Adı:
Hoptirinam
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759038243
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nesin Yayınevi
Baskılar:
Hoptirinam
Hoptirinam
"Enbaş"ın baskısı arttıkça artmış. Bu baskı karşısında bunalmışlar. Aralarından bir bilge çıkıp şöyle demiş:

- Tarihimizi inceleyelim. Atalarımızın zamanındaki Enbaşlar buyruklarını sertleştirip baskılarını artırdıkça, atalarımız bu haksızlığa karşı ne yapıyorlarsa biz de öyle yapalım. Bilgenin öğüdünü çok uygun bulmuşlar. Tarihlerini incelemişler. Bir de bakmışlar, Enbaşlar buyruklarını sertleştirip yumruklarını vurdukça, baskıyı artırdıkça, ataları da suratlarını asarlar, somurturlarmış.

"Enbaş"ların artık dayanılmaz, çekilmez olan baskısını karşı kendi tarihlerinden ders aldıkları için önce sevinmişler. "Bize surat asıp somurtmaktan başka yol, yöntem yok!" deyip hep birden surat asmaya başlamışlar.
Aziz Nesin'in kitaba ismini veren en güzel öykülerinden biri olan
"Hoptirinam" ile birlikte karışık öykülerinden oluşan kitabı...
"Büyüklere Masallar" ve "Memleketin Birinde" olarak da bilinir.

Basımlar:
1. Basım. 1960, Karikatür Yayınları, 7 bin, 3 lira.
2. Basım. 1966, Bilgi Yayınevi, 10 bin, 10 lira.
3. Basım. 1969, Bilgi Yayınevi, 10 bin, 12,5 lira.
4. Basım. 1971, Bilgi Yayınevi, 10 bin, 15 lira. (Memleketin Birinde)
5. Basım. 1974, Tekin Yayınevi, 10 bin, 12,5 lira.
6. Basım. 1976, Tekin Yayınevi, 10 bin, 15 lira.
7. Basım. 1982, Kendi yayını, 10 bin, 150 lira.
8. Basım. 1982, Karacan Yayınları (fasikül), 12 bin.
10. Basım. 1987, Adam Yayınları, 3 bin.
11. Basım. 1988, Adam Yayınları, 3 bin.
12. Basım. 1989, Adam Yayınları, 5 bin.
13. Basım. 1992, Adam Yayınları, 5 bin.
14. Basım. 1995, Adam Yayınları, 3 bin.
21. Basım. 2005, Nesin Yayınevi 1. Baskı (Büyüklere Masallar 2)
2012, Nesin Yayınevi.

İçindekiler:
Arş Doğuya Marş Batıya (1–13)
Aziz Moktus ile Fahişe Kamenna (1–13)
Beklenen Kişi (1–13)
Bir Resmi Araba Anlatıyor (1–13)
Bir Üçgenin Üç Açısı (3–13)
Bir Varmış Bir Yokmuş (3–13)
Biz İnsanlar (1–13)
Bu Başka Kurt Masalı (1–13)
Camgöz'le Sardalya (3–13)
Fantiko (1–13)
Hoptirinam (1–13)
Huzur Ülkesi (1–13)
Günümüzde Bir Masal (1–13)
İlerleyelim, Yükselelim, Kalkınalım (1–13)
İncir Çekirdeği (1–13)
Kaplumbağa (3–13)
Kaz (3–13)
Kirpi (3–13)
Koca Topuz (1–13)
Köstebek (3–13)
Kuyruk Altı Öncüleri (1–13)
Neden, Niçin, Nasıl? (1–13)
Paldır Küldür (1–13)
Patlıcan Kavgası (1–13)
Taktik (3–13)
Yılan (3–13)


