Herkes Herkesle Dostmuş Gibi...

7,2/10  (39 Oy) · 
120 okunma  · 
29 beğeni  · 
1.061 gösterim
Sokakta yürürken, alışverişte, parkta, dolmuşta otobüste, kuyruk beklerken 'kulağını atar' ya insan bazen; değişik insanların değişik dertlerinden, acı hayat hikâyelerinden, münakaşalardan, belki de sevinçlerden kesitler işitir. Bazen öylesine duyup geçer bunları; bazen de zihni işittiklerinin peşine takılır gider, başkalarının hayatlarını kurgular kafasında, ya da kulağına çalınanlar kendi hayatıyla ilgili düşüncelerini, sezilerini tetikler. Umumi yerlerde kulağını ortaya atmayı sevenler habis dedikoducular değildir ille; bazen de, belki de içgörülerini, empati yeteneklerini bileylemek için yapıyorlardır bunu!

Acaba Barış Bıçakçı da öyle mi yapmış, böyle biri midir, bilemeyiz. Ama "neticenin" ya da okur üzerindeki tesirin öyle olduğu kesin. Herkes Herkesle Dostmuş Gibi'de sokakta birbirine teğet geçen insanların hayatları da birbirine teğet geçiyor, bazen de içiçe giriyor, birbirine ulanıyor. Hayatları taşıyan sözlerin birbirine ulandığı o 'hemzemin geçit' anları, ustaca. Bütün insanları ve onların dünyalarını aynılaştıran 'basit' bir naiflik de yok bu geçişlerde, farklı hayatları kendi içinden anlayabilen bir gönül gözü var. Onun için: Herkes Herkesle Dostmuş Gibi...

Ama doğrusu "herkesler" de yok bu gezintide. "Yukarıdakiler" yok. "Sıradan" insanlar, "küçük" insanlar var. Öğrenci, memur, küçük esnaf, emekli, evhanımı... onlar. "Sıradan" insanların "sıradan" maişet meselelerini, küçük hesaplarını, tasalarını, aşklarını, tutkularını, takıntılarını tam da o "sıradanlık" kalıbı içinde bildik hususiyetsizliğiyle görebilirsiniz burada. Ama o sıradanlıkların içinde her insanın ayrı bir âlem olduğunu da görebilirsiniz. "Sıradan insanların" toplu olarak, bir "ideal tertip" halinde, ana karakterini teşkil ettiğini düşünebilirsiniz bu romancığın.

Barış Bıçakçı'nın "küçük insanlara", "sıradan hayatlara" bakışında gerçekten yeni bir şey var. Steinbeck ya da Orhan Kemalvari bir yan görebilirsiniz - ama tam öyle değil. Öyle büsbütün toplumcu-gerçekçi değil. Sait Faik'le yakınlık kurduğunuz anlar olabilir - ama öyle bir "küçük adam" romantizmi yok burada, fantastik öğeler yok. Yusuf Atılgan'ı düşünebilirsiniz - ama onda görebileceğiniz "karanlık" yok burada. Sevgi Soysal'ın Yenişehir'de Bir Öğle Vakti gezintisini hatırlayabilirsiniz tabii ki - ama Bıçakçı'nın anlatısı "o çeşit" politik değil.

Başka yazarlıklarla kıyaslamaya elverecek pek çok sinyal veriyor Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, ama belirgin bir esin bağlantısı yok, yakın akrabalık bulmak zor. Gerçekten de yeni bir şey var.

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, bütün bunların yanında, bir Ankara gezintisi. Özel surette hiçbir tasvire girmeden, hiçbir köşeyi bir cümleyle olsun resmetmeye kalkışmadan, ama Ankara'nın çok mahallesini, caddesini, sokağını, meydanını laf arasında anarak, oraların küçücük ayrıntılarından bir iki sözcükle bahsederek, bu kentle ilişiği olmayanların hiç başını ağrıtmaksızın, ilişiği olanların içini ısıtıyor. Herkes Herkesle Dostmuş Gibi'den, "başkent"-Ankara, "bürokrasi kalesi"-Ankara değil de, işte o basit insanların yaşadığı Ankara göz kırpıyor!
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789754708141
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:

