Adı:
Hikaye Avcısı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
262
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708881
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Cazador de Historias
Çeviri:
Süleyman Doğru
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel yayıncılık
Eduardo Galeano, dünya denen cangıla bu kez ömrünün son dalışını gerçekleştirip hepimizi derinden sarsan küçük hikâyeler avlıyor...

Eşitsizliğin, şiddetin ve adaletsizliğin gemi azıya aldığı geçtiğimiz o uzun yüzyılın dökümünü, sevgi ve mizah yüklü sözcüklerle aktarırken, direnişin ve düş gücünün de yaygınlaştığını, insanlıktan her şeye rağmen umut kesmememiz gerektiğini bir kez daha vurguluyor.

Bütün kıtalardan ve bütün zamanlardan ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlananların sesinin yorulmak bilmez taşıyıcısı, yazar, tarihçi, şair, anlatıcı, hatırlatıcı ya da John Berger’ın o güzel tanımıyla “dünyanın vicdanı” Galeano, üzerinde titizlikle çalıştığı, vasiyet niteliği taşıyan bu kitabında da sömürücülerle diktatörlerin leşçiliğine ve ahlaksızlığına karşı halkların insanlık ve haysiyet adına mücadelesini efsaneler, anekdotlar, gerçek hayat hikâyeleri ve olaylarla anlatmaya, dünya halklarının direniş belleği olmaya devam ediyor...

Yazarın ölmeden önce tasarladığı, tamamlanmamış son projesi “Karalamalar”dan bir seçkinin de yer aldığı Hikâye Avcısı, ilk kez Türkçede...



(Tanıtım Bülteninden)
262 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Galeano... Güzel Galeano!
Pamuk saçlarını okşarken masal dinlemek isteyeceğiniz bir dede gibi kendisi. Nasıl muazzam bir dili var.
Diyorum ki bu adamın bir özelliği Özdil'e acayip benziyor, ama hangisi? Yok dünden beri hunharca düşünüyorum bulamıyorum. Sonra sabah her ikisinin de gazetecesi oluşundan mütevellit tariz sanatını başarılı bir şekilde icra ettiklerini anladım. Ben Özdil'i okurken de Galeano'yu okurken de inanılmaz eğleniyorum. Bu kadar acınası olayları nasıl güzel anlatıyorlar, sürekli yakın ya da uzak tarihe bakıp bizi güldürmeyi beceriyorlar. Özdil buram buram Türk kokarken, Galeano bana daha uluslararası bir yazar gibi geliyor. Belki kıyaslamak doğru olmayacak ama okurken aklıma geldiği için yazmak istedim.
Galeano'yu bana tek bir kelime ile anlat deseler, "multitasking" derdim herhalde. Adamın tüm dinler, kökenler, siyasi olgular, mistik olaylar ve daha nicesi hakkında bilgisi var ve ben bunun gazetecilikle bağlantılı değil tamamen merakla alakalı olduğunu düşünüyorum. Yaşadığı dünyayı, bu kadar merak edip araştıran ve objektif bakabilen insan bulmak inanın bana çok zor. Biz yeri geldiği zaman şöyle bir platform da bile at gözlüklerimizi çıkarmak istemiyoruz.
Benim en sevdiğim özelliği ise feminist olması, bu kitabındaki bazı sayfalar ardı ardına kadın hikayeleriyle dolu.
Birkaç saat içerisinde bitirdiğim ve herkese tavsiye edeceğim bu kitabı, buradaki tüm sayın okurlara da tavsiye ediyorum.
Kitabın sonlarına doğru bir elimde telefon bir elimde kitap kimin ne olduğunu araştıra araştıra okudum ve sayfalara küçük notlar düştüm. Kimi adı geçen kahramanları hayretle okurken, kimileri çok tanıdık geldi ve bana "İnsan her koşulda insan." dedirtti.
Galeano çok uluslu bir dede benim için. Her zaman oturup muhabbet edebileceğim ve onu zevkle dinleyebileceğim bir dede.
Keyifli okumalar güzel kadınlar, ve bir takım adamlar.
262 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Eduardo Galeano, 2015’in 13 Nisan günü, hikayelerinde anlattığı gibi acıların, sefaletin, kıymet bilinmezliğin, ezenlerin, kıyıcıların, zalimlerin, ırkçılığın haddinin hesabının olmadığı bu rezil dünyadan çekip gittiğinde, ardında bıraktığı kitaplarıyla benim gibi okuyucuların kafasında ve gönlünde özel bir yer edineceğini bilebilir miydi acaba? Kendisini ilk olarak “Kucaklaşmanın Kitabı” ile tanımış, üslubuna, dikkat çektiği konuların birbirinden renkli olup, bakış açısına yeni pencereler, kapılar inşa etmesine hayran kalmıştım.

