Hint Felsefesinin Temelleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
59
Gösterim
Adı:
Hint Felsefesinin Temelleri
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
181
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059328203
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu Batı Yayınları
Hint felsefesinin temellerine inildiğinde, belki de diğer toplumlarda hiç olmadığı kadar uygarlığın başlangıcına her bakımdan temas ederiz. Kurban, âyin ve tören bilgisi… Brahmanlar, krallar, savaşçılar, toprağa bağlı yaşayanlar… Kadim zamanlardan bu yana toplumsal düzeni, siyasi çalkantıları, dinsel tasavvurları ile metafizik düşünceleri, felsefi algıları iç içe geçmiş, âdeta birlikte örülmüş bir dünyanın doğal izleri takip edilir Hint tecrübesinde. Rigveda’dan başlayarak Vedalarda, daha sonra Upanishadlar’da ve diğer bağımsız düşünce sistemlerinde, felsefe ve teoloji, mitoloji ve metafizik arasında net ayırımlar yapmak mümkün değildir. Hintli buna gerek bile duymamıştır. Çünkü zaman ve koşullar değişse de sanki aynı kalanın kesin bilgisine sahip gibidirler. En eski zamanlardaki kurban bilgisi ve ilahileriyle, Upanishadlar döneminin daha karmaşık toplumlarına ait içinden çıkılmaz, güncel, ontolojik ve metafizik problemlerine aynı derinlikte ve ustalıkta yaklaşabilme becerisini gösterirler. Bu haliyle dünyanın en eski felsefesini ortaya koyduğu da söylenebilir ki neredeyse bütün Uzak Doğu ve çevresi, buradan neşet eden manevi ve düşünsel zenginliklerle felsefi ve dinsel yönelimlerini önemli ölçüde belirlemişlerdir. Gene özellikle Schopenhauer’dan başlayarak Batı düşüncesinin gözü de artık Hint felsefesi üzerindedir.
Hint felsefesinde en temel metafizik ve ontolojik konuların ele alınma biçimleri birörnek değildir; bu yüzden birbirleriyle ters düşen ve ciddi anlamda mücadele eden çok çeşitli düşünce ekolleri ve sistemleri ortaya çıkmıştır. Ve belki düşünce tarihi açısından eşsiz olan da, bu süreçte Hint felsefesinin kavramları bu mücadeleler içinde yetkinliğine kavuşurken, aynı zamanda insanlığın ilksel tecrübelerinin canlı birer tanıkları olan mitolojinin ve mitolojik kavramsallaştırmaların bu düşüncenin özünü belirliyor oluşudur. Böylece âdeta insanlık tarihinin kesintisiz sürdüğü bir zenginliği içinde barındırıyor Hint felsefesi.
181 syf.
·8/10
Bu kitapta yazar Hint felsefesinin Yunan felsefesinden önce geldigini, felsefenin temellerini Hintlilerin attığını, ilk kez Yunan filozoflar tarafından ortaya atıldığı kabul edilen bazı görüslerin çok daha önce Hintli filozoflar tarafından dile getirildiğini kapsamlı bir biçimde anlatıyor. Böylece Batı'dan felsefeyi kurmanın onurunu alarak bu onuru gerçek sahibi olan Doğu'ya iade ediyor.
Korhan bey yapıtta sitemli ve batı felsefi tutumundan
dolayı yapıtta kaynakçalarıyla sentez yaptığı eserde; çoğu ''Batı-felsefesi'' kutbunun düşünce başlangıcı gibi empoze edilen, sıkıcı boğuk cilvesinden bezmiş diyebilirim:
Bu sisteme dahası sitemine de şaşmamalı -sistematik hale sokulan kokuşmuş felsefe bu ülke için fazla bir basamak gibi duruyor.
Okullarda hâlâ ''felsefe yapmak suratsız olmak mı hocam'' diyen gençleri avutan tuzu kuru akademik safsatacılara da yer yok Hint Külliyatında: Soluk, beyin ve var olmayan beden!