http://www.nesinvakfi.org/...0-%20hoptirinam.html
"Büyüklere Masallar-2" diye başlayan bu kitapta Aziz Nesin'in kendi söylediği gibi öykü-masal tadında birçok yazıdan oluşuyor.Kitabın sonundaki "Yankılar" kısmında da belirtildiği gibi Aziz Nesin'in bu masalları bir baskı dönemindeki yazarın yazı yazma yöntemine verilebilecek örnektir.İlgimi çeken en önemli şey masalların hepsinde kıssadan hisse havası vardı.En önemlisi Nesin, masalların klasik tekerlemelerini değiştirmiş ve masallarının içeriğine göre uyarlamış.Tekerlemeler çok daha eğlenceli ama bir o kadar da düşündürücü hale getirilmiş.
Öykü-masallarda çıkarların nasıl bir insanı değiştirdiğinden, en yumuşak başların bile baskı,haksızlık sonunda nasıl baş kaldırdıklarının hikayesi, sorgulamanın gerekliliğinden, kendinden kaçmanın olanaksızlığından, sırf bir iş yapmış olmak için yapılan şeylerin bizlere bir fayda sağlamayacağı vb. konuları üzerinde durulan konulardan sadece birkaçı.
Özellikle şu öykü-masallar tekrar tekrar okuyacaklarımın arasına girdi:
Arş Doğuya Marş Batıya
İlerleyelim, Yükselelim, Kalkınalım
Paldır Küldür
İncir Çekirdeği
Bir Üçgenin Üç Açısı ve Taktik.
Okuyup, sorgulanacak bir kitap kesinlikle.
Son olarak Aziz Nesin neden masal türünü kullandığını şöyle anlatmış:" Ben halkın masallarında ve hikayelerinde, fıkralarında baskıya karşı direnme eğilimi gördüm."
Öncelikle Aziz Nesin ile ilgili düşüncelerimi, okuduğum bu son kitabı ve "1000kitap" aracılığıyla belirtmek istiyorum.

Aziz Nesin ve eserleri, birkaç ay önce, 2 sene önce vefat eden ortaokuldaki Türkçe öğretmenim Sayın Mustafa Hakkı GÖKALP'in, daha o yıllarda okumamız için bizlere önerdiği "Fil Hamdi" isimli kitabını yıllar sonra anımsamamla hayatıma dahil oldu.
Normalde çok fazla hikaye kitapları okumayan, okuduğu sürelerde de arka arkaya bir sürü hikaye okumayı sevmeyen biri olmama rağmen Fil Hamdi kitabını gerçek anlamda elimden bırakamamıştım. Dili o kadar sade ve samimi, tarzı o kadar özgündür ki Aziz Nesin'in, onlarca eser ve yüzlerce farklı hikaye bırakarak bu dünyadan göçen böyle bir kalemle henüz yeni tanıştığım için kendimi çok şanslı sayıyorum. Eserlerinde ki her bir hikayesi okuduktan sonra beni dakikalarca düşünmeye, sorgulamaya itiyor, farkındalığımın artmasını sağlıyor. En son bir kitapla güldüğümde okumayı yeni öğrenmiş ufak bir çocuktum. O da bir diğer gülmece yazını ustası Muzaffer İZGÜ'nün "Ökkeş Serisi"ni okurkendi. Yıllar sonra kitap okurken dakikalarca beni güldürmesi de bana çocukluğumdan bu günlere sunulan bir armağanıdır Aziz Nesin'in. Bu da beni onun en çok etkileyen taraflarındandır. Kısacası, şu meşhur "güldürürken düşündüren" kalıbı benim zihnimde Aziz Nesin ve eserleri ile vücut buldu.
Siyasi duruşunu, görüşünü, dine karşı tutumunu sevmiyor olabilirsiniz. Hatta tek bir hikayesini okumadan ondan nefret de ediyor olabilirsiniz. Ancak benim sizlere tavsiyem, bu ön yargılarınızı bir kenara bırakıp cumhuriyet döneminin en büyük ustalarından birinin asıl ilgilenmeniz tarafıyla, yani sanatıyla ilgilenmenizdir. Bu topluma, içinde severek defalarca kez izlediğiniz uyarlama filmler de olan "Zübük", "Gol Kralı" gibi büyük eserler bırakarak göçmüş bu yazarı okumanızı, okutmanızı ve okumak isteyene de mani olmamanızı diliyorum.