O kitaptan okuduğum ve çok beğendiğim sözünü ben O’na ithaf etmek istiyorum; "Dünya, bir insanlar yığını, bir minik alevler denizidir. Herkes kendi ışığıyla ışıldar. Hiçbir alev öbürüne benzemez." Senin ışığın da, alevin de kendine has, öyle güzel ki Bay Galeano! Bu ışıkla tanıştığıma öyle memnunum ki. Beni duyabilseydin keşke…

Hikaye Avcısı kitabına gelirsek, kendisinin veda etmeden evvel ardı ardına baştan yazıp, üşenmeden, sıkılmadan, yeniden düzenleyip cila attığı denemelerinden bir demettir. Kısa yazılmış, çarpıcı etkisi uzun süren hikayeler bunlar. Çoğunda, tarihin bilinen bilinmeyen halk kahramanları, savaşçıları, direnişçileri, işçileri başroldeler. Bu arada yazarın kısa geçmişini de eklemek istiyorum. Uruguay, Montevideo doğumlu yazar on dört yaşından beri yazar. Çeşitli yayın organlarında çalıştı, editör oldu. Siyasi fikirlerinden dolayı askeri darbe sırasında hapse atıldı ve sürgüne gönderildi. Tıpkı dünyanın çoğu yerinde rastlanan, düşünce ve kalem suçundan cezalandırılan nice yazarlar gibi Oda bu hırpalayan günleri, yılları deneyimlemiş oldu. Kitabın sonlarında, kendi ağzından yine dobraca yazı hayatına ilişkin tecrübelerini paylaşmış okuyucuyla. Öyle ki hiç çekinmeden, kendisinin gerçek üniversitelerinin Montevideo’nun eski cafeleri olduğunu anlatıyor. Oralarda davetsizce aralarına karıştığı arkadaş gruplarında en güzel öyküleri dinlemiş. Buralardan çok beslendim diyor Galeano. Bilginin membası sanırım en güzel halkın içinde olmak, onların yaşanmışlıklarını yaşamak, yaşamayı hayal etmek olsa gerek.

Bütün avladığı hikayeleri burada paylaşmak isterdim lakin bunu yapamıyorum. Birkaçını da buraya yazmazsam içim mutlu olmayacak;

Eğer Larousse Bunu Söylüyorsa…
1885’te, Haitili bir siyah olan Joseph Firmin altı yüzü aşkın sayfalık, İnsan Irklarının Eşitliği Üzerine isimli bir kitap yayınladı. Eser ne geniş bir kesime yayıldı ne de herhangi bir yankı uyandırdı. Sadece sessizlikle karşılandı. O günlerde içindekiler hala kutsal söz addedilen Larousse sözlüğünde aynı konuyla ilgili şöyle bir açıklama yer alıyordu; “Siyah ırkta beyin beyaz ırktakine nazaran daha az gelişmiştir.”

Kapalı Kapılar
2004 yılının Ağustos ayında Paraguay’ın Asuncion şehrindeki bir alışveriş merkezi yandı. Üç yüz doksan altı kişi öldü. Kimse aldıklarının parasını ödemeden kaçmasın diye kapılar kapatılmıştı!

Yankılar
“Kendi yaşamımızı ve ölümümüzü yaratmaya başladık.”
“Zamanın başlangıcında, Tanrı dünyayı yarattı. İnsanlığın bir bölümüne geri kalanlara hükmetme hakkını verdiğine dair tek bir söz etmedi.”

Otizm
Reklam dünyası televizyonlarda çıplak insanlardan daha erotik otomobil bedenleri sunarken, tekerleklerin ilahlaştırılması ve bacakların kullanılmaması giderek evrensel bir hastalığa dönüşüyor. Bu yüzyılın başlarında, uluslararası araştırmalar çok net veriler ortaya koydu: İnsanların çoğu arabalarının çalınmasını ve bir daha bulunamamasını başlarına gelebilecek en kötü felaket olarak görüyor.

