Hızırla Kırk Saat (Şiirler 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6851
Gösterim
Adı:
Hızırla Kırk Saat
Alt başlık:
Şiirler 3
Baskı tarihi:
1967
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
3002567100289
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitabı oluşturan şiirler, 1967 yılı Mayıs-Haziran aylarında yazılmış ve doğrudan kitap olarak yayınlanmıştır. Kitabın bütün baskıları Diriliş Yayını olmakla birlikte, sadece ikinci baskı, Fatih Yayınevince yapılmıştır. 31. Bölüm`deki Batı Korosu`nun (aslı fransızca) çevirisi Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar isimli eserimizde bulunmaktadır.
128 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Sezai Karakoç'un 1967 yılının mayıs ve haziran aylarında her gün bir saatini verip 40 gün boyunca İstanbul Denizkapı'daki kahvehanelerde yazdığı şiirlerden oluşan kitabı.
Hızır'ın şair kılığına değil şairin Hızır kılığına büründüğü bir şiir. Sezai Karakoç Hızır kılığında her bir bölümde dünyamızın ve tarihimizin bir başka yerindedir. Bir gün Musa ile Kızıldeniz'i aşarken bir gün ilk vahyin geldiği Hira'dadır. Bir bakmışız ki Ashabı Kehf mağarasında yedi uyurlar arasındayken ansızın düşer hicret yollarında Arabistan'da bir çöle.
Şiiri anlamak ve anlamlayabilmek için hem Sezai Karakoç'un hem de İkinci Yeni şiirinin diline alışkın ve hakim olmak gerek. Ve ardı sıra kitabın içine girdiğinizde yanınıza Hızır'ı alıp büyülü bir dünyada yollara koyuluyorsunuz.
Şiire ilgi duyanların okumasını tavsiye ederim. Ayrıyetten İslam Tarihi konusunda düşünce geliştirmek isteyen kişilerin de Hızırla Kırk Saat adlı eseri mutlak anlamda incelemeleri gerekir kanaatimce.
Kitabın içinde geçen bazı olayları sıralayacağım;
Savaş-Ortadoğu, Hz.Meryem ve Hz.İsa'nın doğumu, Hz.Musa ve Hızır'ın yolculuğu, Kurban Bayramı, Ashabı Kehf, Veda Hutbesi, Hallacı Mansur, Hz Musa ve firavun-Mucizeler, Miraç, Efendimiz'in doğumu, İlk vahiy, Hicret, Efendimiz'in vefatı, Kıyamet.
128 syf.
·7 günde
Yine bir gece ve ben yine Sezai Karakoç şiirleri okudum, Hızırla Kırk Saat.
"yak yıldızlarını ayını ey kutlu gece
bir kurban gibi yeniden başlamak gerekiyor işe"
Bir şiir 40 bölüm ya da 40 şiir, Hızırla bir tarih yolculuğu, manevi bir yolculuk. Böyle güzel bir kitaba ben nasıl inceleme yazayım. En iyisi üstadın Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar kitabında bu kitabı nasıl yazdığını anlatıyor onu paylaşayım sizle.
"Hızırla Kırk Saat adlı, kırk bölümlü şiirimi 1967 yılı mayıs ve haziran aylarında, Yenikapı’da, deniz kenarında, kayalıklar arasındaki bir kır kahvesinde yazdım. Aşağı yukarı kırk gün, akşamüzeri, bir iki saat, orda, deniz dalgalarının kıyıya çarpma seslerini dinleyerek ve her seferinde şiirin bir bölümünü yazarak kitabı tamamladım. Zaten, bu yüzdendir ki, şiire, Hızırla Kırk Saat ismini verdim: Sanki orada Hızır’a randevu vermiştim de, her gidişimde, bu randevunun verimi ve armağanı olarak bir bölümle döndüm.
O zamanlar, deniz, İstanbul’da, şehir içinde de tertemizdi. Yenikapı, sahil olarak uğranılan bir yerdi. Sahil yolunun altında, kayalar arasında bir kahve vardı. Deniz kıyısına minderler konmuştu. İsteyen mindere oturuyor, isteyen hasır iskemleye, yer iskemlesine. Sadece çay veriliyordu gelenlere. Şehir arkada, deniz önde, tüm ilhamlara açık, berrak suları ayna ve hafif şıpırtılarını çağrışım müziği gibi hissederek şiirimin gelişini bekliyordum her gittiğimde.

