Hitler’in Unutulan ÇocuklarıIngrid Von Oelhafen, Tim Tate

·
Okunma
·
Beğeni
·
203
Gösterim
Adı:
Hitler’in Unutulan Çocukları
Alt başlık:
Ari Irk Projesi ve Bir Kadının Gerçek Kimliğini Arayışı
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
216
ISBN:
9786053111719
Orijinal adı:
Hitler's Forgotten Children: My Life Inside The Lebensborn
Çeviri:
Mert Akçanbaş
Yayınevi:
Beyaz Baykuş
Ingrid yıllar boyu annesinin onu neden sevmediğini düşündü. Neden onu yanına yaklaştırmıyordu? Neden uzaklara gönderiyordu? Çünkü o annesi değildi. Çünkü Ingrid, Heinrich Himmler’in Ari Irk yaratma projesinin bir parçasıydı. Ailelerinden kaçırılarak uzaklarda yetiştirilen yarım milyon çocuktan biri...

1942 yazında, Nazi istilası altındaki Yugoslavya’da aileler çocuklarını incelenmeleri için SS askerlerine teslim etmeye mecbur bırakıldılar. Bunlardan biri de dokuz aylık Erika Matko’ydu ve Nazi doktorlarına göre “Hitler’in Çocuğu” olabilecek kadar safkandı. Erika Almanya’ya götürülerek Nazi Partisi’ne yakın olan Oelhafen ailesine verildi. Fakat yıllarca sadece bir “proje” olarak, sevgisiz ve mutsuz yaşadı. Kalbinin sesini dinleyen Ingrid yıllar sonra gerçek kimliğinin izlerini sürmeye başladı.
Naziler pek çok kaydı ortadan kaldırmış olsa da Nürnberg Mahkemeleri’nde kendi kaçırılma olayının duruşma tutanakları da dahil olmak üzere pek çok dokümana ulaştı. Doğum yerini bulduğunda ise onu o zamana kadar öğrendiklerinden çok daha büyük bir sürpriz bekliyordu: Yıllar önce annesine kendisi olduğu söylenerek başka bir bebek verilmişti.
Ingrid Oelhafen, gerçek adıyla Erika Matko’nun gerçek yaşamöyküsü aynı zamanda müthiş bir tarih dersi!
Herşeyden önce kitap ile ilgili söylemek istediğim bunun gerçek bir yaşam öyküsü olduğu. Ingrid von Oelhafen olayların başkahramanı ve Tim Tate ile birlikte kaleme aldıkları bu kitapta II. Dünya Savaşının en bilinmeyen ve en çok saklanan yönünü anlatmışlar; Lebensborn projesini. II. Dünya Savaşı ile ilgili bolca kitap okumam ve araştırma yapmama rağmen bu kitabı okuyana kadar bende haberdar değildim bu projeden. Bu bakımdan benim için oldukça ilgi çekici bir kitaptı.

Kısaca Lebensborn projesinden bahsetmem gerekirse, I. Dünya Savaşı sonrasında düşen erkek nüfusu doğum oranlarının da azalmasına yol açması ve Alman nüfusunun düşmesi ari ırk takıntılı Hitler ve yandaşlarını telaşa sürüklemiş. Bunun üzerine Nazi Almanyasının ikinci is Heinrich Himmler -kendisini holokost yani yahudi soykırımının baş sorumlusu olarak tanıyoruz- dahiyane(!) bir fikir ile işgal edilen ülkelerden özellikle Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya’dan ari ırk standartlarına uygun gördükleri çocukları ailelerinden alıp uygun gördükleri alman ailelerin yanına yerleştirerek kimliklerinden uzaklaştırmış, kendilerini alman kabul etmiş kişiler olarak yetiştirilmelerini sağlamıştır. Hatta bu işi bir adım daha ilerleterek ari ırk standartlarına uygun gördükleri subayları yine aynı standarttaki kadınlarla evlendirerek ari çocuklar dünyaya getirilmesine çalışmışlar.