Mucit
Louis Pasteur sadece kendi adını taşıyan ve yiyeceklerimizi koruyan kimyasal yöntemi icat etmekle kalmadı. Diğer birçok aşının yanı sıra, bizi kuduz hayvanlardan kurtaran aşıyı da buldu. Ancak onun başka bir kuduza, meslektaşlarının kudurmuş kıskançlığına karşı mücadelesi bundan çok daha zor oldu. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Paris gazeteleri onu hangi tımarhaneye- Charenton’a mı yoksa Sainte-Anne’a mı? -kapatmanın daha iyi olacağını tartışıyorlardı.

Terzi Kadın
En iyi jüponları, soğuğa karşı zarif zırhlar olan yelekleri dikiyordu. La Paz şehrinde onun yarattığı kıyafetlerin kalitesiyle ve güzelliğiyle rekabet edebilecek kimse yoktu. Ama Simona Manzaneda’nın ustalığı bunun çok ötesine uzanıyordu. Hassas elli ve yumuşacık sesli bu terzi kadın sömürgeci güce karşı hareket ediyordu. Teyellenmiş kumaşlarının ve kat kat eteklerinin kıvrımları arasına, şimdi Bolivya adını taşıyan o toprakların özgürlüğüne çok katkı sağlayan haritalar, mektuplar, talimatlar ve mesajlar gizliyordu. Simona ihbar edilene kadar dikiş dikip, komitacılık yaptı. Saç örgülerini kestiler, kafasını kazıdılar, çırılçıplak bir halde eşeğin sırtına bindirip şehrin ana meydanında dolaştırdılar ve sırtına elli kırbaç vurduktan sonra kurşuna dizdiler. Ağzından tek bir sızlanma dahi çıkmadı. Boş yere ölmediğini biliyordu.

Her bir yaprakta kısa ama oldukça gürültülü, rüzgarlı bir hikaye okurken, diğer bir sayfada masalsı dünyanın yüzünüze yansıyan sempatik ışığıyla karşılaşabiliyorsunuz. Galeano’nun dünyanın acılarından kendince böyle bir kaçış bulduğunu düşündüm okurken. Minicik molalar, arada gülümsemeyi de unutmaman için sana uzattığı şeker gibi.

Ben diğer kitaplarıyla da Onun dünyasında gezinmeye devam edeceğim. Okumak isteyenlere de şimdiden keyifli okumalar dilerim.
262 syf.
·3 günde
"Var olmayı hakeden yegane sözcükler, sessizlikten daha iyi olanlarıdır.(Çin atasözü)
Eğlendirirken bilgilendiren bir kitap.Kısa öykülerle farklı bakış açıları sunan kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.
262 syf.
·8/10
Eduardo Galeano, ezilenlerin, yılmışların, yıkılmışların hikayesini anlatıyor her eserinde.

Dünya’nın vicdanı tabiri 2015 yılında vefatıyla son buldu gibi görünse de eserleriyle devam ediyor.

Bu eserinde de genel anlamda kısa ve öz ifadelerle farklı coğrafyaların, farklı insanların hikayelerini göreceksiniz.

Her eseri gibi bu da okunmalı.
262 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eduardo' nun denemeleri ile de başlıklandırılabilecek bu eser kimi zaman anlayamadığım hikayeler de içerse kimi zaman bende "hadi canım, tabii ya" duygularını uyandırabilmiştir.