Bu kitap yazarın ilk kitabı. Bu kitabı diğer kitaplardan farklı kılan ise, yazarın bu ilk çıkardığı kitaptaki ,hemen hemen tüm karakterlerin uzun hikayelerini, daha sonra yazdığı tüm kitaplarında ayrı ayrı anlatılıyor olması.
Kitap aslında çok yoğun bir kitap. Neden mi?
Şöyle düşünün, siz bir parkta yürüyüş yapıyorsunuz, sizin bir hikayeniz var kitapta, sonra siz bir adama yanlışlıkla çarpıyorsunuz ve tabii ki onun da bir hikayesi var. Sonra o adam simitçiden bir simit alıyor ve tabii ki o simitçinin de bir hayat hikayesi, söylemek isteyip de söyleyemedikleri var...
Buna benzer, hayatları birbirlerine teğet geçen bir şehir insanın kısa hikayeleri bu kitapta:)

Şimal 
 10 Ağu 00:01 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Ankara nın sokaklarında adım adım gezip kentin üzerine çöken keşmekeşlikten ruhen yorulmuşum gibi yığılmış vaziyette bitirdim kitabı..birer ikişer sayfa onlarca insanın hayatlarının özeti yada bi köşesine şahit olmanın verdiği yorgunluk...hoş hayatlar yada hoş anılar değiller o yüzden kekremsi bi mutsuzluk kaplıyor insanın içini. öylesine doğru ve olduğu gibi tabiri caizse kısa ve öz cümleler ile hem olay akışını hem duyguyu ancak bu kadar anlatabilirdi bir yazar.
Başta sanki çorba gibi olan birbirine teğet geçen bu kısa öz hayat geçişlerini toplayamıyorsunuz başınız dönüyor ağır geliyor aynı anda o kadar hayata temas etmek..hepsi de gerçek bunların diyorsunuz ve bu gerçekler bazen tiksindiriyor bazen buruyor bazen de kızdırıyor sizi..hepimizin ya bizzat yaşadığı yada etrafında şahit olduğu şeyleri bir ankara turu atarak okuyabilirsiniz.. absürd ve olur olmadık heryerde erkeklerin kadına nasıl baktığı kafasında nasıl hayaller fanteziler kurduğunu olanca açıklığıyla okuduğunuzda çok yerde iğreneceksiniz..zor ve basit hayatları farklı gözlerden okumak onları da gerçekliği ile kabul etmek adına gerçekten değişik hissediyor insan kendini.. çok şey eklenebilirdi belki ama herkes kendi baktığı yerden de görüyor aslında birnevi hayatı ve çevresini..ulusu anlatıp Hacı bayram a , hamamönü nü anlatıp Taceddin dergahina, opera yı anlatıp Karyağdı türbesine, Tunalı yı kuğuluyu anlatıp Kocatepe'ye Cinnah ve Atakule ye temas etmeyen yazar Ankara nın mabedsiz şehir ünvanını ve o kısmına kendinin de temas etmediğini ifşa ediyor aslında bir nevi..
Ben okuldan bir arkadaşıma (ki Ankara ya sık sık gelip bürokrasi vs ile daha sık karşılaşan Büyükelçilikler meclis vs ile haşırneşir olmaktan başka birşey yapmadan Ankara dan ayrılan) Ankara nın bu yüzünü de göstermiştim. Ruhunun kasvetinin arındığı ve huzur duyduğu bu yüzünü hayretle temaşa etmişti. Ben Ankara yı böyle bilmiyordum diyerek bensiz de gidip o mekanlarda bir gün daha dolaştığını itiraf etmişti.
Bu kitap ve Ankara için bunu söylemeden geçemedim açıkçası.. Hayatının bir köşesinde Ankara olanlara daha ilgi çekici gelebilir tabii kitap ama şahsi kanaatim bazı noktalarda kitabın bazı kısımlarının gerçek böyle denilerek edeben edep-iyat a uymadığı yönünde..yinede iç burkan kısımları belki de hayatını hiç merak etmediğimiz sıradan insanların da neler yaşadığını görmek lababoya kusarken saçlarını içine atarken o tıkanıklığı temizleyen bir garibanı da düşünmek yada bir restoran da o kazanları yıkayan birinin de olduğu ve onunda insan olduğunu bilmek de gerek..hiçbirimiz bu da onun işi diyip bu sığlıkla hiçkimsenin hayatını işini zorlaştırmayı kendimize hak göremeyiz değil mi..