Şunu da eklemek istiyorum ki; satın alacağınız eserlerin gelirleri, telif hakları Nesin Yayınevi'ne, yani Nesin Vakfı'na, yani vefat edeli 20 yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen hatıralarıyla ve eserleriyle maddi manevi destek olmaya devam ettiği kimsesiz, yoksul ve eğitime muhtaç çocuklarımıza gidiyor.

Bu yazıyı yazma sebebim, on-oniki yaşlarında ki bir çocuğa hediye ettiğim bir Aziz Nesin kitabının, çocuğun annesi tarafından "bu komunistti" denilerek okutturulmamasını öğrenmem oldu. Dilerim ki, geleceğin söz sahipleri olan çocuklarımız, kardeşlerimiz bu ve bu tarz tavırlardan uzak tutulur ve dilediklerini okuyabilecekleri bir ortam yaratılır.


Gelelim kitap incelemesine.

Edebiyatta mizah türünün usta ismi Aziz Nesin; toplumsal konulara, siyasi konulara, kısacası "yetişkinlerin ilgilendiği" (ki bana göre her yetişkinin ilgilenmesi gerektiği) konulara, kendine has iğneleyici ve samimi, basit üslubuyla "masal" anlatır gibi değiniyor. Şimdiye kadar okuduğum her Aziz Nesin kitabında olduğu gibi, okumaya kesinlikle değeceğini düşünüyorum. Bu kitabında, okuduğum önceki iki eseri "Fil Hamdi" ve "Ah Biz Eşekler"den farklı olarak muhalif hikayelerin daha fazla yer alması diyebilirim.
usta bir yazarsan okuyucu beklentileri de hat safhada oluyor bu yüzden bu eserde kalbime dokunamadin maalesef üstad üzgünüm ( ama kısa hikayelerdeki bağlantılar çok anlam yüklü) sanırım beni eserde tekdüze düşüren olay aynı kelimelerin ard arda tekrarlanması ve aynı konularin cok uzatılması oldu.
Nesin'in kendi deyimiyle, "yazarlığındaki ikinci aşama olan masal yazarlığının" ikinci kitabı. "Büyüklere Masallar" alt başlığıyla ilk kez 1960 yılında yayınlanan kitapta 26 masal var. Bu masallardan sekizi "Hayvanlar Bahçesinde" ismiyle ayrı bir bölüm olarak verilmiş. Nesin'in öykülerine oranla daha fazla mesaj içeren masallar, ülke sorunlarından kişisel ilişkilere kadar pek çok konuda yazılmış. "Beklenen Kişi", "Aziz Moktus ile Fahişe Kamenna", "Arş Doğuya, Marş Batıya", "Hoptirinam", "Biz İnsanlar", "Bu Başka Kurt Masalı", "Neden, Niçin, Nasıl?" ve "Fantiko" masalları diğerlerinden daha fazla beğendiğim ve okumamı sesli olarak kaydettiğim başlıklar oldu.
Bir varmış, bir yokmuş. Çook eskiden "adı var, kendi yok" bir ülke varmış. Bu ülkede "kendi var, adı yok" bir yönetim varmış. "Adı var, kendi yok" ülkesinin, "adı yok, kendi var" yönetimi altında, "ne var, ne yok" insanlar yaşarmış.
Aziz Nesin
Sayfa 87 - Nesin
İncir çekirdeği dolmamış ama, "adı var, kendi yok" ülkesinde, "kendi var, adı yok" yönetiminde yaşayan "ne var, ne yok" kişilerin mırıltıları da kesilmiş. Adı ne? diye soran tek kişi kalmamış.
Aziz Nesin
Sayfa 94 - Nesin
...
Başlamışlar incir çekirdeğini doldurmaya. Tıkmışlar, doldurmuşlar, sokmuşlar, doldurmuşlar, ama bir türlü incir çekirdeğinin içindeki boşluk dolmuyormuş. Gazetelerin yazdıkları yazıları tıkmışlar, dolmamış. Politikacıların nutuklarını sokmuşlar, dolmamış. Kralın, prenslerin düğünlerini, aşna fişnelerini sokmuşlar, dolmamış. Futbol maçlarını atmışlar içine, dolmamış. Dedikoduları doldurmuşlar, dolmamış.
Aziz Nesin
Sayfa 93 - Nesin
...-Öyleyse, dedi, söyleyeyim; başımızdakinin de suçu yok.O gitse de yerine bir başkası gelse, yine bu kötülükler olacak, sürüp gidecek... Çark kötü çalışıyor, çark...Bu çark onları zorla kötü yapar.
-Öyleyse sorumlu kim?.. diye bağırdım.
-Sorumlu düzen, bütün suç düzenin... dedi.Bu bozuk düzen değişmedikçe, en sondakinden en baştakine herkes kötülüğe dönecek.
Aziz Nesin
Sayfa 159 - Nesin Yayınevi
"İktidara geçtiğimiz zaman; sözümüzü tuttuğumuzu; vaatlerimizi yerine getirdiğimizi görünce, hiç şüphe yok ki, sizler de bizim gibi şaşacaksınız."
Aziz Nesin
Sayfa 102 - Nesin Yayınevi
İlkçağlarda mı, ortaçağlarda mı, yeniçağlarda mı bilinmeyen bir zamanda...
Avuç içi gibi bilinen bu yeryüzünün bilinmeyen biyerinde
açları toklarından çok, düşünenleri konuşanlarından az bir ülke varmış.
O ülkede yaşayanlar bolluk içinde darlık, varlık içinde yokluk çekerlermiş.
Başları önlerine eğik, bakışları içlerine dönük,
gönülleri dışarıya kapanık yaşar giderlermiş.