H. P. Blavatsky'de Pythagoras ve Orfik bilgeliğin çok önceleri doğuda var olduğunun sözüne etmiştir.

Bu coğrafyadaki kurucu felsefecilerin örneğin; Takiyettin Mengüşoğlu, Macit Gökberk, Hilmi Ziya Ülken , Uluğ Nutku, ve benzeri isimler, Hint felsefesine ve kozmik miraslarına neredeyse değinmemişlerdir.
Neyse ki, böyle bir felsefenin bile reddiyesini salık veren tecessümü olmayan büyüselliği, teknolojik canavarlık altında dahi sürdürecek bir kültten, etkilenecekler pek azdır.

[...] ''Hint felsefesi Batı felsefesinden öncedir; felsefenin başlangıcıdır. Dinsel içerikleri olmayan düşünce akımları zamanla dinselleştirilip teistik karaktere büründükçe öz biçimlerini değişen ölçülerde kaybetmişlerdir. Birbiri üzerine inşa edilen bilgiler zamanla değişmiş, kavramlar kavramlara karışmış, içinden çıkılması zor bir hal almıştır.'' Korhan Kaya

Söz gelimi; Kilise, Yahudilik, Müslümanlık- ve Ortodoks Kenan havzasının da doğunun, Antikitesinden etkilenmemiş olduğu söylenemez... Bilhassa, onların dinselliği yayılmadan önce sessizce akan bir düşünsel kozmogoni doğu coğrafyasında vardı. Ama, üç büyük Semitik yayamlık gibi önüne geleni katletmiyordu. Vahşiliğin pekiştiği Batının dünyaya tamah eden efendileri; orta-doğuyu kan ile sularken, sonrasında doğuda bundan, her alanda bu iğrenç Barbarizmden etkilenmiştir.

Kant'ın kuru felsefesinden önceleri kurban ritlerinde
bizlerin tahayyül dahi edemeyeceği aşkınlıklar yaşanmıştır.
Dolayısıyla, birçok yergileri yıkan okuduğunda kalbin atışlarıyla konuşuyormuş hissiyatına ukde eden; eşsiz Rişi bilgelerine ve solukçu öncülere veya ruhçulara, Çarvakaların alaycı materyalizminden; Mahavira-Buddha'ya sayısız Rig-Veda kadar bunca düşünleri okumadan, yoklukta serimlemek katiyetle sefaletimiz de çürürken, aslolan olmayışımızı bize bildirenlere bakmak gerek:

''Bu simgeler -eksen, kozmik direk, ufuklar- elbette, makrokozmosta ve mikrokozmosta eşit bir geçerlikle işlev görüyordu. Evren bir "dev" olarak, bir "insan" (puruşa) olarak görüldüğünde, kozmik işlevlerin insan bedeninde bulunduğu kolayca anlaşılacaktır.''
Mircea Eliade
Buddha hiç kuşkusuz Upanishad filozoflarından, Sāmkhya
filozoflarından ve gelenekten gelen pek çok düşün
akımının etkisinde kalmıştı. Örneğin Maitri Upanishad' daki
(1.3) şu anlatım bunu çok açık ortaya koyar:

''Efendim bu kötü kokan, kemik yığınlarından, deriden,
kaslardan, et, ilik, kan, meni, mukustan; gözyaşı, sümük,
bok ve sidikten, osuruk, safra ve balgamdan oluşan
değersiz bedende durarak tutkulardan zevk almanın
ne yararı var? İsteğe, öfkeye, açgözlülüğe, hayale, korkuya, kedere, hasete maruz kalan, istenenden ayrı düşen,
istenmeyenle birleşen, açlık, susuzluk, hastalık, acı ve
benzerlerini çeken, ihtiyarlayan ve ölen bu bedende durarak tutkulardan zevk almanın ne yararı var?''
Korhan Kaya
Sayfa 169 - Doğu Batı Haziran 2016 (Felsefe Sistemlerinin Gelişimi)
Buddha'ya göre, öncelikle yaşlılık, keder, endişe, sızlanma ve ölümün doğuma yol açtığını söyleyerek söze başlamamız gerekir. İnsan, yaşı ilerledikçe, bedensel ve zihinsel gücünün azalmasıyla doğru orantılı olarak, yaşam yükünün altında daha fazla ezilmeye başlar. Aklı, çocukluktan itibaren doğru olarak eğitilip yönlendirilmediği için, kendisini ezik ve güçsüz hissettiği dönemlerde daha da karışır. Yanlış yönlendirildiği zihni yüzünden, neslin devamı, başkalarını taklit, yaşlandığında kendisine bakacak kişiler olması, kendi gururunu okşama, büyüklük duygusu hissetme gibi nedenler yüzünden çocuk yapma gereği hisseder. Bazıları buna ''içgüdü'' de diyorlar. Çocuğu, kendisini hastalık, keder ve sızlanmadan kurtaracak bir kurtarıcı gibi görür. Bazıları bu sorumluluğu üzerlerine almak için, çocuğun oluşundan haberi yokmuş, kazayla olmuş gibi davranır. Adeta kendi dışındaki olayların kendisini çeşitliyönlere sürüklemesinden zevk alır. Oysaki bu, kendi yaşamına yön verememe güçsüzlüğünün belirtisidir.
Korhan Kaya
Sayfa 128 - Doğu Batı Haziran 2016 - Ad Ve Biçim (Nāma-Rūpa
Buddha Tanrı, öbür dünya, ruh, cennet-cehennem gibi
kavramlarla ilgilenmemişti. Bir ''ilk neden'' peşinde
olmayı ve evreni açıklamayı da gereksiz görmüştür.
Dünya yaşamını ''acı'' olarak görüyor, canlıların acı
çektiklerini tespit ediyor ve tüm çabasını bu acıdan
kurtulmaya yoğunlaştırıyordu.
Korhan Kaya
Sayfa 168 - Doğu Batı Haziran 2016 (Felsefe Sistemlerinin Gelişimi)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hint Felsefesinin Temelleri
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
181
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059328203
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu Batı Yayınları
Hint felsefesinin temellerine inildiğinde, belki de diğer toplumlarda hiç olmadığı kadar uygarlığın başlangıcına her bakımdan temas ederiz. Kurban, âyin ve tören bilgisi… Brahmanlar, krallar, savaşçılar, toprağa bağlı yaşayanlar… Kadim zamanlardan bu yana toplumsal düzeni, siyasi çalkantıları, dinsel tasavvurları ile metafizik düşünceleri, felsefi algıları iç içe geçmiş, âdeta birlikte örülmüş bir dünyanın doğal izleri takip edilir Hint tecrübesinde. Rigveda’dan başlayarak Vedalarda, daha sonra Upanishadlar’da ve diğer bağımsız düşünce sistemlerinde, felsefe ve teoloji, mitoloji ve metafizik arasında net ayırımlar yapmak mümkün değildir. Hintli buna gerek bile duymamıştır. Çünkü zaman ve koşullar değişse de sanki aynı kalanın kesin bilgisine sahip gibidirler. En eski zamanlardaki kurban bilgisi ve ilahileriyle, Upanishadlar döneminin daha karmaşık toplumlarına ait içinden çıkılmaz, güncel, ontolojik ve metafizik problemlerine aynı derinlikte ve ustalıkta yaklaşabilme becerisini gösterirler. Bu haliyle dünyanın en eski felsefesini ortaya koyduğu da söylenebilir ki neredeyse bütün Uzak Doğu ve çevresi, buradan neşet eden manevi ve düşünsel zenginliklerle felsefi ve dinsel yönelimlerini önemli ölçüde belirlemişlerdir. Gene özellikle Schopenhauer’dan başlayarak Batı düşüncesinin gözü de artık Hint felsefesi üzerindedir.
Hint felsefesinde en temel metafizik ve ontolojik konuların ele alınma biçimleri birörnek değildir; bu yüzden birbirleriyle ters düşen ve ciddi anlamda mücadele eden çok çeşitli düşünce ekolleri ve sistemleri ortaya çıkmıştır. Ve belki düşünce tarihi açısından eşsiz olan da, bu süreçte Hint felsefesinin kavramları bu mücadeleler içinde yetkinliğine kavuşurken, aynı zamanda insanlığın ilksel tecrübelerinin canlı birer tanıkları olan mitolojinin ve mitolojik kavramsallaştırmaların bu düşüncenin özünü belirliyor oluşudur. Böylece âdeta insanlık tarihinin kesintisiz sürdüğü bir zenginliği içinde barındırıyor Hint felsefesi.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Yusuf
  • Ömer Faruk
  • Kerem Bilici

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%33.3 (1)
8
%66.7 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0