Hermesler Hermesi (İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce)

·
Okunma
·
Beğeni
·
320
Gösterim
Adı:
Hermesler Hermesi
Alt başlık:
İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce
Baskı tarihi:
Mayıs 2010
Sayfa sayısı:
198
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053960911
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Baskılar:
Hermesler Hermesi
Hermesler Hermesi
Ortaçağda Hermes zaman zaman Mısırlıların Thoth’u, İbranilerin Enoh’u, eski İranlıların Huşeng’i veyahut Müslümanların İdris nebisi ile bir tutulmuştu. Hangi coğrafyada olursa olsun, bu insanlar onu insanlığa ilâhi mesaj getiren ve ilimlerin kurucusu bir peygamber olarak görmüşlerdi. Fakat “Hermetizm” adıyla anılan ekol ancak çok daha sonraları Mısır ve Grek geleneklerinin İskenderiye’de birleşmesinden sonra vücuda gelecektir. Bu farklı isimler altında anılan şahsiyetin aynı kişi olup olmadığı müellifler indinde ihtilaflıdır. Bazılarına göre tek bir Hermes’ten bahsedilemez çünkü Hermes bir isim değil bir sıfat, bir lakaptır. “Buda” gibi, “Manou” gibi bir cins isimdir. Tek bir kişiye değil de Hermetizm konusu altına giren ilimlerde önder olan birçok kişiye bu adın verildiği görülmektedir. T. Burckhardt’a göre “Hermetizme yeni bir ruhani eksen veren, daha doğrusu, son dönem Hellen natüralizminin boğmasından kurtararak onun orijinal yapısını tam manasıyla yeniden kuran, İslami inancın ezoterik tefsiri olan Vahdet-i Vücut doktrini olacaktır”.
Bu çalışmada yazar, "Hermes" figürünün İslam düşüncesinden görünümünü incelemekte ve günümüze kadar tesiri süren bir akım olan Hermetizm'in kayıp sembolizminin aranabileceği bir yer olarak İslam ezoterizmi ile irtibatını ortaya koymaktadır.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Gerek akıllı insan gerekse akılsız insan, bedenlerinin başına gelenler itibariyle benzer kadere tabidirler. Fakat akıllı insan eylemleri, fiilleri itibariyle kadere tabi değildir. Kader onları suç işlemeye zorlayamaz. Akıl kaderden üstündür ve içinde bulunduğu ruhu kaderin ellerinin ulaşamayacağı yere yükseltmeye muktedirdir.
Tanrı, akla sadece onu kendi özgür seçimiyle arzulayan kimselerin sahip olacaklarını söyler. Akılsız insanlar sadece cismani şeylere dikkat ederler ve ondan daha üstün olan şeyleri inkar ederler. Fakat önce onu arzulayan ve sonra akıl (ya da kalp- nous) lütfuna mazhar olan kimseler dünyevi şeylerden kafalarını kaldırırır, hayr'ı görürler. Bu sebepten cismani olan şeylere tenezzül etmeyip Tanrı'ya doğru adımlarını sıklaştırırlar.
Yüce Akıl (Tanrı) kendisine benzeyen bir yaratık olan (gayr-i cismani) insanı yapar. Bu insan, ikametini önce kardeşi Demiourgos'un yanıbaşında, semavatın en üstünde eder. Bilahare felekler alemine nüzul eder ve yedi feleğin her birinin hususi özelliklerinden bir şeyler alır. Sonra semavatın en alt katından kesif maddeler alemine, cismani tabiatlar alemine bakar. Aşağıdaki bu maddi şeyler aleminde kendi Tanrı vergisi güzelliğinin bir yansımasını görür, ona çarpılır ve kesafet alemine inerek cismani bir tabiata bürünür ve ona gelin olur. Ve ikisi bir olurlar.
İşte bu insan, her ne kadar hakiki mahiyeti itibariyle gayr-i cismani ve ölümsüz ise de, bu parçasıyla cismani ve ölümlüdür.
Bu gayr-i cismani insanla evlenen cismani tabiat, yedi feleğin muhtelif karakterlerini taşıyan yedi insan doğurur. Bu yedi insandan her biri (tıpkı kendileri gibi) 1-Toprak ve sudan mamul bir kesif beden, 2- Ateş ve havadan mamul bir hayati ruh(pneuma), 3- Cismani olmayan bir nefs ve akıldan mürekkeptir. Bu yedi insan (hayvanların da olduğu gibi) iki cinsliydiler ve bu merhalede onlar birinci yaşlarının sonuna kadar toprak (arz) üzerinde ikamet ettiler.