Burak Akgün 
30 Oca 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

Barış Bıçakçı'nın ilk kitabı.Ama benim sıralama olarak en sonra okuduğum kitabı.İyi ki de en son bu kitabı okumuşum diyorum, Barış Bıçakçı'ya bu kitapla başlasaydım bir daha okumayabilirdim. Netekim okumaya başladım ve bir kaç sayfa sonunda bıraktım ilk seferde olmadı,çünkü okuması,anlaması bana göre çok zor bir kitap. Bir olay,bir diyalog okurken ardından yoldan geçen başka bir insan anlatılmaya başlıyor,onun o anda düşündüğü yaptığı şeyler gibi ..ve bu çok yoğun ve hızlı gerçekleştiğinden kitaba adapte olmak zor oluyor başta, sonra temposuna ayak uyduruyorsunuz az çok yazarın ne yapmaya çalıştığını da anlıyorsunuz ama kitap yine de zor bir kitap.Bu yönüyle diğer Barış Bıçakçı kitaplarından çok farklı ve hoşuma gitmedi.Barış Bıçakçı'nın da hoşuna gitmemiş olacak ki yada insanların tepkisini görüp diğer kitaplarında bu tarzı hiç kullanmamış.Mesela; bir çay ocağı sahnesi var ki çok çok hoşuma gitti.Şöyle ki; bir masada birileri kitap muhabbeti yaparken,diğer masadakiler arkadaşlarından bahsediyorlar ve bunun gibi çokça diyalog ardı arkasına o kadar hızlı anlatılıyor ki o çay ocağındaki insanların konuşmalarından kaynaklı uğultuyu duyuyorsunuz.En azından ben duydum.
Ayrıca kitapta diğer kitaplarındaki karakterleri yer alıyor mesela Çetin'le Ender,Cemil'le Nazlı gibi ..
Tavsiye eder misin ? derseniz bu soruya cevap vermek zor.Barış Bıçakçı okuduysanız hayal kırıklığı olabilir.Zorlanabilirsiniz ama yine de farkı bir anlatım tarzı denemek açısından denenebilir diye düşünüyorum.

Özge 
12 Oca 2015 · Kitabı okudu · 2/10 puan

Ankara zaten sıkıcı bir kentti benim için. Öyle bir anlatmış ki daha çok sıkıldım.

Aygan H. 
21 Şub 01:14 · Kitabı okudu · 15 günde · 8/10 puan

'' Şair elinden çıkma bir roman.'' arkasına düşülen bu notun hakkını veren cinsten bir kitap olmuş Herke Herkesle Dostmuş Gibi. Bir gün boyunca sabahtan akşama kadar Ankara sokaklarında geziyor, bir sürü insanla karşılaşıyorsunuz. Hayat akıp giderken bir şekilde bir başkasının hayatının bir köşesine ilişiveriyorsunuz, sonra o sizi bir başkasına götürüyor o da bir diğerine...Bu geçişler ilk sayfalarda okuyucuyu biraz zorlasa da işin matematiği çözüldükten sonra oldukça zevkli bir hal alıyor. Sabit bir hikayesi, özelleştirilmiş bir kahramanı yok kitabın. Bir şekilde hayatı birbirine değen insanların, sıradan insanların,benim ve sizin gibi insanların hayatlarını okuyorsunuz kitapta.

Selin Düzen 
13 Eki 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Çok değişik bir kurgusu var kesinlikle yolda yürüyen bir kişinin düşüncelerini okurken bir bakmışsınız karşıdan gelen bambaşka bir kişinin düşüncelerini okuyorsunuz o derece :)
Ayrıca bir yerde koparsanız toplaması biraz zor oluyor. Ve inanın kolayca anlaşılabilen bir roman değil.

fisun 
22 Tem 15:52 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Ne yazik ki hiç bir sey anlamadim. Önceden yorumlari okuyup bir ön fikir edinmeme ragmen kişiler arası geçişler kafami çok karıştırdı. Yazar hakkında karar verebilmem için bir kitabını daha okumalıyım...