Yine bir gün, bir bölüm şiir yazıp, akşam karanlığı çökmeden Beyazıt’a doğru dimdik olan Kadırga yokuşundan çıkıyordum. O günün şiir yazma saatini kapatmıştım ama ilham devam ediyordu. İşin garip tarafı Fransızca mısralar halinde geldi şiir. Bu da normaldi. Parçanın adı BATI KOROSU’ydu. Batının seslenişini sembolize eden parçanın, bir batı diliyle gelişi yadırganmamalı. Kitaba da o şekilde girdi.

O zamanlar Fransızca bilenler çoktu. Ben de soranlara şiiri hep açıkladım. Ama giderek Fransızca bilenler azaldı. Bugün o parça, kitapta sanki bir hiyeroglif metni gibi kaldı.

Şiirin Türkçesini kitaba koymamıştım. Zaten, sırf, ses benzeşmeleri ve çağrışımla, yolda yürürken gelen ve aklımda tutup Beyazıt’ta bir kahvede yazıya geçirdiğim parçayı Türkçeye yine şiir olarak çevirmek de kolay değildi.

Bugün de bu şiiri, yine şiir olarak çevirmek oldukça güç. Ancak, biz burda şiirin anlamını vermeğe çalışacağız. Böylece, kitabı okuyanlar, o parçanın anlamına bir dereceye kadar nüfuz emiş olurlar şiirin metni:

BATI KOROSU

O les éveils et réveils des réves des abeilles du matin
Les cas de séparation de nous des nuits de satan
Les crépuscules des hommes incarnés des sultans
Ressuscités des jardins argentins du temps de I’Ottoman

La lune est la seule souveraine des déserts frémissants
Descend et monte sur les chameaux fluorescents fleurissants
Une vérité pour İ’hummanité connaissante
Pour la cité prophétique un licite document

Türkçeye Çevirisi:

BATI KOROSU

Ey sabah arılarının rüyalarının uyanışı ve dağılışı
Bizim, şeytan gecelerinden sıyrılma hallerimiz
Sultanlardan oluşmuş insanların alacakaranlığı
Osmanlı çağının gümüşten bahçelerinde dirilen

Ay, titrek çöllerin tek ecesi,
İner ve çıkar, çiçeklenmiş, fluoresansdan develerin üstünde,
Bilen insanlık için bir hakikat,
Peygamber şehri için apaçık bir belge.

Dediğim gibi, tam çevrilmesi güç. Ya da yeniden bir şiir yazmak gibi. Frémissant (titrek), fluorescents (fluoresan), fleurissant (çiçeklenmiş) kelimelerinin ses benzerliği göz önünde tutulursa ne demek istediğim az çok anlaşılır. Aynı şekilde, éveil, réveil, réve ve abeille kelimelerinin benzerliği, ya da jardin (bahçe), argentin (gümüşsü), ottoman (Osmanlı) kelimelerinin benzerliği örnek olarak söylenebilir."
128 syf.
·Beğendi·10/10
Kıymetli esere inceleme nasil yazılır inanın bilmiyorum.Okurken 40 saat mi geçirdim 1 saat mi belli değil. Çabuk bitti belki ama içeriği bir ömür benimle kalsın istiyorum her şiiri şöyle yüreğin odacıklarına ayrı işlemelik.Başucu kalp ucu kitap.Şiirlerde yer alan "bengisu"kelimesini ayrı sevdim dilime pelesenk oldu ki sormayın:)

Şiirlerde hayallerimi ütopyamı buldum ondan benim yanımda eser farklı..

"Mona Roza” ve dava adamı olarak tanıdığımız Üstadın Doğu kimliği belirgin şekilde eserde var. Kimi dizelerinden batı kültürüne karşı eleştirilerde bulunuyor.

Kitabın adında adı geçen Hızır a.s. ise bazı yerlerde bağlayıcı olarak anılıyor. Son şiirinde geçen “Hızır da işi bitip aradan çıkan köprülerin en yükseği” ve ilk şiirlerinde geçen “Hızır, Hızır işçi demek/ meleğe öykünen demek” ifadeleri dikkatimi çekenlerden.“Âb-ı hayat” yolunda Hızır’ın kendisine kılavuzluk etmesini isteyen Üstad , Hızır ile dertleşir; “yeşil sarıklı ulu hocalara” sitem eder. Sitem edilen ve çalışmanın çıkış noktasını oluşturan temel husus ise, teknolojinin getirdiği imkânlar sonrası “şehrin” yapısının değişmesi ve insanın tek tipleşmesidir. Üstadın “Hızır” ile yaptığı “mülakat”, bize sadece modernizmin olumsuz yanlarını sunmuyor; aynı zamanda Üstadın modernizmin karşısına neyi ya da neleri koyduğu hakkında fikir de verir.