Bu ülkenin başında “Enbaş” denilen biri varmış.
Orada yaşa­yanlardan hiçbiri “Enbaş”ın buyruğundan dışarı çıkamazmış.
Ba­badan oğula böyle gelmiş böyle gidermiş.
“Enbaş” buyurdukça buyurur, bitürlü buyruklarının ardı arka­sı gelmezmiş.
O ülkede yaşayanlar günden güne buyrukları artan, sertleşen “Enbaş”ın
baskısına dayanamaz olmuşlar. Gelgelelim, böyle dayanılmaz, çekilmez
durumlarda ne yapılması gerektiğini de bilemezlermiş.
“Enbaş”ın baskısı arttıkça artmış. Bu baskı kar­şısında bunalmışlar.
Aralarından bir bilge çıkıp şöyle demiş:
– Tarihimizi inceleyelim. Atalarımızın zamanındaki Enbaş’lar buyruklarını
sertleştirip baskılarını artırdıkça, atalarımız bu hak­sızlığa karşı ne yapıyorlarsa
biz de öyle yapalım.

Bilgenin öğüdünü çok uygun bulmuşlar. Tarihlerini incelemiş­ler.
Bir de bakmışlar, Enbaş’lar buyruklarını sertleştirip yumrukla­rını vurdukça,
baskıyı artırdıkça, ataları da suratlarını asarlar, somurturlarmış.
“Enbaş”ların artık dayanılmaz, çekilmez olan baskısına karşı kendi
tarihlerinden ders aldıkları için önce sevinmişler. “Bize su­rat asıp
somurtmaktan başka yol, yöntem yok!” deyip hep birden surat asmaya
başlamışlar. Ama Enbaş’ın baskısı azalmak şöyle dur­sun, tersine gittikçe
artıyormuş. Baskı arttıkça da ha babam surat asıyorlarmış.
Surat asmışlar, somurtmuşlar, en sonunda surat asa, somurta öyle bir
duruma gelmiş, suratlar asılmaz olmuş. Asıla asıla kaskatı kesilen
suratları daha çok somurtmaya elverişli değilmiş. Yüzlerinde somurtacak
bir kıpılık yer, bir çizgi kalmamış. Orası bir asık suratlar ülkesi,
bir somurtkanlar yurdu olmuş. Gel zaman git zaman, surat asa asa
insanlar gülmesini, sevinmesini unutmuşlar. Orda yaşayanlardan hiçbiri,
gülmek nedir, nasıl gülünür bilmez ol­muş.