Peyroux 
 21 Ara 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 6/10 puan

Herkes herkesle dostmuş gibi...Sırf kitabın adı bile günümüz ilişkilerinin özeti gibi aslında. İçi başka dışı başka insanlar.Bu devir bize ne yaptı böyle???

Barış Bıçakçı okumak bana iyi geliyor. Daha önceki 2 kitabının ardından 'onlarla yarışamaz gibi' diye düşünerek başladım ama yine çok severek hemen bitiriverdim.

Kendini hayatın akışında kaybetmiş, kimi sığ kimi derin düşünceler içinde kaybolan sorgucular, iç seslerin eşliğinde, sert geçişlerle anlatılan pek çok insanın hayatlarına misafir olduk bu defa.

Melek Macit 
18 May 12:12 · Kitabı okudu · 5/10 puan

İlk 25 sayfası kitabı anlamaya çalışarak geçti. Okumadan önce bu konuda bir uyarı almış olmama rağmen kitabın bu geçişli halini bi miktar garipsedim. Onun dışında anlattığı karakterler ve kullandığı aforizmalar hoşuma gitti. Ayrıca bir Barış Bıçakçı okuru olarak Cemil ile Nazlı detayını yakalamış olmak da güzeldi.

Bioguz 
28 Tem 11:54 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gene lise yıllarında okuduğum kitaplardan biri. Okul değiştirmek durumunda kaldığımda arkadaşımın hediye ettiği bu kitabı bi türlü anlayamadığımı hatırlıyorum.. Sanıyorum 2 kere başa sarmıştım belki de kafamın doluluğundan anlamamışımdır..

2 /

Kitaptan 37 Alıntı

Damla YILDIRIM 
22 Nis 22:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

"Vazgeçerek yaşıyorum. Vazgeçe vazgeçe ilerliyorum."

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 59 - İletişim Yayınları)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 59 - İletişim Yayınları)
Osman Yüksel 
26 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir taksiye el salladı. Arka koltuğa oturdu. "Kuğulu'ya lütfen" dedi. "Lütfen" unutulmamalı, anne babadan çocuğa geçmeli, şoförlere, tezgahtarlara, kapıcılara söylenmeli.

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 34)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 34)
Peyroux 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

ve bir anlık bir şımarıklığı bile bağışlamaz hayat

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (İletişim Yayınları)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (İletişim Yayınları)
Burak Akgün 
29 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

" 'Yere çakılana kadar kanatlarımın olduğuna inanacağım'.Bu inanç yetiyordu ona.Zaten hayat da yere çakılana kadar yaşanan bir şeydi."

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 30)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 30)
Osman Yüksel 
28 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

On yedi yıl sonra "korkutucu şeyler" yerine artık "iktidar" sözcüğünü kullanıyor.

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 46)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 46)
Şimal 
09 Ağu 20:24 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Annesi, "meyvenin bile kabuğu var Kadri, , bir senin yok" derdi.gözleri yanar, boğazı kurur, titrerdi ozaman, kendisi hakkında böyle konuşulunca, bir eksiği varmış gibi.Annesi ile birlikte yaldızlı kağıt toplarlardı, oradan buradan. Sonra bu kağıtlardan ufacık ufacık toplar yapıp yazmaların kenarına dikerdi anacığı. Demek o bile güzelliğin peşindeydi doğup batarken güneş, aynı gökyüzünü katederken sanki yarın bugün den iyi olacakmış gibi.

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 53 - İletişim)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (Sayfa 53 - İletişim)
Peyroux 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

“lnsanoğlunda bir ahmaklık var. Öleni, biteni daha çok seviyor, sayıyor.” diyordu içeride berber.

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (İletişim Yayınları)Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..., Barış Bıçakçı (İletişim Yayınları)
4 /