Beğavî’nin tefsirindeki rivayette ifade edildiği üzere, dört peygamber kıyamete kadar yaşayacaklardır. Bu dört peygamberin ikisi gökte, ikisi ise yerdedir. Yerdekiler, Hızır ile İlyas’tır. İlyas karada, Hızır ise denizdedir.Üstad da her gün Yenikapı’ya inmekte, deniz kenarında âdeta Hızır ile bir saat “mülakat” yapmaktadır. Şiirin başlığındaki dikkat çekici bir diğer husus, “kırk” sayısıdır. Kırk, geleneksel İslâm kültüründe üçler, yediler gibi özel anlamı olan bir sayıdır. Hz. Âdem’in hilkat toprağında kırk gün yoğrulduğu rivayet edilir. Kırk hadis, kırk hatim indirme, kırk gün kırk gece düğün yapma gibi pek çok geleneğin arkasında bu sayıyı bulmak mümkündür. Şiirde Hz. Hızır ile beraber çokça gönderme yapılan Hz. Musa’ya da kırk gün oruç ve riyazet emredilmesi, ardından Rabbi ile konuşma şerefine nail olması da burada hatırlanabilir.

Kitabin içerisinde yer alan "Masal"
Şiiri en sevdiğim şiirlerden otobüste yolda uyumadan önce mutlaka dinler hüzünlenir ve Bilinçlenir bu masalı hayatıma destur edinmek istiyorum.Doguyu batıyı halimi,i çok iyi anlatan bir şiir.

https://youtu.be/YBXuzWTu13g

Üstad diriliş, modernizm, şehir-kent ayrımı, din, tarih, kültür, medeniyet ve gelenek gibi kavramların tam ortasında yer alan şairlerden biridir. Üstad nazarında, “modernizme” körü körüne bağlanan birey, mazisinden kopmuş, istikbale de bağlanamamıştır. Şaire göre çağın buhranının önüne geçecek, diriliş muştusunu başlatacak olan birey “gelenek”ten kopmamalıdır.Ve bunu şu dizeyle anlatıyor;

Suyu arayan adam değil
Suyun aradığı adam ol sen de
 Sen doğu olursan güneş sana gelecektir
Sen kuşluk olursan kuş sende ötecektir

“İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler”

mısrası da bir başka modernizm eleştirisidir.
İnsanların havada uçması teknolojisinin gelişmesini, uçağın ve helikopterin kullanılmasını çağrıştırmaktadır. Fakat aynı insanlar o helikopterlerle ya da savaş uçaklarıyla yerdekileri öldürebilmektedir. İnsanlar havada uçmak lüksüne sahip oldukları, dev kuleler, plazalar yaptıkları, gökdelenlerde oturabildikleri hâlde; yüzlerce metrelik kulelerinin yerle bir olması sadece şiddetli bir depreme bağlıdır. Üstad tekniğin insanlığa faydasını inkâr etmemekle birlikte bugün tekniğin insanlığın yararından çok zararına kullanıldığını düşünmektedir. Çünkü insanlık şimdilerde adalet yerine zulmün, ruh yerine nefsin, akıl yerine zekânın buyruğundadır. Teknolojinin tabiatındaki sorun, onun aşkın olanın çemberinin dışında kalmış veya tutulmuş olmasıdır.

Şu dize bilhassa günümüzü iyi anlatiyor ;

“Kardeşim İbrahim bana mermer putlarını Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini
patlatmayayım
Ama siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz”

Yeşil sarıklı ulu hocalara sitem devam ediyor.Baktigim zaman Putları devirmek aynı zamanda nefsi terbiye etmek anlamına geliyor burda. Üstad Hz. İbrahim’den putları nasıl yıkması gerektiğini öğrendiğini söyler. Ancak erbab-ı kalemden gelen tehlikelere karşı, modern insanı “hakikat”ten alıkoyanlara karşı nasıl davranması, onları nasıl silmesi gerektiğini öğrenemediğini ifade ediyor. Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı “demokrasi” devrinde, insanların göklerde uçacak kadar teknolojik gelişmeleri yakaladığı modern zamanlarda artık tehlike kâğıda dökülmüş kurallardan gelmektedir.Kitaplardan medyadan yasadan vs çünkü sözcükler yazıda modern cağın putları olmuş halde malesef.