İnsan, kaderinden daha güçlüdür. Güçlü olduğu sürece insan kendini dünyevi elemlerle eğitir. Yok edici güçlere karşı verdiği savaşta göstereceği dirençle kendi varlığını tanır. Acılar, elemler insanın "yokluğu" kutsamasına yol açar. Bilge(sage) acıya dayandıkça kesin bazı faziletler elde ederek kendini aşar. Kendi sefaletinden aldığı bu bilgi aynı zamanda ona dünyada kötünün yerini ve alem nizamındaki düzensizliğin kaynağını gösterir. Tıpkı diğer insanlar gibi o da aşılmaz bir mukadderata bağlanır.
Fakat bir insan, kendisinde "Akıl" olmadan "kendisini tanıyamaz". Akıl ise iyi ve temiz(saf) insana girer ve onların içerisinde bulunuşu onların kendilerini, Tanrı'ya ibadet etmeyi sevmeyi vermelerine ve bedeni hislerin kötü tahriklerini dışlamalarına sebebiyet verir. Fakat insan şer'ir(günahkar) olduğu zaman, Akıl onları terk eder. Ve onun boşalttığı yeri intikam alan (acısını çıkartan) Daimon alır ve bunlara kötü ihtiraslar ateşiyle işkence eder.
Zorunluluk, takdir ve mantık(sebeplilik) sadece aynı gerçeğin birden fazla tezahüründen başka bir şey değildir. Sıradan insan bunun sadece bir yönünü görür. Ahlaken bunu kabullenmeden sadece itaat eder. Zorunluluk en güçlü olanı olduğu için onu eğitir. Ama bu zorunluluk altındaki kurban çırpınır, inler. İnsanların geneli bu şekilde hayat sürerler. Çünkü onlar bu sebepler ve sonuçlar ve kendilerine dokunan zincirin en alttaki halkası da dahil hepsini toplu bir bütün olarak algılarlar. Sadece sukünette kalan Bilge'dir.
Eğer akıl lütfuna mazhar olmak istiyorsan, cisminden tiksinmekle işe başlamalısın. Cismani ve ölümlü olan şeylerle gayr-i cismani ve ilahi olan şeyler arasında bir seçim yapmakta serbestsin. Fakat birini reddetmeden diğerine sahip olamazsın. Gayr-i cismani olanı seçenler, kendi seçimleriyle zafer elde ederler. Bir faydası olmayan ve sadece dünyada bir engel olan cismani şeyleri seçenler kaybederler. TANRI, SUÇLANMAKTAN UZAKTIR. Eğer bir kötülükten muzdarip isek onu bizzat biz kendimiz seçtiğimizdendir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hermesler Hermesi
Alt başlık:
İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce
Baskı tarihi:
Mayıs 2010
Sayfa sayısı:
198
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053960911
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Baskılar:
Hermesler Hermesi
Hermesler Hermesi
Ortaçağda Hermes zaman zaman Mısırlıların Thoth’u, İbranilerin Enoh’u, eski İranlıların Huşeng’i veyahut Müslümanların İdris nebisi ile bir tutulmuştu. Hangi coğrafyada olursa olsun, bu insanlar onu insanlığa ilâhi mesaj getiren ve ilimlerin kurucusu bir peygamber olarak görmüşlerdi. Fakat “Hermetizm” adıyla anılan ekol ancak çok daha sonraları Mısır ve Grek geleneklerinin İskenderiye’de birleşmesinden sonra vücuda gelecektir. Bu farklı isimler altında anılan şahsiyetin aynı kişi olup olmadığı müellifler indinde ihtilaflıdır. Bazılarına göre tek bir Hermes’ten bahsedilemez çünkü Hermes bir isim değil bir sıfat, bir lakaptır. “Buda” gibi, “Manou” gibi bir cins isimdir. Tek bir kişiye değil de Hermetizm konusu altına giren ilimlerde önder olan birçok kişiye bu adın verildiği görülmektedir. T. Burckhardt’a göre “Hermetizme yeni bir ruhani eksen veren, daha doğrusu, son dönem Hellen natüralizminin boğmasından kurtararak onun orijinal yapısını tam manasıyla yeniden kuran, İslami inancın ezoterik tefsiri olan Vahdet-i Vücut doktrini olacaktır”.
Bu çalışmada yazar, "Hermes" figürünün İslam düşüncesinden görünümünü incelemekte ve günümüze kadar tesiri süren bir akım olan Hermetizm'in kayıp sembolizminin aranabileceği bir yer olarak İslam ezoterizmi ile irtibatını ortaya koymaktadır.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Tuba Öner
  • Diary of Last Man Existed
  • Mustafa Esat Kurtul
  • Gürkan
  • Oyku
  • M.Benan Akman
  • Betül

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (1)
9
%50 (3)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0