·
Okunma
·
Beğeni
·
897
Gösterim
Adı:
Hrant
Baskı tarihi:
Eylül 2010
Sayfa sayısı:
712
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752897854
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Türkiyeliyim... Ermeni'yim... İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi "Batı" denilen o "hazır özgürlükler cenneti"nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim. Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.

Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayama-dığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum...

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk
edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında... O noktada hep çaresiz kaldım.

"Ölüm-kalım" dedikleri bu olsa gerek... Bütün bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...
Hrant Dink

Hrant Dink Malatya'da 15 Eylül 1954'te doğdu. Türkiyeli bir Ermeni aydını olarak toplumuna baktı, ona dokundu, gördü ve bildi. Mücadelesini sürdürdüğü gazetesi Agos'un önündeki kaldırımda 19 Ocak 2007'de vuruldu. Bu kitap onun benzersiz hayatının hikâyesidir.
712 syf.
·Puan vermedi
"Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce."

Askerdeydim ben. Hem de talihin bana yaptığı kötü bir şakayla Trabzon'da. Her zamanki akşamlardan birinde, her zamanki yerimizde, her zaman yaptığımız şeyleri yaparken bir arkadaşımız geldi yanımıza, evle konuşmuş, "Şişli'de Ermeni bir gazeteciyi vurmuşlar, ortalık karışmış." dedi. Lütfen Hrant olmasın, diye düşündüğümü hatırlıyorum; sanki Hrant olmayan başka bir Ermeni gazetecinin sokak ortasında öldürülmesi daha az kötüymüş gibi. Sırf duyulması istenmeyenleri söyledi, tabu kabul edilenleri sorguladı, görüşlerini açıkladı diye günbegün nasıl hedef gösterildiğini, nasıl yalnızlaştırılmaya çalışıldığını, davalarla, soruşturmalarla yıldırılmaya çalışıldığını hepimiz izlemiştik ve geçmiş tecrübelerimizden dolayı tedirgin olmakta, korkmakta haklıydık. Şahit olduğumuz, yerli bir Kırmızı Pazartesi hikayesiydi adeta. Haber almaya çalıştım, teyit edebilmek için. Doğruydu, korktuğum başım(ız)a gelmişti. Sonrasını herkes az çok biliyor. Yüz binlerce insan yüz yıllık güvercin tedirginliğini fırlatıp hep birlikte uğurladı kardeşini, arkadaşını. Türkiye tarihinde ilk defa insanlar bu denli kitlesel bir şekilde etnik kökeni, görüşü, inancı yüzünden "Arkadaşıma dokunma" diyordu hep bir ağızdan. Kişisel tarihimde orada olamadığım için en çok hayıflandığım günlerden biridir. (Benzer bir duyguyu bir kez daha yaşayacaktım yaklaşık 6.5 sene sonra.)

Alışageldiğimiz biyografilerden farklı bir türde yazılmış kitap. Bir yanıyla röpotaj kitabı olarak da değerlendirilebilir. Dink ailesinin yakın dostlarından Tuba Çandar onu sevenlerle, arkadaşlarıyla, akrabalarıyla konuşarak kronolojik bir sırayla anlatıyor Hrant'ın hikayesini. Yetimhane günlerinden üniversite yıllarına, gençliğinde sol siyasete ilgi duyup 'Ermeni kimliğinin örgüte zarar vermemesi için ismini Fırat olarak değiştirmesine, eşiyle tanışmasından çocuklarıyla ilişkisine, Agos'un kuruluşundan Ermeni cemaati için yaptığı çalışmalara ve nihayet artan medya ilgisiyle birlikte hedef gösterildiği, tehditler almaya başladığı, yargılandığı günleri yakınlarının ağzından okuyoruz. Hacimli olmasına rağmen (736 sayfa) bir çırpıda okunan, çoğu yerinde duygulandıran bir kitap. Aklımızdan çıkmayansa hep aynı cümle:

"Katillere inat kardeşimsin Hrant"
712 syf.
·28 günde·Beğendi·9/10
Türkiyeli Anadolulu bir Ermeni aydınıydı Hrant Dink ve biz onu ne kadar tanıyabildik..Bu Biyografiyi okuyana kadar eksik kalmış ona dair her şey.
19 Ocak 2007'de bütün Turkiye'nin gozleri önünde düşünceleri yüzünden öldürülmüştü !
"Ya sev ya terk et "diyerek onu ülkesinden kovmaya çalışmışlar "guvercin tedirginliği içindeyim, ama biliyorum ki bu ülkede güvercinlere dokunmazlar," diye yazdiginin murekkebi bile kurumadan kahpece onu arkadan vurmuşlardı...
Bu utancı ve acıyı o zamanlar hep birlikte yaşadık ve gelmeyen adalette Hrant halen o kaldırımda yatıyor!
Anadolu'dan Istanbul'a gelişi ve yetimhanede baslayan bir hayat kardeşlerini sahiplenisi ve yine cocuk yaşlarda yetimhanede baslayan ilk ve tek büyük Aşkı Rakel... Annesini intihar sonucu trajik kaybedisi... Ve daha bir cok şey bilmedigimiz...
Dostlarinin sevdiklerinin ailesinin ona dair burda anıları ve yaşadığı ozellikle son dönemde aldığı tehditler ve yalnizlasmasi ...Her seye ragmen Memleketini terketmeyen guzel yurekli Bir insan...
Yasarken sevdigi insanlara dokunmayi bilmiş, herkeste derin izler bırakmış...Keşke böyle son bulmasaydı hayatı, malesef güvercinlere de kıyıyorlar bu Ülkede Sevgili Hrant... Devr-i Daim olsun ...
712 syf.
·20 günde·10/10
Hrant...
Güvercinin hikayesini güvercin ürkekliği ile okumaya başladım ve yine aynı ruh haliyle okumayı bitirdim.
Anadolu'ya, doğduğu topraklara, bu kadar sevgiyle bağlı olan bir insanın, bu sevdiği topraklardan böylesine acımasızca koparılmış olması kahredici. Koparılmasına kadar geçen sürede ise toplumumuzun Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanındakiler gibi bu cinayetin işleneceğini bildiği halde engellemek için hiçbir şey yapmamış olması da ayrı bir utanç sebebi. Her ne kadar Hrant ile kurulan cümleler "keşke"ler ile dolu olsa da sonuçta olan oldu, ölen öldü...
Bundan sonra yapılabilecek tek şey Hrant'ın ölümüyle Türk - Ermeni ilişkilerindeki barış köprüsünün kırılan basamağını onarmak ve yaşam devam ettiği sürece hep sağlam kalmasını sağlamak.
Ve unutulmasın ki güvercinler şehirlerin en içlerinde dahi yaşarlar. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce!
..."güvercin tedirginliği içindeyim, ama biliyorum ki bu ülkede güvercinlere dokunmazlar,"
Tuba Çandar
Everest Yayınları
Rakel
... Çutakımla benim de bir âdetimiz oldu orada. O evde başladı ve son güne kadar da sürdü. Yattığımız odada hep bir ışık açık kalırdı bizim. Göz göze bakarak uykuya dalmak, gözümüzü açtığımızda da ilk birbirimizi görmek için...
Tuba Çandar
Sayfa 176 - Everest Yayınları
“Khent” lakabını bilmiyordum o zamanlar. Ama bunu duymak şaşırtmadı beni. Dünya yalan dolan, riya ve duygu istismarı üzerinde dönerken doğruyu söyleyebilmek, doğru yerde durabilmek, dün de bugün de delinin işi...
Tuba Çandar
Sayfa 85 - Everest Yayınları
Sakın unuttum sanma güzelim.
Geleceğim elbet
gecikmeme neden aslında
bu fazla yakınlığın
Soranlara böyle bellet

Şimdi dinlesin, bu iş bitti diyenler
hem de bugün, eylülün bir gününde
baksınlar şu dünyaya
şöyle bir etraflarına
Mevsim döküntüde ama
ya şu güneş, şu gün
pırıl pırıl sımsıcak

Bak sevdiğim,
şimdi bir kenara yaz
Nasıl unutmuşsa bu günü
götürürken günleri kucak kucak
o uğursuz yaz
Bizim sevdamız, gecikmemiz, umudumuz da
öylesi işte
Yazamadıysan eğer, yüreğine kaz.
Tuba Çandar
Sayfa 176 - Everest Yayınları
Eskiler anlatırdı yine...
“Hadi artık buralardan gideceksiniz,” dediklerinde, götürebilecekleri yükü bohçalarken, belki küp küp altınları gömmüşler toprağın altına ama sırtlamışlar kitaplarını Allah ne verdiyse. Ve götürmüşler götürebildikleri yere kadar. “Oğlum,” derdi büyüklerimiz, “Dedelerimiz altını bıraktılar ama kitabı alıp götürdüler.”
Tuba Çandar
Sayfa 33 - Everest Yayınları
Bedellerin ödendiği gelecekler Hrant'ları severek, Hrant'lara inanarak olur. Nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutarak olmaz. Bu yükseliş, karşısındakini kendin gibi görerek, kendin gibi sayarak olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hrant
Baskı tarihi:
Eylül 2010
Sayfa sayısı:
712
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752897854
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Türkiyeliyim... Ermeni'yim... İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi "Batı" denilen o "hazır özgürlükler cenneti"nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim. Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.

Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayama-dığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum...

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk
edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında... O noktada hep çaresiz kaldım.

"Ölüm-kalım" dedikleri bu olsa gerek... Bütün bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...
Hrant Dink

Hrant Dink Malatya'da 15 Eylül 1954'te doğdu. Türkiyeli bir Ermeni aydını olarak toplumuna baktı, ona dokundu, gördü ve bildi. Mücadelesini sürdürdüğü gazetesi Agos'un önündeki kaldırımda 19 Ocak 2007'de vuruldu. Bu kitap onun benzersiz hayatının hikâyesidir.

Kitabı okuyanlar 38 okur

  • Burcu Arzuman
  • Sln
  • BURHAN KEBABCI
  • Seda Yeşilyaka
  • Ali Aydemir
  • Meriç Kınay Dertli
  • Ozan Bal
  • Sara Ceren
  • Esra Şentürk
  • Kibrit Çöpü

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (2)
9
%37.5 (6)
8
%12.5 (2)
7
%31.3 (5)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%6.3 (1)
2
%0
1
%0