Hikayeler

8,1/10  (10 Oy) · 
43 okunma  · 
8 beğeni  · 
475 gösterim
Millî Eğitim Bakanlığınca Türk ve dünya edebiyatında 100 Temel Eser'in önce ortaöğretimde ardından ilköğretimde belirlenmiş olmasını, ülkemizdeki okuma oranını artırmaya yönelik bir çaba olarak görüyoruz. Bir başlangıç olarak ilköğretimde 100 Temel Eser ümit vericidir; ilköğretim seviyesindeki çocuklarımıza bu eserleri okutmayı başarabilirsek, "okuyan toplum" olma yolunda önemli bir adım atılmış olacaktır.

İlköğretimde 100 Temel Eser'in bir başka olumlu yönü de; aynı eserleri okumuş, o eserlerdeki dil varlığı ile duygu ve düşünce zenginliğini fark etmiş bireylerin oluşturacağı bir toplumun daha hoşgörülü, daha paylaşımcı olmasını sağlamasıdır.
Cem 
 10 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Sabah başladım ve öğleye doğru bitirdim. Bu sefer de önceden okuduğum iki öykü vardı kitapta, onları hatırladım ve geçtim...diğerleri ise...ilk hikâyeden itibaren severek aşina olduğum Çehov tadını aldım, hemen. İlk iki hikâyede kanayan, trajik iki karakterle kedere doğrudan dalış yapıyoruz: sefil, acınası karakterler ışıl ışıl parlıyorlar sayfada, gece okumaya kalksanız, sanki ışık ışık görünecekler gibi, o kadar. Ardından mizah dolu öyküler geliyor, yozlaşmış siyasi karakterler, yalaka insanlar, iğrenme hissi verebilecek insanlarla dolu hikâyeler Çehov'un elinde hem ders alınacak ibretliklere, hem de belki sonradan, başka zamanlarda tekrar tekrar okunacak insan hikâyelerine dönüşüyor. Bu kitapta da öne çıkan bir kaç öykü var. Bunlardan biri Vanka adında bir çocuk... Mazlum, kimsesiz, yoksul, çaresiz Vanka'nın çalıştığı ve ezildiği yerden dedesine beni geri al, yanına geleyim diye yalvardığı mektup kitabın havasını daha da güzelleştiriyor. Kitabın zirve noktası Kötü Kader adlı hikâye...burada da bir kez daha kendini görmeyi, tanımayı öğrenen; geleneklere ve genel ahlâk anlayışına baş kaldırmayı tercih eden bir kadın karakter görüyoruz, daha önceki bazı hikâyelerdeki gibi. Çehov kimi ya da neyi anlatırsa anlatsın, anlattığı insanı, insanları ve olayları net ve lekesiz, berrak bir şekilde görmemizi sağlıyor. Sanki, nice yazarın yapmayı başaramadığı, yapmak için nice cümlelerle uğraşıp ancak karmaşıklaştırdığı şeyi çok sade, çok yalın bir şekilde başarıyor: her hikâyesinde bize derinlikli, gerçeklik hissi veren, bizi yaşadığı, hissettiği şeyin gerçekliğine ikna eden karakterler yaratıyor, böylece hikâyeler sadeliği, yalınlığı içerisinde ışıldayan, hisseden insanlarla dolup taşıyor. Herhalde en çok Çehov'un kitaplarını açtığımızda bunca gerçek, hakiki insanla karşılaşıyoruz. Kitabın kapağını kaldırmamız yetiyor o gerçekliği, o hissi yaşayabilmek için. Gusev haftalardır aklımdaysa, ya da Volodya'yı düşünüyorsam ara ara, hep bundan.

Bir Çehov kitabını bitirince yapılacak en iyi şey ne olabilir? Meselâ dinlenmek...bu olabilir...ya da biraz uzanmak.. dodi masanın altında yatarken onu seyretmek ve artık daha az acı çekmesini istemek, sonra balkonun kapısından esen rüzgâr için şükredip sabahki nem ve hiç sevmediğin güneş çekip gittiği için kendini iyi hissetmek; belki içeri gidip bir şeyler atıştırmak, perdeyi aralayıp artık heryerin yıkıldığı o devasa inşaat alanına ve çocukluk günlerinin yok olup gittiği bu sokaklara bakmak...bir bardak su içip tekrar uzanıp yatağa, televizyonu kapayabilirsin ve ardından elin hemen yanı başındaki masaya uzanabilir, ve istersen, ki istiyorsun, eline bir Çehov kitabı daha alabilirsin. Bırak, sayfalar açılsın, hikâyeler aksın, Çehov sana bir kez daha o güzel insanlarını anlatsın...

Kitabı, Çehov seven sevmeyen, bilen bilmeyen herkese, mutlaka, öneriyorum. geç kalmayın.