Aralarından biri çıkıp şöyle demiş:
– Biz kendi içimize kapanıp kalmışız. Yurdumuzun dışında neler
olduğunu bildiğimiz yok. Aramızdan üç aydın genç seçelim.
Onları gizlice yurtdışına üç ayrı yere gönderelim.
Oralardaki in­sanların baskıcı yönetime karşı neler yaptıklarını incelesinler.
Ge­lip bize anlatsınlar. Biz de öyle yapalım.

Bu düşünce çok uygun görülmüş. Üç aydın genç seçmişler.
Bu üç genci Enbaş’tan gizli, yurtdışına üç yabancı ülkeye kaçır­mışlar.
Bu üç genç, üç yabancı ülkede üç yıl gezip dolaşmışlar, ora­da
yaşayanların neler yaptıklarını incelemiş, sonra yurtlarına dön­müşler.
Halk bu üç genci aralarına alıp,
– Neler gördünüz, anlatın... diye sormuşlar.

Birinci genç şöyle anlatmış:
– Benim gittiğim yerde surat asan hiçkimse görmedim.
İnsan­lar, “Hoptirinam, hoptirinam!..” deyip gülüyorlar.
Bizler de En­baş’ın baskısından kurtulmak istiyorsak,
“Hoptirinam, hoptiri­nam!..” diye güle oynaya yaşamalıyız.

İkinci genç şöyle anlatmış:
– Benim gittiğim yerde de somurtkan tek kişi göremedim.
Orada yaşayanlar, “Tirinamhop, tirinamhop...” deyip gülüyorlardı.
Bizler de Enbaş’ın baskısından kurtulmak istiyorsak,
“Tirinamhop, tirinamhop!..” diye bağırarak gülüp eğlenmeliyiz.

Üçüncü genç de şöyle anlatmış:
– Benim gittiğim yerde de insanlar somurtmuyorlardı. Orada­kilerin
hepsi, ‘‘Namhoptiri, namhoptiri...” diye söylenerek, gülüp
eğlenerek yaşıyorlardı. Enbaş’ın gittikçe sertleşen, artık çekilmez
olan buyruklarından kurtulmak istiyorsak, bizler de,
“Namhoptiri, namhoptiri!..” diye bağırıp çağırıp gülmeliyiz.

Bu üç genci dinleyenler onlara sormuşlar:
– Çok doğru söylüyorsunuz ama, bu dediklerinizin ne anlama
geldiğini bilmeden nasıl gülelim? Siz bu “Tirimiri”lerin anlamları­nı,
tanımlarını öğrenmediniz mi?

Birinci genç şöyle demiş:
– Hiç öğrenmez olur muyum... Ben oraya boş gidip boş dön­medim.
“Hoptirinam” şu demektir:
“Bir köpeğin, sahibinden baş­ka kimseyi ayırt etmeden herkese
aynı sesle aynı nota üzerinden havlayabilmesine Hoptirinam denir.”

İkinci genç de şöyle demiş:
– “Tirinamhop” şu demektir:
“Aynı ağırlıkta olan çakıl taşı ile altını tartarken, terazi topuzunun,
her ikisinin aynı olan ağırlıkla­rına aynı saygı ile eğilmesine Tirinamhop denir.”

Üçüncü genç de şöyle demiş:
– “Namhoptiri” şu demektir: “İnsanlar hamamda soyundukları zaman
uşakla efendisinin birbirinden ayırt edilmemesine Nam­hoptiri denir.”

Orada bulunanlar demişler ki:
– Aman bunları öğrendiğinize çok sevindik. Şimdi bu üç genç aydınımız
bu kavramların anlamını halka durmadan öğretsin.
Biz­ler de başka ülkelerin halkları gibi durmadan
“Tirinamhop, Hopti­rinam, Namhoptiri” diyerek gülüp eğlenelim.