Ayrıca, “Kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz” ifadesine de tersten bakarak Üstadın ironi yaptığını söylemek mümkündür.

İslamî inanca göre yalan söylemek büyük günahlardan biridir. Üstadın“vakitlere erdim” dediği modernizm çağında, insanlar sözlerini çok çabuk değiştirebilmekte, kâğıda yazdıklarını bile kolaylıkla unutabilmektedirler. Modern zamanda kâğıda yazılan kurallar yerine göre geçerli olmakta hatta o kurallar duruma göre değiştirilebilmekte ya da silinebilmektedir.

Sitemkar bir girişin yer aldığı ilk şiirde,Üstad yine hüznünü ve yalnızlığını dile getirir.

“Her evde kutsal kitaplar asılıydı
Okuyan kimseyi göremedim
Okusa da anlayanı görmedim

Aradığım bu ülkede bu yok
Taşlar hatıra yazılamayacak kadar
Fazla kararmış”


ölümle kirazlar arasında
köpekle karyola arasında
bardakla araba arasında
bir ilgi kur

Aralarında ilgi kurmak gerekirse birbiriyle alakasız nesneler de varedilmiş olmaları hasebiyle aynı sırrı fısıldar bize yani
Hayvan ve bitkilerle ortak bulunan genlerimiz nasıl canlıların ortak bir dizayna tabi tutulduğunu gösteriyorsa Bugün bilimin katkısıyla da biliyoruz ki, cisimlerin tümü atom denilen, içinde devasa enerji barındıran parçacıklardan oluşur. Yani maddenin en küçük parçası olan atom bile başlı başına bilimin bir konusu. Ama bu satırlarda; sayılan nesnelerin tümü ortak atomlardan oluşur, atom fiziğini öğrenin, demiyor şair bize. Şiirin devamında “(bunlarda) bile bir bilgi ara” derken fiziği aşıp fizikötesinde, varlığın esas bilgisine ulaşmamızı diliyor.

Kitabın diğer bir bölümde, modern zaman içinde bir şehirden bahsederken “kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı” sözüyle, en uzun cümlelerinden birini kuruyor Sezai Karakoç. Herkesin ve her şeyin değeri aslen belliyken, kendi içimizde kıymet sıralaması yapıp kadına bir değer bahşetmiş modern yasalar(!). Kadın böylece erkekle eşit haklara sahip olmuş; erkeklerle aynı işte çalışmış, aynı tavrı takınmış,  hatta giyimini bile onlara benzetmiş. Her şey böyle kanunla da sabitken mutluluk yasası geçmemiş bu ortamda demek ki ve bu cümleyi kurulmuş.

Bir kentten geçtim, diyerek bu modern şehri anlatıyor Üstad,Bir kentten daha geçtim” , şehir kelimesi yerine “kent” kelimesini kullanmayı tercih etmektedir. Çünkü artık insanlar, şehir yerine “kentte” yaşamayı tercih etmiş; Hz. İbrahim’in duasının ardından gitmemişlerdir. İbrahim Suresi’nde, Hz. İbrahim, Allah’a şöyle dua eder: “Hani İbrahim demişti ki: ‘Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut’ (Yazır, 2012: 259). “Bir kentten daha geçtim” diyen Karakoç’un “kent” ile “şehre” ayrı anlamlar yüklediğini söyleyebiliriz.Bu katı bu sert kente gelmeseydim” (1989: 7). Bu sitem, birinci şiirde olduğu gibi ikinci şiirde de devam eder: Şair artık “şehirden de geçtim” yerine “bir kentten daha geçtim” demektedir. Karakoç’un “kent” eleştirisinin Batılı kimi yazarlarla örtüştüğünden, onlara benzediğinden de söz edebiliriz. Max Weber, “Modern şehir, dışsal ve formel yapısını yitirmektedir. İçsel olarak da bir bozulma (çürüme) halindedir. Oysa ulusun temsil ettiği yeni topluluk, her yerde şehrin aleyhine bir gelişme göstermektedir. Şehir çağının sonuna gelinmiş görünüyor” Şehir artık kentleşmiştir; çünkü “ulusun temsil ettiği yeni topluluk”, “buğdayları yakmaktadır”

