracon
  • Yunus Güzer
  • Ebru
  • tuğçe
  • Nur_bh
  • Yakup taşar
  • Merve Büyüktaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.3
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%25.5
25-34 Yaş
%23.6
35-44 Yaş
%21.8
45-54 Yaş
%16.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.9
Erkek
%38.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.6 (64)
9
%19.4 (35)
8
%26.7 (48)
7
%9.4 (17)
6
%6.7 (12)
5
%0.6 (1)
4
%0
3
%1.1 (2)
2
%0.6 (1)
1
%0