Yazarlardan biri Ingrid von Oelhafen’de Lebensborn çocuklarından biri. Evlat edinildiğini öğrendikten sonra gerçek ailesini bulma çabaları kitabın iskeletini oluştursa da Lebensborn ile karşılaşması aramalarının sonuçsuz kalmasına yol açıyor. Çünkü II. Dünya Savaşı Almanyası günümüz almanlarının konuşmaktan pek hoşlandığı bir konu değil. Yıllar boyunca izini sürdüğü gerçek kimliğini öğrendiğinde yetmişli 



yaşlara gelmiş bir kadındır Ingrid von Oelhafen. Kızılhaç’tan gelen bir telefon ile gerçeklere yaklaşan Ingrid’in yolu Nürnberg Mahkemelerindeki araştırma sonrasında Slovenya’ya düşüyor ve burada gerçek ismini öğreniyor; Erika Matko.

Lebensborn Projesi kapsamında kaç çocuğun alındığı gerçeği bilinmese de, bilinen sayı ve bu ailelerin yaşadıkları insanın kanını dondurmaya yetecek nitelikte. Tarihi gerçekler ile dolu bu kitabı tarih seven herkese tavsiye ediyorum. Macera dolu hızlı ilerleyen bir kitap olmasa da içeriği dopdolu.

Alıntılar:

“Tarihten alınacak ders, hiç kimsenin tarihten ders almadığı dersidir. Ancak artık ders almanın zamanı gelmiştir.”

“Bana göre acıların en zalimce olanı insana ümit verildikten sonra umudunu tam gerçekleştirirken elinden kayıp gittiğini görmesidir.”

“İnsanın yetiştiği ortam her zaman doğuştan gelen özelliklerini alt etmenin yollarını buluyor. Yani su içinde bulunduğu bardağı şekillendiremiyor.”
Hitler Almanya'sının sonu 1945 yılında sona ermedi. Belki Savaş bitti ama cevapsız kalmış bir çok konu vardı. Bunlardan biri de üstün ari ırkı yani üstün Alman ırkının inşasıydı. Savaşın bitmesinden 72 yıl geçmiş olmasına rağmen etkileri hala devam etmektedir. 1933-1945 Yılları arasında Almanya'da neler olduğu hala bir muamma. Neler yaşandı, neler oldu hala tam olarak bilinmiyor. Bu kitapta; seri üretim çocuk yapılamadığından, SS Başkomutanı Heinrich Himmler'in Alman nüfusunu nasıl artırmak istediği ve bunu nasıl yapmaya çalışıldığı anlatılıyor. Bizzat bu durumun mağduru yazar Ingrid Von Oelhafen tarafından. Özellikle Nazi Almanyasına hakim değilseniz, çok fazla bilginiz yok ise sizi fazlasıyla şaşırtacak bir kitap. Hüzün ve acı dolu. Toplama kampları başlı başına insanlık ayıbı zaten. İnsanları keyfe keder öldürüp, akşamları da kendi çocuklarının, eşlerinin yanlarına nasıl gidebildiler, o komutanlar nasıl gülerek yaşadı hiç bir zaman bilemeyeceğiz.. Kendinizi Ingrid Von Oelhafen 'in yerine koyup okursanız eğer, acıyı derinden yaşayacağınız kesindir. İyi okumalar.
Ingrid kitabın önsözünde şöyle söylüyor 'Okuması bile zor olacak bu hikayeye basit bir hikaye diyemem. Ancak bu hikayeyi yaşamak da hiç basit değildi.' Kendimizi Ingrid'in yerine koyarsak eğer gerçekten kökenimiz nereden geliyor merak edip onca yolu çekip tanımadığımız bir sürü insanla konuşmaya çalışır mıydık? Bizi bilmem ama Ingrid gerçek anne sevgisinden yoksun olunca bir şeylerin ters gittiğini anlıyor ve öğrendiği ufacık bir bilgiden yola çıkarak tüm benliğini sarsacak gerçeklerin peşine düşüyor. Bu süreçte yaşanılan olaylar hiç kolay değil ve izleri silinmeyecek bir sürü trajedi söz konusu. Nazi Almanyasına dair doğru düzgün bir bilgim yoktu şimdiye kadar(kulaktan dolma bilgiler haricinde). Bu kitap tarihi bilgi açısından gerçekten doyurucu eğer öncesinde pek bir bilginiz yok ise sizi birçok konuda bilgilendirecek maalesef kanınızı donduran olayları da gözünüzün önüne serecek bir kitap. Gerçekten insanı hüzünlendiren bir biyografi ve tarih kitabı.
Shakespeare'in Hamlet isimli eserinde Ophelia şöyle der: "Biz ne olduğumuzu biliyoruz ancak ne olabileceğimizi bilmiyoruz."
Bu kitap Nazi Almanyası kurbanlarına
-erkekler, kadınlar ve hepsinin üstünde çocuklar-
ve bugün dünyada devam ederek bir ırk, inanç veya rengin diğerine karşı üstünlüğünü savunan kötülüğün mağdurlarına ithaf edilmiştir.
Silah gücüyle kazanılan pek çok zafer diğer taraftan bir milletin yaşamsal niteliklerine ve kanına mal olmuştur. Maalesef çok acı olmasına rağmen en iyi adamların ölümleri savaşın en kötü tarafı değildir. Bundan daha kötü olanı savaş süresince dünyaya gelemeyen veya savaş sonrası ölen çocukların durumlarıdır.
Tek bir temel prensip SS için mutlak kural olmalıdır. Sadece ve sadece kendi kanımızdan olanlara karşı dürüst, ahlaklı, sadık ve yoldaş olmalıyız.
-Heinrich Himmler, SS subaylarına yapılan konuşma, 6 Ekim 1943
bana göre acıların en zalimce olanı insana ümit verildikten sonra umudunu tam gerçekleştirirken elinden kayıp gittiğini görmesidir.
Tim Tate
Sayfa 107 - Beyaz Baykuş
"Erkekler... vurulmalı, kadınlar tutsak edilerek toplama kamplarına gönderilmeli ve çocuklar anayurtlarından koparılarak eski Reich bölgelerine yerleştirilmelidirler." -SS Heinrich Himmler 25 Haziran 1942
İnsanın yetiştiği ortam her zaman doğuştan gelen özelliklerini alt etmenin yollarını buluyor. Yani su içinde bulunduğu bardağı şekillendiremiyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hitler’in Unutulan Çocukları
Alt başlık:
Ari Irk Projesi ve Bir Kadının Gerçek Kimliğini Arayışı
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
216
ISBN:
9786053111719
Orijinal adı:
Hitler's Forgotten Children: My Life Inside The Lebensborn
Çeviri:
Mert Akçanbaş
Yayınevi:
Beyaz Baykuş
Ingrid yıllar boyu annesinin onu neden sevmediğini düşündü. Neden onu yanına yaklaştırmıyordu? Neden uzaklara gönderiyordu? Çünkü o annesi değildi. Çünkü Ingrid, Heinrich Himmler’in Ari Irk yaratma projesinin bir parçasıydı. Ailelerinden kaçırılarak uzaklarda yetiştirilen yarım milyon çocuktan biri...