"Buğdayları yakıyorlardı Yedikleri pirinçti Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı”

Üstad buğdayları yakan, birbirine açılan borular gibi tek tipleşen, modern zamanın kentlileşen bireylerinden uzaklaşıp Yenikapı’da “Hızır”a sığınır âdeta. Yenikapı’da deniz kenarında Hızır ile buluşmak; Hızır’a sığınmak aynı zamanda yeşile kaçmaktır. Çünkü kimi İslam âlimlerince Arapça orijinal adı “hıdr” olan kelime Türkçeye “Hızır” olarak geçmiştir ve hıdr ise, “yeşil, yeşilliği çok olan yer” anlamına gelmektedir.

Hz. Hızır, kuru yerleri yeşerttiği için yaz başlangıcında etrafın yeşillenmesine de Hıdır günü denilmektedir. Neticede, Karakoç’un Hızır ile kırk saat geçirmesi “Hızır” ile ilgili tüm bu geleneksel değerleri akla getirdiği gibi esas olarak onunla buluşması kentteki beton yığınları arasında ona nefes aldırmış; kentten uzaklaşmıştır. Üstadın , modern kentten kaçma fikri Ondan vardır.


ardından gidişine de bir anlam yüklüyor:

atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
öpüp çıkıp gittim yelelerini..

"bu katı bu sert kente gelmeseydim” der en son. Çünkü Üstad kentin insanı objeleştirdiğini, insanların kentlere değil, kentlerin insanlara biçim vermekte olduğunu, insanların yerine kentlerin düşündüğünü hatta savaştığını belirtmektedir. Kentten soğuyan Üstad kentte sadece atları cana yakın bulur. Onların yelelerini öpüp çıkar. Kentteki okumayan, düşünmeyen ve âdeta kent içinde objeleşen insanlar değil; atlar daha doğal gelir Üstada..

Modern kentten sıkılan, tek tipleşen kentli insanı cana yakın bulmayan Üstad “eşsiz zulümlerin işlendiği” vakitlerde, kâğıttan ve kelimelerden gelen modern putlara karşı modern çağın bunalımından uzaklaşmak için çareyi Hızır ile konuşmakta bulur. Ayrıca Üstadın şiirde Hz. Hızır imgesini kullanması, onun “medeniyet” algısı ile ilgilidir. O, medeniyetin kaynağında Ziya Gökalp gibi milliyetin değil, vahyin bulunduğuna inanmaktadır. Medeniyetin esas kurucuları ise peygamberlerdir..Hızırla Kırk Saat’i okurken aklımız hacdan, hendek savaşına; peygamberlerden, günlük meselelere böyle git gel yaşıyor ve birçok meseleyi daha sağlıklı kavrıyoruz bu şekilde.

"Yaklaştır kıyameti,
Burda bir kadın ölmektedir..."

Bu dize günümüzde bütün öldürülen susturulan kadınlara ithaf olsun..

Şiirler o kadar dolu ve anlamlı ki burda sonlandiracagim ama içinde sonsuz bir inceleme ve eser olduğunu bitirmeden edemeyeceğim.

Faydalanılan ve Okunması gereken makaleler;

“HIZIRLA KIRK SAAT”İN KURGUSAL YAPISI ( A. ALİ URAL)

Hızırla Kırk Saat’te Dinî Referanslar
(MEHMET RAGIP ETE)

SEZAİ KARAKOÇ’UN HIZIRLA KIRK SAAT İSİMLİ ŞİİR KİTABINDA DİNÎ VE FOLKLORİK GÖNDERMELER (Ayşe DALYAN)

HIZIRLA KIRK SAAT VE MODERNLEŞME VURGUSU ( Ensar KESEBİR)

Iyi ki okudum tanıdım seni üstadım kalemin nefesin hep var olsun. Teşekkür ederim.

Iyi okumalar..
128 syf.
·1 günde
Son zamanlarda bu siteye inceleme yapmamaya karar vermiştim ki malesef bazı kitapları okumuş olmam beni bu kararımdan alıkoydu. Örneğin Mustafa Kutlu'nun son kitabına inceleme yapmadan geçemezdim heralde ve şimdi de bu kitap. Bu kitabın elime geçiş aşamalarını düşündüğümde kitaba karşı bir sorumluluk olarak görüyorum bunu ve bir de düşünün ki bana kitabı hediye eden arkadaşıma karşı nasıl bir sorumluluktur.. Kendisi okumadığı halde okumam için bana bu kitabı verdiği için teşekkür ederim. (Bence senin de artık yakın zamanda bitirmen gerekiyor.)