Aydınlar halkın arasına dağılıp denildiği gibi yapmışlar.
– Hoptirinam!..
– Tirinamhop!..
– Namhoptiri!..

Sesleri göklere yükseldikçe, asılan suratlar gülümsemeye,
yüz­lerdeki sert çizgiler yumuşamaya, somurtkanlar kahkaha
atmaya başlamış. Heryerden, her alandan, her sokaktan, her evden
“Hop­tirinam, Tirinamhop, Namhoptiri” sesleri geliyormuş.
Bu sesleri duyan Enbaş’ın kaşları çatılmaya, suratı asılmaya başlamış.
Bu ses­lere çok kızıyormuş. Kulaklarını tıkamış, olmamış, kalın duvarlar
arasına kapanmış, olmamış. Her ne yapmışsa, yeri göğü inleten
“Hoptirinam, Tirinamhop, Namhoptiri” seslerinden kurtulamıyormuş.
Halk güldükçe Enbaş’ın suratı asılıyor, halk güldükçe o somurtuyormuş.

Surat asmış, somurtmuş; surat asmış, somurtmuş; en sonunda
suratını asamaz, somurtamaz olmuş. İşte o zaman,
– “Hoptirinam, Tirinamhop, Namhoptiri!” diye bağırmak yasak­tır.
Kim böyle bağırırsa on yıl hapsedilecektir!.. diye bir buyruk çı­karmış.
Gelgelelim halk bağırıp gülmeye öyle alışmış ki, bu buyruğa boş vermiş.
Hep birden bağırıldığından Enbaş kimi yakalatıp hap­sedeceğini şaşırmış.
Cezayı artırmış:
– Gülenler kurşuna dizilecek!
Bu korkutma da işe yaramamış.
Bunun üzerine Enbaş bir kurnazlık düşünmüş.

Halka Hoptirinam’ı öğreten aydını sarayına çağırmış. Ona şöyle demiş:
– Bu Hoptirinam sesleri benim çok hoşuma gidiyor.
Siz beni Hoptirinam’a karşı sanıyorsunuz. Kim demiş...
Elbette ulus “Hop­tirinam” diye bağırmalı, halkın yüzü gülmelidir.
Ancak benim siz­den bir dileğim var. Hoptirinam’ın tarifi çok uzundur.
Bizim halkı­mız bu kadar uzun sözü ezberleyemez. Acaba halka bir kolaylık
olması için, bu tarifin içinden iki kelimeyi çıkaramaz mısınız?
Bu ödevinize karşılık size örtülü ödenekten her ay ikiyüz altın verile­cektir.
Bu öneriye aydının aklı yatmış.
– Peki... demiş.
Ondan sonra tanımlamadan iki kelimeyi çıkararak halka şöy­le demeye başlamış:
– Bir köpeğin, sahibinden başka herkese havlamasına Hopti­rinam denir...

Enbaş, ikinci aydını çağırmış. Ona da şölenler verip Tirinam­hop
tanımlamasından iki kelimeceği çıkarmasını rica etmiş.
Çün­kü halk bu kadar uzun sözü ezberleyemezmiş.
O da ayda ikiyüz altın ödenek karşılığı bu öneriye peki demiş.
Halka şöyle anlatma­ya başlamış:
– Tirinamhop, çakılla altını tartarken terazi topuzunun eğilme­si demektir.

Enbaş üçüncü aydını da kandırmış. O da ayda ikiyüz altın
kar­şılığında halka şöyle demiş:
– Namhoptiri, uşakla efendinin hamamda soyunması demek­tir.