1942 yazında, Nazi istilası altındaki Yugoslavya’da aileler çocuklarını incelenmeleri için SS askerlerine teslim etmeye mecbur bırakıldılar. Bunlardan biri de dokuz aylık Erika Matko’ydu ve Nazi doktorlarına göre “Hitler’in Çocuğu” olabilecek kadar safkandı. Erika Almanya’ya götürülerek Nazi Partisi’ne yakın olan Oelhafen ailesine verildi. Fakat yıllarca sadece bir “proje” olarak, sevgisiz ve mutsuz yaşadı. Kalbinin sesini dinleyen Ingrid yıllar sonra gerçek kimliğinin izlerini sürmeye başladı.
Naziler pek çok kaydı ortadan kaldırmış olsa da Nürnberg Mahkemeleri’nde kendi kaçırılma olayının duruşma tutanakları da dahil olmak üzere pek çok dokümana ulaştı. Doğum yerini bulduğunda ise onu o zamana kadar öğrendiklerinden çok daha büyük bir sürpriz bekliyordu: Yıllar önce annesine kendisi olduğu söylenerek başka bir bebek verilmişti.
Ingrid Oelhafen, gerçek adıyla Erika Matko’nun gerçek yaşamöyküsü aynı zamanda müthiş bir tarih dersi!

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Cansu Aydın
  • Nilda Türe
  • Onur
  • Onur Akbulut
  • ayşen canberg
  • cicoretti
  • Gökhan Yalın
  • Berrin
  • Meralhlc
  • Zeliha

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (3)
9
%11.1 (1)
8
%33.3 (3)
7
%0
6
%11.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%11.1 (1)
2
%0
1
%0