Kitap çok eski zamanlardan gelme hissi uyandıracak size okursanız eğer, Peygamber Efendimiz'den sıkça bahsediyor oluşu kalbinizi sarsacak, huzurla dolduracak.. 40 şiir mi dersiniz 40 saat mi dersiniz ona siz karar verin. Hem her biri birbirinden apayrı şiir hem de her biri ahenkle dans ediyor. Kitaba her ne kadar ben bunu 40 saatte bitireceğim diye başlasam da hiç de öyle olmadı. Hemencecik bitiverdi sayfalar. Özellikle 25. Saate kadar kitap beni derinden etkiledi. Her cümlesine bunu yazmak için nasıl bir yeteneğe sahip olmak gerekir diye çokça düşündüm. Sezai Karakoç; sanırım benim için üstad diyeceğim tek kişi.
128 syf.
·Beğendi·10/10
"Bütün sevgileri sen kendin kendin için öce çevirdin
Ve üstüne büyük harflerle yazdın
BAŞKA YERDE KULLANILMAYACAK"

Evvela kitabın isminin nereden aldığına değinmek istiyorum; Karakoç 1967 yılında Nisan ve Haziran ayında yeni kapıda bir kahvehanede 40 günde her gün bir saat vaktini ayırarak 40 şiir olacak şekilde yazmıştır. Karakoç burada bizleri Hızır olarak karşılıyor. Şiirlerdeki ses, ahenk, vurgular adeta bizleri alıp bambaşka diyarlara götürüyor. Gerek Ashabı Kehf gerek Miraç Gecesi, gerekse Veda Hutbesine kadar bir çok yerden bizlere selam ediyor. :)

Bazı kitapları okurken niye bu kadar geç okudum diye hayıflandığım oluyor ara ara ancak bu kitabı geç okumuş olmama ve çok beğenmeme rağmen hayıflanmadım. Çünkü anladım ki bazı kitapları okumak için bazen zamanın en uygun zaman olması gerekiyormuş. Fiiliyatta okuduklarım arasında olacak ama çalışma masamda gözümün önünde olsun istiyorum böyle arada açıp açıp bakayım da ruhumu doyurayım istiyorum :)

Ayrıca kitap Üniversiteyi ODTÜ’de okumuş İranlı şair Ata Erad tarafından yapılan çeviri Selase Yayınevince Tahran’da Farsça olarak basıldı.

Şiire muhabbeti olan herkesin okumasını tavsiye ederim.Okunduğu vakit üzerinde derin düşünülmesi gereken bir eser zannımca :)

Kalemin hep var olsun inşallah Üstadım...

Âyet âyet sûre sûre yürüdüler
Mekke'den Medine'ye erdiler
Gün oldu Mağaraya girdiler
Örümcek ağını pekiştirdi bir gecede bin yıllık
Güvercin bir kerede bıraktı sıcak yumurta
Yeni doğum yumurtası bir yıllık
İnançsızlar sedefsizler gelip gelip döndüler
Değişimi büyük dönüşümü
Taş içindeki atan bir çift kalbi
Göremediler işitemediler sezemediler...

Keyifli ve muhabbetli okumalar :)
128 syf.
·Puan vermedi
"Hızırla Kırk Saat adlı, kırk bölümlü şiirimi 1967 yılı mayıs ve haziran aylarında, Yenikapı’da, deniz kenarında, kayalıklar arasındaki bir kır kahvesinde yazdım. Aşağı yukarı kırk gün, akşamüzeri, bir iki saat, orda, deniz dalgalarının kıyıya çarpma seslerini dinleyerek ve her seferinde şiirin bir bölümünü yazarak kitabı tamamladım. Zaten, bu yüzdendir ki, şiire, Hızırla Kırk Saat ismini verdim: Sanki orada Hızır’a randevu vermiştim de, her gidişimde, bu randevunun verimi ve armağanı olarak bir bölümle döndüm.