Halk yine: “Hoptirinam, Tirinamhop, Namhoptiri” diye gülüyormuş ama,
eskisi kadar gülemiyormuş; eksilen iki kelimelik ka­dar gülüyormuş.
Enbaş’ın suratı da eskisi kadar somurtmuyormuş, eksilen kelimeler
kadar az somurtuyormuş. Enbaş birinci aydını gene çağırmış:
– Acaba, demiş, iki kelime daha eksiltemez miyiz? Benim ere­ğim,
halkın bu tanımı kolay öğrenmesidir. Size örtülü ödenekten
ayda ikiyüz altın daha bağlarım.
Aydın,
– Peki... demiş.
İkinci, üçüncü aydınlar da peki demişler.
Hoptirinam şöyle olmuş: Bir köpeğin havlaması...
Tirinamhop: Çakılla altının tartılması...
Halk yine “Hoptirinam, Tirinamhop, Namhoptiri” deyip
gülüyorlarmış ama eskisi gibi değil!..
Buna karşılık Enbaş’ın asılan su­ratı iyice gülmeye başlamış.

Enbaş bu üç aydını ayrı ayrı yine sarayına çağırıp şöyle de­miş:
– Halka biraz daha kolaylık göstermek istiyorum. Şu tanımla­mayı
büsbütün atsak da, halk yalnız “Hoptirinam, Tirinamhop, Namhoptiri”
dese nasıl olur? Beni anlıyorsunuz değil mi? Ereğim halka kolaylıktır.
Bu ödevinize karşılık örtülü ödenekten her ay si­ze ikiyüz
altın daha veririm. Aydınlar bu öneriyi uygun bulmuşlar.
Tanımlamalardan keli­meler eksile eksile hiçbiri kalmamış.
Yalnız “Hoptirinam, Tirinam­hop, Namhoptiri” kalmış.
Bu sözlerin ne demeye geldiğini bilmeyen halkın suratı asıl­dıkça asılmış,
orada yaşayanlar eskisinden çok somurtmuşlar. En­baş, kahkahadan kırılırken,
o somurtkan, asık suratlı insanlar da durmadan,
ne demeye, ne anlama geldiğini bilmeden,
– Hoptirinam...
– Tirinamhop...
– Namhoptiri!.. diye bağrışıp duruyorlarmış.

Böylece o ülkede o günden sonra hem halk, yeryüzünün öte­ki
insanları gibi “Hoptirinam, Tirinamhop, Namhoptiri” diye söy­lenir,
hem de Enbaş yaşamanın tadını çıkarırmış
– Hop...
– Tiri...
– Nam...
Aziz Nesin
Nesin Yayınevi - Hoptirinam! Tirinamhop! Namhoptiri!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hoptirinam
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759038243
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nesin Yayınevi
Baskılar:
Hoptirinam
Hoptirinam
"Enbaş"ın baskısı arttıkça artmış. Bu baskı karşısında bunalmışlar. Aralarından bir bilge çıkıp şöyle demiş:

- Tarihimizi inceleyelim. Atalarımızın zamanındaki Enbaşlar buyruklarını sertleştirip baskılarını artırdıkça, atalarımız bu haksızlığa karşı ne yapıyorlarsa biz de öyle yapalım. Bilgenin öğüdünü çok uygun bulmuşlar. Tarihlerini incelemişler. Bir de bakmışlar, Enbaşlar buyruklarını sertleştirip yumruklarını vurdukça, baskıyı artırdıkça, ataları da suratlarını asarlar, somurturlarmış.

"Enbaş"ların artık dayanılmaz, çekilmez olan baskısını karşı kendi tarihlerinden ders aldıkları için önce sevinmişler. "Bize surat asıp somurtmaktan başka yol, yöntem yok!" deyip hep birden surat asmaya başlamışlar.

Kitabı okuyanlar 47 okur

  • Mesut Çalışkan
  • La sagrada familia
  • ilker Görkem
  • Muhtesim Yiğit
  • Ferdi Bişkin
  • SihirliFlut
  • Caner Tuncer
  • BilgeSevgi
  • burak aşık
  • Beyza

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.1 (1)
9
%22.2 (2)
8
%33.3 (3)
7
%11.1 (1)
6
%0
5
%11.1 (1)
4
%11.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0