Bazı konularda farkındalığınızın artması bakımından güzel bir kaynak olarak nitelenendirilebilir. Aynı incelemeyle bir kitap daha anlatılabilir ki o da "Kitap Kahve Kırmızı Kalem" isimli Ferdi Bişkin'in derlediği güzel bir eserdir. Tavsiye ederim.
“Biz kadınlar idam sehpasına çıkabiliyorsak, neden kürsülere çıkamıyoruz?”
Eduardo Galeano
Sayfa 223 - Sel Yayıncılık, 1. Basım, Çeviri: Süleyman Doğru
2004 Temmuz’unda Cadiz’deki San Roque Köyü ikiye bölündü: Köyün yarısı özel mülk olan bir inekten, diğer yarısıysa belediyeye ait olan eşekten yanaydı.
Mevzu şu ki, bir köy sakini, eşeğin namussuz niyetlerle ineğini takip ettiği gerekçesiyle adli şikâyette bulunup tazminat talep etti. İnek tacizden kaçarken uçuruma düşmüş ve ölmüştü. Eşeğin avukatı, ineğin kırlara memeleri ortalıkta, çırılçıplak bir şekilde çıkarak müvekkilini tahrik etttiğini ileri sürdü.
Merhum ineğin avukatıysa tazminat talep ediyordu, çünkü müşterisi cinsel taciz kurbanı olmuştu.
Diğer avukatlar da, hukuk kaşığını konuya daldırmanın baştan çıkarıcılığına karşı koyamadılar. Merhum inek ve eşek unutulup gitti.
Eduardo Galeano
Sayfa 119 - Sel Yayıncılık, 1. Baskı, Çeviri: Süleyman Doğru
Dünyaların dünyasını görmen için, gözlerini değiştir.
Kuşların şarkını dinlemesi için, gırtlağını değiştir.
Eduardo Galeano
Sayfa 226 - Sel Yayıncılık, 1. Basım, Çeviri: Süleyman Doğru
Günümüzde her şeyin tadı her şey ya da hiçbir şey gibiydi. Bu zorunlu tektipleştirme çağında tavuklar seri halinde üretiliyordu. Tıpkı deniz ürünleri ve balıklar gibi. Ve bizim gibi.
Eduardo Galeano
Sayfa 107 - Sel Yayıncılık, 1. Baskı, Çeviri: Süleyman Doğru
Barcelona’nın Raval semtinde yayımlanan bir gazetedeki imzasız yazıda şöyle diyordu:
“Tanrın Yahudi, müziğin zenci, araban Japon, pizzan İtalyan, gazın Cezayirli, kahven Brezilyalı, demokrasin Yunan, rakamların Arap, harflerin Latin.
Ben senin komşunum. Sen bana yabancı mı diyorsun?”
Eduardo Galeano
Sayfa 66 - Sel Yayıncılık, 1. Basım, Çeviri: Süleyman Doğru

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hikaye Avcısı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
262
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708881
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Cazador de Historias
Çeviri:
Süleyman Doğru
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel yayıncılık
Eduardo Galeano, dünya denen cangıla bu kez ömrünün son dalışını gerçekleştirip hepimizi derinden sarsan küçük hikâyeler avlıyor...

Eşitsizliğin, şiddetin ve adaletsizliğin gemi azıya aldığı geçtiğimiz o uzun yüzyılın dökümünü, sevgi ve mizah yüklü sözcüklerle aktarırken, direnişin ve düş gücünün de yaygınlaştığını, insanlıktan her şeye rağmen umut kesmememiz gerektiğini bir kez daha vurguluyor.

Bütün kıtalardan ve bütün zamanlardan ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlananların sesinin yorulmak bilmez taşıyıcısı, yazar, tarihçi, şair, anlatıcı, hatırlatıcı ya da John Berger’ın o güzel tanımıyla “dünyanın vicdanı” Galeano, üzerinde titizlikle çalıştığı, vasiyet niteliği taşıyan bu kitabında da sömürücülerle diktatörlerin leşçiliğine ve ahlaksızlığına karşı halkların insanlık ve haysiyet adına mücadelesini efsaneler, anekdotlar, gerçek hayat hikâyeleri ve olaylarla anlatmaya, dünya halklarının direniş belleği olmaya devam ediyor...

Yazarın ölmeden önce tasarladığı, tamamlanmamış son projesi “Karalamalar”dan bir seçkinin de yer aldığı Hikâye Avcısı, ilk kez Türkçede...



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 40 okur

  • Arrente
  • Melis Söylemez
  • Sisyphos
  • Adem Kara
  • Mehmet Kasım TURGUT
  • Yiğit Çetinkaya
  • Kereviz
  • Zafer K.
  • Mustafa Ateş
  • Mediha Özer

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.7 (5)
9
%17.4 (4)
8
%26.1 (6)
7
%21.7 (5)
6
%4.3 (1)
5
%4.3 (1)
4
%4.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0