O zamanlar, deniz, İstanbul’da, şehir içinde de tertemizdi. Yenikapı, sahil olarak uğranılan bir yerdi. Sahil yolunun altında, kayalar arasında bir kahve vardı. Deniz kıyısına minderler konmuştu. İsteyen mindere oturuyor, isteyen hasır iskemleye, yer iskemlesine. Sadece çay veriliyordu gelenlere. Şehir arkada, deniz önde, tüm ilhamlara açık, berrak suları ayna ve hafif şıpırtılarını çağrışım müziği gibi hissederek şiirimin gelişini bekliyordum her gittiğimde.." diyor Sezai Karakoç

Düşünüyorum da bizde bu şiir kitabını hergün deniz kenarında bir bölümünü okuyup kırk günde mi bitirsek..
Ama yok ben dayanamadım 2 saatte bitirdim..

Çok güzel demiş üstad;
Taşa hâtıra yazılamayacak kadar
Fazla kararmış..
128 syf.
·103 günde·Beğendi·8/10
Al eline asanı Ey Musa sen gideli biz Hızır'a uzağız. Sen dünya yüzeyine ayak basmış edepli elçi ürkütmemek adına önlerine geçen kulların. Asan ile önündeki denizi ikiye bölmen doğal değil mi ? Bir elmanın bedelini on yıl çalışarak ödeyen güvenilir kimse. Bana işimde zorluk çıkarma derken kendinden nasılda eminsin. Oysaki dilin kekeme yaratılmıştı senin. Göğsün aydınlanınca elin dilinden daha parlaktı ne gerek vardı kelimelere. Hızır ki tarafından ilim ile donatılmış bilinmeyenleri bilen işlerin aslını gören.Hızır demek ne demek ey Musa? Hızır demek yol arkadaşı demek. Hızır demek dost demek. Hızır demek özlem demek. Hızır demek kavuşmak demek. Hani o ölü balık canlanmıştı. Bunu şeytandan başkası unutturmadı demişti yanındaki. Ardıngeri koşmuştun dostuna. Hızır bana bilmediğimi öğret dediğinde sen benimle arkadaşlığa sabredemezsin Ey Musa denilmişti sana. İşimde bana zorluk çıkarma ey Hızır! Bana yoldaş ol bana dost ol bana işin aslını öğret bana ders ver ey bilge kişi bilmediklerimi öğret. Tek bir şart var Musa Soru sorma Hızır'a. Sana bilmediğinin aslını açıklamasını isteme ondan. Bu seninle benim yolumu ayıracak olandır Ey Musa. Gemiler delinecek, çocuk ölecek, karşılıksız duvarlar örülecek sen bunlara dayanabilir misin Musa? Üçüncü sorun son özründür Ey Musa bu yolun sonudur şimdi işin aslını öğrenmenin vaktidir. Kırk saat dolmuştur Hızır başka yollara bilinmeyeni bilmeye gidecek. Musa Hızır'la buluşmanın özlemiyle yaşayacak. Dost dostundan ayrı kalmaya nasıl tahammül eder. Dostların kavuşacağı bir yer elbet vardır. Ölü balığın canlandığı yerde Hızır'la buluşmak üzere çıkın yollara ey bu yolun yolcuları.
128 syf.
·Beğendi·10/10
Bana hediye edilen ve aynı gün içinde ara vermeden bitirdiğim bir şiir kitabı oldu.
Daha önce Üstadı i tanıyor olsam ve birkaç şiirini biliyor olsam da üstadın okuduğum ilk kitabıdıdır. (ayrıca okuduğum da ilk şiir kitabı oldu. )
Bu kitabın her bölümü insanı ayrı bir aleme götürüp tefekkür ettiriyor. Şiir kitabını okumak isteyen kardeşlerime tek söyleyeceğim. Benim üstadın yazdığı bu kitabı yermek haddim değildir.
Bize biz olduğumuz günleri hatırlatan
Bizim biz olacağımız günleri bize en güzel şekilde anlatan Üstad Sezai Karakoç’a sevgilerle.
128 syf.
·10/10
Hayal gücüne hayran olduğum, çoğu zaman gıpta ettiğim bir yazardır Sezai Karakoç. Kitaplarını okumak her defasında farklı hissettiriyor bana. Bu kitabında da yazar yine yapacağını yapmış;40 saat mi dersiniz,40 şiir mi dersiniz,40 alem mi dersiniz sığdırmış bu yapıta. Belki de en derinlerimde olan duygulara temas ettiği için bu kadar huzur verdi bana. Peygamberimize(sav) sıkça değinmesi(tabir yerindeyse) en saf tarafımızı okşuyor. Bulunduğumuz çağda bizi,gençliği yabancılaştırdıkları benliğimize özlemdendir belki de beni kitaba bağlayan şey. Gençlikten beklenen diriliştir belki de beni heyecanlandıran..
Kitap akıcı bir kitap fakat ben her satırı beynime işlercesine okumaya çalıştım bu yüzden hemen bitiremedim. Bazı kitaplar vardır okumaya kıyamazsınız, bu kitapta benim için öyleydi. Bir şiiri okuyup yarım saat sadece düşündüğüm oldu,altını çizip not aldığım satırlar oldukça fazlaydı.
Vel hasılı kelam her Müslüman gencin okuması,anlaması ve yaşaması gereken bir kitap!
128 syf.
·6 günde
Sezai Bey yazmış yazacağını yine... Hızırla randevulaşmalarından, o buluşmaların ilhamından neşet eden 40 bölümlük, 40 saatlik bir şiir alemi... Âlem diyorum çünkü şiirleri okurken o âlemden o âleme geçip geçip duruyorsunuz. Kâh Miraç'ta kâh Hz. İsa'nın yanında kâh Hz. Nûh'un gemisinde kâh Âlemlere Rahmet Efendimiz'in yanında ve daha nice yerlerde bulunuyorsunuz Hızır'ın refakati ile...

Sezai Bey bu şiirleri Marmara sahillerinde 40 gün içerisinde tamamlıyor. Sahile giderken gönlünde olan şiirleri kağıda döküp geri dönüyor. Ben de buna binaen 40 güne yaymak istedim kitabı ama bu isteğimi gerçekleştiremedim maalesef. Şiirlere dalınca kitabı elinizden bırakamıyor, okudukça okuyorsunuz. Olsun ben 40 kere daha okurum bu güzel eseri.

Siz de okuyun, okutun, mânâ âleminde Hızır'la bir yolculuğa çıkın...
128 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
Sezai Karakoç'a hayranlığımı doruk noktasına ulaştıran muhteşem bir şiir kitabı. Anlatırken düşündüren, düşündürürken sorgulatan, gerçeği ve doğruyu ruhani bir şekilde içinize işleten herkesin baş ucunda durması gereken bir kitap. Anlatım oldukça etkileyici daha iyisi yazılamazdı diye düşünüyorum.
İslamı sembolize eden değerlere imgelerle müthiş bir şekilde dem vurmuş. Kitabı okumaya başladığınızda Hızır(a.s) ile gizemli ve deruni bir yolculuğa çıkıyorsunuz.Bu yolculuk sizi kendinize getiriyor. Belki de kitaptan bu denli etkilenmemin nedeni: Yazarın yazdıklarını gerçek hayatta yaşam tarzı haline getirmiş olmasıdır.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sezai karakoçun bu çağı özetleyen insanın okudukça okuyası gelen bir kitap
okurken çokça peygamberler zamanına ve geçmişe gidekceksiniz.Hatta bazı olaylara hızırın gözünden bakabileceksiniz

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hızırla Kırk Saat
Alt başlık:
Şiirler 3
Baskı tarihi:
1967
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
3002567100289
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitabı oluşturan şiirler, 1967 yılı Mayıs-Haziran aylarında yazılmış ve doğrudan kitap olarak yayınlanmıştır. Kitabın bütün baskıları Diriliş Yayını olmakla birlikte, sadece ikinci baskı, Fatih Yayınevince yapılmıştır. 31. Bölüm`deki Batı Korosu`nun (aslı fransızca) çevirisi Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar isimli eserimizde bulunmaktadır.

Kitabı okuyanlar 482 okur

  • Tuğçe Erkol
  • Agâh Cihangir Bilge
  • Sozda
  • Fatmanur Tiftik
  • İkbal Ebrar
  • Sitâre
  • Sarhoş kemancı️
  • Özlem
  • Sitâre*
  • Hilâl

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%34.9
25-34 Yaş
%38.4
35-44 Yaş
%17.4
45-54 Yaş
%3.5
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.3
Erkek
%44.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.9 (41)
9
%27 (30)
8
%15.3 (17)
7
%10.8 (12)
6
%4.5 (5)
5
%2.7 (3)
4
%0
3
%0.9 (1)
2
%0
1
%1.8 (2)